Ürdün-Amman’da güvenlik güçlerinin zor kullanarak engellediği,
Bunun yerine Mücrim Suriye Rejimi Büyükelçiliği önünde kadınların katılımıyla gerçekleştirilen protesto için yapılmıştır.
Cumartesi, 17 Cemaziye’l-Ahir 1434 H. / 27 Nisan 2013 M.
Değerli Bacılarım,
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
Hamd Allah’a, salât ve selam Allah’ın Rasulü’ne, O’nun âline, ashabına ve O’nu dost edinenlerin üzerine olsun. Hayırlı olanla başlıyorum:
رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ * فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ
"Rabbimiz, bize elçilerin aracılığıyla vaat ettiklerini ver ve kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz Sen, vaadinden dönmezsin. Rableri onlara cevap verdi: Ben, sizden erkek olsun, kadın olsun -ki hepiniz birbirinizdensiniz- hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim." (Âl-i İmrân [3]: 194-195)
Konferansınızın başlığı ruhu hüzne boğmakta ve kalbi kanatmaktadır. Zira Şam’ın özgür kadınları yardım istiyor ancak yakın ve uzak Müslüman ordularından yardım görmüyor... Müslüman beldelerin dört bir yanına dağılmış olan yöneticilerden feryatlarına cevap bekliyorlar ama cevap alamıyorlar; onlar adeta yaşayan cenazeler gibidirler... Şam’ın özgür hanımları zafer ve yardımdan ümitlerini kesip, acı ve trajedileri katlanınca komşu Müslüman beldelere sığındılar; ancak orada karşılarına yapay sınırlar çıktı. Bu ise trajedinin üzerine bir başka trajedi oldu. Büyük zorluk ve meşakkatlerle bu sınırları aşabildiklerinde ise yöneticiler onları "ulusal güvenlik" için bir yük olarak gördüler! Güvenli bir sığınağı ancak binbir güçlükle bulabildiler. Öyle ki, komşu ülkelere sığınan bazı mülteciler, sığındıkları yeri bir şiddetten diğerine geçiş olarak görüp, yeniden ölüme sığınmak üzere geldikleri yere geri dönmeye başladılar!
Değerli Bacılarım:
İşte böylece Müslüman beldeleri engeller ve sınırlarla dolup taştı. Sykes-Picot sınırlarını aşan herkes; bir köyden veya şehirden komşu olan bir diğerine geçerken büyük eziyet çekiyor. Halbuki birbirine komşu olan bu yerlerin ekinleri neredeyse birbirine değmektedir: Dera ile Remse arası, Kusayr ile Arsal arası, el-Bukemal ile el-Kaim arası veya Halep ile -hatta Halep’ten sonra- Adana ve daha yakın yerler arası... Bu birbirine yakın yerler arasında insanlar eziyet görüyor! Oysa bir zamanlar bir Müslüman, Batı’nın en ucundaki Endülüs’ten Doğu’nun en ucundaki Endonezya’ya kadar İslam diyarlarında aziz, kerim, güven ve barış içinde seyahat edebiliyordu.
İşte böylece Müslüman kadınlar yardım istiyor ama yardım görmüyor, feryat ediyor ama feryatlarına cevap verilmiyor. Komşu ülkelere sığındıklarında ise bir "yük" olarak görülüyorlar. Oysa onlar, ahkâmı uygulayan Hilafet devletinin gölgesinde aziz ve kerim idiler... Müslüman kadın, koruma ve gütme bakımından İslam devletinin kutup yıldızıydı. Eğer acıkırsa Halife onun rızkını sırtında taşırdı; eğer yardım isterse Halife ona yardım için orduya komuta ederdi; "Vay başıma gelenler, neredesin ey Mu’tasım!" nidası yükseldiğinde ise derhal karşılık verirdi... Ondan yükselen bir çığlık, Müslüman ordusunun komutanı Muhammed bin Kasım’ın, Müslüman kadınların bulunduğu bir gemiyi alıkoyup onları esir aldığı için Sind kralının tahtını sarsmasına neden olurdu... Onun güvenliğinin tehlikeye girmesi, Müslümanların komutanı Kuteybe’nin, onu korkutan o bedbahtı yakalamasına sebep olurdu. O bedbaht, canını kurtarmak için altın ve gümüş hazineler teklif etse de Kuteybe bunu reddeder ve şöyle derdi: (Hayır, Allah'a yemin olsun ki senin yüzünden bir Müslüman kadın bir daha asla korkutulmayacak) ve onun öldürülmesini emrederdi.
Değerli Bacılarım:
Şam topraklarında yaşananlar, Amerika ve müttefiklerinin öncülüğünde, onların araçları ve ajanları eliyle yürütülen İslam ve Müslümanlara karşı bir savaştır... Devrimcilerin tekbirleri onların uykularını kaçırıyor, Müslümanların direnişi onları şaşkına çeviriyor ve samimi ağızlardan yükselen Hilafet çığlıkları onları sarsıyor. Bu durum, Hilafet’ten korkanları büyük bir şaşkınlığa ve çaresizliğe sürükledi... Bir yandan piyonları Beşar’ın düştüğünü veya düşmek üzere olduğunu görüyorlar, diğer yandan ise işbirlikçi alternatif olgunlaşmadan önce düşmesinden ve Şam’ın yeniden İslam’ın merkezi olmasından korkuyorlar. Bu yüzden, Koalisyonu ve hükümetini düzenleyip yeni bir alternatif işbirlikçi bulmadan önce beli kırılmasın ve işi bitmesin diye zalim Beşar’a her türlü kitle imha silahını sağlıyorlar...
Hilafet; Amerika, müttefikleri, tüm Batı ve onların yakın ve uzak çevredeki küçük işbirlikçileri ile takipçilerinin korkulu rüyasıdır. Bu yüzden o azametli Hilafetin geri dönmemesi için var güçleriyle çalışıyorlar. Çünkü biliyorlar ki eğer Hilafet dönerse, dünyada birinci devlet olacak, yeryüzüne hayrı yayacak, zalimleri mezara gömecek ve onları karanlık akıbetlerine sürecektir. Böylece İslam ümmeti olması gerektiği gibi:
كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ
"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkerden nehyeder ve Allah’a inanırsınız." (Âl-i İmrân [3]: 110)
Hilafet dünyayı yeniden aydınlatacak, sömürgeci kâfirlerin ve işbirlikçilerinin yürekleri paralanacak, İslam düşmanlarının ve takipçilerinin kalplerine korku salınacak, İslam ve ehli izzet bulacak, küfür ve ehli ise zelil olacaktır. Allah’ın izniyle İslam düşmanlarının burunları sürtülse de bu mutlaka gerçekleşecektir.
Değerli Bacılarım:
Şam’ın özgür kadınlarının yaşadığı trajedinin büyük, musibetlerinin dehşet verici olduğu doğrudur... Bu trajedinin şiddetlendiği de doğrudur, ancak krizin şiddetlenmesi onun feraha kavuşacağının bir işaretidir ve şafağın sökmesi gecenin karanlığından sonradır.
فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
"Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah [94]: 5)
Ayrıca, Hizb-ut Tahrir'den kardeşleriniz ve onları destekleyen, onlara yardım eden bir kitle var ki; onlar Allah’ın izniyle Hilafet şafağını yeniden söktürünceye kadar asla gevşemeyeceklerine, azimlerinin kırılmayacağına, bıkmayacaklarına ve yorulmayacaklarına dair kendi kendilerine söz vermişlerdir.
وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
"O gün müminler ferahlayacaklardır. Allah'ın yardımıyla; O, dilediğine yardım eder. O, Mutlak Güç Sahibidir, Çok Merhametlidir." (Rûm [30]: 4-5)
Son olarak, sizlere selam ediyor; hayır, ifade ve etki konferansı olacak olan mübarek konferansınızı açıyorum. Allah’ın adıyla ve bereketiyle... Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
Ata bin Halil Ebu’r Raşta Hizb-ut Tahrir Emiri