Home About Articles Ask the Sheikh
Analiz

Soru-Cevap: Amerikan-Fransız Yakınlaşmasının Belirtileri!

July 23, 2017
4517

Soru:

ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz Perşembe günü Fransa'ya yaptığı son ziyareti hakkında yeniden konuşarak; (Trump, New York Times gazetesine verdiği mülakatta, Macron için "Mükemmel bir insan, akıllı ve güçlü; elimi tutmayı seviyor" dedi ve ekledi: "İnsanlar onun elimi tutmayı ne kadar sevdiğinin farkında değiller...") (Al-Arabiya.net - Washington AFP, 20/07/2017). Başkan Trump, 13/07/2017 tarihinde Paris'i ziyaret etmiş ve mevcut Cumhurbaşkanı Macron tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmıştı. Oysa bir önceki Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, ABD Başkanı'na karşı hoşnutsuzluğunu dile getirmiş, aynı şekilde Avrupalı liderler tarafından Trump'a yoğun suçlamalar yöneltilmişti! Peki, bu Amerikan-Fransız yakınlaşmasının belirtileri ve Trump'ın Paris ziyaretinin hedefleri nelerdir? Ayrıca, özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Suriye'de yeni bir Fransız-Amerikan stratejisinden bahsettiği göz önüne alındığında, bu ziyaretin Suriye'deki duruma yansımaları olacak mı?

Cevap:

Trump'ın uluslararası siyasetteki bocalamaları dikkat çekici ve istikrarsız sonuçlar doğurdu. Örneğin, NATO'nun gerekliliği konusundaki şoke edici açıklamaları, Amerikan siyasetine karşı sert tepkilere yol açtı ki bunların en meşhuru Berlin'den gelenlerdi... Ayrıca Trump, seçim kampanyası sırasında ve 20/01/2017'de göreve geldikten sonra Avrupa Birliği'ne olan öfkesini gizlemedi, İngiltere'nin Brexit referandumunu övdü ve ABD'nin Brüksel büyükelçi adayı Avrupa Birliği'nin dağılmasının yakın olduğunu öngördü. Amerika, AB karşıtlarının kazanacağı ve böylece birliğin 2017 içinde dağılacağı umuduyla Hollanda ve Fransa seçimlerini bekledi. Ancak Avrupa buna karşı tetikte durdu; İngiliz "domino etkisinin" Hollanda ve Fransa'ya sıçramasını önlemede başarılı oldu ve böylece birliğin dağılma kabusunu uzaklaştırdı... Ardından, uluslararası siyasetteki bocalaması kararlarından geri adım atmasıyla daha da arttı. Trump'ın NATO hakkındaki görüşlerinin "modası geçmiş bir ittifak" tanımından alenen geri dönmesi, Paris İklim Anlaşması'ndan çekilip sonra yeniden müzakere teklif etmesi, Kuzey Kore ile savaşın eşiğine gelip sonra geri çekilmesi, Çin'e yönelik olumsuz bakışı ve ardından Kuzey Kore dosyasında sonuç almayı bekleyerek Çin'in yanında yer alması, Suriye sahnesindeki sert açıklamaları ve ardından işleri Astana ve Cenevre'ye bırakması bu bocalamanın örnekleridir...

Aynı şekilde, iç durumundaki çalkantılar, özellikle siyasetine muhalif olanların seçimler sırasında Rusya'nın kendisine destek verdiği meselesini gündeme getirmesi de durumu zorlaştırdı... Bu sorunlar ve muhalefet sonucunda, Başkan'ın ve yönetimindeki kişilerin Rusya ile temasları Amerika'da son derece hassas bir mesele haline geldi. Bu durum, Başkan'ın Rus-Amerikan anlaşmasını tamamlamasına yardımcı olmadı, anlaşma gecikti ve Trump, Rusya Devlet Başkanı ile sadece bir kez, 07/07/2017'de Almanya'nın Hamburg kentinde düzenlenen G20 zirvesi marjında bir görüşme yapabildi. Hatta Kongre'nin Rusya'ya ek yaptırımlar uyguladığı, Rusya'nın seçimlere müdahale ettiğine dair Amerikan raporlarının arttığı ve bunun Başkan'ı içeride daha fazla zora soktuğu bir dönemde, Amerikan-Rus ilişkileri daha da karmaşık hale geldi. Moskova ile ilişkileri onarma yolunda ilerlemesi konusunda yaşadığı zorluklar da cabası...

Tüm bunlar, Amerika ile Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki uluslararası siyasette bir sarsıntıya yol açtı. Bu sarsıntı, söz konusu ülkelerin çıkarlarına ve Amerikan siyasetindeki yeni durumu kullanma yeteneklerine göre olumlu ve olumsuz yönde gidip geldi. İlgili ülkelerin Trump'ın siyasetine yönelik tutumlarını inceleyeceğiz ve ardından Trump'ın Paris'e davet edilmesine ve coşkuyla karşılanmasına yol açan Fransız tutumunun belirtilerine değineceğiz:

1- İngiltere'ye gelince; Başbakan Theresa May'in 26/01/2017'de Washington'a yaptığı erken ziyaret, diğer AB ülkelerini de ayrılmaya teşvik edecek bir model olması amacıyla Washington ile bir ticaret anlaşması imzalama çabasıydı. Böylece İngiltere, Amerika'ya yeniden eklemlendi ve Trump yönetiminden büyük umutlar besledi. Ancak Amerika'nın AB'nin dağılması konusundaki umutlarının sönmesiyle (ki bu durum Hollanda ve Fransa seçimlerinde Avrupa yanlılarının kazanmasıyla netleşti), Trump'ın İngiltere'ye olan olumlu bakışı geriledi. Zira o, İngiltere'nin Avrupa'nın dağılma sürecine liderlik etmesini istiyordu. Londra'daki Brexit başarısı Paris ve Amsterdam'da tekrarlanmayınca, Amerika geri adım atarak İngiltere'nin uluslararası çıkarlarını kemirmeye başladı ve bu Londra'da şok etkisi yarattı. Amerika, İngiltere'nin Libya'daki çıkarlarını hiçe sayarak ajanı Sisi'yi Hafter'e daha fazla destek vermesi için itiyor; ayrıca Arap ve İslam bölgesinde İngiltere'nin öncü gücü olan Katar'a baskı yapmaları için ajanlarını şoke edici bir şekilde harekete geçiriyordu. Bu ve benzeri nedenlerle İngiltere'nin siyaseti sarsıldı ve Trump Amerika'sına olan güvenini kaybetti; kendini bir yanda Amerika'nın çekici, diğer yanda ise birlikten ayrılmak için müzakere ettiği Avrupa'nın örsü arasında buldu. Bu derin şüpheler karşısında İngiltere Başbakanı, kendi hükümet üyeleri için bile sürpriz olan erken seçim ilan etti. 08/06/2017 seçimlerinin programlanmış sonucuyla İngiltere, AB'den ayrılma veya geri dönme arasında gidip gelmeye başladı. Zira seçimler, ayrılık yanlılarının giderek zayıfladığını gösterdi ki bu da Brüksel ile yapılan müzakerelerden tatmin edici bir sonuç çıkmazsa birlik içinde kalma ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, yeni Amerikan siyasetinin İngiltere'yi nasıl bir belirsizliğe sürüklediğini açıkça ortaya koymaktadır.

2- Daha önemli bir taraf olan Rusya cephesinde ise, Rusya'nın 2014'te Kırım'ı ilhak etmesi ve Ukrayna'nın doğusunu ateşe vermesinden sonra Avrupa'nın eğilimleri Amerika ile uyumluydu. Amerikan ve Avrupa yaptırımları, Putin'in Doğu Avrupa'daki sınırları yıkmasından korkan Avrupalıların vizyonlarıyla örtüşüyordu. Ancak Trump, seçim kampanyasından itibaren bu yaptırımları eleştirdi ve Rusya ile sıcak ilişkiler kurma sözü verdi. Bu durum, Avrupa'yı Rusya'nın yeni yükselişi karşısında yalnız bırakarak onları zor durumda bıraktı. Her ne kadar Avrupalı liderler, Obama yönetimi sırasında Amerika'nın özellikle Suriye savaşına dahil ederek Rusya'nın yükselmesine izin verdiğinin farkında olsalar da, Trump'ın küresel meselelerde Rusya ile ikili anlaşmalarda çok ileri gitme tehdidi, Avrupalıların uluslararası krizlerde rol sahibi olma umutlarını yok edebilecek nitelikteydi.

3- Almanya'ya gelince; onun eğilimleri Amerika'nın yeni siyasetine karşı çıkma konusunda kararlıydı. NATO'nun Avrupalı üyelerine yönelik Amerikan eleştirilerini reddetti, Almanya ve Avrupa'nın savunma meselelerinde Amerika'ya borçlu görülmesini yadırgadı, Amerika'nın iklim anlaşmasından çıkmasını kınadı ve bu konuda yeni bir müzakereyi reddetti. Trump'ın Suudi Arabistan ile yaptığı silah anlaşmalarını, ateş hattındaki bir bölgeye benzin dökmek olarak nitelendirerek eleştirdi. Fransız tutumunda bir değişiklik ortaya çıkmasına rağmen bu duruşunu korudu. Alman Deutsche Welle akşam yayınlarına göre; (Almanya Şansölyesi Merkel'in tutumları, Almanya'daki G20 zirvesi sırasında Amerikan Başkanı'na karşı sertken, Fransa Cumhurbaşkanı Trump'ı kızdırmamaya özen gösteriyordu...) (Deutsche Welle, 14/07/2017). Genel olarak denebilir ki Almanya, yeni Amerikan politikaları karşısında büyük bir güç olarak yeniden canlanma çabalarını büyük ölçüde artırmıştır.

4- Bundan sonra Trump'ın Fransa ziyaretinin belirtilerine ve görünen Amerikan-Fransız yakınlaşmasına değinelim... Fransa'nın, ABD Başkanı Trump'ı 13/07/2017'deki milli bayramına katılmaya davet etmesindeki amaçları ve Amerika'nın Birinci Dünya Savaşı'na katılımının yüzüncü yılı olarak adlandırdığı olayı ön plana çıkarması dikkat çekicidir. Bu, özel amaçlar dışında kutlanması nadir görülen eski bir olaydır. ABD Başkanı Trump tüm Avrupa ile ilişkileri gererken, Fransa onu milli bayramına davet etti! Elaph gazetesi web sitesinde belirtildiğine göre; (Macron, Salı günü Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde, onu Fransa'yı ziyaret etmeye ve milli bayrama katılmaya davet etti. Macron, Trump'a ilk daveti geçen Mayıs sonunda Brüksel'deki NATO zirvesinde yapmıştı...) (Elaph gazetesi, 28/06/2017). Son olarak Almanya'da düzenlenen G20 zirvesinde (07/07/2017), Fransa Cumhurbaşkanı Macron, özellikle iklim anlaşmasından çekilmesi nedeniyle Amerika'ya sert eleştiriler yönelten Avrupalı liderler arasında Trump'ın içine düştüğü yalnızlığı giderecek bir ilgiyle onun etrafını sardı. Hatta Trump'ın kendisi bile bu atmosferde Macron'un davetine şaşırdı; (Trump, 2014 yılında 195 ülke tarafından imzalanan Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme kararından sonra bu daveti almasına "şaşırdığını" söyledi...) (Al-Arabiya.net, 20/07/2017).

5- Bu yeni Fransız yöneliminin hedeflerine gelince; vurgulanmalıdır ki, Avrupa Birliği'nin temel taşı olan Fransa, Trump'ı en sert eleştiren ve onun politikalarının Amerikan-Avrupa ilişkileri üzerindeki etkisinden en çok korkan ülkelerden biriydi. Bu sadece eski Cumhurbaşkanı Hollande'a özgü değildi; mevcut Cumhurbaşkanı Macron da seçim kampanyasından yakın zamana kadar Trump'a yönelik büyük eleştiriler yöneltmişti. Fransa'nın Amerika'ya yönelik bu keskin dönüşü sadece birkaç hafta önce belirginleşti ve ABD Başkanı Trump'ın Fransa'ya davet edilmesi, büyük bir coşkuyla karşılanması ve etrafının bir saygı halesiyle sarılmasıyla açıkça görüldü... Bu dönüş incelendiğinde, biri diğeri kadar önemli iki boyutun olduğu ağır basmaktadır:

  • Birinci boyut, bu Fransız dönüşünün Suriye boyutuyla ilgilidir. Macron, (Beşar'a meşru bir alternatif görmediğini ve Fransa'nın artık Beşar'ın gitmesini bir çözüm şartı olarak görmediğini...) (Reuters, 21/06/2017) ilan ettikten sonra ve ABD Başkanı'nı kabul etmeden hemen önce; (Kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşmak için Fransa'nın Suriye doktrinini değiştirdik ve Beşar'ın gitmesini bunun için bir şart olarak koymayacağız...) (Şarku'l Avsat, 13/07/2017) dedi. Böylece Fransa, Suriye'de rejimin ve birçok grubun iplerini elinde tutan Amerika'ya yaklaşmış oldu. Bu yakınlaşma, eskiden beri özlemini duyduğu Suriye'deki bir rolü elde etmek içindir... Bu role ancak Amerika'dan bir geçiş belgesi alarak ulaşabileceğini biliyor... Nitekim öyle de oldu; Trump'a gösterilen bu coşku ve Beşar'ın gitmesi konusundaki ısrardan vazgeçilmesi, Amerika'nın mevcut ajanın yerine bir alternatif düzenlemeden onun gitmesini şimdilik istemediğini bilmesindendir. Amerika henüz o alternatifi bulabilmiş değil... Dolayısıyla Fransa, katılımını engelleyen önceki tutumlarından kurtulmaya başladı. Aynı şekilde "terörle mücadele" söylemi de Trump'ın ifade ettiği aynı tonda seyretmeye başladı... Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Amerikalı mevkidaşı Donald Trump ile düzenlediği ortak basın toplantısında; (Başkan Trump ile Irak ve Suriye'de savaş sonrası aşama için bir yol haritası belirleme konusunda anlaştığını belirtti. Macron bugün Fransız başkentinde yaptığı açıklamada, ABD Başkanı ile "terörle" mücadele için her türlü çabayı gösterme konusunda da anlaştığını ekledi...) (Russia Today, 13/07/2017).

  • İkinci boyut ise, Fransa'nın Alman rolünün yükselmesinden duyduğu endişedir. Bu endişeler Fransa'yı Almanya ile çekişmeye sevk etmiştir. Almanya'nın Trump'a yönelik eleştirilerinin şiddetlendiği bir dönemde Fransa ona kur yapmaktadır! Hatta ABD Başkanı'nın Paris ziyareti sona erer ermez, Fransa'nın BM Temsilcisi François Delattre; (Paris'in kurulmasını önerdiği Suriye temas grubunun, BM Güvenlik Konseyi üyelerini ve bölgesel aktörleri içermesi gerektiğini belirtti. Diplomat, Cuma akşamı Güvenlik Konseyi'nin kapalı oturumundan önce gazetecilere yaptığı açıklamada, söz konusu grubun "barışı tesis etmesi ve yol haritasını hazırlaması" gerektiğini vurguladı. Fransız temsilci, şu an en önemli şeyin uluslararası toplumun söz birliğini sağlamak ve BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın çabalarını desteklemek için yeni girişimler ortaya koymak olduğunu ekledi...) (Russia Today, 14/07/2017). Böylece Fransa, Suriye için bir "temas grubu" kurulmasını talep ederken bunun "Güvenlik Konseyi üyelerini ve bölgesel aktörleri içermesini" ve "ilgilenmeleri için beş ülkeye somut bir girişim sunulmasını" istiyor. Yani Almanya'nın Güvenlik Konseyi'nde olmamasını gerekçe göstererek onu bu rolden dışlıyor. Bu da Fransa'nın Almanya'nın yükselişine dair kaygılarını ele veriyor; onun uluslararası bir rol üstlenmesini istemiyor...

6- Böylece Trump'ın istikrarsız siyaseti ve özellikle Fransa ziyareti, Amerika ile Avrupa Birliği arasındaki uluslararası siyasette bir değişim yaratmıştır. Öyle ki, bazı medya organları bu ziyareti yeni bir dünya düzeninin başlangıcı olarak nitelendirmiştir: (İngiliz The Times gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Paris ziyaretini, Emmanuel Macron'un ülkesini Amerika ve Almanya ile yeni bir ilişkiye yönlendirdiği yeni bir dünya düzeninin başlangıcı olarak değerlendirdi. Gazete, Macron'un İngiltere'nin ayrılışından sonra Avrupa Birliği'nin fiili lideri olarak kendini sunduğunu savundu. Gazetenin ifadesine göre, İngiltere'nin çıkışından sonra Avrupa'nın oyun kartları yeniden dağıtılacak. Gazetenin başyazısı, Avrupa Birliği'nin ne Almanya'nın ne de Fransa'nın tek başına hakim güç olmasına izin vermeyecek şekilde inşa edildiğini, iki ülkenin aralarındaki asırlık düşmanlığı aşarak İngiltere olsa da olmasa da kıtaya liderlik etmek için birlikte çalıştıklarını, ancak şimdi ters yönlerde yüzdüklerini belirtti: Macron liderliğindeki Fransa Avrupa'ya liderlik etmeyi hedeflerken, Merkel liderliğindeki Almanya Avrupa'yı sağlam ve bütün tutmaya odaklanmak istiyor...) (El-Wafd gazetesi sitesi, 14/07/2017).

7- Ancak bu cevabı tamamlarken belirteceğimiz husus şudur: Fransa'nın Suriye sahnesine girme hayalleri uzun sürmeyecek ve Suriye krizinde tek başına hareket etmekten başka bir şeyi kabul etmeyen Amerikan tutumunun gerçeğine toslayacaktır. Amerika'nın Fransa'nın Suriye'ye yönelik eğilimlerine gösterdiği esneklik, sadece Fransız-Alman çatışmasını körüklemek ve Avrupa Birliği içindeki ayrışmayı artırarak onu parçalamak içindir...

Fransa'nın Almanya'nın yükselişinden duyduğu korkuya gelince, bu gerçek bir korkudur. Zira Almanya'nın devlet olma unsurları Fransa'nınkilerden üstündür; bu tarihi ve coğrafi olarak bilinen bir gerçektir. Almanya, kendisini etkili bir küresel askeri rolden alıkoyan ve sadece askeri-siyasi bir rol olmaksızın sınai-ekonomik nüfuz üzerine odaklanmaya zorlayan İkinci Dünya Savaşı anlaşmalarından doğan mevcut (ahlaki) yükümlülüğünden kurtulduğu anda, Amerika'ya ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, Fransa'yı geride bırakarak Avrupa'da yeniden öne çıkması muhtemeldir.

Allah Subhânehu ve Teâlâ'dan aralarındaki çekişmeyi şiddetli kılmasını ve böylece binalarının yıkılmasını niyaz ediyoruz.

فَأَتَى اللَّهُ بُنْيَانَهُم مِّنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

"Nihayet Allah onlara, binalarını temellerinden sarsarak geldi, tavan da tepelerinden üzerlerine çöktü. Azap da onlara hiç beklemedikleri bir yerden geliverdi." (Nahl 26)

İslam Devleti yakında onların yurtlarının yakınında kurulacak, hayrı dünyanın dört bir yanına yayacak ve Ahmed'in Müsned'inde Temim ed-Dari'den rivayet ettiği hadiste geçen Rasulullah ﷺ'in şu sözü gerçekleşecektir: Rasulullah ﷺ'i şöyle buyururken işittim:

لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَلَا يَتْرُكُ اللَّهُ بَيْتَ مَدَرٍ وَلَا وَبَرٍ إِلَّا أَدْخَلَهُ اللَّهُ هَذَا الدِّينَ بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ عِزًّا يُعِزُّ اللَّهُ بِهِ الْإِسْلَامَ وَذُلًّا يُذِلُّ اللَّهُ بِهِ الْكُفْرَ

"Bu iş (bu din), gece ve gündüzün ulaştığı her yere mutlaka ulaşacaktır. Allah ne bir kerpiç evi, ne de bir kıl çadırı bırakmadan, azizin izzetiyle veya zelilin zilletiyle bu dini oraya mutlaka sokacaktır. Öyle bir izzet ki, Allah onunla İslam'ı aziz kılacak; öyle bir zillet ki, Allah onunla küfrü zelil kılacaktır." (Beyhaki, es-Sünenü'l-Kübra ve Hakim, el-Müstedrek'te benzerini rivayet etmiştir).

Bu, Allah'ın yardımı ve tevfikiyle gerçekleşecektir ve bu Allah için zor değildir.

29 Şevval 1438 H. 23/07/2017 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın