Soru-Cevap
Soru:
Alman hükümeti, 14 Haziran 2023 tarihinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana ilk kez, çeşitli Alman kurumları arasında bir yılı aşkın süren müzakerelerin ardından ulusal bir güvenlik stratejisini onayladı. Peki bu strateji, 1945'te İkinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinden bu yana Almanya'ya uygulanan kısıtlamaların sonunu mu temsil ediyor? Bu stratejinin benimsenmesinden sonra Almanya'dan Avrupa ve uluslararası siyasette ne bekleniyor?
Cevap:
İkinci Dünya Savaşı'nda mağlup bir devlet olan Almanya, savaşı kazanan büyük devletlerin (ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa) her birinin bir bölgeyi kontrol ettiği dört bölgeye ayrılmıştı. Daha sonra üç Batılı devlet Federal Almanya'yı (Batı Almanya), Rusya ise Demokratik Almanya'yı (Doğu Almanya) kurdu. Pratikte Batı Almanya ABD'ye bağlı bir devlet olarak hareket ederken, Doğu Almanya da Sovyetler Birliği (Rusya) ile aynı şekilde hareket ediyordu. Doğu Almanya, Sovyetler Birliği için batı yönünde ileri bir askeri üs teşkil ederken; Batı Almanya da Batı kampının lideri olan ABD için doğu yönünde benzer bir konumdaydı. Bu durum İkinci Dünya Savaşı sonrasındaydı ancak bu gerçeklik daha sonra kademeli olarak değişti:
1- Bazı şekli meseleler dışında, her iki Alman devletinin de kamp liderinden bağımsız bir politikası yoktu. Bu durum Sovyetler Birliği zayıflayıp 1990'da Almanya'nın birleşmesini kabul edene kadar devam etti. Yani Moskova, Doğu Almanya'dan Batı lehine vazgeçti. 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Rusya'nın kendi iç sorunlarına gömülmesi ve 1992'de ABD'ye rağmen Avrupa birliği için Maastricht Antlaşması'nın imzalanmasıyla Almanya, Avrupa'nın en önemli ekonomik gücü olarak öne çıkmaya başladı. Almanlar, uluslararası koşulların değiştiğini ve Almanya'nın bağımsızlığının temel dayanağı olarak ekonomik yönü sabitlemek için bir fırsat olduğunu gördüler. Bu nedenle Almanya; İngiltere, Fransa gibi diğer Avrupa güçlerini veya Rusya ve ABD gibi uluslararası güçleri kışkırtmadan, onlarla rekabet eden bir ekonomik güç olarak ortaya çıktı. Özellikle de Alman savunma politikası asgari düzeyde askerileşmeye bağlı kalıyordu.
2- Sanayi ve ekonomi alanındaki başarısı ve Rusya ile ticari ilişkilerini genişletmesiyle Almanya, Avrupa ülkelerine ekonomik olarak liderlik etmeyi başardı. Bu Alman liderliği, 2010 yılındaki Yunanistan krizinde olduğu gibi fiili bir durum olarak kendini dayattı. Genel olarak, Avrupa'da veya Avrupa'nın dış ilişkilerinde Almanya olmadan büyük bir ekonomik mesele karara bağlanamaz hale geldi. Bu durum özellikle Fransa için pek olumlu olmasa da, Alman askeri gücünün zayıf olması Fransa'ya iki devlet arasındaki rekabetin hala "sportif" ve zararsız bir çerçevede olduğu izlenimini vermeye devam ediyordu. O dönemlerde Almanya, güvenlik sınamalarına ilişkin vizyonunu Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan Beyaz Kitaplar aracılığıyla duyuruyordu (ilki 1969'da, sonuncusu ise 2016'da yayınlanmıştı). Bu belgelerde güvenlik, terörizm ve Birleşmiş Milletler aracılığıyla katılım arzusundan bahsediliyordu. 2014 yılında Rusya, Kırım'ı Ukrayna'dan koparıp ilhak ettiğinde Almanya buna şiddetle karşı çıktı ve Rusya'ya yönelik Batı yaptırımlarına katıldı. Ancak Rusya ile büyüyen ticari çıkarları, onu Rusya'ya karşı herhangi bir eyleme liderlik etmekten alıkoyuyordu. Rusya'nın Kırım'ı ilhak ederek Avrupa güvenlik denklemini yıktığı konuşulsa da, Almanya'nın Minsk Anlaşmaları'na dahil olması, Almanlar için Rus tehdidini Kırım sınırlarında ve Rusya'nın o yıl savaş başlattığı ve Ukrayna hükümetine karşı Rus ayrılıkçıları desteklediği Donbas'ta durdurma umudu taşıyordu.
3- Ancak Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgal etmesi ve ABD'nin Rusya'nın kendi inşa ettiği uluslararası güvenlik temellerini yıktığına ikna olmasıyla, Avrupa ve uluslararası koşullar Almanya'ya, halihazırdaki güçlü ekonomik temelinin yanına askeri bir temel eklemesi için altın bir fırsat sundu. Zira ABD, Çin'in yükselişini durdurmaya hazır ve tetikte kalabilmek için Avrupa güçlerinin Rusya karşısında kendisinin yerine durmasını istiyor. Buradan hareketle Almanya, uluslararası sahnenin askeri bir büyük güç olarak öne çıkması için açık hale geldiğini gördü. Rusya ile ticari bağlarını koparırken Almanya, ordusunu desteklemek ve güvenliğini sağlayabilecek düzeye getirmek için 100 milyar Euro değerinde büyük bir mali fon oluşturduğunu duyurdu. Ukrayna'daki savaşın bir "dönüm noktası" (Zeitenwende) olduğunu ilan etti, hatta savaş uçaklarını Pasifik Okyanusu'na kadar göndererek Alman askeri gücünün İkinci Dünya Savaşı sonrası kısıtlamalardan kurtulmaya başladığına dair güçlü bir sinyal verdi. Böylece Alman halkının büyüklük duyguları depreşti ve Almanya, Ukrayna'ya ve hatta Doğu Avrupa'ya karşı özel yükümlülüklerinden bahsetmeye başladı. Almanya'da, Ukrayna sınırlarında durmayacak olan "Rus emperyalist emellerine" karşı hazırlıklı olunması gerektiği konuşmaları arttı.
4- Şansölye Scholz hükümeti, 14 Haziran 2023'te Ulusal Güvenlik Stratejisi'ni sunarken Almanların bu strateji üzerinde uzlaştığını göstermeye özen gösterdi. Stratejinin sunumu sırasında hükümet koalisyonundaki Alman partilerinin temsilcileri (Yeşiller Partisi, Hür Demokrat Parti ve Şansölye Scholz'un Sosyal Demokrat Partisi'nden bakanlar) Şansölye'nin yanında hazır bulundu. Bu durum, Almanya içindeki bu değişimlerin ciddiyetine ve Almanya'yı İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra on yıllarca süren askeri ve güvenlik konumundan yeni bir konuma taşıma etkisine işaret etmektedir; her ne kadar muhalefet partileri hükümeti bu stratejideki bazı belirsizlikler nedeniyle yoğun bir şekilde eleştirse de.
5- Alman Şansölyesi Scholz'un şu açıklaması, Almanya'nın politikasındaki bu niteliksel ve yeni geçişi açıklamaktadır:
"Almanya Şansölyesi, Alman hükümeti tarafından bugün kabul edilen Ulusal Güvenlik Stratejisinin, değişen bir ortamda Almanya'daki insanların güvenliğini sağlamak için önemli bir katkı olduğunu vurguladı. Sosyal Demokrat siyasetçi, kabinenin bu stratejiyi onaylayarak 'olağanüstü ve önemli' bir karar aldığını söyledi. Scholz, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı ve Çin hükümetinin giderek artan saldırgan tutumu ışığında Almanya'nın güvenlik politikası ortamının büyük ölçüde değiştiğini açıkladı. Scholz, devletin temel görevinin vatandaşlar için tavizsiz bir şekilde güvenliği sağlamak olduğunu belirterek, bu görevin 'Bütünleşik Güvenlik' ilkesini takip eden güvenlik stratejisi aracılığıyla yerine getirileceğini kaydetti. Scholz, geçmişte Alman hükümetinin planlamasında sadece savunma politikası ile sınırlı olan şeyin artık 'bütünsel ve kapsamlı' bir yaklaşım izleyeceğini sözlerine ekledi." (Deutsche Welle, 14.06.2023)
6- Almanya'nın Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi, Alman hükümetinin halkının güvenliğini korumasına rehberlik eden ilkeleri temsil etmektedir. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana benimsenen ve bu belgede terk edilen en önemli ilkelerden biri, Alman ordusunun sadece güvenlik tehditlerine karşı koymak için "savunma" görevleri yürüttüğü ilkesidir; şimdi ise "saldırıyı" da içerebilecek kapsamlı eylemler gerçekleştirmeye geçmiştir. Bu, Avrupa'da büyük ve tehlikeli bir gelişmedir. Belge, Alman ordusunun kapsamlı ve hızlı bir şekilde geliştirilmesini öngörmektedir. 2014 yılındaki NATO kararına uygun olarak GSYİH'nin en az %2'sinin ordu ve güvenliğe ayrılması taahhüdünün teyit edilmesinin yanı sıra Almanya, diğer bakanlıkların bütçelerini ordu lehine azaltmaya hazırlanmaktadır. Bu aynı zamanda Alman refah anlayışının kısıtlanması yönünde büyük bir değişikliktir. Maliye Bakanı Christian Lindner şunları söyledi: "Almanya on yıllardır 'barış getirilerinden' (Friedensdividende) faydalandı. Bu, savunma meselesine fazla önem vermeye gerek olmadığına dair bir inancın hakim olduğu anlamına geliyordu. Bakan Berlin'de stratejinin sunumu sırasında, 'Bu, bütçedeki payların sürdürülebilir bir şekilde değişeceği anlamına geliyor' dedi." (Deutsche Welle, 16.06.2023)
7- Belge aynı zamanda Alman hükümetinin risk analizine bakışını da temsil etmektedir. Dış risklerin başında Rus ordusu veya onların deyimiyle "Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı" gelmektedir. Ondan sonra, yani daha düşük bir derecede, Çin'in yükselişine ve Scholz'un ifadelerinde "Çin hükümetinin giderek artan saldırgan tutumu" olarak geçen, Batı'da "müstebit/otokratik" olarak adlandırılan sistemine karşı durmak yer almaktadır. Belge; siber güvenlik, Alman altyapısına yönelik tehditlerin tehlikesi ve iklim değişikliği gibi iç riskleri de göz ardı etmemektedir. Her ne kadar bu meseleler dışarıdan gelen tehditlerle doğrudan bağlantılı olsa da (Rusya'nın Batılı ülkelerde siber saldırılar düzenlemekle suçlanması gibi), aynı zamanda iklim değişikliği risklerini sınırlamak için uluslararası koordinasyonu da içermektedir. Yani bu Alman ulusal güvenlik stratejisi, bazı şüphe ve zanlar Alman siyasi zihniyetine hakim olmaya devam etse de, Almanya'nın dış politikasında bir durumdan başka bir duruma geçişini temsil etmektedir.
8- Ordusunu güçlendirerek, geliştirilmesi için devasa bütçeler ayırarak ve "saldırı" dahil dışarıdaki askeri operasyonların önünü açarak Almanya, "İkinci Dünya Savaşı sonrası kısıtlamalar" olarak bilinen kendisine dayatılan askeri kompleksten kurtulmuş olmaktadır. Yani bu kompleks artık geçmişte kalmıştır. Bu durum, bugün gözden kaçmayan Fransa ile olan büyük ve köklü anlaşmazlıkları tetiklemektedir. Her ne kadar Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nı imzalayan Almanya, nükleer olmayan statüsüne bağlı kalmaya devam etse de (bu statü 1990'da birleşme sırasında dört büyük devletle imzalanan "Almanya ile İlgili Nihai Düzenleme Antlaşması" ile teyit edilmişti), bu değişimlerin derinliğini anlamak için Alman ordusunun güçlendirilmesinin sayısının artırılmasını gerektirdiğini görmek lazımdır. Bu ise 1990 yılında büyük devletlerle imzalanan ve Alman ordusu için üst sınırı 370.000 asker olarak belirleyen antlaşmadaki taahhütlerle çelişmektedir. Ancak ABD ve İngiltere'nin Rusya karşısında yeni bir rol oynaması için Almanya'yı zorlaması, Almanya'nın bu anlaşmadan sıyrılmasını kolaylaştıracaktır. Bu, Almanya'nın askeri gücü üzerindeki tüm Rus kısıtlamalarından çıkışını temsil edecektir. Fransa'ya gelince; pozisyonu, Almanya'yı güçlendirmeye yönelik Amerikan ve İngiliz eğilimleri karşısında zayıf görünmektedir. Hatta artan Alman-Fransız anlaşmazlığı, hem ABD hem de İngiltere'nin memnuniyetle karşılayacağı bir durum olan Avrupa Birliği'nin tamamının altını oyma potansiyeline sahiptir.
9- Özellikle Fransa'nın Alman militarizminin yükselişinden duyduğu endişeleri hafifletmek için Alman stratejisi, Almanya'dan Avrupa Birliği'nin bir parçası olarak bahsetmektedir: "Hükümet stratejide, Avrupa düzeyinde teknolojik savunmanın güçlendirilmesi, casusluk, sabotaj ve siber saldırılara karşı mücadelenin artırılması gibi bir dizi hedef belirledi. Ayrıca, Avrupa Birliği düzeyinde silah ihracat kontrollerinin koordine edilmesi gerekliliği vurgulandı." (Deutsche Welle, 16.06.2023). Ancak bu, diğer taraftan Paris'te başka tür bir endişeye yol açmaktadır; zira Paris, Avrupa stratejilerinin artık Berlin'den çıktığını görmektedir. Almanya aynı zamanda Avrupa hava savunma projesine de liderlik etmektedir: "Yeni strateji, nüfus ve ekonomik güç bakımından Avrupa'nın en büyüğü olan Almanya'ya ve dolayısıyla Avrupa savunma sistemini ve NATO'yu güçlendirmek için kendisinden neler beklendiğine işaret ediyor. Bu, Almanya'nın burada bir liderlik rolü oynama arzusuna işaret ediyor; özellikle de bir Avrupa füze kalkanı olan 'Sky Shield'ı kurmaya çalışmasıyla. Savunma Bakanı Boris Pistorius, 18 ülkenin bu girişime katılmaya prensipte onay verdiğini açıkladı." (Asharq Al-Awsat, 17.06.2023).
10- Çin ve Rusya'nın müstebit rejimler olarak görülmesine ilişkin olarak Alman Dışişleri Bakanı Baerbock, ulusal güvenlik stratejisini açıklarken şunları söyledi: "Strateji, güvenlik politikasının 'üç temel boyutuna' dayanmaktadır: Savunma, direnç ve sürdürülebilirlik. Savunma alanı orduyu güçlendirmeyi, sivil savunmayı ve vatandaşların korunmasını kapsar. Direnç yani karşı koyma yeteneği alanında ise 'özgür demokratik temel düzenimizin yasa dışı dış etkilere karşı savunulması' söz konusudur. Ayrıca 'hammadde ve enerji arzı alanındaki tek taraflı bağımlılıkların' azaltılması ve tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi gerekmektedir." (Deutsche Welle, 16.06.2023). Bu durum, ABD'nin Almanya'yı ve tüm Avrupa'yı Rusya'dan gelen enerji tedarik zincirlerinin çoğunu kesmeye zorlamasından sonra, Çin tedarik zincirlerini sınırlamaya yönelik Amerikan politikasının arkasına takılan büyük bir Alman uyumudur. Bu husus Alman açıklamalarında açık ve nettir; Şansölye Scholz'a göre, "Bizim için Avrupa Birliği ve Transatlantik ittifakı ile olan bağ merkezi önemini korumaktadır."
11- Bu Alman Ulusal Güvenlik Stratejisinin boyutları şu şekilde özetlenebilir:
a- Bu strateji, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana Almanya'ya dayatılan askeri komplekse son vermiştir. Almanya ordusunu güçlendirme ve onu güvenliğinin garantörü yapma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Ancak Almanya, uluslararası koşulların elverdiği ölçüde kısıtlamaları kırmaktadır; bu nedenle nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasına imza atan bir devlet olarak kalmaya devam etmektedir.
b- Batılı uluslararası koşullarla uyumlu olarak Almanya, düşmanlarını buna göre belirlemektedir: Birinci derecede Rus ordusu, ikinci derecede ise Alman stratejisinin bir ticari ortak ama aynı zamanda çevresine karşı giderek artan saldırgan bir vizyona sahip bir devlet olarak bahsettiği Çin yer almaktadır. Ancak uluslararası sorunların çözümünde Çin ile işbirliğini dışlamamaktadır ve bu konudaki pozisyonu G7 ülkelerinin ilan edilen pozisyonuyla tamamen örtüşmektedir.
c- Almanya, bir Avrupa Birliği ve NATO üyesi devlet olarak kendisini çevreleyen güvenlik ve askeri sınamaları tanımlamaktadır. Alman stratejisi, Almanya'nın bu Avrupa ve uluslararası kurumlar aracılığıyla çalışma taahhüdünü teyit etmektedir.
d- Her ne kadar bu strateji Almanya'nın Avrupa'nın ve NATO ülkelerinin bir parçası olduğunu vurgulasa, güvenliğinden Avrupa ve Atlantik sisteminin kolektif güvenliğinin bir parçası olarak bahsetse ve ABD'nin kontrolündeki uluslararası düzeni savunduğunu teyit etse de; tüm bunlar bu Alman stratejisinin ciddiyetini azaltmaz. Aynı şekilde bu strateji, tıpkı İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılması gibi, Moskova için büyük uluslararası kayıplardan birini temsil etmektedir.
e- Almanya, geçtiğimiz otuz yıl boyunca ekonomik meselelerdeki liderliğini öne çıkarmak için Avrupa Birliği içindeki konumunu kullandı ve bu büyüklüğe giden ilk adımıydı. Şimdi ise Ukrayna'daki savaşı ve çevresindeki uluslararası koşulları, güçlü bir ordu ve askeri-endüstriyel temel inşa etmek için kullanıyor ki bu da büyüklüğe giden ikinci adımıdır. Bundan sonra geri kalan kısıtlamalardan kurtulabilir ve Avrupa ülkelerinden ve ABD'den bağımsız bir Alman stratejisi inşa edebilir. Bu yakın vadede beklenmese de olaylar Almanya'nın bu yolda ilerlediğini göstermektedir.
12- Sonuç olarak, bugünün dünyasındaki büyük devletler zulüm ve saldırganlıkla kan dökmek, yeryüzünde fesat yaymak, ekinleri ve nesilleri helak etmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar... İnsanlığın işleri, ancak yeryüzünün yeniden Hilafet nuruyla aydınlanmasıyla düzelecektir. Hilafet sadece Müslümanlara değil, gölgesinin ulaştığı herkese huzur ve güveni geri getirecektir. İşte o zaman dünyanın her yerinde hakkın sesi yükselecektir:
وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً
"Ve de ki: Hak geldi, batıl zail oldu. Muhakkak ki batıl yok olmaya mahkumdur." (İsrâ [17]: 81)
وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيباً
"‘Ne zaman o?’ diyecekler. De ki: ‘Yakın olması umulur.’" (İsrâ [17]: 51)
5 Zilhicce 1444 H. 23/06/2023 M.