Soru:
Yaklaşık iki haftadır Amerika Birleşik Devletleri’ni, bazı bölgelerde oldukça büyük görünen, şiddet olaylarının, dükkanların yağmalanmasının ve polis merkezlerinin yakılmasının eşlik ettiği protestolar kasıp kavuruyor. Amerika’da siyah bir adamın öldürülmesi bu denli büyük protestoları tetikler mi? Zira son birkaç yılda bu durum defalarca yaşandı ancak böylesi protestolar gerçekleşmedi! Bu Amerikan protestolarının Amerika’nın dış politikası üzerinde yansımaları olacak mı?
Cevap:
Yukarıdaki soruların cevaplarının netleşmesi için şu hususları gözden geçirmelidir:
1- Amerikan polisi, 25 Mayıs 2020 tarihinde Minnesota eyaletinin Minneapolis şehrinde Afrika kökenli bir adam olan George Floyd’u öldürdü. Bu, polisin teşkilatta aldığı eğitimleri uyguladığı şeni bir suçtu; şah damarına dizini bastırarak sabitlemiş ve bu suç dokuz dakika boyunca devam etmiştir. Floyd bu süre zarfında hayatını kaybedene kadar "Nefes alamıyorum" diye haykırmıştır. Tüm Amerikalılar bu vahşi suça tanıklık etti ve Amerikan polisinin siyahlara karşı vahşetini kendi gözleriyle gördü. Ertesi gün, insanlara yönelik bu derecedeki vahşeti kınamak amacıyla şehirde hemen gösteriler patlak verdi. Daha sonra, boğulma anının acı dolu videosunun sosyal medya üzerinden geniş çapta yayılmasıyla gösteriler, birçok eyaletteki 80’den fazla Amerikan şehrine yayıldı... Ardından yetkililer, birçoğuna şiddet, cinayet, yağma, dükkanların ve polis merkezlerinin yakılmasının eşlik ettiği gösterileri önlemek için sokağa çıkma yasağı ilan etti. Amerikan polisi protestoculara sert müdahale ederek çeşitli şehirlerde 4 binden fazla kişiyi gözaltına aldı, birkaç kişinin öldüğü açıklandı. Güvenliği sağlamak ve sokağa hakim olmak için Ulusal Muhafızlar göreve çağrıldı. Hatta başkent Washington’da güvenliği sağlamak için Amerika tarihinde daha önce görülmemiş bir şekilde Amerikan ordusu göreve çağrıldı. Göstericilerin Beyaz Saray’ı basmasından korkulduğu için Başkan Trump yer altındaki güvenli bir sığınağa kaçırıldı.
2- Amerikan protesto sahneleri, birbirini izleyen Amerikan hükümetlerinin övündüğü iç istikrar imajını yerle bir etti. Yükselen yangınlar, yağmalanan mağazalar ve tahrip edilen polis merkezlerinin boyutu, Amerikalılara kendi hükümetlerinin uzun süredir diğer devletler için yarattığı cehennemi haber veriyordu. Amerika’nın dünyaya karşı alışageldiği zorbalık ve kabadayılığın, bizzat Amerikan halkına karşı uygulanmaya başlandığı tehdidini savuruyordu. Bunlar her açıdan sarsıcı sahnelerdi: Bir başkan, tel örgüler ve beton duvarlarla çevrilen Beyaz Saray’ın surlarını aşmaya cüret ederlerse barışçıl protestocuları Beyaz Saray etrafındaki "vahşi köpeklerle" ve dünyanın en ölümcül silahlarıyla tehdit ediyor. Başkan, eyalet valilerinden kendi eyaletlerindeki protestoculara sert karşılık vermelerini, güvenliği güç kullanarak sağlamalarını talep ediyor, onlara Ulusal Muhafızlardan yardım almalarını öneriyor ve polis ile muhafızların güvenliği sağlamada başarısız olması durumunda ordunun 4 saat içinde müdahale etmesi için tam teyakkuz durumuna getiriyor. Nitekim ordunun halka karşı kullanılmasına yönelik geniş çaplı eleştirilerin ardından bu adımdan vazgeçilmeden önce, ordu başkent Washington’a konuşlandırılmıştı. Diğer taraftan, ne polisin ne muhafızların ne de koronavirüs tehlikesinin durduramadığı öfkeli kitleler vardı; bunların bir kısmı barışçıl olup sivil haklar talep etmek, katillerin hesap vermesini istemek ve polis teşkilatında reform yapılması için gösteri yaparken, ikinci bir kesim kasıtlı olarak hükümet merkezlerine, özellikle polise saldırıyor, buraları yakıp yıkıyordu. Başkan Trump bunların kapitalizm karşıtı aşırı solcu "Antifa" hareketi olduğunu iddia etti! Üçüncü bir kesim ise yağma, hırsızlık ve tahribat eylemleri gerçekleştiriyordu...
3- Beyaz unsurların temelini oluşturduğu Amerikan polisinin gerçekliği, siyah nüfusu aşağılamaya alışmış olmasıdır. Birçok siyah polisler tarafından öldürülmüş ve bu olayların bir kısmı, son Floyd hadisesinde olduğu gibi belgelenmiş ve filme alınmıştır. Bu hadiseler nadir görülen olaylar değil, aksine tekrarlanan olaylardır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ırk ayrımcılığı, toplumlarında göze çarpan somut bir fenomendir...
Ancak 25 Mayıs 2020’de Minneapolis’te Floyd’un öldürülmesinin, Amerika’daki devlet kurumlarının özellikle siyahlara karşı yürüttüğü ırk ayrımcılığı politikasına karşı halkın öfkesinin kapsamını genişletmesine neden olan bazı sebepler vardır. Bu sebeplerin bir kısmı eski, bir kısmı ise yenidir:
a- Amerikan toplumundaki eritme potası sürecinin başarısızlığı: Mevcut Amerikan toplumu tepeden tırnağa ırkçı bir temelde doğmuştur. Özellikle İngiliz göçmenler ve genel olarak Avrupalılar, Amerika’yı asıl sahipleri olan milyonlarca Kızılderili’nin cesetleri üzerine sömürgeleştirmişlerdir. Yeni sömürgelerin iş gücü ihtiyacı nedeniyle Afrika’dan köleler getirilmiştir. Bu yüzden Amerikalılar, Afrika kökenli herkese "köle" gözüyle bakmaktadır. Bu durum, yüzyıllar boyunca resmi bir şekilde devam etmiş, bu süre zarfında Afrikalılar ırkçı tecrit altında tutulmuş, beyazların çiftliklerinde ve sanayilerinde angarya işlerde çalıştırılmışlardır. 1790 Naturalization Act (Vatandaşlığa Kabul Yasası), Amerikan vatandaşlığını sadece beyazlara veriyor, siyahları vatandaş olarak tanımayı reddediyordu. 1860’lı yıllarda Afrikalıların oy kullanma gibi bazı haklar elde etmesine rağmen, ırk ayrımcılığı İç Savaş bittikten sonra bile Amerika’da uygulanan resmi bir politika olarak kaldı. 20. yüzyılın ortalarından sonra "Sivil Haklar" olarak adlandırılan ve Martin Luther King’in Amerika’daki siyahların lideri olarak ün kazandığı büyük bir hareket patlak verdi. Bu hareket, siyahların Amerikan vatandaşları olarak tüm haklarının resmen tanınmasıyla sonuçlandı... Ardından bu Afrikalılar, babalarının ve dedelerinin mahrum kaldığı sivil hakları elde ettiklerini sandılar. Ancak bu durum, bu Afrikalılara karşı aşağılayıcı bakış açısını sürdüren ve onlara karşı ırkçı uygulamalara devam eden beyaz Amerikalıların zihniyetini pek değiştirmedi. Amerikan liderlerinin ırkçılığın sona erdiğine dair tumturaklı sözlerine rağmen, çeşitli raporlar Amerika’da Afrika kökenlilere karşı kökleşmiş ırkçı bakış açısından bahsetmektedir... Amerika’da siyahlara yönelik ırkçılığın tezahürlerinden biri; beyaz Amerikalılara oranla siyah mahkum sayısındaki bariz artış, saflarındaki yüksek işsizlik oranı, Afrika kökenli Amerikan ailelerin ortalama geliri ile beyaz Amerikalılar arasındaki büyük ve bariz fark, ayrıca siyah mahalleleri olarak adlandırılan ve siyah vatandaşların yoğunlukta olduğu bölgeler ile genellikle nezih kabul edilen, sağlık hizmetlerinin düzgün sunulduğu ve beyaz Amerikalıların yaşadığı yüksek konut kiralarına sahip bölgeler arasındaki sağlık ve diğer hizmetlerdeki keskin eksikliktir.
b- Irkçı Trump yönetiminin gelişi ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunanları benimsemesi: Başkan Trump’ı destekleyen gruplar, beyaz ırkın diğerlerinden üstün olduğuna inanmaktadır. Bu gruplar, Trump’ın Beyaz Saray’a gelişinden sonra itibarları artırılan gruplardır. Bunlar Trump’ın şahsında kendileri için ulusal bir lider bulmuşlardır. Bu gruplar, bu üstünlüğe dini bir kılıf ekleyen Evanjelik Hıristiyanlarla iç içedir. Başkan Trump’ın Müslümanlara karşı aleni tutumu, bazılarının Amerika’ya giriş vizesi almasını engellemesi, Meksikalılara yönelik karşıt açıklamaları, Meksika sınırına duvar örme planlarının bir kısmını gerçekleştirmesi, Çin’e karşı ticaret savaşı, koronavirüsü "Çin virüsü" olarak adlandırması, Amerika içinde Çinlilere karşı bir düşmanlık dalgasının oluşması, 2017’de Virginia eyaletindeki neo-Nazi gösterilerine müsamaha göstermesi, azınlıklar hakkında konuştuğu aşağılayıcı dil, ayrıca "siyah" Floyd’un öldürülmesine dair yorumları ve Amerika’daki "siyah" haklarını destekleyen protesto hareketinin bastırılması gerekliliği... Tüm bunların sonucunda Başkan Trump, Amerika’da ırk ayrımcılığını kışkırtan en büyük etkenlerden biri haline gelmiştir. Bu nedenle onun iktidarı döneminde Amerika’da siyahlara, Müslümanlara, Meksikalılara ve Çinlilere karşı düşmanca eylemlerin dozu artmış; onlara Amerikalıların iş imkanlarını çalmak ve Amerika’nın servetini yağmalamak için gelen asalaklar gözüyle her zamankinden daha fazla bakılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla ırk ayrımcılığı Amerikan toplumunun birçok kesiminde belirgin hale gelmiştir...
c- Koronavirüsün Amerikan toplumu içindeki yansımaları: Amerika’da Floyd’un öldürülmesine yönelik protestoların alevini artıran sebeplerden biri de; bunun koronavirüsün yayılmasıyla ve buna eşlik eden karantina süreciyle eşzamanlı olmasıdır. Bu durum bir yandan Amerikalılar için darlık yaratmış, diğer yandan büyük oranlarda işsizlik oluşturarak Amerikalıların gelecekleri hakkındaki endişelerini artırmıştır. Üçüncü bir yandan ise Amerikalılar, hükümetlerinin salgınla mücadeledeki feci başarısızlığını görmüşlerdir. Tıbbi malzeme ve cihazlardaki büyük eksiklik, virüse hazırlıktaki başarısızlık –ki Amerika, Avrupa ve Çin’den sonra virüs dalgasına yakalanmış olmasına rağmen bu hazırlık fırsatını kullanmamıştır– ve Amerikan yönetiminin salgınla mücadeledeki bocalaması, Trump yönetiminin kriz yönetimi konusunda Amerikan siyasi çevresinde başka bir bölünme sebebi doğurmuştur... Derin ve önemli iç meselelerden biri de Amerikan toplumunda kapitalist sisteme karşı duyulan kötü hislerin artmasıdır. Amerika’da servet dağılımı süreci, siyaset üzerinde nüfuz sahibi lobilerin sahibi olan çok küçük bir kapitalist kesimin lehine korkutucu bir hızla kötüleşmektedir. Bu siyaset, orta ve düşük gelirlilerin ezici vergilerin büyük kısmını üstlendiği bir dönemde, bu kesimi vergilerden daha fazla muaf tutma yönünde ilerlemektedir. Bu Amerikan protestoları, Amerika’daki kapitalizm karşıtı hareket olan ve Başkan Trump’ın terörist olarak sınıflandırılmasını istediği "Antifa" hareketinin yükselen gücünü ön plana çıkarmıştır. Bu hareket, 2008 mali krizinden sonra kapitalizmin büyük bir sembolü olarak "Wall Street" borsasını işgal etme çağrısında bulunmuştu. Bu hareket takipçilerini artırmakta ve Amerikan toplumunda daha fazla kök salmakta, kapitalizme karşı şiddet çağrısında bulunmaktadır. Bugün protestocuları polis merkezleri gibi hükümet tesislerini yakıp yıkmaya yönlendirmekle suçlanan da bu harekettir...
4- Tüm bunların Amerika’nın dış politikası üzerinde etkili yansımaları olmuştur ve bu yansımalar şu nedenlerle etkilidir:
a- Amerika’daki bölünmüşlük hali: Trump yönetimi 2017’den bu yana Amerika’nın tek bir vücut olmadığını göstermiştir. Savaşlar, Amerika’nın dünya genelindeki ajanlarına verdiği uluslararası yardımlar, vergi politikası, azınlıklarla ilişkiler, göç ve daha pek çok politika Amerikalıların üzerinde bölündüğü konulardır. Ancak Başkan Trump’ın gelişiyle birlikte, bizzat kendisi Amerika’daki bölünmüşlüğün en belirgin nedenlerinden biri haline gelmiştir. Aşırı kibir, iktidar hırsı, aşırı gösteriş merakı, hikmet eksikliği, iç çatışmalara girme eğilimi ve hasımlarını ezmekten duyduğu hazzı dışa vurma gibi özellikleri, Amerika’yı Başkan Trump konusunda lehinde veya aleyhinde olmak üzere fiilen ikiye bölmüştür. Yönetim kademesindeki görevden almalar ve istifalar, daha önce hiçbir Amerikan başkanında bu boyutta görülmemiş şekilde artmıştır. Koronavirüs krizi ve Başkan ile bazı eyalet valileri arasındaki ağız kavgaları, Amerikan bölünmüşlüğünün şiddetindeki artışı ortaya koymuştur. Bu bölünmüşlük Amerikan siyasi ve mali çevrelerini vurmakta, dolayısıyla tüm topluma yansımaktadır. Başkan ve yönetiminin halk protestoları kriziyle başa çıkma yöntemi de bölünmüşlüğü besleyen önemli bir sebep haline gelmiştir. Trump, Floyd’un öldürülmesinden sonraki protesto hareketine karşı çıkmakta ve güvenliği güç kullanarak tesis etmek istemektedir. Demokrat Parti, eyalet valileri ve hatta Beyaz Saray yakınındaki bir kilise ziyareti sırasında güvenlik güçlerinin protestocuları uzaklaştırmasının ardından Trump’ın bu hareketini siyasi propaganda olarak değerlendiren ve özür dileyen kendi Savunma Bakanı bile ona karşı çıkmıştır... Bu çatışmaların ve şiddetinin en güncel örneklerinden biri; (Eski Amerikan savunma bakanları ve onlarca askeri yetkilinin –ortak bir mektupta– Başkan Trump’ı, protestocularla yüzleşmek için orduyu sahaya indirmeyi düşündüğü için yeminine ve anayasaya ihanet etmekle suçlamasıdır; imzacılar arasında eski Savunma Bakanı James Mattis de bulunuyordu. Al Jazeera Net, 07.06.2020)... Mesele sadece eski savunma bakanlarıyla sınırlı kalmamış, mevcut bakanı da sert bir şekilde kapsamıştır. Aynı kaynağa göre (CNN televizyonunun bir Pentagon yetkilisine dayandırdığı haberine göre; Başkan Donald Trump, geçen haftaki protestolara karşı koymak için başkent Washington ve diğer Amerikan şehirlerine 10 bin asker konuşlandırılmasını talep etti. Savunma Bakanı Mark Esper ve Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Washington ile diğer Amerikan ve Avrupa şehirlerinde ırkçılık ve polis şiddetine karşı düzenlenen kitlesel gösterilerin ortasında bu talebi reddettiler. New Yorker dergisi, Beyaz Saray kaynaklarından edindiği bilgiye göre Başkan Trump ile General Mark Milley arasında sözlü bir tartışma yaşandığını bildirdi. Dergi, General Milley’in, protestoları sona erdirmek için ordunun Amerikan şehirlerinin sokaklarına indirilmesi talebine itiraz ederek Başkan’a karşı sesini yükselttiğini; zira Milley’in ordunun sokağa inmesini yasaya aykırı gördüğünü aktardı.)
b- Başkanlık seçim dönemi: Bu meseleyi daha da sıcak hale getiren husus, bu protestoların her iki aday olan Demokrat Joe Biden ve Cumhuriyetçi Trump’ın seçim kampanyalarıyla eşzamanlı olarak patlak vermesidir. Başkan Trump, başkan olarak geleceği konusunda derin bir endişe duyuyor ve bu yılın Kasım ayında yeniden seçilmek istiyor; hatta bu onun için 1 numaralı önceliktir. Ancak onun asıl endişe kaynağı, koronavirüsün yansımaları, Amerikan ekonomisi üzerindeki etkisi, milyonlarca Amerikalının işini kaybetmesi ve virüs kriziyle kötü başa çıktığına dair söylenenlerdir. Bunun, rakibi Demokrat aday tarafından seçim kampanyalarında kendisine karşı kullanılacak bir faktör olmasından korkmaktadır. Ardından, bugün Başkan Trump’ın güvenliği sağlayabilen, mülkiyeti koruyan güçlü bir adam olarak kişiliğini ön plana çıkarmak istediği son protesto dalgası gelmiştir ki bu onun seçim şansını artırabilir... Ancak rakibi Joe Biden, Demokrat Parti ve diğer güçler bunu aksi bir şekilde tasvir etmeye çalışıyor; onu Amerika’daki bölünmüşlüğü pekiştiren, Floyd hadisesi ve gösterilerden sonra Amerikan toplumunun aldığı yaraları saramayan bir adam olarak gösteriyor ve protestoculara karşı sert açıklamaları nedeniyle gösterilerdeki şiddet ve kargaşanın sorumluluğunu ona yüklüyorlar...
c- Devletin protestoları bastırması: Dünya devletleri, Amerikan hükümetinin halk protestolarına karşı uyguladığı acı verici ve vahşi yöntemi, Başkan’ın güvenliği güç kullanarak sağlama, "vahşi köpekler" ve en ölümcül silahlardan bahsetmesini, binlerce tutukluyu, copları ve göz yaşartıcı gazı Amerika’da gördüler; oysa Amerika on yıllardır böylesi sahnelerden korunmuştu. Tüm bunlar, Amerika’nın insan hakları, ifade özgürlüğü, muhalefeti destekleme ve benzeri başlıklar altında dünya genelindeki rakiplerine karşı uzun süredir kullandığı argümanları kaybetmesine neden olmaktadır. Bunun doğrudan bir etkisi vardır ve Amerikan dış politikasının en meşhur uluslararası gerekçelerinden birini yok etmektedir... Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova’nın şu sözleri bunu doğrulamaktadır: ("2020 Mayıs sonu ve Haziran başı itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri, yeryüzündeki herhangi birine insan hakları meselelerinde herhangi bir uyarıda bulunma hakkını kaybetmiştir." Zakharova, Amerikan makamlarının ABD’deki ırkçılık ve polis şiddetine karşı protestolara katılan göstericilere yönelik tutumu hakkında yaptığı yorumda şunları ekledi: "Bitti! Bu andan itibaren böyle bir hakları yoktur." El-Yevm es-Sabi, 02.06.2020).
5- Sonuç olarak, ırk ayrımcılığı Amerika Birleşik Devletleri’nde yerleşiktir; bazen sessiz kalabilir ama çokça hareket eder. Zira o, Amerikan kapitalist sisteminin doğuşundaki fikri bir hastalıktır. Hatta beyazın esmere, kırmızının sarıya üstünlüğünü belirleyen insanların heva ve heveslerine tabi olduğu için hiçbir beşeri nizam ondan ari değildir... Bu ayrımcılık başkalarına, hatta daha sonra kendilerine her türlü zararı verse bile!
Irk ayrımcılığını sadece İslam ortadan kaldırmıştır ve kaldırmaktadır. İslam’da insanlar arasında renk, makam veya servet bakımından bir üstünlük yoktur, aksine hepsi eşittir; birbirlerine ancak takva ile üstünlük sağlayabilirler. Allah Subhânehu şöyle buyurmaktadır:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِير
"Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır." (Hucurat [49]: 13)
Resulullah ﷺ, Beyhaki’nin (H. 384-458) Ebü’n-Nadr’dan, onun da Cabir b. Abdullah’tan rivayet ettiğine göre, Teşrik günlerinin ortasında veda hutbesinde bizlere şöyle hitap etmiştir:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ، وَإِنَّ أَبَاكُمْ وَاحِدٌ، أَلا لا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى عَجَمِيٍّ، وَلا لِعَجَمِيٍّ عَلَى عَرَبِيٍّ، وَلا لأَحْمَرَ عَلَى أَسْوَدَ، وَلا أَسْوَدَ عَلَى أَحْمَرَ، إِلا بِالتَّقْوَى، إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ أَتْقَاكُمْ، أَلا هَلْ بَلَّغْتُ؟
"Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Haberiniz olsun ki, takva dışında ne Arabın Aceme, ne Acemin Araba, ne beyazın siyaha, ne de siyahın beyaza bir üstünlüğü yoktur. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız, O’ndan en çok sakınanınızdır. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?"
Onlar "Evet, ey Allah’ın Resulü!" dediler. O da buyurdu ki: "Burada olanlar olmayanlara tebliğ etsin." Benzerini Busiri (H. 762-840) ve Taberani (H. 260-360) de rivayet etmiş ve Taberani rivayetinde şöyle demiştir: "Ne siyahın beyaza ne de beyazın siyaha bir üstünlüğü yoktur."
Irk ayrımcılığını ortadan kaldıran sadece İslam’dır; zira o Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir, hakka iletir ve dünyanın her yanına hayrı yayar.
أَفَمَنْ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ أَحَقُّ أَنْ يُتَّبَعَ أَمَّنْ لا يَهِدِّي إِلا أَنْ يُهْدَى فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
"Öyleyse hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa hidayet verilmedikçe kendi başına doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?" (Yunus [10]: 35)