Soru:
Medya organları dün (16/12/2010) dikkat çekici iki haber yayınladı: Birincisi; Çin Başbakanı'nın büyük bir ticari heyetle (yaklaşık 300 iş adamı) Hindistan'a yaptığı ziyaret. Bu ziyaret ve karşılama, alışılmadık bir sıcaklıkta gerçekleşti. İkincisi; Güney Kore, Çin ve Japonya arasında üç ülke için ortak bir genel sekreterlik kurulmasına dair üçlü anlaşma. Tüm bunlar, bir yanda Amerika ve Güney Kore, diğer yanda Kuzey Kore arasındaki karşılıklı tehditler ve Çin'in Kuzey Kore'ye verdiği zımni destek nedeniyle iki Kore arasındaki gerilimin henüz soğumadığı bir ortamda gerçekleşti. Peki, yaşanan bu gelişmelerin delaleti nedir?
Cevap:
Bu soruyu cevaplamak için şu hususları gözden geçirmelidir:
1- Geçen yüzyılın altmışlı yıllarından beri Amerika, Çin'in küresel bir güç olarak ortaya çıkmasından korkmaktadır. Bu nedenle Çin'in bölgesel konulardaki hırslarını sınırlamaya çalışmış; Çin'in bölgesel alandaki nüfuzunu dizginlemek ve liderliğini dar bölgesel sorunlarla meşgul etmek için çeşitli meseleleri kullanmıştır. Amerika; Tayvan ve Kuzey Kore meselelerini, Çin'in azınlıklara yönelik kötü muamelesini, özellikle de Tibet'in özerkliği konusunu sürekli istismar etmiştir. Ayrıca, Çin'in çevresini ateşe vermenin bir yolu olarak, Çin ile Japonya arasındaki tartışmalı adalar üzerindeki ikili anlaşmazlıklara müdahale etmiştir. Buna ek olarak Amerika; Afganistan, Orta Asya ve Pakistan'dan Pasifik Okyanusu'na kadar uzanan, Kore Yarımadası ve Japonya'yı da kapsayan bir üsler zinciriyle Çin'i kuşatmıştır. Bu askeri üslerin amacı Çin'i çevrelemek ve askeri bir güç olarak öne çıkmasını engellemektir.
2- Çin'in askeri genişlemesini sınırlamaya yönelik Amerikan çabalarının yanı sıra Amerika, Çin'e karşı koymak için Hindistan'ın sivil ve askeri kapasitesini inşa etmeye güçlü bir şekilde çalışmıştır. Bu politika, sadece kendi müttefiki olan Kongre Partisi hükümeti döneminde değil, İngiliz yanlısı olanlar da dâhil olmak üzere Hindistan'daki tüm hükümetlerle uygulanmıştır. Obama, Hindistan Parlamentosu'nun ortak oturumunda yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: "Bugün huzurunuzdayım çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nin çıkarları ile Hindistan ile paylaştığımız çıkarların ortaklık için en iyi neden olduğuna inanıyorum... Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan'ı sadece küresel bir güç olarak selamlamakla kalmıyor, bunu güçlü bir şekilde destekliyor. Ortak refahı destekliyor, barış ve güvenliğin korunmasını, demokratik yönetimin ve insan haklarının güçlendirilmesini savunuyoruz; bu liderliğin sorumluluğudur. Amerika Birleşik Devletleri ile Hindistan arasındaki bu küresel ortaklık 21. yüzyılda ilerleme kaydedebilir. Şimdi sivil nükleer anlaşmayı uygulamaya başlamaya hazırız... Savunma ve sivil uzay gibi ileri teknoloji sektörlerinde ortaklıklar kurmaya ihtiyacımız var." (Amerika Birleşik Devletleri Hindistan'ı küresel bir güç olarak destekliyor, İnternet, 8 Kasım 2010).
Hindistan'ın 29 Eylül 2010 tarihinde, Doğu Çin Denizi'ndeki Okinawa'da bulunan Amerikan üssünde Amerika ile birlikte eğitim yapmak üzere kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşan dört grup gönderdiğini de belirtmek gerekir. Çin'in bu tür askeri manevralara tepkisi sert olmuştur. Eylül ayı sonlarında Çinli Amiral Çu Yin şu uyarıda bulunmuştur: "Amerika Birleşik Devletleri'nin Çin'e komşu ülkelerle başlattığı askeri tatbikatlar serisi, Amerika'nın Asya'daki askeri varlığını artırmak istediğini göstermiştir. Amerika'nın başlattığı bu askeri tatbikatların amacı Çin, Rusya ve Kuzey Kore de dâhil olmak üzere birçok ülkeyi hedef almak ve Japonya ile Güney Kore gibi Amerika'nın müttefiki olan ülkelerle stratejik ilişkileri güçlendirmektir." (Global Times, 26 Eylül 2010).
3- Kuzey Kore'nin nükleer emellerini dizginlemek için 2003 yılında başlayan Altılı Görüşmelerden beri Amerika belirli talepler sunmaktadır. Kuzey Kore bu talepleri karşılamaya ne zaman yaklaşsa, Amerika taahhütleri konusundaki sözünden dönmüştür. Dahası Amerika; Kuzey Kore'yi ve onun ana müttefiki olan Çin'i, görüşmelerin başarısızlığa uğramasının suçlusu olarak ustaca tasvir etmiştir. Örneğin 2007 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Pyongyang'ın Yongbyon nükleer reaktörünü dondurması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin geri dönüşüne izin vermesi karşılığında Kuzey Kore'nin dondurulmuş 25 milyon dolarlık fonunu serbest bırakacağını duyurmuştu. Ancak Amerika sözünden dönmüş ve parayı o kadar geç serbest bırakmıştır ki anlaşma belirlenen sürede tamamlanamamıştır. Kuzey Kore, 2009 yılında Amerika'nın çıkardığı sayısız engel nedeniyle yaşanan hayal kırıklığı sonucunda Altılı Görüşmelerden çekilmiştir. Bunu takiben, UAEA müfettişlerinin sınır dışı edilmesi, uranyum zenginleştirme planlarının duyurulması, Mayıs 2009'daki yer altı nükleer patlaması, Güney Kore deniz kuvvetleriyle çatışma ve son olarak Güney Kore adasına yapılan saldırı ile gerilim tırmanmıştır.
4- Buna karşılık Amerikan cevabı; Çin ve Kuzey Kore hariç tutularak, uçak gemisi konuşlandırmak, askeri manevralar yapmak ve Çin'e müttefiki Kuzey Kore'ye karşı daha sert bir tutum takınması için baskı yapmak amacıyla görüşmeler gerçekleştirmek şeklinde olmuştur. ABD Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen, 8 Aralık 2010'da Çin'in daha faydalı bir rol oynamasını istediğini belirterek şöyle demiştir: "Çinlilerin Kuzey Kore üzerinde muazzam bir etkisi var. Yeryüzünde Kuzey Kore üzerinde Çin'den daha etkili başka bir millet yoktur, ancak gerilimin azaltılmasındaki ortak çıkara rağmen bu etkiyi kullanmaya niyetli değiller." Dikkat çekicidir ki, son saldırının ardından Çin hızla Altılı Görüşmelerin yeniden başlatılması çağrısında bulunmuş, ancak bu talep Amerika tarafından reddedilmiştir. Ardından Çin, Amerika'nın bölgedeki müdahalesine karşı Kuzey Kore'yi savunmak için alenen öne çıkmıştır! Bu, Amerika'nın gerilimin yüksek kalmasını istediği ve Çin ile Kuzey Kore'yi gerilimin kaynağıymış gibi göstererek bölge ülkelerini onlara karşı kışkırtmak istediği anlamına gelmektedir. Ancak Irak ve Afganistan ile meşgul olduğu için uluslararası ve bölgesel koşullar buna izin vermediğinden, savaşı bir sınırda tutmaya çalışmaktadır.
5- Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki; Çin'in mevcut hamleleri —gerek Çin ağının (Arabic.china.org.cn) Xinhua Haber Ajansı'na dayanarak 16/12/2010'da Çin, Japonya ve Güney Kore'nin gelecek yıl Seul'de üçlü bir iş birliği sekreterliği kurma anlaşması imzalaması, gerekse çeşitli medya organlarında yayınlanan Çin Başbakanı'nın Hindistan ziyareti— Amerika'nın Çin'i komşularından izole etme ve onu saldırgan bir devlet olarak gösterme çabalarını boşa çıkarmaya yöneliktir. Zira Güney Kore ve Japonya, Amerika'nın en sadık müttefiklerindendir ve Çin'in onlarla yakınlaşması, Amerika'nın bu ülkeleri Çin'e karşı kullanma çabasının başarısızlığa uğraması demektir. Aynı şekilde Hindistan da Amerika'nın Çin ile arasında sürekli sorunlar çıkararak kalıcı bir gerilim yaratmak için kullandığı silahlardan biridir. Dolayısıyla Çin'in Hindistan'a yaklaşması, Amerika'nın Çin ile Hindistan arasında yakmaya çalıştığı gerilim ateşini söndürmek anlamına gelmektedir.
Eğer Çin; Hindistan ziyaretini, Japonya ve Güney Kore ile olan anlaşmasını iyi kullanırsa ve Amerika'nın teşvikiyle Japonya ve Güney Kore'den gelecek bir aldatmaca tuzağına düşmezse, Amerika'ya karşı bir puan kazanmış olacaktır.