Soru: Netanyahu, 2019/9/12 tarihinde, Yahudi varlığı seçimlerine iki haftadan az bir süre kala kritik bir dönemde Moskova'yı ziyaret etti. Bundan önce, 2019/9/5 tarihinde İngiltere'ye ani bir ziyaret gerçekleştirmiş ve burada "Brexit" dertleriyle boğuşan, İngiliz Parlamentosu'nda anlaşmasız ayrılık konusunda üst üste yenilgiler alan İngiltere Başbakanı Johnson ile görüşmüştü... Netanyahu’nun bu ziyaretlerinde adeta bir yerlere yetişmeye çalışıyormuş gibi bir hali olduğu çok açıktı! Garip ve acil görünen bu ziyaretlerin arkasında ne var? Bu ziyaretler seçim amaçlı mı yoksa farklı hedefler mi taşıyor?
Cevap: Ziyaretlerin gerçekleştiği koşullar, amacın sadece seçimle ilgili olmadığını göstermektedir. Her ne kadar uluslararası turlar Netanyahu’ya seçimlerde fayda sağlasa da, uluslararası ve bölgesel konjonktür dikkate alındığında asıl amaç bu değildir. Konunun netleşmesi için şu hususları ana hatlarıyla gözden geçirelim:
Birincisi: Bu ziyaretlerin, özellikle de Londra ziyaretinin "garip ve acil" olarak nitelendirilmesi isabetli bir tespittir. Yahudi varlığı Başbakanı, parlamentoda arka arkaya darbeler alan, İngiltere’yi 2019/10/31 tarihinde anlaşmalı veya anlaşmasız bir şekilde Avrupa Birliği’nden çıkarma sözünü yerine getirmeye çalışan ve "Brexit" dışındaki uluslararası meselelere odaklanamayan Johnson ile görüşüyor. Kendi partisinden bazı milletvekilleri ona isyan ediyor, Parlamento Brüksel ile anlaşma zorunluluğu lehine oy kullanıyor, mühletin üç ay daha uzatılmasını talep ediyor, Lordlar Kamarası Parlamento kararlarını onaylıyor ve istifa çağrıları yükseliyor... İngiltere’nin içinden geçtiği bu buhranlı dönemde yapılan bu ziyaret gerçekten garip ve acildir; eğer çok önemli ve ivedi bir mesele olmasaydı bu ziyaret gerçekleşmezdi... Bu acil ziyaretin gizemini artıran bir diğer husus ise Netanyahu’nun Londra’da Amerikalı yetkililerle görüşmesidir. ABD Başkan Yardımcısı Pence’in İngiltere ziyareti, Beyaz Saray’ın 2019/8/14 tarihli açıklamasına göre "Brexit" sonrası ABD-İngiltere ilişkilerini ve Çinli Huawei şirketinin kurmayı planladığı 5G ağları üzerinden "Çin nüfuzu tehdidini" görüşmek üzere önceden planlanmıştı. O dönemde ABD Savunma Bakanı’nın Pence’e eşlik edeceği veya Yahudi varlığından yetkililerle Londra’da görüşüleceği planlanmamıştı (Vatan gazetesi, 2019/8/14). Ancak BBC’nin 2019/9/6 tarihli haberine göre Netanyahu, ABD ve İngiltere Savunma Bakanları ile görüştü. Netanyahu’nun ABD Savunma Bakanı ile görüşmesi haberleştirilse de, Başkan Yardımcısı Pence ile görüşmesi hiçbir kaynakta yer almadı, oysa her ikisi de aynı anda Londra’daydı; bu da görüşmenin gizli yapıldığını göstermektedir! Görüşmelerin, tarafları ABD politikasının dışına çıkmamaları konusunda uyarmak amacıyla gizli tutulduğu anlaşılmaktadır.
İkincisi: Bu ani ziyaretler, birbiriyle bağlantılı karmaşık olayların gölgesinde gerçekleşmiştir:
1- ABD, diğer ülkelerin gemilerini korumaktan vazgeçti. Başkan Trump, Hürmüz Boğazı’nda "ABD’nin karşılıksız olarak deniz yollarını korumasından duyduğu rahatsızlığı" dile getirerek, başta Çin ve Japonya olmak üzere dünya ülkelerinden "kendi gemilerini kendilerinin korumasını" istedi (TRT Arabi, 2019/7/29). Aynı şekilde Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İngiltere’nin "kendi gemilerini koruma sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini" söyledi (Anadolu Ajansı, 2019/7/22). Bu durum, İran’ın diğer gemilere el koyması üzerindeki ABD baskısının azalması anlamına geliyordu.
2- 2016’daki "Brexit" oylamasından bu yana İngiliz siyasetini saran belirsizliğe rağmen, İngiliz siyasetçiler zaman zaman Avrupa Birliği kısıtlamalarından kurtulduklarını ve bağımsız bir irade sergilediklerini gösteren politikalar deniyorlar. İngilizler, ABD’nin İran ile ilişkileri germesini, nükleer anlaşmadan çekilmesini ve Körfez’deki tanker saldırılarını fırsat bilerek, 2019/7/4’te Cebelitarık’ta bir İran petrol tankerine el koydu. Avrupa ülkeleri İran ile havayı yumuşatmaya çalışırken İngiltere bu havayı gerdi. İngiltere, ABD’yi İran ile bir savaş çukuruna itmeye çalışıyordu. Özellikle 2019/8/15’te İngiltere’nin, geminin AB yaptırımları altındaki Suriye’ye gitmeyeceği garantisiyle "Grace 1" adlı tankeri serbest bırakmasından sonra kriz daha da derinleşti. Zira ismi "Adrian Darya-1" olarak değiştirilen tanker, Suriye’ye ulaştı (RT, 2019/9/6). İran’ın verdiği garantileri çiğnemesi İngiltere için bir tokat niteliğindeydi. Ayrıca İran, İngiliz tankeri "Stena Impero"yu hala elinde tutuyor ki bu da ikinci bir tokattır. İngiliz Kraliyet Donanması’na ait "HMS Montrose" gemisi de İran Devrim Muhafızları tarafından sürekli taciz edildi (Independent Arabi, 2019/9/3).
3- Yahudi varlığının Suriye ve Irak’taki İran hedeflerini vurması:
a- Yahudi varlığı, Suriye devrimi boyunca içerideki İran hedeflerini "direniş ekseninden" bir tepki almadan bombalamaya alışmıştı. Son dönemde saldırılarını artırarak Lübnan’daki İran Partisi (Hizbullah) liderlerini hedef almaya başladı. İran ise doğrudan kendi kayıplarını inkar ediyordu. Nihayet Yahudi varlığı, İran’a karşı büyük bir saldırı düzenlediğini duyurdu (Deutsche Welle, 2019/8/24). Bu durum, İran ile bir savaş ihtimalini sonuna kadar açan doğrudan bir askeri provokasyondu. Ancak ABD, İran’ın kendisini de içine çekecek bir savaşa girmesini istemediği için İran, bu saldırılardaki kayıplarını inkar etti.
b- Irak’ta ise 2019 Ağustos başından itibaren Yahudi varlığı, Haşdi Şabi kamplarındaki İran silah depolarını ve uzmanlarını hedef almaya başladı. Bu, İran’a karşı büyük bir tırmanıştı. Bağdat’ın güneyindeki "Sakar" üssüne, Selahaddin’deki "Şüheda" kampına ve Kaim yakınlarındaki hedeflere saldırılar düzenlendi. Yahudi varlığının Suriye’nin yanı sıra Irak’taki doğrudan İran varlığına da meydan okuduğu artık açıkça ilan edilmişti.
Üçüncüsü: Yukarıdaki hususlar incelendiğinde şu sonuçlara ulaşılır:
1- Körfez’de gemilerine yönelik tacizler ve tankerin hala tutuklu olması nedeniyle aşağılanan İngiltere, ABD’yi de içine çekecek bir İran savaşı başlatmak istiyor. Bu yüzden İran’a karşı sert söylemini koruyor ve ABD’nin iyimser açıklamalarını (Savunma Bakanı Esper’in müzakere umudu açıklaması gibi) reddediyor (Reuters, 2019/9/6). İngiltere, Yahudi varlığını bölgedeki İran kollarına karşı savaşa itiyor ve onu bu savaşa teşvik edecek kapasiteleri seferber ediyor.
2- Yahudi varlığı İran’ın gücünden gerçekten korkuyor ve ABD’yi bir savaşa dahil etmek istiyor. Ancak ABD’nin İran’a karşı yumuşak davrandığını, amacının savaş değil, Avrupa’yı korkutmak ve Körfez ülkelerini finansal olarak sömürmek olduğunu fark ediyor. İran’ın ABD İHA’sını düşürmesi ve ABD’nin buna sakin tepki vermesi, nükleer anlaşma görüşmeleri ve Trump-Ruhani görüşmesi beklentileri Netanyahu’yu endişelendirdi. Bu durum Netanyahu’yu, olası bir çatışmada Rusya’nın tutumunu öğrenmek için Soçi’ye gitmeye de itti (Şarku’l Avsat, 2019/9/12).
3- ABD, İngiltere’nin Yahudi varlığını savaşa itme politikasının tehlikesini kavradı. Böyle bir savaş Yahudi varlığına da zarar verir ve ABD seyirci kalamaz. Bu yüzden ABD, bu girişimleri boşa çıkarmak için harekete geçti. Netanyahu’nun İngiltere ziyaretine üst düzey askeri komutanların (Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Operasyonlar Başkanı) eşlik etmesi, askeri bir planlamanın (Kıbrıs’taki İngiliz üsleri Akrotiri ve Dhekelia’nın kullanımı gibi) yapıldığını gösteriyordu. ABD, Savunma Bakanını Londra’ya göndererek Netanyahu ile görüşmesini sağladı; amaç Yahudi varlığının güvenlik endişelerini dinleyip onu yatıştırmak ama nihayetinde onu savaştan ve İngiltere ile koordinasyondan vazgeçirmektir.
Dördüncüsü: Dolayısıyla, Netanyahu’nun İngiltere ziyaretinin temel amacı, ABD’yi de katılmak zorunda bırakacak şekilde İran’a karşı askeri tırmanış adımlarını incelemekti. İngiltere’nin, Yahudi varlığını savaşa teşvik etmeye devam etmesi ve Kıbrıs’taki üsleri veya Ürdün ve BAE gibi kontrolündeki ülkeler aracılığıyla destek sunması beklenmektedir. Buna karşılık ABD, İran ve kollarını "uygun yer ve zamanda karşılık verme" gibi etkisiz tepkilerle durumu geçiştirmeye teşvik etmektedir. Aynı zamanda ABD, Yahudi varlığı ordusu içindeki nüfuzunu kullanarak savaşı engellemeye çalışmaktadır. Durum, bir yanda İngiltere’nin teşvikiyle Yahudi varlığı, diğer yanda İran ve kolları arasında patlamanın eşiğindedir.
Rusya ziyaretinin amacı ise İngiltere ziyaretinden farklıdır. İngiltere ziyareti askeri tırmanış ve ABD’yi köşeye sıkıştırma amacı taşırken; Rusya ziyareti, Suriye’deki İran varlığına karşı Rusya’nın tutumunu öğrenmek ve İran’ın işgal altındaki Filistin’den yeterince uzağa çekilmesi için "yumuşak" baskı yapıp yapmayacağını anlamak içindir.
Beşincisi: Son olarak, Müslüman beldelerindeki Ruveybida (beceriksiz ve hain) yöneticiler, sömürgeci kâfirlere Müslümanların işlerine müdahale etmeleri için izin veriyorlar! Onlar Müslümanların çıkarlarını yok etmek için planlar yaparken, kendi içimizden İslam’ı ve Hilafeti savunan bir kitle çıktığında ise hemen suçlanıyor ve hapsediliyor.
Allah’ın izniyle hak gelecek ve batıl zail olacaktır:
ووسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
"Zulmetmekte olanlar, yakında hangi dönüşe (hangi bozguna) uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir." (Şuara [26]: 227)
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ
"Şüphesiz bunda, kalbi olan yahut şahit olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır." (Kaf [50]: 37)
14 Muharrem 1441 H. 13/09/2019 M.