Hilafet’in Yıkılışının Yüzüncü Yıl Dönümü Kampanyasının Kapanış Küresel Konferansı’nın Açılışında Emir Tarafından Yapılan Konuşma

| عربي | English | Türkçe | Deutsch | اردو |
| Kiswahili | русский | Український | Malaysia |
Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Hilafet Devleti’nin Yıkılışının Hicri 1342 - Miladi 1924 Yüzüncü Yıl Dönümü Münasebetiyle Yaptığı Konuşma
Hamd Allah’a, salât ve selam Allah’ın Rasulü’ne, O’nun âline, ashabına ve O’nu dost edinenlerin üzerine olsun.
Genel olarak İslam Ümmetine, özel olarak da Râşidî Hilafeti yeniden kurmak için çalışan davet taşıyıcısı gençlere ve hanımlara...
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Yüz yıl önce bugünlerde, Hicri 1342 yılı Receb ayının sonlarında, Miladi 1924 yılının Mart ayı başlarında; o zamanki İngiltere önderliğindeki sömürgeci kâfirler, Arap ve Türk hainlerle iş birliği yaparak Hilafet Devleti’ni ortadan kaldırmayı başardılar. Asrın mücrimi Mustafa Kemal, Hilafet’in kaldırıldığını ilan etti, Halife’yi İstanbul’da muhasara altına aldı ve o günün seher vaktinde onu sürgün etti. Bu, İngiltere’nin ona emrettiği ve karşılığında onu laik Türkiye Cumhuriyeti’nin hastalıklı başkanı olarak atadığı bir bedeldi. Böylece Müslümanların beldelerinde, izzetlerinin kaynağı ve Rablerinin rızasının kapısı olan Hilafet’in yıkılmasıyla korkunç bir deprem yaşandı.
O mücrim, var olan Hilafet’i kaldırarak apaçık bir küfür (küfr-ü bevah) sergilemiştir. Ümmetin, Rasulullah ﷺ’in Ubade bin Samit (r.a.)’dan rivayet edilen müttefekun aleyh hadisinde buyurduğu gibi onunla kılıçla savaşması gerekirdi:
وَأَنْ لَا نُنَازِعَ الْأَمْرَ أَهْلَهُ إِلَّا أَنْ تَرَوْا كُفْراً بَوَاحاً عِنْدَكُمْ مِنْ اللَّهِ فِيهِ بُرْهَانٌ
“Başımızdakilerle, Allah tarafından bir deliliniz olan apaçık bir küfür görmedikçe yetki mücadelesi yapmamak (üzere biat ettik).” (Buhari ve Müslim)
Ancak o müvrim, başta alimler olmak üzere Ümmetin kanını dökmekte o kadar acımasızdı ki, Şeyh Said Piran (Allah ona rahmet etsin) dahil pek çok kişiyi idam etti, diğerlerini hapse attı. Tüm bunlar Ümmetin uyuşmasına neden oldu; Ümmet, o mücrimi ve yardımcılarını hüsrana uğratacak şekilde harekete geçemedi. Aksine tepki, Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere ihanet eden o kişiyi ezecek seviyeye ulaşamayıp zayıf kaldı! Böylece o apaçık küfür eylemi, Ümmet onu derin bir çukura yuvarlayamadan "kurtulmuş" oldu!
Bundan sonra sömürgeci kâfirlerin nüfuzu Müslüman beldelerine yerleşti. Hilafet’in yıkılışı depreminin bir sonucu olarak beldeleri yaklaşık elli beş parçaya böldüler. Sonra bu depreme bir başka deprem daha eklediler; Rasulullah ﷺ’in İsra ve Miraç mekânı olan Mübarek Topraklar’da Yahudilere bir devlet verdiler ve ona bekası için her türlü desteği sağladılar. Bu desteğin ilk halkası, etrafındaki ajan yöneticiler vasıtasıyla güvenliğini korumaktı. Sadece bu da değil; bu yöneticiler, çıkan her savaşta Yahudiler karşısında yenilgiye uğrayarak Yahudi varlığına hak ettiğinden daha büyük bir hacim ve farklı bir suret kazandırdılar. Bununla da yetinmediler; Yahudi varlığını Filistin’den kökünden söküp atma meselesini, 1967’de işgal ettiği yerlerin bir kısmından çekilmesi için onunla müzakere etme meselesine dönüştürerek Allah ve Rasulü ile savaşmak için her türlü çabayı gösterdiler! Ardından daha da alçalarak, hiçbir yerden çekilmese bile Yahudi varlığıyla normalleşme yarışına girdiler! Bazıları bu normalleşme suçunu perde arkasından, bazıları ise gece gündüz alenen işledi! Mısır yöneticilerinin başlattığı bu zillet kervanını Filistin Kurtuluş Örgütü, Ürdün, ardından BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas yöneticileri takip etti. Suudi yöneticiler ise yolun kenarında durup bu devletlere arkalarından geldiklerini ve kervandan geri kalmayacaklarını işaret ediyorlar... Böylece hepsi, tepeden tırnağa büründükleri aşağılanmaya aldırmadan suç işlemeye koştular.
سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
“Suç işleyenlere, kurdukları tuzaklar sebebiyle Allah katında bir aşağılanma ve şiddetli bir azap erişecektir.” (En'âm [6]: 124)
Sadece Filistin değil, bu yöneticiler İslam topraklarının diğer temiz bölgelerini de teslim ettiler ya da kadere terk ettiler. Müşrik Hindular Keşmir’i devletlerine kattılar... Rusya Kırım’ı ilhak etti... Güney Sudan kuzeyinden koparıldı... Doğu Timor Endonezya’dan sökülüp alındı... Ve Kıbrıs; o ki yıllarca Müslümanların kalesiydi, bugün büyük bir kısmı Yunanistan’ın kontrolünde... Rohingyalı Müslümanlar Myanmar’da (Burma) katlediliyor; Bangladeş’e sığındıklarında ise rejim onlara hayatı dar ediyor ve onları insanların yaşamasına uygun olmayan, sel tehlikesi altındaki "Bhasan Char" adasına hapsediyor! Sonra Doğu Türkistan; Çin oraya saldırıyor, vahşice muamele ediyor; öyle ki vahşi hayvanların bile yapmayacağı şeyleri yaparak orayı hür erkekler ve hür kadınlar için bir hapishaneye çevirdi. Katliamlar Müslüman beldelerindeki mevcut devletlerin gözü önünde gizli değil alenen yapılıyor, onlar ise mezar sessizliğine bömülmüş durumdalar; konuştuklarında ise Çin’in Müslümanlara yaptığı zulüm için bunun bir iç mesele olduğunu söylüyorlar!
كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِنْ يَقُولُونَ إِلَّا كَذِباً
“Ağızlarından çıkan o söz ne büyük oldu! Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (Kehf [18]: 5)
Diğer Müslüman beldelerini ise sömürgeci kâfirlerle birlikte dönen ruveybi-da yöneticiler yönetiyor. Beldenin güvenliğini korumazlar, kulların hakkını gözetmezler; servetleri yağmalanmış, onurları ellerinden alınmıştır. Sömürgeci kâfirler, özellikle de Amerika, onlara zerre kadar değer vermez; aksine ajanlarına zillet ve aşağılanmalarını artıracak şekilde seslenir: "Biz olmasaydık o eğreti koltuklarınızda birkaç gün bile kalamazdınız, o halde bize gücünüzün yettiği, hatta yetmediği kadar para ödeyin." Gerçekten de, zilleti kabul edene aşağılanmak kolay gelir!
Ey Müslümanlar: Hilafet’in yokluğundan sonraki haliniz budur; milletler her yandan üzerinize üşüştü. Peki, Hilafet’in gölgesindeyken nasıldınız?
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmettinidiz; Peygamberlerin sonuncusu ve mücahitlerin imamı Muhammed ﷺ’in takipçileriydiniz... Atalarınız Râşid Halifeler ve fatih komutanlardı... Sizler, Miladi 1187 (Hicri 583) yılının bu muazzam Receb ayında Haçlıları dize getiren ve Beytü’l Makdis’i onların pisliğinden kurtaran Nasır Selahaddin’in torunlarısınız... Tatarları yenen Kutuz ve Baybars’ın torunları... 1453’te (Hicri 857) İstanbul’u fethettiğinde yirmi üç yaşını aşmamış olan genç Emir Muhammed el-Fatih’in torunlarısınız; Allah onu Ahmed’in Bişr el-Has’ami’den rivayet ettiği hadiste Rasulullah ﷺ’in övgüsüyle şereflendirmiştir:
فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ
“Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.” (Ahmed)
Sizler, 16. yüzyılda (1525) krallarını esaretten kurtarmak için Fransa’nın yardım istediği Kanuni Sultan Süleyman’ın torunlarısınız. Fakat o Fransa bugün Müslümanların Halifesi’nden yardım istediğini unuttu ya da unutmuş gibi yapıyor; İslam’ın kalkanı yok olduğu için İslam’a ve İslam’ın Rasulü ﷺ’ne fütursuzca saldırıyor... Sizler, döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nin, Amerikan gemilerinin Cezayir eyaletindeki Osmanlı donanmasına maruz kalmadan Atlantik Okyanusu’ndan Akdeniz’e güvenle geçebilmesi için yıllık vergi ödediği III. Selim’in torunlarısınız. Amerika ilk kez kendi dili dışında başka bir dille (Osmanlıca) bir anlaşma imzalamak zorunda kalmıştı (1795); oysa şimdi Amerika, Müslüman yöneticilere "Ödeyin, sizi biz koruyoruz" diyerek hükmediyor... Sizler, Filistin’de yerleşmelerine izin verilmesi karşılığında Yahudilerin devlet hazinesine teklif ettiği milyonlarca altına kanmayan ve o meşhur sözünü söyleyen Halife Abdülhamid’in torunlarısınız: “Benim vücudumdan bir parçanın koparılması, Filistin’in Hilafet Devleti’nden koparılmasından daha kolaydır.” Sonra eklemişti: “...Yahudiler milyonlarını saklasınlar... Eğer bir gün Hilafet Devleti parçalanırsa, işte o zaman Filistin’i bedelsiz alabilirler.” Ve nitekim öyle de oldu!... Sizler, saati icat edip bir tanesini Avrupa’nın o dönemki en büyük kralı Charlemagne’a hediye edenlerin torunlarısınız; kralın çevresindeki o seçkin tabaka saatin cinlerle ve perilerle dolu olduğunu sanmıştı! Biz aydınlık düşüncelerimizle böyleydik, onlar ise sığ ve hastalıklı düşünceleriyle öyleydiler!
İşte Hilafet sizi gölgelediğinde böyleydiniz ey Müslümanlar; Hilafet üzerinizden çekildiğinde ise bu hale geldiniz. Ey basiret sahipleri, ibret alın...
Son olarak; ey güç ve kuvvet ehli... Ey Halid’in, Selahaddin’in ve Muhammed Fatih’in torunları size sesleniyorum...
Ümmetin göğsünü dininizin düşmanlarından ancak sizler şifaya kavuşturabilirsiniz. Müslümanların kendi topraklarında maruz kaldığı bu zilleti ancak sizler kırabilirsiniz. Başlatma ve Ümmetin ümidini gerçekleştirme şerefi sizin olacaktır; tüm Ümmet ve önündeki-arkasındaki tüm askerler sizi takip edecektir. Allah’ın izniyle yalnız olmayacaksınız. Allah sizi mübarek kılsın, görevinize kalkın! Râşidî Hilafeti kurmak için bize, Hizb-ut Tahrir’e nusret vermeye, yardım etmeye kalkın. Hilafet sadece vakıanın tasviri açısından zafer yolu değildir; o, her şeyden önce en büyük farzdır. Hükümler onunla ikame edilir, hadler onunla uygulanır. O olmadan insanlar üzerinde ne hükümler ne de hadler uygulanabilir... Gücü yettiği halde Hilafet’in kurulması ve Halife’nin belirlenmesi için çalışmayan kimsenin günahı büyüktür; öyle ki bu günahın şiddetini belirtmek için cahiliye ölümüyle öleceği ifade edilmiştir:
...وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ، مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً
“...Kim boynunda (bir halifeye) biat olmadan ölürse, cahiliye ölümü ile ölmüş olur.” (Müslim)
Müslümanlar, Rasulullah ﷺ’in teçhiz ve defniyle meşgul olmadan önce -ki bu işin önemi ve büyüklüğü ortadayken- Halife’ye biat etmeye başlamışlardır. Tüm bunlar Hilafet’in büyüklüğü ve önemi içindir...
Ey güç ve kuvvet ehli... Ey nusret ehli... Ey Müslümanların orduları!
Aranızda Allah’a ve Rasulü ﷺ’ne yardım edip dünyada ve ahirette kazanan Mus'ab bin Umeyr, Es'ad bin Zurâre, Useyd bin Hudayr ve Sa’d bin Muaz yok mu? Öyle ki Allah’ın dinine yardım ettiği için Sa’d bin Muaz’ın ölümüyle Rahman’ın Arş’ı titremiştir. Buhari’nin Cabir (r.a.)’dan rivayet ettiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurmuştur:
اهْتَزَّ العَرْشُ لِمَوت سعد بن معاذ
“Sa’d bin Muaz’ın ölümü sebebiyle Arş titredi.”
İçinizde Allah’a, Rasulü’ne ve O’nun davasının erlerine yardım edecek reşid bir adam yok mu? Ümmet sizi bekliyor; sizin tekbir getirmenizi bekliyor ki sizinle beraber tekbir getirsin, sancağın ellerinizde dalgalanmasını bekliyor ki sizi selamlasın. Ancak bu şekilde Ümmet ayağa kalkar ve içeride İslam’ı uygulayan, dışarıya ise davet ve cihat yoluyla taşıyan Râşidî Hilafeti kurar. İşte o zaman Allah Subhânehu ona yardım eder:
إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ
“Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edeceği günde yardım ederiz.” (Mü’min [40]: 51)
Ey Allah’ın askerleri: Biz biliyoruz ki gökten melekler inip bizim için bir Hilafet kurmayacak ve İslam’ı ve Müslümanları izzete kavuşturacak bir orduya komuta etmeyecek. Aksine Allah Subhânehu, yeryüzünde İslamî hayatı yeniden başlatmak ve Hilafeti kurmak için ciddiyetle, doğrulukla ve ihlasla çalıştığımızda bize yardım edecek melekler gönderir. Bu, Allah Subhânehu’nun Kitabında ve Rasulullah ﷺ’in hadislerinde yer alan yalanlanamaz bir vaattir. Bugün Hilafet’in kurulmasını bir hayal olarak görenlerin sözleri bu gerçeği etkilemez; aksine asıl gerçek şudur ki; Hilafet’in hayal olduğunu söyleyen kişi bir hayalin peşinde koşmaktadır. Hilafet’in kurulması ise Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecek bir hakikattir ve bu hakikati şu dört gerçek teyit etmektedir:
Birincisi: Allah’ın vaadi:
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ ءَامَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
“Allah, aranızdan iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halife kılacağını vaat etti.” (Nûr [24]: 55)
İkincisi: Rasulullah ﷺ’in bu cebri saltanattan sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet’in geri döneceğine dair müjdesi. Şöyle buyurmuştur:
...ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ
“...Sonra zorba bir diktatörlük olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar sürecektir. Sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” (Ahmed, Huzeyfe’den rivayet etmiştir.)
Üçüncüsü: İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan canlı ve aktif bir ümmet:
كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkerden nehyeder ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i İmrân [3]: 110). Bu Ümmet, Hilafet’i kurmak için bir gün sussa bile, bu sadece aslanın kükremeden önceki sessizliğidir...
Dördüncüsü: Allah’ın izniyle O’na ihlasla bağlı, Rasulü’ne ﷺ sadık, bu vaadi ve müjdeyi gerçekleştirmek için geceyi gündüze katarak hızla ilerleyen bir parti; sanki Rasulullah ﷺ’in şu sözünün tecellisidir:
لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ لَا يضرهم مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَذَلِكَ
“Ümmetimden bir taife, hak üzere galip gelmeye devam edecektir. Allah’ın emri gelinceye kadar onları terk edenler onlara zarar veremeyecektir.” (Müslim, Sevban’dan rivayet etmiştir.)
Bu dörtten herhangi biri bile Hilafet için çalışmanın bir hayal olmadığını söylemek için yeterliyken, dördünün bir arada olması nasıldır?! Böylece Hilafet’in kurulması, Allah’ın izniyle uzak olmayan bir zamanda gerçekleşecek bir hakikattir. Kurulduktan sonraki sebat ve istikrarı ise inşallah kesin bir meseledir. Bugün büyük görülen devletlerin binaları yerle bir olacaktır; bu devletler Allah katında ve Allah’ın kulları katında çok basittir. Gözle görülmeyen küçük bir yaratığın (Covid-19) bu devletlere ve onların lideri Amerika’ya neler yaptığı buna şahittir... Seçimlerinde neler olduğuna bakın; bir taraf bunu hırsızlık ve sahtekarlık olarak görürken, diğer taraf büyük bir zafer olarak nitelendiriyor! Sonra sadece sözlü saldırılarla kalmayıp, resmi kurumların basılmasına ve kapitalizmin liderinin koridorlarında can kayıplarına kadar gitti; her iki taraf da köhne demokrasiyi savunuyor! İşte bugünkü dünya, küçüğüyle büyüğüyle budur... Onu ancak İslam Devleti’nin, Nübüvvet metodu üzere Hilafet’in kurulması kurtaracaktır...
Kardeşlerim: Biz Hilafet’in yüzüncü yılından önce kurulması için çalışıyor ve Allah’a yalvarıyorduk. Partinin bu yetmiş yıllık ömrü boyunca Hilafet’e neredeyse dokunacak kadar yaklaştığımız, sonra uzaklaştığı günler geçti. Buna rağmen Allah’ın rahmetinden ümidimizi kesmiyoruz; çalışıyoruz ve gözlerimiz Hilafet’i bekliyor, kalplerimiz onun için çarpıyor. Onun kurulacağına dair tam bir huzur içindeyiz; çünkü Rasulullah ﷺ bize bunu haber verdi ve müjdeledi: “...Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” Tüm bunlar azimleri bilemeye, iradeleri güçlendirmeye, heyecanı yeniden ateşlemeye ve kişiyi bambaşka bir hale getirmeye layıktır; başına bir musibet geldiğinde bayılan birinden, musibetin gelişini ferahlığın müjdesi olarak gören birine dönüştürmeye...
Âlim ve Habîr olan Allah bize böyle haber vermiştir:
فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً * إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً
“Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirâh [94]: 5-6)
Doğru sözlü ve tasdik edilmiş olan Rasulullah da Razin hadisinde böyle haber vermiştir: “Bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez.” Ömer’in Ebu Ubeyde’ye mektubu da şöyledir: “Şüphesiz her şiddetten sonra Allah bir çıkış yolu yaratmıştır ve bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez.” Dolayısıyla Allah’ın izniyle kurtuluş yakındır, Hilafet samimi müminlerin elleriyle kurulacaktır. Yahudi varlığını ortadan kaldıracak, Filistin İslam diyarına geri dönecektir. Roma, kardeşi (İstanbul) gibi fethedilecek ve tertemiz boğazlar Aziz ve Güçlü olanın sözünü haykıracaktır:
وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وزهق الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً
“De ki: Hak geldi, batıl zail oldu. Şüphesiz batıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ [17]: 81)
Dünya tekbir sesleriyle dolacak ve yeryüzü İslam’ın nuruyla aydınlanacaktır:
لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَلَا يَتْرُكُ اللَّهُ بَيْتَ مَدَرٍ وَلَا وَبَرٍ إِلَّا أَدْخَلَهُ اللَّهُ هَذَا الدِّينَ بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ عِزّاً يُعِزُّ اللَّهُ بِهِ الْإِسْلَامَ وَذُلّاً يُذِلُّ اللَّهُ بِهِ الْكُفْرَ
“Bu din, gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır. Allah, ne bir kerpiç evi ne de bir çadırı bırakmadan bu dini oraya sokacaktır; ya aziz olanın izzetiyle ya da zelil olanın zilletiyle. Allah bu dinle İslam’ı aziz kılacak, küfrü ise zelil edecektir.” (Ahmed, Temim ed-Dâri’den rivayet etmiştir.)
Biliyoruz ki İslam düşmanları bunun gerçekleşmesini imkânsız görecekler ve kendilerinden öncekilerin sözlerini alay ederek tekrarlayacaklar:
غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ
“Bunları dinleri aldattı.” (Enfâl [8]: 49)
Fakat bu söz onu söyleyenlerin başına nasıl bela olduysa ve Allah dinini aziz kılıp ehline yardım ettiyse, bugün de onların başına bela olacaktır. Aziz ve Hakim olan Allah; O’na tevekkül eden, O’na ihlasla bağlı olan, Rasulü’ne ﷺ sadık kalan ve şu ayeti kalplerinden ve azalarından ayırmadan ciddiyetle çalışan kullarıyla beraberdir:
إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً
“Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü (vakit) koymuştur.” (Talâk [65]: 3)
Bunlar geçen her günle bu "ölçüye" yaklaşmaktadırlar.
وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
“Allah, emrine galiptir; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yûsuf [12]: 21)
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
29 Receb 1442 H. Kardeşiniz 13 Mart 2021 M. Ata bin Halil Ebu’r Raşta Hizb-ut Tahrir Emiri