Home About Articles Ask the Sheikh
Analiz

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata b. Halil Ebu’r Raşte’nin H. 857 - M. 1453 Yılındaki İstanbul’un Fethi Yıldönümü Münasebetiyle Konuşması

January 13, 2020
11136
استمع للمقال

Allah’ın nimetlerine hamd, Rasulullah’a, âline, ashabına ve onu dost edinenlere salat ve selam olsun. Bundan sonra;

İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan İslam Ümmetine... Seçkin ve hayırlı dava taşıyıcılarına... Saygıdeğer sayfa ziyaretçilerine,

Es-selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Milletlerin tarihinde, o milletler için gurur kaynağı olan aydınlık günler vardır; peki ya bu günler Rasulullah (sav)’in müjdesinin gerçekleştiği anlarsa? Şüphesiz bunlar gökyüzünde parlayan yıldızlar, hatta dünyayı aydınlatan ve ümmeti göklere çıkaran güneşler gibidir... İşte bu şanlı günlerimizden biri de İstanbul’un (Kostantiniyye) fethinin yıldönümüdür... Fatih, Kostantiniyye’yi fethetmek için kuşatmayı 26 Rebiülevvel’de başlatmış, fetih ise H. 20 Cemaziyelevvel 857 Salı günü şafak vaktinde tamamlanmıştır. Yani kuşatma yaklaşık iki ay sürmüştür. Muhammed Fatih şehre zaferle girdiğinde atından inmiş, bu zafer ve başarı için Allah’a şükrederek secdeye kapanmıştır. Ardından Bizans halkının ve rahiplerinin sığındığı "Ayasofya" Kilisesi'ne yönelmiş, onlara can güvenliği vermiş, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesini emretmiş ve Kostantiniyye’yi fethetmek için düzenlenen ilk seferin saflarında yer alan ve orada vefat eden yüce sahabi Ebu Eyyub el-Ensari’nin (ra) kabrinin bulunduğu yere bir cami inşa edilmesini buyurmuştur... Fetihten sonra "Fatih" unvanını alan hükümdar, daha önce Edirne olan devletin başkentini Kostantiniyye yapmaya karar vermiştir. Şehre fetihten sonra "İslambol" yani "İslam şehri" veya "Darul İslam" adı verilmiş, daha sonra İstanbul olarak meşhur olmuştur. Fatih şehre girdikten sonra Ayasofya’ya yönelip orada namaz kılmış ve Allah’ın lütfu ve hamdıyla orası bir cami olmuştur... Müminlerin ihya ettiği tertemiz ve nurlu bir cami olarak kalmaya devam etmiş, ta ki asrın mücrimi Mustafa Kemal orada namaz kılınmasını yasaklayıp orayı bir müzeye çevirerek kirletene kadar!

Böylece Rasulullah (sav)’in Abdullah bin Amr bin el-As’tan rivayet edilen şu hadis-i şerifindeki müjdesi gerçekleşmiştir: "Biz Rasulullah (sav)’in etrafında yazıyorken kendisine; 'Hangi iki şehirden hangisi önce fethedilecek; Kostantiniyye mi yoksa Roma mı?' diye soruldu. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:"

لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ

"Heraklius’un şehri (Kostantiniyye) önce fethedilecektir." (Ahmed Müsned'inde, Hâkim Müstedrek'inde rivayet etmiş ve 'Şeyhayn’ın şartlarına göre sahihtir' demiştir. Zehebi de Telhis'te 'Buhari ve Müslim’in şartlarına göredir' demiştir.)

Aynı şekilde Abdullah bin Bişr el-Has’ami’nin babasından rivayet ettiği hadis-i şerifte Nebi (sav) şöyle buyurmuştur:

لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ

"İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur." (Ahmed rivayet etmiştir; Mecmau'z Zevaid'de 'Ahmed, Bezzar ve Taberani rivayet etmiştir, ricali sikadır' denilmiştir.)

Bu müjde, henüz yirmi bir yaşında olan ancak çocukluğundan itibaren istikamet üzere yetiştirilmiş olan genç Muhammed Fatih’in ellerinde gerçekleşmiştir. Babası Sultan II. Murad onunla yakından ilgilenmiş, onu çağının en seçkin hocalarından ders almasını sağlamıştır. Bunlardan biri de Suyuti’nin Fatih’in ilk hocası olduğunu belirttiği Ahmed bin İsmail el-Kurani’dir. Onun hakkında şöyle denmiştir: "O, zamanının âlimleri tarafından üstünlüğü ve derinliği tasdik edilmiş bir fakihti; hatta ona 'zamanının Ebu Hanifesi' derlerdi." Keza, çocukluğundan itibaren zihnine Rasulullah (sav)’in "İstanbul’un fethi" ile ilgili hadisini ilk eken kişi olan Şeyh Akşemseddin’dir. Genç Fatih, bu fethi kendi elleriyle gerçekleştirme arzusuyla büyümüştür... Şeyh Akşemseddin, Muhammed Fatih’e Kur'an, Hadis, Sünnet ve Fıkıh gibi temel ilimlerin yanı sıra Arapça, Farsça ve Türkçe dillerini; ayrıca matematik, astronomi ve tarih gibi fen ilimlerini de öğretmiştir... Bunların yanı sıra binicilik ve savaş sanatlarındaki cesareti de cabasıdır... Allah ona lütuf ve ihsanıyla ikram etmiş, o da Rasulullah (sav)’in övgüsüne mazhar olmuştur. Fatih ne güzel komutan, onun ordusu ne güzel orduydu; zira kalpleri imanla dolmuş, azaları hazırlık ve sadık bir cihadla harekete geçmişti. Allah’a yardım ettiler, Allah da onlara bu büyük fethi nasip ederek yardım etti. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Fatih, keskin bir görüşe ve isabetli bir basirete sahipti. Ne zaman bir gedik görse Allah’ın izniyle onu uygun şekilde tedavi eder, ne zaman bir engel çıksa Allah’ın yardımıyla onu kaldırırdı. Karşılaştığı üç engeli keskin bir zeka ve dikkat çekici bir ferasetle çözmüştür:

  1. Ordusu surların önünde açık arazide havanın soğukluğundan şikayet edince, onlara gerektiğinde sığınabilecekleri bir hisar inşa etti. Zira ordunun, kuşatma uzarsa önceki İslam ordularının yaptığı gibi kuşatmayı kaldırıp geri dönmesini istemiyordu; bilakis Allah’ın izniyle Kostantiniyye fethedilmeden geri dönüş olmayacaktı...

  2. Kostantiniyye surları üç katlıydı ve her kat arasında birkaç metre mesafe vardı. Fatih bu konuda endişeliydi çünkü o dönemde yıkıcı güce sahip silahlar yoktu. Ellerindeki en güçlü şey, küçük olmayan ama bu büyüklükteki bir duvarda gedik açmaya yetmeyen taşlar fırlatan mancınıktı. Muhammed Fatih dünyadaki askeri gelişmeleri takip ettiği için Macar bir mühendisin (Urban) surları yerle bir edebilecek özel güçte toplar yapma fikrine sahip olduğunu öğrendi. Urban bu hizmetini Bizans imparatoruna sunmuş ama ilgi görmemişti. Fatih onu çok iyi karşıladı, ona bolca mal verdi ve icadını tamamlaması için her türlü imkanı sağladı. Urban, Osmanlı mühendislerinin yardımıyla topları dökmeye başladı ve Fatih bizzat başlarında durdu. Üç ay geçmeden Urban, her bir gülle ağırlığı yaklaşık bir buçuk ton olan üç büyük top yaptı. Fatih, sonuçların beklediği gibi olmaması ihtimaline karşı Rumların bunu surların arkasından görüp Müslümanların moralini bozmaması için topu surların önünde denemek istemedi. Deneyi Edirne’de yaptı ve başarılı olunca Allah’a hamdetti. Bu üç topu, Rumları teslim olmaya zorlamak üzere surları dövmek için Edirne’den Kostantiniyye surlarının yakınına nakletti...

  3. Onu meşgul eden bir diğer husus ise Haliç bölgesindeki surların zayıf olduğunu bilmesiydi. Rumlar da Haliç tarafındaki surların zayıflığının farkındaydı ancak Haliç'in girişinin zincirle kapatılmış olması nedeniyle Müslüman gemilerinin oraya ulaşamayacağından emindiler. Fakat Fatih, Allah’ın ona açtığı bir fikirle, gemileri Haliç’in (Altın Boynuz) karşısındaki tepeden (Galata) kaydırma kararı aldı. Tepenin üzerine ahşaplar döşedi, üzerlerine büyük miktarda yağ ve gres döktü, ardından gemileri bunların üzerinde kaydırdı. Bir gece içinde Haliç’e 70 gemi indirmeyi başardı. Bu durum Rumlar için dehşet vericiydi; sabah olup da Müslüman gemilerini Haliç’te gördüklerinde kalpleri korkuyla doldu. Sonunda zafer ve fetih geldi; Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Ey Kardeşler, İstanbul’un fethinden bazı kesitleri sizlere üç sebepten dolayı hatırlatmak istedim:

Birincisi: İslam’ın ve Müslümanların, İslam tatbik edildiğinde ne kadar azametli olduğunu her göze göstermek için bu hatırayı canlandırmak. O zaman küfrün hiçbir hükmü kalmaz, bilakis hak yükselir ve (Allah-u Ekber) nidası gibi yücelir. Nitekim öyle de oldu; İran ve Bizans onun önünde diz çöktü. Rasulullah (sav)’in Roma’nın fethiyle ilgili müjdesinin diğer kısmının tecellisi olarak yakında Bizans’ın kardeşi Roma da onlara katılacaktır inşallah...

İkincisi: Rasulullah (sav)’in diğer üç müjdesinin de, ilki gerçekleştiği gibi gerçekleşeceği konusunda kalplerinizin mutmain olması içindir. Rasulullah (sav) bize İstanbul’un fethini, Roma’nın fethini, Nübüvvet metodu üzere Hilafetin dönüşünü ve Yahudilerle savaşıp onları hezimete uğratacağımızı müjdelemiştir... Rasulullah (sav) hevasından konuşmaz, o ancak vahyolunan bir vahiydir. Rasulullah (sav)’in kalan üç müjdesi de O’nun izniyle gerçekleşecektir. Ancak bunlar gökten inen meleklerin bize hediyesi olarak gerçekleşmeyecek; Allah’ın sünneti gereği biz Allah’a yardım edeceğiz ki O da bize yardım etsin. Şeriatını ikame eder, devletinin binasını yükseltir, elimizden gelen kuvveti hazırlar ve O’nun yolunda cihad edersek; işte o zaman yeryüzü kalan üç müjdeyle ve yeniden Hilafetle aydınlanacaktır...

Üçüncüsü: Kafir Batı, hain Arap ve Türklerle iş birliği yaparak H. 1342 - M. 1924 yılında Hilafeti yıkmayı başarmış ve bu yıkımı Kostantiniyye’nin fethine eş değer bir olay olarak görmüştür. Bu şekilde kafir Batı kaybettiği gücü yeniden elde etmiştir. Batı’nın tüm gayesi, kazandığı bu gücü tekrar kaybetmemek için Hilafetin yeniden dönmesini engellemek olmuştur; özellikle de Müslüman topraklarının sömürgecisi haline gelmişken. Müslüman topraklardaki hareketleri yakından takip etmektedir. H. 1372 - M. 1953 yılında Hizb-ut Tahrir’in kurulduğu ilan edilince ve Hizbin ameli ekseninin ve hayati meselesinin Hilafeti yeniden ikame etmek olduğu Batı tarafından anlaşılınca, Hizbin işindeki ciddiyetini gören Batı, ajan yöneticilerine Hizbi yasaklamalarını, bazı bölgelerde şehadete varan işkence ve tutuklamalarla, bazı bölgelerde ise müebbet hapse varan uzun cezalarla takip etmelerini emretti... Daha sonra buna, utanmadan ve sıkılmadan yalan, sahtekarlık ve gerçekleri çarpıtma yöntemlerini eklediler... Bu iftiraların etkili olacağını sanarak, bunları yapanları Müslüman isimleri taşıyan ve Müslüman gibi görünen kişilerden seçtiler. Daha sonra bu iftiralarda onlara, eskiden Hizip içinde olup da ayrılan, ahdini bozan veya ceza alan bazı kişiler de katıldı... Böylece iftira, sahtekarlık ve gerçekleri çarpıtma işinde bu gruplar birleşti ve her birinin bir rolü oldu: Kafirler, münafıklar, bozguncular ve ardından kalplerinde hastalık olan, ayrılan, cezalandırılan ve ahdini bozan bir grup... Hepsi Hizbe karşı bu kumpasta ve iftirada birleştiler; her aşamada yalanı meslek edinerek zehirli adımlarla yürüdüler. Bir iftirada başarısız olduklarında yenisini getirdiler. Yalanı meslek edinenler, Hizip gençlerinin sahip olduğu zihin berraklığını, feraseti ve derin zekayı unuttular ya da unutmuş gibi yaptılar; bu özellikler gençlerin habis olanı tayyip olandan ayırt etmesini sağlar ve hiçbir yalanın saflarına sızmasına izin vermezler... Böylece, kullandıkları süslü iftira yöntemlerine ve gerçekleri çarpıtmak için yoruldukları makyajlama çabalarına rağmen, ne Hizip gençleri ne de aklı başında herhangi bir Müslüman nezdinde bu yalanlara kulak asan olmadı. Aksine bunlar:

كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاءً حَتَّى إِذَا جَاءَهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئاً

"Engin bir çöldeki serap gibidir. Susayan kimse onu su sanır. Yanına geldiği zaman ise onun hiçbir şey olmadığını görür." (Nûr [24]: 39)

Hizbe ve liderliğine karşı yaptıkları tüm hilelere, fıtratlarındaki habisliğe ve kötü amellere rağmen, Hizbi etkileyeceklerini sandılar; ancak zanları onları hüsrana uğrattı ve Allah’ın izniyle yalanları ve tuzakları ne kadar uzarsa uzasın hayal kırıklığıyla geri dönecekler:

وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ

"Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır." (Fâtir [35]: 43)

İftiraları ve tuzakları ne kadar yoğunlaşsa da bunun akıbetini Allah katında bulacaklardır:

وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ

"Onlar tuzaklarını kurdular. Halbuki tuzakları dağları yerinden oynatacak olsa bile, onların tuzakları Allah katındadır." (İbrahim [14]: 46)

Sonuç olarak, ey kardeşler; hak üzerindeki sarsılmaz, berrak ve güçlü duruşunuz, hak davaya karşı yürütülen birbirini izleyen kampanyalar karşısındaki tavrınız, bize Rasulullah (sav)’in zorluklar karşısındaki azametli ve hikmetli duruşuna iktida eden Sahabe-i Kiram’ın (ra) duruşlarını hatırlatmaktadır... Sizin duruşunuz böyledir; mihnetlerle zayıflamayan, fitnelerle sarsılmayan, aksine azminizi bileyleyen ve hakka haykıran duruşlar. Dünyaya bir kez, ahirete ise defalarca bakıyorsunuz. Sizin gibi gençlere sahip olduğu için Hizbe, böyle bir Hizbe sahip olduğunuz için de size ne mutlu:

رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ * لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُمْ مِنْ فَضْلِهِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

"Onlar, ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı ricaldir. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetten ters döneceği bir günden korkarlar. Allah, onları yaptıklarının en güzeliyle mükafatlandırsın ve lütfundan onlara artırsın diye. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır." (Nûr [24]: 37-38)

Son söz olarak; Allah Subhanehu ve Teala’ya, Rasulullah (sav)’in müjdelerinin gerçekleşmeye devam etmesi, bu ümmetin Hilafetinin geri dönmesi, Kudüs’ünün özgürleşmesi ve kardeşi gibi Roma’nın da fethedilmesi için yalvarıyorum... Bu, Rasulullah (sav)’in hadislerinin bir tecellisi olacaktır... Yine O Subhanehu’dan bize yardım etmesini, amelimizi güzelleştirmesini ve sağlamlaştırmasını, böylece Allah’ın Aziz ve Rahim olan yardımına ehil olmamızı niyaz ediyoruz:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. O dilediğine yardım eder. O Aziz’dir, Rahim’dir." (Rûm [30]: 4-5)

Es-selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

7 Cemaziyelevvel 1441 H. / 2 Ocak 2020 M.

Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşte Hizb-ut Tahrir Emiri

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın