Soru-Cevap
Birleşik Arap Emirlikleri'nin Tabiati ve Bazı Sıcak Bölgesel Konulardaki Tutumları
Soru:
Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) tutumunda bazı sorunlar ve çelişkiler var gibi görünüyor. Bunlardan bazıları şunlardır: BAE'nin tutumu ile Abdurrabu Mansur Hadi gibi bazı İngiliz ajanlarının tutumları arasındaki şiddetli ihtilaf (ki bu durum son olarak Hadi'nin BAE'de karşılanmasının reddedilmesi ve havalimanı güvenlik müdürünü görevden alma kararının BAE tarafından reddedilmesiyle sonuçlandı) ve ayrıca Tunus ile arasındaki gerginlik... Diğer yandan, ABD ajanlarıyla dikkat çekici bir uyum içindedir; ABD ajanı Selman liderliğindeki Kararlılık Fırtınası'na katılması, ardından Libya'da ABD'nin deneyimli ajanı Halife Haftar'ın yanında güçlü bir şekilde durması ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye verdiği sınırsız destek gibi. ABD ajanlarıyla bu denli iş birliği içinde olup İngiliz ajanlarıyla mesafeli olan bu tutumların açıklaması nedir?
Cevap:
1- 1971'den sonra BAE yedi emirlikten oluşan bir birlik haline geldi... Abu Dabi Emiri Şeyh Zayid bin Sultan Al Nahyan BAE'nin başkanıydı. 2004'teki vefatından sonra en büyük oğlu Şeyh Halife bin Zayid Al Nahyan, yerli halkın toplam nüfusun yaklaşık %11'ini oluşturduğu 9 milyon nüfuslu BAE'nin başkanı oldu. Şeyh Halife, Batılı ülkelerden silah satın alarak ve BAE askerlerinin eğitimine büyük yatırımlar yaparak BAE'nin askeri kapasitesini artırdı. BAE, ABD ile yapılan 6,4 milyar dolarlık sözleşme kapsamında 80 adet F-16E/F Desert Falcon tipi uçağın ilkini teslim aldı... Daha sonra BAE; Apache tipi helikopterler, F-16 savaş uçakları, zırhlı araçlar, çeşitli füze ve mühimmatlar elde etti. Böylece BAE'nin rolü siyasi ve hatta askeri eylemler için hazır hale getirildi! İngiltere Kraliçesi'nin 2010 yılında BAE'ye yaptığı ziyaret bu rolün doruk noktasıydı. (“İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth dün Abu Dabi'den başladığı resmi ziyaret kapsamında BAE'ye ulaştı. İngiltere'nin Abu Dabi Büyükelçisi Dominic Jeremy, AFP'ye yaptığı açıklamada, ‘Kraliçe ile BAE'deki yönetici aileler arasında güçlü bir dostluk olduğunu’ söylerken, BAE'nin Londra Büyükelçisi Abdurrahman Ganem el-Mutivî bu ziyareti iki dost ülke arasındaki ikili ilişkilerin her alanda gelişiminin bir tacı olarak değerlendirdi ve ziyareti ‘çok önemli’ olarak nitelendirdi...”) (Şarku'l Avsat Gazetesi, 25/11/2010). BAE rolünü ustalıkla icra ederek, ister gerçekte İngiliz yanlısı olsun ister Amerikan yanlısı olsun, İngiliz politikasını uygulamak üzere bölgedeki sömürgeci ittifaklara katıldı. BAE bu ittifaklara, Amerikan politikası üzerinde İngiltere'nin gözü olmak amacıyla İngiliz yöntemiyle dahil olmaktadır... Böylece BAE, İngilizlere tabi olmasına rağmen Amerika'nın sancağı altında savaşmakta, onun gölgesinde veya Suudi Selman liderliğindeki "Kararlılık Fırtınası" adıyla bilinen Arap -aslında Amerikan- koalisyonuna katılması gibi ajanlarının gölgesinde yürümektedir. BAE, 30 uçakla katılarak Suudi Arabistan'dan sonraki ikinci büyük güçtür... Kendisini ABD'nin müttefiklerinden biri gibi göstermektedir. Nitekim BAE'nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe, BAE için (“Amerika'nın BAE'de ‘Küçük Sparta’ lakabıyla anılan güçlü ve sakin bir müttefiki vardır...”) demiştir (Washington Post, 09/11/2014). Aynı şekilde Washington Post'un 03/01/2017 tarihli haberinde, BAE'deki el-Zafra üssündeki muhabirinden aktardığına göre; (“Amerikan uçakları el-Zafra üssünden havalanmakta ve altı haftadır Suriye ve Irak'a bombalar yağdırmaktadır...”) Gazete ayrıca şunu eklemiştir: (“Bazılarının bilmediği şey, el-Zafra üssünde yaklaşık 3.500 Amerikan askerinin konuşlanmış olmasıdır ve burası F-22 savaş uçaklarına sahip tek askeri üstür...”) Gazete, ABD'nin Orta Doğu'daki eski kuvvet komutanı Anthony Zinni'den şu sözleri aktarmaktadır: "ABD'nin BAE ile ilişkisi, bugün Arap dünyasındaki herhangi bir ülkeyle olan en güçlü ilişkisidir." Böylece BAE, Amerika'nın güçlü bir müttefikiymiş gibi görünmektedir... Gerçekte ise BAE, İngilizler hesabına özel bir rol oynamaktadır. Amerika'nın savaşlarına ancak İngiltere'nin talimatıyla ve onun tarzıyla katılmıştır; yani dışarıdan Amerika'yı destekliyor gibi görünüp perde arkasından işleri karıştırmak!
2- Şunu belirtmek gerekir ki; İngiltere, Süveyş'in doğusundaki yenilgilerinden, özellikle 1956'dan, ardından 1963 Yemen savaşındaki ağır kayıplarından ve 1968'de aldığı, 1971'de uyguladığı Körfez'den askeri olarak çekilme kararından sonra eski halini sürdüremez hale geldi. Bu yüzden askeri çekilmeyi ve doğrudan sömürgecilik biçimini başka bir biçime dönüştürmeyi; çoğu sömürgesinde yaptığı gibi siyasi, güvenlik ve ekonomik olarak kalmayı tercih etti... O zamandan beri, yani Süveyş'in doğusundan tamamen çekilmesinden bu yana İngiltere, Amerika'nın karşısında alenen duramaz hale geldi. Amerika'ya yönelik politikasında, görünürde destekleme, gizlide ise işleri karıştırma ve ajanları arasında rol dağıtımı yapma yöntemi hakim oldu: Bir ajanı Amerika ve ajanlarına yandaş gibi görünür, böylece o çevrelerde çizilen Amerikan planlarının içinde yer alır; diğeri ise gerçekte İngiltere ve ajanlarına yandaş olarak görünür...!
3- BAE'nin soruda geçen tutumları bu şekilde anlaşılabilir:
a- BAE'nin Yemen'deki Rolü:
- BAE, Suudi Arabistan'ın Mart 2015'te Yemen'e karşı başlattığı Kararlılık Fırtınası'na katıldı. Ancak işlerin görünüşü bir uyum içinde olduğunu düşündürse de gerçek öyle değildir. Suudi Arabistan Kararlılık Fırtınası'nın sadece hava saldırılarıyla sınırlı kalmasını isterken, BAE'nin kara savaşlarına büyük katılımı, bu ittifakı Yemen'e büyük kara güçleri sokmak için kullandığını göstermektedir... Suudi Arabistan'ın 05/04/2015'te Yemen'de kara gücü bulunduğunu reddetmesi ile 21/04/2015'te "Kararlılık Fırtınası"nın sona erdiğini ve "Umudun Yeniden Tesisi"nin başladığını duyurması arasındaki süreci incelediğimizde, bu dönemin bir gerginlik dönemi olduğunu görürüz. Bir tarafta hava saldırılarının siyasi çözüme yol açmasını isteyen Suudi Arabistan (ki "Umudun Yeniden Tesisi" ismi buna bir işarettir), diğer tarafta ise bu savaşın Husilerin Yemen şehirlerinden fiilen kovulmasıyla sonuçlanmasını isteyen BAE vardır... Suudi Arabistan sadece siyasi uzlaşmalara zemin hazırlamak için Husiler üzerinde baskı kurmayı hedeflerken, BAE sahada onlarla savaşmakta ve onları geriletmektedir...
- Suudi-BAE ihtilafı sadece bununla sınırlı değildir; devrik lider Salih konusundaki tutumları da farklıdır. Suudi Arabistan ile devrik Salih arasında düşmanlık sürerken, BAE'nin onu desteklediği, hatta Kararlılık Fırtınası hava saldırılarından birinde onu kurtardığına dair haberler gelmektedir! Mısır el-Arabiye sitesi 04/04/2015'te doğrudan buna işaret etmiştir: (“Üst düzey bir Yemenli yetkili Mısır el-Arabiye'ye yaptığı özel açıklamada; Abu Dabi'nin, devrik Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in oğluna Kararlılık Fırtınası operasyonunu Sana bombalanmadan bir saat önce haber vermesi ve BAE'nin Salih'in korunması ve herhangi bir çözüm girişiminde yer alması gerektiği yönündeki görüşü nedeniyle BAE ile Suudi Arabistan arasında ihtilaf olduğunu ifşa etti. Yetkili, BAE'nin operasyon saatini sızdırmasının Salih'i ölümden kurtardığını, zira bombardımandan önce evinden ayrılarak Sana'daki güvenli yerlere gittiğini belirtti.”) BAE'nin Ali Salih'i desteklediğine işaret eden bir diğer durum da, ona uygulanan uluslararası yaptırım kararını görmezden gelmesidir. Sosyal medya mecraları, BAE'nin Ali Abdullah Salih ve ailesine mali ve askeri destek sağladığı ve hala onun müttefiki olduğu suçlamalarıyla doludur. Oysa görünürde BAE, Suudi liderliğindeki Arap koalisyonuna dahildir ve bu koalisyon Husilere ve müttefikleri Salih'e karşı savaş yürütmektedir. Bu savaşın ilan edilen hedefleri "ülkeye meşruiyeti geri getirmek" ve "Husilerin gerçekleştirdiği kanlı darbeyi sona erdirmek"tir... Bu ilişkiyi teyit eden bir başka haber de Yemen Press'in 22/10/2015 tarihli haberidir: (“Devrik cumhurbaşkanının oğlu Tuğgeneral Ahmed Ali Salih, BAE'nin Husilere ve Salih'e karşı savaşa katılmasına rağmen özel bir koruma altında BAE'de ikamet etmeye devam ediyor...”)!!
- Ayrıca Cumhurbaşkanı Hadi'nin kendisi de tehlikededir, zira BM girişimleri onun görevden alınmasını talep etmektedir. Yani İngiltere, Yemen'deki diğer güçleri ve kartları hazırlamaktadır ki; eğer uluslararası uzlaşmalar Hadi'yi siyasi sahneden uzaklaştırırsa, Hadi'nin uzaklaştırılması Yemen'deki İngiliz nüfuzunun uzaklaştırılması anlamına gelmesin. Çünkü bu nüfuz birçok başka kartla temsil edilmektedir ve Hadi bu çok sayıdaki karttan sadece biridir... Böylece İngiltere BAE'nin Ali Salih'i desteklemesini sağladı... Hem Hadi hem de Salih İngiltere'nin adamlarıdır, ancak mesele İngiliz dehası tarzındaki rol dağıtımıdır! BAE ile Hadi arasındaki ihtilaf bu çerçevede anlaşılmalıdır. Abu Dabi'de soğuk karşılanması ve BAE'nin Hadi'nin Aden havalimanı güvenlik müdürü Salah el-Amiri'yi (Ebu Kattan) görevden almasına engel olması üzerindeki ihtilaf da bundandır... Yani BAE'nin Yemen politikasının, İngiltere'nin bir tabisi olan Hadi ile olan görünürdeki uyuşmazlığı, İngiltere'nin BAE'ye bu rolü gerektiren özel bir görev yüklemesinden kaynaklanmaktadır. Böylece BAE, Körfez Girişimi'nde onayladığı Hadi'nin yanında durmuyor gibi görünürken, aslında İngiltere'nin bir başka ajanı olan Ali Salih'in yanında durmaktadır. Bununla Yemen'de İngilizler hesabına, orada Amerika hesabına çalışan Suudi rejiminin işlerini karıştıran bir rol oynamaktadır.
b- BAE'nin Libya'daki Rolü: BAE'nin Libya'da kendisi için çizilen rolü, BAE'nin eski İngiltere Başbakanı Tony Blair tarafından denetlenen "İslamcı karşıtı" politikasının ana hatlarına, BM temsilcisi León ile olan ilişkilerine ve Libya'da BAE'nin desteklediği çevrelere bakıldığında kolayca anlaşılır. Bütün bunlar, Kaddafi dönemindeki ezici etkisi nedeniyle Londra'nın elinde oynayabileceği çok sayıda kartın bulunduğu geniş bir İngiliz nüfuzu atmosferinde gerçekleşmektedir... BAE'nin laikleri ve kabile reislerini destekleyip "İslamcılara" karşı çıkması, onu Libya'da Katar tarafından desteklenen güçlerin karşı safına yerleştirmektedir. Katar "İslamcılar" arasında İngilizler için çalışırken, BAE de laikler ve kabileler arasında çalışmaktadır. Katar ve BAE arasındaki bu rol paylaşımı, Amerikan Foreign Policy dergisinin de belirttiği şeyin aynısıdır. Arabi 21 sitesinin 28/08/2014'te aktardığına göre; (“Foreign Policy dergisi, Libya'daki bölgesel nüfuz mücadelesinin 2011'de başladığına işaret ederek, Katar'ın İslamcı eğilimli savaşçıları desteklediğini, BAE'nin ise özellikle Libya'nın batısındaki Zintan kabilelerine mensup kabileci eğilimli güçleri desteklediğini belirtmektedir.”) Amerikan dergisi BAE'nin Libya'daki adamlarını isim isim ifşa etmiştir...
BAE, Avrupa eğilimli bir İspanyol olan BM Libya Özel Temsilcisi Bernardino León ile yakın ilişki içindeydi ve Tobruk parlamentosu ile Haftar grubu kanadında onun çabalarına destek sağlamaya çalışıyordu. Gazeteler, León'un BAE Dışişleri Bakanı ile yaptığı e-posta yazışmalarını sızdırdı. Ayrıca BM'deki görevinden ayrıldıktan sonra cazip bir maaşla doğrudan BAE'de çalışmaya başladığı da ifşa oldu. BAE ile İngiliz eğilimlerini temsil eden bu uluslararası temsilci arasındaki yakın ilişki, İngiltere'nin BAE'nin Libya'daki rolünden memnun olduğunu göstermektedir. Bu rol, Ağustos 2014'te Trablus'taki İslamcı savaşçılara karşı düzenlenen hava saldırılarıyla dikkat çekici bir şekilde ortaya çıkmıştır. Parlamentonun Tobruk'a taşınması ve 04/08/2014'teki ilk oturumundan sonra gerçekleşen bu BAE saldırılarını ilk ifşa eden Amerika olmuştur!. Şunu da belirtmek gerekir ki; BAE'nin laiklere yönelip "İslamcılara" karşı durmasının arkasında İngiltere vardır. Mısır el-Arabiye sitesi 31/01/2017'de şunu aktarmıştır: (“Diğer taraftan İngiliz Telegraph gazetesi, ‘Tony Blair’ danışmanlık merkezinin BAE ile yaklaşık 35 milyon dolarlık bir sözleşme imzaladığını, bunun karşılığında tavsiye ve danışmanlık hizmeti sunacağını ifşa etmiştir... İki taraf arasındaki ortak tutumların en belirgin özelliği, o bölgede faaliyet gösteren İslami hareket ve partilere karşı takınılan tutumdur”)... Buradan anlaşılmaktadır ki İngiltere, ajanlarının rollerini çelişkili görünebilecek şekilde dağıtmaktadır ancak sonuçta bu durum İngilizlerin amaçlarına hizmet etmektedir. İngiltere tüm ajanlarını tek bir tarafa koymaz, özellikle Libya gibi elinde çok sayıda kartın bulunduğu ülkelerde... Katar Haftar'a karşı durup İngiliz yanlısı Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yanında yer alırken, BAE Haftar'ın yanındaymış gibi görünüp onu güçlü bir şekilde desteklemektedir!
c- BAE'nin Tunus'taki Rolü: Tunus Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid es-Sibsi, Kasım 2015'te şöyle demiştir: "...BAE istikrarsızlaştırma yöntemlerini izlemeye devam edecek çünkü (hesap sorulmayacağından) emin - güç üretmek için gerekli paraya sahipler ve Avrupa dahil herkes onların parasına güvendiği için korkuları yok." (Middle East Eye, 30 Kasım 2015)... İngiltere'nin yörüngesinde yürüyen Tunus'a karşı BAE'nin sergilediği ve ilişkilerde gerginlik olduğunu gösteren bu tutum incelendiğinde, bunun yapay bir tutum olduğu ortaya çıkar. Bunun kanıtı, Sibsi'nin BAE'ye gitmiş olmasıdır... Tunus ile BAE arasındaki ilişkilerin gerginliği konuşulurken, BAE'nin Tunus'un Libya ve Cezayir sınırlarını kontrol etmesi için Fransa'dan alacağı askeri mühimmat ve silah anlaşmasını finanse edeceği haberi yayımlandı. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Paris'te Tunus Cumhurbaşkanı Sibsi ile görüşmesinde ortak basın toplantısında konuyla ilgili bir soruya cevaben "bu alanda üç ülke arasında iş birliği olduğunu" söyledi. Fransız gazeteleri 07/04/2015'te Tunus'a yönelik bir Fransız silah anlaşması olduğunu yazdı. Tunus Dışişleri Bakanı Tayyib el-Bakuş, "ülkesinin silah satın almasına yardımcı olmaları için Fransa ve BAE ile müzakereler yürüttüğünü" açıkladı (Saffat el-Devliye, 07/04/2015)! Böylece BAE bir yandan Tunus'u silah anlaşmalarıyla finanse ederken, diğer yandan onunla ilişkilerde gerginlik varmış gibi görünmektedir. Bu da gösteriyor ki gerginlik gerçek değil, BAE'nin Tunus ve çevresinde, özellikle de Libya'da İngiliz rolünü oynaması için uydurulmuştur. Çünkü Tunus Haftar'a karşı çıkıp, kendi kucağında ve himayesinde doğan ve daha sonra Trablus'a taşınan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yanında yer almaktadır. Tunus ile bir ihtilaf varmış gibi gösterilmesi, BAE'nin -aslında İngiltere'nin- Haftar'a yönelik aldatmacasını kolaylaştırmaktadır!.
d- BAE'nin Sisi ile Rolü: BAE, Sisi'nin 2013 ortasında Mursi'ye yaptığı darbeden bu yana, Sisi rejimini desteklemek için Suudi Arabistan ile birlikte büyük bir destek vermiştir. Suudi Arabistan Kral Abdullah döneminde İngilizlere yandaştı. Bu durum, İngiltere'nin kendisinin Amerika ile uyumlu hareket etmesi çerçevesinde anlaşılabilir. İngiltere ajanlarından, bölgede üstünlük onlarda olduğu için Amerikan ajanlarıyla uyumlu hareket etmelerini ister. Zira İngiliz ajanları onlardan daha zayıftır; bu yüzden İngiltere, Katar'ın yaptığı gibi bazı özel durumlar dışında, ajanlarını bir bütün olarak Amerikan ajanlarına karşı açıkça cephe almaya itmez. İngiltere'nin kendisi de Sisi'ye karşı bunu yapmaktadır; ona bazı güven verici mesajlar gönderirken bunları BAE ile ilişkilendirmektedir. İngiliz gazeteleri de bundan bahsetmiştir. el-Arabi el-Cedid sitesinin 25/06/2014'te Financial Times gazetesinden aktardığı raporda şöyle denilmiştir: (“Tony Blair'in yaptığı işler hakkında bilgi sahibi olan bazı kişiler Financial Times'a, Blair'in bir grup uzmana Müslüman Kardeşler teşkilatı ve Mısır ordusu liderleri ile Körfezli destekçilerinin onlara yönelik terör eylemlerine karıştıkları suçlamaları hakkında bir rapor yazma görevi verdiğini bildirdiler.”) Gazete ayrıca Tony Blair'in konuşmalarında Mısır cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi iktidardan uzaklaştıran askeri darbeyi desteklediğini belirtti. Blair bir konuşmasında Mısır darbesini "Mısır halkı için önemli bir kurtarma operasyonu" olarak nitelendirdi. Gazete şunu da ekledi: (“Bu tutum, BAE hükümetinin tutumuyla tamamen örtüşmektedir.”) Bu nedenle BAE'nin Sisi ile yakınlaşan davranışları, çizilen İngiliz hattı içindedir ve ondan herhangi bir sapma değildir.
4- Hatırlatmak gerekirse, 12/01/2016 tarihli bir soru-cevapta şunları söylemiştik: "Tabi olan devletler veya yörüngede dönen devletler arasında, eğer tabi oldukları büyük devlet aynı ise, gerçek anlamda bir çatışma beklenmez. Çünkü genel olarak dış politikayı o büyük devlet yönetir ve genellikle çatışmayı bu politika kontrol eder... Bu, çatışma açısından böyledir. Aralarında bir çatışma olmaksızın ihtilaf yaşamaları ise -ki bu yörüngedeki devletler arasında daha belirgindir- şu üç durumda mümkün olabilir: Birinci durum: Büyük devletin çıkarına hizmet etmek için bir rol dağılımı söz konusu ise. İkinci durum: İhtilaf, o devletlerin yörüngesinde döndüğü büyük devletin dış politikasını etkileyecek dış etkiler olmaksızın, içsel saiklerden kaynaklanıyorsa. Üçüncü durum: Bir ajanı desteklemek amacıyla, başka bir ajanla arasındaki 'sakin olan' bir olayı kızıştırmak ve desteğin gerekçeleri sona erdikten sonra tekrar sakinliğe dönmek şeklinde ise." Bu, İngilizlere tabi olan BAE için geçerlidir; BAE, İngilizlerin çizdiği bir rolü oynarken, Katar da onlar için başka bir rolü oynayarak birinci maddedeki rol dağılımı kapsamına girmektedir.
5- Özetle; BAE, şu an Selman döneminde Amerika ile yürüyen Suudi Arabistan hariç, diğer Körfez ülkeleri gibi İngilizlere mutlak sadakat ve tabiiyetle bağlıdır... BAE, ister Yemen'de, ister Libya'da, ister Mısır rejimine verdiği destekte olsun, İngilizlerin kendisi için çizdiği rolü oynamaktadır... Dolayısıyla politikasındaki görünürdeki çelişki, İngiltere'nin laikleri destekleyip "İslamcılara" karşı çıkarak çizdiği ana hatlardan kaynaklanmaktadır. Bu hatlar örneğin Katar için çizilen hatlardan farklıdır. Dahası BAE, İngiltere için bölgedeki Amerikan ajanlarının arka hatlarında çalışarak İngiltere'ye buralardan hizmet sunmakta, onun için özel ve derin politikalar yürütmektedir... Buna rağmen, ister Katar olsun ister BAE veya Müslümanların beldelerindeki herhangi bir başka devlet olsun, sömürgeci kafirlerin çıkarlarına hizmet etmek büyük bir cinayettir. İçinde bulundukları her şey yok olmaya mahkumdur; ne dünyada ne de ahirette bundan bir hayır devşiremeyeceklerdir. Aksine onlar, Aziz ve Güçlü olan Allah'ın buyurduğu gibidirler:
سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
"Suç işleyenlere, yaptıkları hileler sebebiyle Allah katında bir aşağılanma ve şiddetli bir azap erişecektir." (En'âm Suresi 124)
12 Recep 1438 H. 09/04/2017 M.