Home About Articles Ask the Sheikh
Analiz

Ulus Devletin Hizmetinde Çalışan Kurumların Gerçekliği Hakkında Soruya Cevap

November 16, 2013
3698
استمع للمقال

Bismillâhirrahmânirrahîm

Soru:

Genellikle "güç/iktidar" merkezlerinden bahsederken, bunların ulus devletlerde temsil edildiğini söyler ve bugün uluslararası siyasette en etkili birinci devlet olması hasebiyle örneğin Amerikan çıkarlarını zikrederiz. Ancak gerçek "güç/iktidar" tabanının ulus devlet sınırlarını aştığını düşünenler de var. Bununla, küresel "güç/iktidara" sahip birleşik güçlerden oluşan gizli cemiyetleri kastediyorlar; örneğin Trilateral Commission (Üçlü Komisyon), Bilderberg Grubu ve Dış İlişkiler Konseyi gibi organizasyonları buna örnek gösteriyorlar. Tüm bu güçler bazen Illuminati (Üst Seçkinler), küresel bankerler, büyük mali ve ticari kurumlar gibi genel isimler altında birleşebiliyor...

Bazıları, bu güç merkezlerinin Amerika Birleşik Devletleri bile olsa hiçbir ulus devlete bağlılık duymadığını, aksine "Dünya Düzeni Teorisi" uyarınca Amerika dışındaki yeni güç yapılarına taşınmaya hazır olduklarını söylüyor. Bunun sonucunda, doların terk edilmesi ve petrol ticaretinin dolarla yapılmasından vazgeçilerek, bir emtia sepetine veya bir para birliği birimine dayalı yeni bir para birimi lehine çarpıcı dönüşümler yaşanabileceği iddia ediliyor.

Soru şudur: Bu iddiaların doğruluk payı nedir? Eğer bu doğruysa, Partinin ulus devlet sınırlarını aşarak küresel bir otoriteye dönüşen bu "güç/iktidar" merkezleri hakkındaki görüşü nedir?

Cevap:

1- Kapitalist ideoloji, milliyetçilik fikrini ortadan kaldırmaya çalışmamış, aksine onu tanımış ve devletler arasındaki mevcut sınırları kabul etmiştir. Bu nedenle kapitalist devletler, 1815 Viyana Kongresi gibi uluslararası antlaşmalarda çizilen sınırlar dahilinde halkların ayrı devletler olarak bağımsızlığını onaylamışlardır. Bu devletler arasında milliyetçi saiklerle savaşlar çıkmıştır... Kapitalist devletler, kapitalist ideolojiye dayanarak milliyetçi ve ulusal bir kimliğe bürünmüş ve bunu korumuşlardır. Hepsi kapitalist fikre dayandığı ve bu fikri başkalarına taşıdığı halde, ulusal egemenlik ve sömürgeci çıkarlar uğruna birbirleriyle savaşmışlardır. Hatta devleti; otorite, halk ve sınırlı bir toprak parçasından oluşur şeklinde hatalı bir şekilde tanımlamışlardır. Bu ideolojinin ortaya çıkışından beri bu devletler arasında kanlı savaşlar süregelmektedir. Avrupa Birliği ise ulus devleti ortadan kaldırmamış, aksine yaşanan durum ulusal varlıklar arasındaki bir iş birliğine daha yakındır ve tek bir devlet olma halinden uzaktır. Zaman zaman onu sarsacak kadar şiddetli krizlere maruz kalmaktadır; hatta Belçika, İspanya, İngiltere ve İtalya gibi birçok üye devlet bölünme tehdidi altındadır. Kapitalist devletlerin benimsediği federal yönetim sistemi, özellikle farklı milliyetlerden oluşan devletlerde bölünmenin gerçekleşmesi için yardımcı bir faktördür. Federal Amerika da aynı bölünme unsurlarını taşımaktadır; nitekim 1860 yılında bu durum yaşanmış ve Kuzey-Güney eyaletleri arasındaki savaş beş yıl sürmüştür. Dolayısıyla, kapitalist düşünce sahiplerinde ulus devletin ortadan kalkması mümkün değildir. Kapitalist ideoloji, halkları ve kavimleri tek bir potada eritmede başarısız olduğu gibi, aynı devlet içinde yaşayan farklı kavimleri eritmede de başarısızdır. Bu nedenle, kapitalist fikir sahipleri katında ulus devletin ortadan kaldırılmasından bahsetmek gerçeklikten tamamen uzaktır. Her devletteki büyük sermaye sahipleri, kendi halklarının bir parçasıdır; ulus devletlerini desteklemek ve güçlendirmek için çalışırlar, hatta onları doğrudan veya dolaylı olarak yönetenler de onlardır. Bu yüzden devlette makam sahibi olanların çoğunun ya sermaye sahibi olduklarını, ya onlarla bir ilişkilerinin bulunduğunu ya da büyük şirketlerin yönetimlerinde çalıştıklarını görürüz.

2- Soruda zikredilen güçler ve bunların ulus devleti aşarak küresel bir otoriteye dönüştüğü iddiasına gelince, mesele öyle değildir. Aksine bunlar ulus devlete, özellikle de Amerika’ya hizmet etmek için çalışan kurumlardır ve durum şöyledir:

a- Bilderberg Kulübü’ne gelince; 29 Mayıs 1954’te Hollanda’nın Oosterbeek kentindeki Bilderberg Oteli’nde kurulmuş ve ismini buradan almıştır. David Rockefeller gibi bazı Amerikalı sermaye sahipleri tarafından kurulmuş ve onlara, Amerika’nın Batı Avrupa’ya verdiği desteği savunan bazı Avrupalılar katılmıştır. Bunlardan biri de kulübün ilk başkanı olarak atanan Hollanda Prensi Bernhard’dı. Kulübün yönetim komitesinde Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Odası Başkanı John S. Coleman da bulunuyordu. Kuruluş amacının, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’nın Avrupa’ya yaptığı yardımları kullanarak Washington’un hegemonyasını ve üstünlüğünü dayatan Marshall Planı nedeniyle Avrupa’da yükselen Amerikan karşıtı duyguları ele almak olduğu belirtilmiştir... Komünistler ve aynı şekilde Gaullistler bu duyguları kışkırtmada önemli bir rol oynuyorlardı. Kulübün kuruluş amacının ayrıca şunlar olduğu zikredilmiştir: "Amerika’ya yönelik bu düşmanca fenomene karşı bir plan benimsemek, Amerika ile Avrupa arasındaki bağları güçlendirmek, Doğu Bloku ve komünizme karşı Batı Blokunu pekiştirmek, Batı medeniyetini ve hür teşebbüse dayalı kapitalist ekonomik modeli korumak." Kulübün toplantılarına, aralarında krallar, medya mensupları, kanaat önderleri, muhafazakâr sağdan ve demokrat soldan siyasetçilerin de bulunduğu pek çok Batılı lider katılırdı.

Kurulduğu günden bugüne yılda bir kez toplanan bu kulüp, kuruluşu itibarıyla Amerikalı, hedefleri itibarıyla Amerikalı ve yönelimi ile yönlendirmesi itibarıyla da Amerikalıdır. Ancak hayal gücü film senaryoları gibi geniş olan bazıları, onu dünyayı yöneten gizli bir dünya hükümeti gibi tasvir etmişlerdir; nitekim bir Rus bu konuda bir kitap yazmış ve milyonlarca satmıştır! Ancak siyasi düşünürler ve siyasi bilinci olanlar, bu kulübün mahiyetini kavramaktadırlar. Bazı Fransız yazarlar şöyle demiştir: "Nüfuzlu şahsiyetlerden oluşan bu Bilderberg Kulübü, NATO’nun kendi çıkarlarını tanıtmak ve Amerika Birleşik Devletleri’nin nüfuzunu yaymak için kullandığı etkili bir baskı aracından başka bir şey değildir." Amerika’nın bu kulüpteki gücü, 15-18 Mayıs 2003 tarihleri arasında Fransa’daki Versay Sarayı’nda yapılan toplantıda net bir şekilde görülmüştür. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Chirac bu toplantıya katıldığında Fransızlar ile Amerikalılar arasında anlaşmazlıklar çıkmıştı... Amerikalılar, Irak’ın işgaline karşı çıktığı için ona tepki göstermişler ve aralarında savunma bakanı Donald Rumsfeld, yardımcısı Paul Wolfowitz, savunma politikaları kurulu üyesi Richard Perle ve eski dışişleri bakanı Henry Kissinger gibi Bush döneminin en önemli isimlerinin bulunduğu konferansta onu aşağılamaya çalışmışlardı. O sırada Amerikan dışişleri bakanı Colin Powell ise ülkesinin politikasına destek toplamak için Avrupa turu yapıyordu. Toplantıda, Irak’ta Bechtel ve Halliburton gibi Amerikan şirketlerinin yaptığı büyük sözleşmeler üzerine bir tartışma alevlenmiş ve Avrupalı bir üye alaycı bir şekilde, "Hangi Avrupalı şirketler böyle yağlı sözleşmeler alabilecek?" diye sormuştu. Ayrıca Avrupa ordusu kurulması konusu tartışılmış, Amerikalılar buna itiraz etmiş ve böyle bir ordunun kurulması gerekliliği üzerine Avrupalılar ile Amerikalılar arasında sert tartışmalar yaşanmıştır. Sonuçta Amerika, bu orduyu kurma fikrini boşa çıkarmıştır.

Buradan anlaşılmaktadır ki, Bilderberg Kulübü, Amerika’nın Avrupa üzerindeki hegemonya politikasını savunmak ve Amerikan projelerini pazarlamak için kullandığı araçlardan biridir. Kendi politikalarının Avrupalıların politikalarıyla çatışmadığına, aksine bunların hem onların hem de genel olarak Batı’nın çıkarına olduğuna onları ikna etmeye çalışırken, aslında bu planlar birinci derecede Amerika’nın çıkarları ve projeleri için kurgulanmıştır...

b- Üçlü Komisyon (Trilateral Commission) Kulübü’ne gelince; 1973 yılında David Rockefeller ve Zbigniew Brzezinski ile diğer bir grup Amerikalı düşünür, siyasetçi ve akademisyen tarafından kurulmuştur. Kurulduğunda kulübe üç bölgenin (Amerika, Batı Avrupa ve Japonya) liderleri katılmıştır. Hedefleri ise şunlardır: "Dünyanın geri kalan bölgelerindeki ekonomik, siyasi ve egemenlik çıkarlarına hizmet edecek şekilde bu ülkeler arasındaki iş birliğini güçlendirmek; bu ülkeler arasında askıda kalan veya yeni ortaya çıkan sorunlara çözümler üretmek, aralarında deneyim ve görüş alışverişinde bulunmak, Doğu-Batı ilişkilerinin gelişimini gözlemlemek." Görüldüğü üzere Amerikalılar, Avrupa ve Japonya üzerindeki Amerikan hegemonyasını garanti altına almak için bu kulübü kurmuşlardır.

c- Rockefeller, Rothschild veya Bloomberg gibi ailelerin sahip olduğu büyük özel Batılı mali ve ticari kurumlara gelince; bunlar kendi çıkarlarını bu devletlerin politikaları çerçevesinde ve onlarla koordinasyon halinde gerçekleştirmek için çalışırlar ve onların hiçbir cüzünden neredeyse dışarı çıkmazlar. Amerikan devletinin Avrupa, Japonya ve dünyanın geri kalanı üzerindeki hegemonyasına hizmet etmek için Rockefeller’ın Bilderberg Kulübü ve Üçlü Komisyon’un kurulmasındaki faaliyetlerini gördük. Bu kurumlar, kendilerini koruyanın, arkalarında duranın ve çıkarlarını gerçekleştirmelerini, kâr elde etmelerini sağlayan gücün devlet olduğunun tamamen bilincindedirler. Kapitalist devlet ise şirketleri, dışarıdan para ve kâr getirmede büyük rol oynayan, projeler gerçekleştiren ve içeride iş gücü istihdam eden yapılar olarak görür. Şirketler, vatandaşlara hizmet etme ve ülkenin yararına çalışma konusunda devletin yerine geçen hükümet kurumları gibi kabul edilir ve dışarıdaki sömürgeci hedefleri gerçekleştirmede bir araç olarak görülür. Eskiden İngiltere, Hindistan’a Doğu Hindistan Şirketi aracılığıyla girmiş, ardından orayı doğrudan sömürmeye başlamıştır. Büyük özel Amerikan şirketleri ve mali kurumları, Amerikan devleti lehine etkin bir rol oynamaktadır. Örneğin, Amerikan mali kuruluşu Goldman Sachs, Avrupa Birliği’ne karşı Amerika lehine belirli bir rol oynamıştır. 2001 yılında Yunanistan’ın ekonomik durumuna dair gerçekleri saptırarak, Avrupa Birliği’ni zayıflatmak veya çökertmek amacıyla bu bölgede mali ve ekonomik sorunlar yaratmak için Yunanistan’ın Euro bölgesine girmesini sağlamıştır. New York Times gazetesi şöyle yazmıştır: "Goldman Sachs bankası tarafından 2001 yılında yürütülen 15 milyar dolarlık tek bir işlem, Yunanistan’ın milyarlarca dolarlık borcunun Avrupa Birliği bütçe denetçilerinden gizlenmesine yardımcı oldu." (Al Jazeera Documentary, Wall Street Avrupa’nın mali krizine bulaştı, 14.02.2010). Bu paralar bir kredi değil, ticari bir işlem gibi gösterilmiştir. Böylece borç seviyesinin milli geliri veya gayrisafi yurt içi hasılayı aşmadığı ve enflasyonun Avrupa’da kabul edilebilir seviyelerin üzerinde olmadığı imajı verilmiştir. Amerika’nın amacı, Avrupa Birliği’ni zayıflatıp parçalamak ve dolarla rekabet etmemesi için Euro’yu darbelemekti. Böylece Amerikalıların Avrupa üzerindeki, onların ekonomisi ve tüm dünya üzerindeki hegemonyasının devamını garanti altına almak istiyordu. Büyük özel Amerikan şirketleri ve mali kurumları, ülkeleri lehine ve Amerikan devletiyle koordineli olarak belirli roller üstlenirler. Almanya bu durumdan rahatsızlığını dile getirmiş, 2010 yılında Yunanistan’daki mali kriz patlak verdiğinde ve bu durum Euro bölgesinin bütünlüğünü ve Almanya’yı etkilediğinde Yunanistan’ı yalan söylemek ve sahtecilikle suçlamıştır. Krizin yansımaları halen devam etmektedir.

d- Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Ticaret Örgütü uluslararası kuruluşlar olarak kurulmuş olsalar da iradelerini bir dünya hükümeti gibi devletlere dayatan bağımsız kurumlar olmayı başaramamışlardır. Aksine, Amerika buralarda ilk söz sahibi ve en etkili güç haline gelmiş, bu kurumları kendi politikasını diğer devletlere dayatmak için kullanmıştır. Bu uluslararası kuruluşlar, diğer devletlere özelleştirme yasalarını, Amerikan küreselleşmesini ve aynı şekilde serbest piyasa ekonomisi politikasını dayatmışlardır. Amerika bu uluslararası kurumlar aracılığıyla kendi para birimi olan doları dünyaya dayatmış; onu petrol, gaz, altın ve diğer maden ile emtiaların fiyatlandırıldığı para birimi haline getirmiştir. Dünyadaki kontrolünü pekiştirmek için doları küresel döviz kuru seviyesi olarak belirlemiştir. Böylece dolar dünyadaki temel para birimi haline gelmiş, birçok devletin para birimi ona endekslenmiş ve yine dolar birçok devletin mali rezervi yapılmıştır. Bunlar, Amerikan devletinin dünya üzerindeki kontrol yöntemlerindendir.

Bu nedenle, dünyayı yöneten ve ulus devleti ortadan kaldıran bir dünya hükümetinden bahsetmek bir hayal ürünüdür; dünyayı kontrol edenler büyük devletler, özellikle de birinci devlettir.

3- Kapitalist devletler sermaye sahiplerinin egemenliği altındadır. Her kapitalist devlette bu kesimler, devleti ortadan kaldırmadan kendi çıkarlarına hizmet edecek yöneticileri seçerler. Bunlar, çıkarlarını koruması ve kârlarını artırmak için diğer dünya devletleri üzerinde otorite kurması amacıyla kendi devletlerini muhafaza ederler. Devletleri ne kadar güçlü olursa, ticaretleri o kadar geniş ve kârları o kadar çok olur. Ancak bir şirket veya mali kurum devlet haline gelemez; çünkü hedefi kârdır, insanlar tarafından kabul edilemez, devlet cihazlarını oluşturup yürütemez ve insanların işlerini gütme sorumluluğunu üstlenemez. Kapitalist devletler özelleştirme politikasına başladığında; elektrik, telefon, demiryollarının bir kısmı ve şehirler ile devletler arası otoyollar gibi insanlara hizmet veren ve çıkarlarını sağlayan hükümet kurumlarını özel şirketlere satmışlardır... Bu çıkarları satın alan özel şirketler, yürütme cihazına yani devlete muhtaçtırlar. İnsanlar ödemeleri gerekeni yapamadıklarında veya bazıları reddettiğinde, şirketler devletin emniyet ve yargı birimlerine başvururlar. Eğer insanlar şirket kurumlarına saldırırsa veya onlara karşı protesto yaparsa (Wall Street’i İşgal Et kampanyasında olduğu gibi), şirket kendisini koruması için devlete sığınır. Ayrıca işlerini yürütebilmek ve projelerini gerçekleştirebilmek için yasallığa muhtaçtır. Amerika’da ve ardından Avrupa’da mali kriz patlak verdiğinde, şirketler ve mali kurumlar, "likidite pompalama" adı altında halktan vergi olarak toplanan paralarla batık veya değersizleşmiş hisselerini satın alarak kendilerini kurtarması için devlete sığınmışlardır. Bu nedenle, teorik olarak bu otoriteleri birbirinden ayıran kapitalist devletlerde şirketlerin ve mali kurumların ne yürütme, ne yargı, ne de yasama yetkisi vardır. Onlar sadece kendilerini korumak, içeride ve dışarıda projelerini gerçekleştirmek, alacaklarını tahsil etmek, kâr elde etmek ve kriz anlarında kurtulmak için bu otoriteleri etkilemeye çalışırlar.

4- Tüm bu kurumların faaliyetleri, mensubu oldukları ulus devletlere hizmet etmekten dışarı çıkmaz ve ahlaki veya insani açıdan ne kadar düşük olursa olsun hiçbir eylemden geri durmazlar. Ortaya çıkan Amerikan casusluk skandalı bunu kanıtlamaktadır. Amerika; istihbarat servislerine bağlı özel elektronik cihazlarını kullanarak ve Google ile Yahoo gibi internet ağına hakim olan Amerikan şirketlerinin de yardımıyla diğer devletleri, başta müttefiki olan Avrupa devletlerini, onların yöneticilerini, elçiliklerini, şirketlerini ve şahıslarını gözetlemiştir. Bu skandal, kapitalist devletler arasındaki ulusal egemenlik çatışmasının gerçekliğini ortaya koymaktadır. Amerika, Dışişleri Bakanı John Kerry aracılığıyla Londra’daki bir basın toplantısında şunu itiraf etmiştir: "Ulusal Güvenlik Kurumu’nun (NSA) casusluk faaliyetleri bazı durumlarda kabul edilebilir sınırları aşmıştır." (BBC, 01.11.2013). Ayrıca, "bu casusluk faaliyetlerinin terör saldırılarını engellediği" iddiasında bulunmuştur. Oysa on yıl boyunca cep telefonunu dinledikleri Almanya Başbakanı Merkel gibi Avrupalı liderleri gözetliyorlardı. Amerika tüm bunları, kendi ulusal egemenliğini ve dünyadaki çıkarlarını korumak, Amerikan hegemonyasından kurtulmaya çalışan Avrupa devletlerinin her hareketini izlemek ve kendisine rakip olabilecek uluslararası bir gücün oluşmasını veya bu hegemonyanın tehlikeye girmesini engellemek için yapmaktadır.

Tüm Amerikan şirketleri ulus devlete, onun kültürüne ve değerlerine hizmet etmektedir. Bu durum, üç yıl önce Çin ile Amerikan şirketi Google arasında bir anlaşmazlık çıktığında açıkça görülmüştür. Çin haber ajansı Xinhua 23.03.2010 tarihinde şöyle demiştir: "Maalesef Google sadece Çin’deki ticari faaliyetlerini genişletmeye değil, Amerikan değerlerini, fikirlerini ve kültürünü yaymaya çalışıyor." Hatta Amerika, kendisine karşı saygı ve takdir uyandırmak, böylece Avrupa üzerindeki Amerikan hegemonyasını garanti altına almak için kapitalist düşüncede ortak olduğu Avrupa’da bile kendi özel değerlerini, fikirlerini ve kültürünü yaymıştır.

5- Buradan anlaşılmaktadır ki, kapitalist ideoloji temelinde kurulu olan ulus devletlerin varlığını ortadan kaldıran, küresel otoriteye sahip gizli cemiyetler diye bir şey yoktur. Bilderberg Kulübü ve Üçlü Komisyon, Amerikalıların kendi ülkelerinin dünya üzerindeki hegemonyasının devamını sağlamak için kurdukları kulüplerden ibarettir. Amerika’daki mali, ticari, elektronik, emlak, askeri sanayiye dayalı büyük şirketler ve diğer büyük endüstriler, büyük finansörler, bankerler ve borsa spekülatörleri; bunların hepsi kendi ülkelerinin çıkarları için çalışırlar. Ancak mali kazanımlarını korumak, bunları içeride ve dışarıda artırıp genişletmek için ülkelerinin otoritelerini etkilerler. Dışarıda ise diğer devletlere karşı kendi devletlerinin politikasına hizmet etme ve bu devletler üzerinde nüfuz kurma rolünü oynarlar. Bunun yanı sıra Amerika, her ülkede askeri üsler kurarak, her ülkeyle stratejik ittifaklar yaparak askeri hegemonyasını sürdürmeye çalışır; NATO’yu kendi politikasını yürütmek için kullanır ve Avrupa’nın kendi liderliğinden çıkmaması için bir Avrupa ordusunun kurulmasını engelleyerek NATO’yu kendi komutası altında güçlendirmeye çalışır. Hareketlerini izlemek için müttefikleri bile olsa başkalarına karşı casusluk faaliyetleri yürütür. Doları küresel para birimi olarak muhafaza ederek; Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü gibi küresel mali ve ticari kurumlar üzerindeki hegemonyasını sürdürerek ekonomik ve mali üstünlüğünü korumaya çalışır. Birleşmiş Milletler ve özellikle Güvenlik Konseyi üzerindeki kontrolüyle, ajanlar edinerek ve diğer ülkelerdeki yönetim rejimlerini kendisine bağlayarak siyasi hegemonyasını sürdürmeye çalışır. Tüm bunlar, Amerikan devletini, onun ulusal kimliğini ve dünyadaki birinci devlet olma konumunu korumaya hizmet eder. Bu yüzden İngiltere ve Fransa gibi diğer "kardeş" sömürgeci kapitalist devletlerle, onların sömürgelerinde ve nüfuz alanlarında kendi yerini alabilmek için mücadele etmiştir. Bunda büyük ölçüde başarılı olmuş, bu devletleri uluslararası arenadaki konumlarından düşürerek dünyanın tek efendisi, dünyada ilk ve son söz sahibi, Batı dünyasının ve kapitalist düşünce sahiplerinin lideri ve koruyucusu olarak kalmayı başarmıştır. Kendi düşüncesinin yerine geçmek isteyen veya ne kadar küçük olursa olsun o düşünce üzerine bir devlet kurmak isteyen her türlü farklı fikre karşı savaş bayrağını taşımaktadır. Bu nedenle Hilafet Devleti’nin kurulması çağrısına tahammül edememekte; bünyesindeki araştırma merkezleri ve stratejik enstitüler, Hilafet kurulmadan bugünden itibaren onun kurulmasını engelleyecek çalışmalar ve planlar hazırlamaktadır... Fakat er ya da geç anlayacaklardır ki Hilafet, Amerika’nın az bir kayıpla tahakküm kurabildiği şimdiki kapitalist devletler gibi değildir. Aksine Amerika, Azîz ve Kavî olan Allah’ın izniyle Hilafet karşısında az bir kayıpla değil, bizzat kendisini kaybederek çıkacaktır...

وkeyفَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

"Allah, Kendi emrini yerine getirmeye kadirdir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (Yusuf [12]: 21)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın