Home About Articles Ask the Sheikh
Analiz

Soru-Cevap: Arap Ülkeleriyle Yapılan Çin Zirvelerinin Hedefleri

December 17, 2022
1946

Soru: El-Cezire’nin 09/12/2022 tarihinde internet sitesinde yayınladığı habere göre: “Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da Cuma günü, bir dizi Arap liderin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in katılımıyla 43. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi, KİK-Çin Zirvesi ve Arap-Çin Zirvesi gerçekleştirildi.” Çin'in Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Arap ülkeleriyle Riyad'da bu zirveleri düzenlemesinin hedefleri nelerdir? Bu, çok kutupluluğu savunan Çin'in, siyasi nüfuzunu genişletmek ve Rusya'nın nüfuz ve çok kutupluluk taleplerinde kullandığı şiddetli yöntemin aksine, kendisini büyük bir uluslararası kutup olarak kanıtlamak için izlediği bir yol mudur? Bu durum Arap bölgesindeki yöneticiler nezdinde bir karşılık buluyor mu? Amerika'nın bu duruma tepkisi nedir?

Cevap: Bu soruların cevabının netleşmesi için aşağıdaki hususları gözden geçirelim:

1- Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 08/12/2022 tarihinde Suudi Arabistan'ı ziyaret ederek Kral ve Veliaht Prens İbn Selman ile bir araya geldi. Büyük bir törenle karşılanan Şi Cinping ile Suudi tarafı arasında, Çin’in Kuşak ve Yol stratejisi kapsamındaki projeleri ile İbn Selman’ın “eğlence” başlığı altındaki 2030 Vizyonu projelerini uyumlu hale getirme çabası çerçevesinde; enerji ve altyapı alanlarında 30 milyar dolar değerinde anlaşmalar da dâhil olmak üzere kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalandı. Ayrıca bölgede pazarlama yapmak üzere Suudi Arabistan'da Çin endüstrisi için büyük bir merkez kurulması konuşuldu. Ardından ikinci gün Riyad'da Körfez ülkeleriyle bir Çin zirvesi ve aynı gün birçok Arap “liderinin” katılımıyla Arap-Çin zirvesi gerçekleştirildi. Çin Dışişleri Bakanlığı bu sahne hakkında şunları söyledi: “Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana Çin ile Arap dünyası arasındaki en geniş kapsamlı diplomatik faaliyet.” (BBC, 08/12/2022). Her iki zirvede de Arap ülkeleri ile Çin arasındaki ortaklık ve ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi vurgulandı. Sonuç bildirisinde ise mevcut uluslararası düzene saygı, devletlerin egemenliğine saygı, güç kullanmama, iyi komşuluk ilkesi, Filistin meselesinin merkezi oluşu ve nükleer silahların yayılmasını önleme çabaları gibi genel konular üzerinde duruldu. Çin, Çin-Körfez Zirvesi’nin sonuç bildirisinde İran'ı eleştirerek komşularına saygı duymasını istedi: “Körfez ülkeleri ve Çin, dün Riyad'da düzenlenen KİK-Çin Zirvesi’nin sonunda ortak bir bildiri yayınladı. Bildiri, Birleşik Arap Emirlikleri'nin üç ada meselesinde (İran’ın kendi toprağı olarak gördüğü adalar) müzakere yoluyla barışçıl bir çözüme ulaşma girişimine ve çabalarına verilen desteğin yanı sıra, İran'ı nükleer anlaşmaya geri dönmek için müzakerelere ciddi şekilde katılmaya çağırdı.” (El-Meyadin, 10/12/2022). Bunun üzerine Çin'in Tahran Büyükelçisi, Çin’in bu tutumunu protesto etmek amacıyla İran Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı.

2- Yeni Amerikan stratejisi, Çin'i Amerika'nın dünya hakimiyetine yönelik en büyük tehdit olarak sınıflandırıyor ve dünya genelinde fiili bir nüfuz inşa etme kapasitesine sahip olduğunu belirtiyor. Çin, Amerika'dan sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip ve askeri harcamalarda da ikinci sırada yer alıyor. Bu nedenle Amerika, Çin'in faaliyetlerini izliyor ve yükselişini durdurmak için planlar yapıyor; hatta ABD Başkanı Biden’ın son Tayvan kriziyle ilgili açıklamalarında görüldüğü üzere onunla savaşa hazırlanıyor. Amerika, Çin Devlet Başkanı’nın bu ziyaretine ilişkin şu yorumu yaptı: “Beyaz Saray Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Suudi Arabistan'ı ziyaret etmesinden ‘şaşırmadığını’ çünkü Pekin'in ‘Ortadoğu'daki nüfuzunu artırmaya çalıştığını’ söyledi. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby şunları belirtti: ‘Çin'in dünya çapında derinleştirmeye çalıştığı etkinin farkındayız. Çin Devlet Başkanı'nın turu sürpriz değil ve Ortadoğu'ya gitmeyi seçmiş olması kesinlikle şaşırtıcı değil.’” (CNN Arabic, 08/12/2022).

3- Buna karşılık Çin, Amerikan uluslararası düzenine karşı olmadığını göstermeye çalışıyor. Amerika'nın çağrıda bulunduğu şeylere çağrı yapıyor. Bu durum, Çin Devlet Başkanı’nın bu ziyaretinde zirvenin sonuç bildirisinde uluslararası hukuka dayalı uluslararası düzenin korunması, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve terörle mücadelenin vurgulanmasıyla açıkça görüldü. Hatta Riyad'daki Arap-Çin Zirvesi’nin sonuç bildirisi, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşına atıfta bulunarak devletlerin egemenliğine saygı duyulması, güç kullanmaktan veya kullanma tehdidinden kaçınılması ve iyi komşuluk ilkesine saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladığında Rusya'ya yönelik üstü kapalı eleştiriler içeriyordu. Dahası, Çin'in sonuç bildirisinde İran'ı eleştirmesi, onu iyi komşuluğa ve Körfez ülkelerinin işlerine karışmamaya çağırması, başka bir açıdan bakıldığında İran'a bu eleştirileri uzun süredir yönelten Batılı ülkeler ve Amerika ile bir uyum içerisindedir. İran'ın protesto için Çin Büyükelçisini çağırması, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’den oluşan “yeni bir uluslararası blok” kurulduğu iddiasının gerçekliği olmayan hayali bir iddia olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

4- Arap dünyasının Çin ile ilişkilerine gelince; Suudi Arabistan'daki bu zirveler uluslararası boyutta herhangi bir değişiklik içermiyor. Suudi Arabistan'ın, Temmuz 2022'deki ziyareti sırasında ABD Başkanı Biden'a göstermediği bir coşkuyla Çin Devlet Başkanı’nı karşıladığı doğrudur; ancak bu, Suudi Arabistan'ın Cumhuriyetçilerle birlikte Demokratlara ve Başkan Biden'a karşı yürüttüğü sürtüşmelerle ilgili bir durumdur. Ayrıca Başkan Biden'ın Suudi Veliaht Prensi İbn Selman'a gösterdiği saygı eksikliği de bunda etkilidir. Dahası, Arap ülkeleri Hindistan ve Almanya ile de stratejik ortaklık anlaşmaları imzalamışlardır, ancak bu durum herhangi bir siyasi sadakat veya siyasi tabiiyet değişikliği anlamına gelmez.

5- Çin, parçası olarak gördüğü ancak şu ana kadar ilhak edemediği Tayvan’la, yakınındaki Vietnam’la ve birçok ülkeyle yaşadığı ada sorunlarıyla kendi yakın çevresinde büyük siyasi sorunlar yaşıyorsa ve sadakate yakın ilişkileri neredeyse sadece Kuzey Kore ile sınırlıysa; Çin’in Arap bölgesinde kendisine siyasi bir bağlılık yaratma hırsı ve planı kesinlikle yoktur. Özellikle de yöneticilerin Amerika ve İngiltere'ye ne kadar sıkı bağlı olduklarını bildiği için böyle bir amacı yoktur. Tüm bunlar nedeniyle, Çin Devlet Başkanı’nın bu ziyareti, düzenlenen zirveler ve imzalanan ekonomik anlaşmaların değeri ne olursa olsun, siyasi tabiiyetle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Bunlar devletler arasındaki açık ekonomik ilişkiler kapsamındadır ve sadece ekonomik boyutuyla değerlendirilmelidir. İçerebileceği siyasi işaretlerin ise bölgeyle veya yöneticilerinin siyasi tabiiyetiyle bir ilgisi yoktur. Örneğin, Çin'in İran'ı eleştirmesi Batı'nın tutumuyla bir uyumdur ve Çin'in İran'ı eleştiren küresel korodan ayrı hareket etmediğinin bir kanıtıdır; bunu Körfez ülkeleriyle birlikte İran'a karşı herhangi bir siyasi müdahale takip etmeyecektir. Aynı şekilde, sonuç bildirisinde devletlerin egemenliğine saygı, güç kullanmama ve iyi komşuluk gibi Rusya'ya yönelik üstü kapalı eleştirilerin yer alması, Çin'in Ukrayna savaşında Rusya ile ittifak yapmadığına ve dünyayla ilişkilerinde barışçıl diplomatik bir yol izlediğine dair giderek artan işaretlerden biridir.

6- Çin, Körfez bölgesiyle ekonomik olarak yakınlaşıyor çünkü Amerika ve Avrupa'nın Çin'in sanayi zincirlerini, özellikle de Batı pazarlarına yönelik ihracat zincirlerini kesmesinden şiddetle korkuyor. Bugün Avrupa'da Rus enerji kaynaklarına aşırı bağımlılığın stratejik bir hata olduğu yönündeki tartışmalar, Batı'nın Çin sanayi zincirlerine olan aşırı bağımlılığı için de yaklaşan bir durumdur ve bunun güçlü emareleri görülmeye başlanmıştır. Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock şunları söyledi: “Almanya'nın Rusya ile yaşadığı deneyim gösterdi ki, değerlerimizi paylaşmayan herhangi bir ülkeye artık varoluşsal olarak bağımlı hale gelmemize izin veremeyiz. Umut ilkesine dayalı tam ekonomik bağımlılık bizi siyasi şantajlara açık bırakıyor.” (El-Meyadin, 02/11/2022). Almanya Başbakanı Scholz da Pekin'den ayrılmadan önce Frankfurter Zeitung gazetesinde yazdığı makalede şunları söyledi: “Almanya, ‘Marksist-Leninist siyasi bir yaklaşıma yönelen’ Çin'e karşı ‘yaklaşımını’ değiştirmelidir.” Scholz sözlerine şöyle devam etti: “Alman şirketleri Çin tedarik zincirine olan ‘tehlikeli bağımlılıklarını azaltmak’ için adımlar atmalıdır.” (Şarku'l Evsat, 04/11/2022). Bu çerçevede ve bunu engellemeye çalışmak amacıyla Çin, Batı'ya yönelik tedarik zincirlerinin Rusya'nın enerji zincirlerinin başına gelenlere maruz kalmaması için önleyici faaliyetlerde bulunuyor. Çin'in şu ana kadar görülen önleyici faaliyetleri şunlardır:

a- Kendisini Rusya'dan ayırmak: Çin, Rusya Devlet Başkanı Putin'in Ukrayna'da bir emrivaki yaparak başarılı olmasını ve bunun sonucunda Rusya'nın daha büyük bir küresel rol üstlenmesini ummuşsa da, savaşın başında Çin'in tutumu belirsizdi. Ancak Amerika ve Avrupa'nın Ukrayna'ya verdiği çok büyük destek Ukrayna'ya direnme gücü verince, Çin Rusya'dan uzaklaşmaya başladı ve Rusya'ya yönelik üstü kapalı eleştirilerini artırdı. Bu durum, Çin Komünist Partisi’nin son kongresinden (Ekim 2022) ve Başkan Şi Cinping'in dizginleri tamamen ele alıp rakiplerini partinin Politbürosu’ndan uzaklaştırmasından sonra daha net fark edildi. Ardından Çin, pervasız Rusya'dan daha fazla uzaklaştı. Çin, Amerika ve Avrupa ülkelerinin Rusya'nın enerji zincirlerini kestiği gibi kendi sanayi zincirlerini de kesmesini kaldıramaz; Çin bunu hesaba katmıştır.

b- Batılı tutumlarla uyum sağlamak: Çin, (Amerikan) uluslararası düzenine bağlılığını ve sadakatini ilan etmeye başladı. İran'ın Körfez ülkelerinin iç işlerine karışması gibi Batı'nın eleştirdiği şeyleri eleştirmeye başladı. Bununla Çin Batı'ya, bazı ülkelerin barbarca politikalarını reddeden “uygar” dünya ülkelerinden biri olduğunu söylemek istiyor. Önümüzdeki günlerde Tayvan ile herhangi bir askeri gerilimden uzak durulması, Amerika'dan gerilimi düşürmesinin istenmesi ve Kuzey Kore nükleer krizinin çözümüne yardımcı olunması gibi Çin'in bu tür tutumlarının arttığına şahit olabiliriz. Tüm bunların amacı, Amerika ve Avrupa’nın Çin'den gelen sanayi tedarik zincirlerini kesme politikasını durdurmaktır.

c- Ekonomik alternatiflere ilgiyi artırmak: Çin, Batı pazarları için henüz önemli olmasa da Arap ülkelerinin pazarlarını bir alternatif olarak görüyor. Yani Amerika ve Avrupa ile Çin tedarik zincirlerinin kesilmesi (veya azaltılması) durumunda, Arap pazarları Amerikan ve Batı pazarlarına kıyasla hala marjinal olsa da bir tür alternatif oluşturabilir. Buna Afrika ve Latin Amerika pazarları da eklenirse, Amerika ve Avrupa'daki Çin'e bağımlılığı azaltma yönündeki yeni eğilimler nedeniyle bir tıkanma yaşanması durumunda Çin ekonomisi bir nefes borusu bulmuş olacaktır.

7- Arap ülkelerinin ekonomik durumu açısından bu Körfez veya Arap zirvelerine şu şekilde bakılabilir:

a- Arap ülkelerinde onlarca yıl süren kapsamlı yönetim başarısızlığından sonra, bu ülkeler içine bir kibrit çöpü atılmasını bekleyen kuru ormanlar gibi oldular. Bu ülkelerin bazıları toplanan vergilerin yarısından fazlasını faizli kredilerinin faizi olarak ödüyor, para birimleri büyük çöküşler yaşıyor ve başarısız ekonomik politikalar ile Batı'ya olan derin bağımlılık sonucunda fiyatlar keskin bir şekilde yükselerek protestoların patlak vermesi riskini taşıyor. Neredeyse Körfez ülkeleri dışındaki tüm Arap ülkeleri ciddi ekonomik sorunlar yaşıyor. Bu gerçeklik, söz konusu yöneticilerin Çin'i potansiyel bir ekonomik kurtarıcı olarak görmelerine neden oluyor. Çin'den daha fazla kredi alınabilir, IMF'nin bazı ağır şartlarından kaçınılabilir ve Çin, büyük dış projeleri aracılığıyla bu ülkelerde devasa yatırımlar yapabilir. Bu yatırımlarda yöneticiler ve yandaşları, hükümet koridorlarında yaygın olan yolsuzluk nedeniyle çıkar ve fayda sağlayabilirler.

b- Amerika açısından bakıldığında ise, ekonomik sorunları onu müttefiklerine daha fazla bel bağlamaya itmiştir; Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile imzaladığı hayali silah anlaşmaları buna örnektir. Hatta Amerika, kendi ekonomik çıkarı için başkalarının müttefiklerine bile baskı yapmaktadır. Örneğin İngilizlerin müttefiki olan Katar'a Amerikan müttefikleri tarafından yapılan baskı sonucunda Katar'ın Amerika'da yatırım yaptığı paralar, yöneticileri için iktidarda kalma can simidi haline gelmiştir. Hatta ABD Başkanı Trump, bölgedeki yöneticilerden Amerikan koruması karşılığında ödeme yapmalarını talep etmiştir. Bu yöneticiler büyük sorunlar yaşadıkları için Amerika ya onları buna itiyor ya da Çin'e yönelik ekonomik eğilimlerine itiraz etmiyor. Belki de Amerika bugün, Çin'in yükselişini durdurma politikasının bir parçası olarak, bölgedeki Amerikan müttefiklerine verilen ekonomik yardımlarla Çin ekonomisini yormayı planlıyordur. Yani Çin-Arap ekonomik iş birliği ve ortaklıkları, bu yöneticilerin sadakatini hiçbir şekilde tehdit etmemektedir.

8- Tüm bunlarla birlikte Çin'in bu zirvelerden hedefleri netleşmektedir. Bunlar öncelikle ekonomik hedeflerdir. Çin, Arap bölgesinde siyasi nüfuz konusunda Amerika ve Avrupa ile rekabet etmiyor; kapasitesi ve iradesi buna yetmez. Hatta kendi yakın çevresi olan Doğu Asya'da bile siyasi nüfuzu lehine sonuçlandıramıyor. Çin, bu zirveler ve imzaladığı ekonomik ortaklık anlaşmaları aracılığıyla Arap bölgesinin damarlarının ekonomisini beslemeye devam etmesini istiyor; ister Körfez'den gelen enerji kaynakları olsun ister sanayisi için Arap ülkelerinin pazarları olsun. Çin bu ve benzeri fırsatları, uygar dünyanın bir parçası olduğunu söylemek için kullanıyor. Ayrıca Batı'nın “haydut devletler” olarak adlandırdığı Kuzey Kore ve İran gibi devletler kampının bir parçası olmadığını ve bugün Rusya'nın boynuna dolanan ve onu boğmak isteyen uluslararası izolasyona maruz kalmak istemediğini de söylüyor. Çin ayrıca, Batı baskısı şiddetlenirse ve Batılı ülkeler kendisiyle olan sanayi tedarik zincirlerini keserse, bunların toplamının Batı pazarlarına bir alternatif olması için Arap bölgesi, Afrika ve Latin Amerika ile köklü ekonomik ilişkilere sahip olmak istiyor. Çin, Batı'ya karşı yumuşama politikası ve şekillenmekte olan Rusya'dan uzaklaşma politikası ile bunu önlemeye veya hafifletmeye çalışıyor.

9- Şuna da işaret edilmelidir ki, “Arap liderleri” bu zirveler sırasında Çin Devlet Başkanı ile yaptıkları “dostane” görüşmelerde Çin'in Şincan (Doğu Türkistan) bölgesindeki Müslümanlara yönelik vahşi uygulamalarını gündeme getirmeyi akıllarından bile geçirmediler. Bu konu sanki hiç yokmuş gibi hiç tartışılmadı! Bu durum bir şeye delalet ediyorsa, o da bu Arap yöneticilerin ne kadar zavallı ve zayıf olduklarını, Müslümanların dertlerinin onları hiç ilgilendirmediğini gösterir. Tüm bu yöneticilerin merkezi davası, halklarının kendilerine karşı duyduğu büyük öfke ve tüm politikalarının başarısızlığı ile insanların hayatına dokunan herhangi bir sorunla başa çıkmadaki acziyetleri gölgesinde koltuklarını korumaktır. Konuşmalar sadece ekonomik ilişkilere ve uluslararası ticarete odaklandı, sanki Çin'in Uygur Müslümanlarına karşı işlediği suçlar başka bir dünyadaymış gibi!

10- Bugün Arap yöneticileri, hatta Müslümanların yöneticileri, Hilafet'in yıkılışından bu yana en kötü durumlarındadırlar ve bu durum onların yok oluşunun yaklaştığının habercisidir. Amerika, Avrupa ve hatta Çin ile koordinasyon içinde kendi elleriyle yarattıkları yıkımın boyutu o kadar büyüktür ki, bu yıkımı onarmaya çalışırken bocalıyorlar ve iktidarlarını sürdürmelerini haklı çıkaracak herhangi bir başarıya ulaşmaktan çok uzaktırlar. Aralarındaki fark sadece başarısızlık derecesidir. Bunun da ötesinde, Allah Teâlâ’nın gazabı üzerlerindedir; çünkü İslamlarını arkalarına atmışlar, yeryüzünde İslamî hayatı yeniden başlatmak için çalışanlarla savaşmışlar ve sanki üzerlerine bir bürüme gelmiş gibi her müstebit kafir sömürgecinin emrine uymuşlardır.

أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُون

"Onlar diri değil, ölüdürler. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler." (Nahl [16]: 21)

22 Cumada el-Ula 1444 H. 16 Aralık 2022 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın