Kıymetli Kız Kardeşlerim,
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Hamd Allah’a, salât ve selam Allah’ın Rasulü’ne, O’nun âline, ashabına ve O’nu dost edinenlerin üzerine olsun.
Sizler ey kız kardeşlerim, yüce bir ümmetin fertlerisiniz:
كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ
"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz." (Âl-i İmrân [3]: 110)
Kökleri tarihin derinliklerine uzanan, dünyayı İslam’ın nuru ve hükümlerin adaletiyle aydınlatan bir ümmetin... Diniyle izzet bulan, erkeklerine ve kadınlarına Rablerinin hükümleriyle eşit şekilde hitap edilen bir ümmetin... Onlar, Yüce Allah’tan dünya ve ahiret ecrini isterler; O Subhanehu da lütfu ve keremiyle hem erkeklere hem de kadınlara şöyle cevap verir:
رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْMَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ 194 فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ
"Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığıyla bize vaadettiklerini ver bize; kıyamet gününde bizi rezil etme. Şüphesiz sen vaadinden dönmezsin. Rableri onlara şu şekilde cevap verdi: Ben, sizden erkek olsun, kadın olsun -ki hepiniz birbirinizdensiniz- hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim..." (Âl-i İmrân [3]: 194-195)
Ümmet; erkekleri ve kadınlarıyla Rablerinden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer kadar olan, muttakiler için hazırlanmış cennete koşarak böyle izzet buldu. Allah’ın izniyle dünyada da ahirette de kazandılar. Onların İslam’ı karanlığı yok eder, yeryüzünü aydınlatır; Hilafetleri hakkı ikame eder ve adaleti yayar. Onların Halifesi buluta seslenerek şöyle derdi: "İstediğin yere yağmurunu bırak, zira düştüğün her yer İslam diyarıdır!" Hilafetleri, adaleti tesis etmeye ve dünyanın her köşesine hayrı yaymaya devam etti; ta ki arkalarından Hilafeti ve İslam’ın hükmünü zayi eden bir nesil gelene kadar. Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlar hakkında doğruyu söylemiştir:
لَتُنْقَضَنَّ عُرَى الْإسلام عُرْوَةً عُرْوَةً، فَكُلَّمَا انْتَقَضَتْ عُرْوَةٌ تَشَبَّثَ النَّاسُ بِالَّتِي تَلِيهَا، وَأَوَّلُهُنَّ نَقْضًا الْحُكْمُ وَآخِرُهُنَّ الصَّلَاةُ
"İslam’ın bağları ilmek ilmek çözülecektir. Her bir ilmek çözüldüğünde insanlar bir sonrakine tutunacaklardır. Bunların çözülen ilki yönetim (hüküm), sonuncusu ise namazdır." (Ahmed rivayet etti)
Böylece ülkeleri elliden fazla parçaya bölündü, zenginlikleri yağmalandı. İslam’a sımsıkı sarılırlarken, onu ihmal eder hale geldiler. Bu durum, kâfirlerin onları silahtan önce fikirle istila etmelerini, aralarında yalan ve hurafeleri yaymalarını kolaylaştırdı; bazen kendi elleri ve dilleriyle, bazen de takipçileri ve ajanları vasıtasıyla...
Hatta iş o raddeye geldi ki, bu halklar İslam’a ve Müslümanlara karşı şu okları yöneltmeye başladılar: "İslam’da kadının hakları çiğnenmiştir, evlere hapsedilmiştir, aile hayatında bir rolü yoktur, siyasi işlerde hiçbir değeri ve ağırlığı yoktur!" Peki bunu kim söylüyor? Bunu, kadının onurunu ayaklar altına alan, onu reklam ve tanıtımlarda bir meta, her insan için bir eğlence aracı olarak görenler söylüyor! Onun aralarında "giyinik çıplak" olmasını istiyorlar ve değerini vücut ölçüleriyle takdir ediyorlar!... Bunu, kadını hayatta kalabilmek için çalışmaya ve çile çekmeye mahkûm edenler söylüyor; öyle ki kadın çalışmazsa ona bakacak kimse bulamıyor, hatta onuruyla oynanarak karın tokluğuna çalıştırılıyor ve onlar onunla eğleniyorlar! Bunu, Batı medeniyetiyle kadını ifsat edenler, onurunu hiçe sayarak onu evde, çarşıda ve iş yerinde bedeniyle satılan ve alınan bir varlık haline getirenler söylüyor... Kendi ülkelerinde kadına öyle zulmettiler ki, kadın artık Batı medeniyetinin bu bozuk cehenneminden kendini kurtaracak birine, sömürgeci kâfirlerin o çürümüş ve köhne mefhumlarından özgürleştirecek birine muhtaç hale geldi. Bu mefhumlar ki, kadının başörtüsünü gericilik olarak görürken, vücudunun örttüğünden kat kat fazlasını açmasını ilerleme olarak görüyorlar! Ailenin bir erkek ve kadından meşru bir nikâhla kurulmasını modası geçmiş geleneksel bir durum olarak görürken; nikâhsız, hatta aynı cinsten iki kişinin aile kurmasını alkışlanacak ve zılgıt çalınacak üst düzey bir aile yapısı olarak görüyorlar! Gerçekten de değerleri altüst olmuş, anlayışları hastalanmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah doğruyu söylemiştir:
لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا أُولَئِكَ كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
"Onların kalpleri vardır ama onlarla anlamazlar; gözleri vardır ama onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." (A’râf [7]: 179)
Kıymetli Kız Kardeşlerim:
İslam, diğer milletler nezdinde kadının konumunun hayvanla insan arasında olduğu bir dönemde onun şanını yüceltmiştir. Bu sadece cahiliye döneminde değil, o dönemin en büyük iki devleti olan Pers ve Roma’da da böyleydi; hatta buralarda kadının değeri cahiliye dönemindekinden bile düşüktü! Hatta bugün Batı medeniyeti takipçileri nezdinde kadın, büyük oranda ticaretin tanıtımı veya eğlence için alınıp satılan bir bedenden ibarettir. Onlara göre kadına verilen değer; güzelliği, malı, kocasının veya babasının şöhreti içindir... Çok nadiren işindeki başarısı, sözü veya ilmi içindir...
İslam’da ise kadının hakkı hükümlerle sabittir; bu hak ne güzelliği ne malı ne nesebi ne de mevkisi içindir. Sadece "insan" olduğu için, tıpkı erkek kardeşi olan erkeğin Allah’ın kulu bir insan olması gibi, o da Allah’ın bir kuludur... Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu şu sözüyle ifade etmiştir:
نَعَمْ. إِنَّمَا النِّسَاءُ شَقَائِقُ الرِّجَالِ
"Evet, kadınlar erkeklerin öz kardeşleridir (yarısıdır)." (Ebu Davud rivayet etti)
Yine Veda Haccı’nda Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun hakkında şöyle vasiyet etmiştir:
اسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ خَيْرًا...
"Kadınlar hakkında hayrı tavsiye edin (onlara iyi davranın)..." (İbn Mace rivayet etti)
Kıymetli Kız Kardeşlerim:
İslam’da kadın, peygamberliğinden beri Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e destek olan mümin Hatice’dir (r.anha)... İslam’ın ilk şehidi, güçlü ve sabırlı davet taşıyıcısı Sümeyye’dir... İkinci Akabe Beyatı’nda nusret ve yönetim üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e beyat eden Ümmü Umâre ve Ümmü Menî’dir... Müminlerin annesi, fakih, âlim ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den hadis rivayet eden Aişe’dir (r.anha)... İslam’da tıbbın öncüsü Rufeyde el-Eslemiyye’dir... Hudeybiye’de isabetli görüşün sahibi müminlerin annesi Ümmü Seleme’dir...
İslam’da kadın, kız kardeşleriyle birlikte esarete karşı direnen, Rabbine olan güveni ve dininin izzetiyle düşmanlarından korkmadan kurtulan Havle binti el-Ezver’dir... İslam’da kadın, dört oğlu Allah yolunda şehit olduğunda kendisini onların şehadetiyle şereflendiren Allah’a hamd eden Kadisiye’nin Hansa’sıdır... İslam’da kadın, evinde Ömer’in karşısına dikilip onunla tartışan ve ona şu sözü söyleten kadındır: "Vallahi biz cahiliye devrinde kadınlara bir değer vermezdik; ta ki Allah onlar hakkında indirdiğini indirene ve onlara takdir ettiğini takdir edene kadar..." İslam’da kadın, Allah’ın evinde Ömer’e muhasebe yapan ve onun şöyle demesine vesile olan kadındır: "Bir kadın isabet etti, Ömer ise hata etti."
İslam’da kadın, Kadı Şifa Ümmü Süleyman’dır... O, Halifeyi seçendir; Abdurrahman bin Avf, Ömer’den sonra kimin halife olacağı konusunda -Osman mı yoksa Ali mi (r.anhuma)- tıpkı erkeklere sorduğu gibi ona da fikrini sormuştur. Bu, diğer milletlerde yöneticinin neredeyse bir ilah kabul edildiği ve taç giyme, seçim veya beyat süreçlerinde kimseden fikir alınmadığı bir dönemde gerçekleşmiştir.
İslam’da kadın, cennet ehli gençlerin efendileri Hasan ve Hüseyin’i (r.anhuma) yetiştiren Fatımatü'z Zehra’dır (r.anha)... O, Kerbela faciasından çıkıp Yezid’in karşısına dikilen, iktidarı gasp ettiği ve Hüseyin’i (r.anh) katlettiği için onu en sert sözlerle azarlayan Zeyneb binti Hüseyin’dir.
Kıymetli Kız Kardeşlerim:
Bu bir yönüdür; İslam onun değerini kendinde, evinde ve ümmetinde yükseltmiştir. Bu konudaki deliller herkesçe malumdur.
Diğer taraftan İslam’da kadın, bakım ve himaye açısından İslam devletinin merkezinde yer alır. İslam, kadına kendi geçimini sağlamak için çalışmayı farz kılmamıştır; dilerse çalışır, dilemezse çalışmaz. Çünkü geçimi babasına, erkek kardeşine veya kocasına aittir. Eğer bunlar yoksa Halife onun velisidir... Dolayısıyla yaşamak için meşakkate ve sıkıntıya katlanmak zorunda kalmaz. Acıktığında Halife erzakını sırtında taşır, yardım istediğinde Halife ona yardım için ordu toplar ve feryadına icabet eder... Bir kadının tek bir feryadı, Muhammed bin Kasım’ın, Müslüman kadınların gemisini alıkoyan ve onları esir alan Sind kralının tahtını sarsmasına yener... Onun güvenliğinin ihlal edilmesi, Müslüman komutan Kuteybe’nin o kadını korkutan kişiyi yakalamasına ve o bedbahtın hayatı için teklif ettiği altın ve gümüş hazinelerini reddetmesine neden olur; Kuteybe "Vallahi senin yüzünden bir daha asla hiçbir Müslüman kadın korkutulmayacaktır" der ve onun öldürülmesini emreder.
İşte İslam’da kadın budur: Davet taşıyıcısı, nübüvvetin yardımcısı, hak üzerinde sarsılmaz bir kale, İslam’ın ilk şehidi ve ilk doktoru, âlim ve fakihe, mahir bir siyasetçi; çocuğu eğitip onunla oyun oynarken, aynı zamanda yöneticiyi seçer ve onu muhasebe eder... O, söz sahibi bir kadı ve korunması gereken bir namustur.
Kıymetli Kız Kardeşlerim:
Peygamberlik döneminde, Raşidi Hilafet döneminde ve onları ihsanla takip eden Tabiin döneminde Müslüman kadın böyleydi. Allah’ın izniyle ikinci Raşidi Hilafet döneminde de yine öyle olacaktır: Güçlü, sabırlı, hakkı söyleyen ve Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmayan... Bugün onun müjdelerini görüyoruz; Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de zalimlerin tahtlarının yıkılmasına aktif olarak katılmıştır... O, başına gelen musibetlere rağmen Suriye zalimine karşı erkek kardeşiyle birlikte direnmektedir... O, laik kapitalistlerin "Müslüman kadın şer’i kıyafetiyle siyasi çalışma yapamaz" şeklindeki iftiralarını ayakları altına almıştır; Allah onları kahretsin, nasıl da saptırılıyorlar...
İftiraları rüzgâra kapılıp gitti; devrimci kadının safları ve gür seda ile attığı sloganlar onları şaşkına çevirdi... Karşılarında başörtülü, cilbablı ve peçeli kadınların başı çektiği bir manzara görüyorlar; aralarında bunlar gibi olmayanlar ancak çok az bir azınlıktır!
İster Arap diyarında olsun ister Arap olmayan diyarlarda, dinine bağlı Müslüman kadın budur: Doğuda Pasifik Okyanusu sınırındaki Endonezya’dan, batıda Atlas Okyanusu kıyısındaki Fas’a kadar; kuzeyde Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan zalimlerinin olduğu Orta Asya’dan, güneyde Hint Okyanusu derinliklerindeki Mauritius’a kadar... Onu Arap topraklarının kalbinde, mübarek toprak Filistin’deki Yahudi işgaline direnirken, zindanlara girip işkence görürken görürsünüz. Yine onu Arap olmayan toprakların kalbinde, Orta Asya’daki zalimlerin zulmüne direnirken, zindanlara girip işkence görürken görürsünüz... Her iki durumda da Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmaz.
Kıymetli Kız Kardeşlerim:
İslam’da kadın işte budur; sizler Hilafet için çalışanlar, ümmetin en güçlü siyasi faaliyetini yürütenlersiniz. Bu konferansınızda, Hilafet Hakkındaki Uluslararası Kadın Konferansı'nda yer alan sizlersiniz... Sizler İslam’daki kadın sîretini; davet taşıyıcısı, nesilleri yetiştiren, kahramanlar büyüten mümin ve sabırlı kadın modelini yeniden canlandırıyorsunuz... Evini koruyan, ümmetine nasihat eden, dininin iktisat, eğitim ve sosyal ilişkilerdeki hükümlerini kavrayan, ümmetinin iç ve dış siyasetindeki güvenliğine sahip çıkan... Hilafeti kurmak ve Halifeyi seçmek için çalışan siyasetçi, âlim ve fakih kadın...
Belki birileri diyebilir ki: Hizb-ut Tahrir sadece erkekleri Hilafet için çalışmaya harekete geçirmekle yetinmedi, kadınları da harekete geçirdi. Biz de diyoruz ki: Hilafet için çalışmak, muktedir olan her erkek ve kadın üzerine farzdır. Bu, ister Hilafet kurulmadan önce olsun -ki kadının İkinci Akabe Beyatı’nda Medine-i Münevvere’de devletin kurulması için verilen nusret beyatında erkekle birlikte yer alması buna delildir-, isterse kurulduktan sonra olsun -ki Abdurrahman bin Avf’ın, Ömer (r.anh)’dan sonra Osman mı yoksa Ali mi seçilsin diye sahabenin huzurunda kadınlara ve erkeklere eşit şekilde sorması buna delildir-.
Ayrıca biz Hilafet için erkekler ve kadınlar olarak çalışıyoruz; çünkü o, Âlemlerin Rabbinin bir farzı ve Müslümanların izzet kaynağıdır. Biz onun geri döneceğine dair tam bir güven içindeyiz. Zira Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize, yönetim bağının ceberut (zorba) yöneticiler eliyle çözülmesinden sonra, yönetimin yeniden sadece Allah ve Rasulü için İslamî olacağını müjdelemiştir. İmam Ahmed ve Tayalisi’nin müsnedlerinde Huzeyfe’den rivayet edilen hadiste geçtiği üzere, bu ceberut yönetimden sonra nübüvvet minhacı üzere Hilafet gelecektir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
إِنَّكُمْ فِي النُّبُوَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا، فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ
"Allah'ın dilediği kadar aranızda nübüvvet olacaktır. Sonra Allah onu dilediği zaman kaldıracaktır. Sonra nübüvvet minhacı üzere Hilafet olacaktır. O da Allah'ın dilediği kadar olacaktır. Sonra Allah dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. O da Allah'ın dilediği kadar olacaktır. Sonra Allah onu dilediğinde kaldıracaktır. Sonra zorba (ceberut) krallık olacaktır. O da Allah'ın dilediği kadar olacaktır. Sonra onu da dilediği zaman kaldıracaktır. Sonra yine nübüvvet minhacı üzere Hilafet olacaktır." Sonra sustu.
Son olarak, "Hilafet: Kadın Hakları ve Siyasi Rolü İçin Parlak Bir Model" başlıklı Uluslararası Kadın Konferansı için Allah Subhanehu ve Teala’dan muvaffakiyet ve başarı diliyorum. Bir sonraki buluşmanızın, "La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah" yazılı Ukab sancağının gölgesinde olmasını niyaz ediyorum. Böylece sizin için ecir ve zafer iki kat olsun: İlki, zor şartlar altında Hilafet için çalışmanızdan ötürü; ikincisi ise Hilafet kurulup yeryüzünü nuruyla aydınlattığında ona şahitlik etmenizden ötürü. Bu, Allah için hiç de zor değildir.
Sözlerin en güzeli olarak, hem erkeklere hem de kadınlara yönelik şu ayet-i kerimelerle bitirelim:
إنَّ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمِينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
"Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar; işte Allah bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Ahzâb [33]: 35)
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.