Home About Articles Ask the Sheikh
Analiz

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’nın Tunus’taki İkinci Hilafet Konferansı’nın Açılışındaki Konuşması

June 22, 2013
2673
استمع للمقال

Hamd Allah’a, salât ve selam Allah’ın Rasulü’ne, O’nun âline, ashabına ve O’nu dost edinenlerin üzerine olsun. Bundan sonra:

Yaklaşık on üç asır boyunca Hilafet’in gölgesinde yaşayan "Yeşil Tunus"ta düzenlenen "İkinci Hilafet Konferansı"nda bir araya gelen kardeşlere...

M.S. 647 - H. 27 yılında Halife Osman Radıyallahu Anhu döneminde yedi Abdullahlar gazvesiyle İslam’ın oraya girişinden beri hidayet feneri olan Râşidlerin Tunus’una... Kuzey Afrika’nın fatihi, Kayrevan’ın ve onun büyük camisinin banisi Ukbe bin Nafi’nin Tunus’u olan Emevilerin Tunus’una; ardından müstesna İslam üniversitesi Zeytune’nin Tunus’una... "El-İber" ve "Divânu'l-Mübtedei ve'l-Haber" eserinin sahibi İbn Haldun’un doğum yeri, hikmet, ilim, fikir ve edebiyat evi Ağlebîlerin Tunus’u olan Abbasilerin Tunus’una... Tunus’u H. 942 - M. 1535 yılında V. Charles'ın işgalinden ve katliamlarından kurtaran, onu oradan çıkaran ve donanmasını denizde takip ederek H. 945 - M. 1538 yılında Yunanistan’ın batısındaki "Preveze" deniz savaşında mağlup eden Deniz Kuvvetleri Komutanı Barbaros Hayreddin’in Tunus’u olan Osmanlıların Tunus’una... Sonra, özellikle H. 1018 - M. 1609 yılında engizisyon mahkemelerinin baskıları şiddetlendiğinde Endülüs muhacirlerini karşılayan Ensar’ın Tunus’una... Tunus ve halkı ne güzel Ensar’dı...

H. 1298 - M. 1881’den H. 1375 - M. 1956’ya kadar süren iğrenç Fransız işgali döneminde cihat eden ve nöbet tutan Tunus’a... Ve sonrasında, 12 Muharrem 1432 - 17 Aralık 2010’da tağut "Bin Ali"ye karşı yapılan devrime ve ardından tağutun 14 Ocak 2011’de gizlice Suudi Arabistan’a kaçışına kadar süren zalim ve adaletsiz yönetimlerin Tunus’una... Sonra da tüm eksiklik ve kusurlarıyla Tunus’un bugünkü yönetimine...

Tunus’a ve Tunus halkına... Bu konferansa katılmak üzere gelen Tunus’un misafirlerine... Yeniden Râşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı başlatmak için çalışanlara... Şaban ayının bu on üçüncü gününde, haram aylardan olan Receb-i Şerif’in bitişinden birkaç gün sonra hepinize selam olsun. Recep ayı ki, hem "İsra ve Mirac" gibi büyük ve sevinçli bir hatırayı hem de "İslami Hilafet’in" sömürgeci kâfirlerin ve Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere hainlik eden ajanlarının eliyle yıkılışının acı ve hüzünlü hatırasını birleştiren bir aydır... Hepinize: Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Ey kardeşlerim! Ben söze hayır olanla başlıyorum:

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ

"Şüphesiz ki biz, peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında hem de şahitlerin hazır bulunacağı günde elbette yardım ederiz." (Mü’min Suresi [40]: 51)

Allah Subhânehu bu kerim ayette yardımı (nusreti) sadece peygamberlerine değil, aynı zamanda iman edenlere de vaat etmiştir. Ayrıca nusret ve zaferi sadece şahitlerin hazır bulunacağı ahiret gününde değil, dünyada da vaat etmiştir. Bu, çalışan müminlerin; semavatın ve arzın yaratıcısı, Kavî ve Azîz olan Allah’ın kendileriyle birlikte olduğunu, peygamberlerine daha önce dünyada ve ahirette yardım ettiği gibi kendilerine de yardım edip onları aziz kılacağını idrak etmeleri içindir. Ey kardeşlerim, kimin idraki ve yakini bu olursa, onu ne fitneler ne de zorluklar yolundan alıkoyabilir; aksine o, tekbirler ve tehliller getirerek, diliyle şu ayeti tilavet ederek bu zorlukları güçle ve hikmetle aşar:

وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

"Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih! Müminleri müjdele." (Saff Suresi [61]: 13)

Bunu söylüyorum ey kardeşlerim, zira bugünlerde Tunus, üç sömürgeci devlet arasındaki çetin rekabetten dolayı bariz bir hırs odağıdır: Tunus’taki sömürgecilik günlerine hâlâ özlem duyan, gerileyen ve ricat eden Fransa; önceki ve sonraki dayanaklarını sağlamlaştırmak isteyen İngiltere ve Tunus’a girmek için iplerini uzatan Amerika... Tüm bunlar, bu sömürgeci devletlerin lehine çalışan ve o tağutu yerini İslam nizamının alması, böylece halkın onunla aziz olup hayırlarından faydalanması için deviren insanların özlemlerinin karşısında duran bölgesel ve yerel araçlar eliyle yapılmaktadır. Ancak Tunus bugün bir kargaşa ve kaygı yaşamaktadır; çünkü rejimin cumhuriyetçi ve laik temel yapısı, sadece yüzlerin değişmesiyle baki kalmıştır. Bu değişime, her biri diğerinden daha büyük ve acı verici çelişkiler eşlik etmiştir:

Birincisi; yeni rejimin, insanların Rabbi olan Allah’ın anayasasını terk edip onu bir kenara bırakması veya arkasına atması, sonra da beşer yapımı bir anayasa arayışı içinde ciddiyetle çaba sarf etmesidir! İkincisi; Allah Subhânehu’nun kitabında ve Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem sünnetindeki İslami iktisat nizamı, adaleti ve refahı gerçekleştiren parlak bir nur iken; rejimin, faizli kredilere ve fakiri daha da fakirleştiren IMF (Uluslararası Para Fonu) şartlarına dayalı kapitalist ekonomiye başvurmasıdır. Öyle ki, zengin olan biri bile malından emin değildir; çünkü bu mal, Allah ve Rasulü ile savaşan faizli bir ekonomik sistemin ürünüdür:

فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ

"Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasulü tarafından size açılan savaştan haberiniz olsun." (Bakara Suresi [2]: 279)

Allah ile savaşmak ise dünyada endişe, huzursuzluk, darlık ve bedbahtlık getirir:

وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ

"Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür." (Zümer Suresi [39]: 26)

Üçüncüsü; insanların, bu seçimlerin İslam’ı yönetime taşıyacağı düşüncesiyle İslam sloganı yükseltenleri seçmiş olmalarıdır. Ancak sonuç, "İslamcıların" yönetim koltuklarına oturması ve İslam’ı yönetimden çok uzaklarda arkalarında bırakmaları olmuştur!

Ey kardeşlerim, sömürgeci kâfirlerin ve ajanlarının İslam’a, ehline, davetine ve devletine karşı; Tunus’ta ve Tunus dışında Hilafet’in geri dönüşünü -kendi zanlarınca- engellemek için şiddetli bir savaş yürüttüklerinin farkındayız. Bu, gece gündüz, gizli ve açık yürütülen bir savaştır. Çünkü küfür ve azgınlık ehli, Hilafet’in büyüklüğünü ve gücünü idrak etmektedirler; nitekim Hilafet ayaktayken onların kayda değer bir sesi duyulmazdı. İlk Hilafet ilim, kalkınma, güç ve istikamet demekti. Bu yüzden Şam halkına yönelik vahşi saldırıyı görüyorsunuz; çünkü onların devrimine İslam’ın sancakları ve sloganları nüfuz etmiştir. Dolayısıyla kâfirlerin tuzağı onların üzerinde birleşmiştir: Amerika ve müttefikleri, Rusya ve takipçileri, Avrupa ve emelleri... Hepsi, Şam tağutunu maddi ve manevi olarak destekliyorlar ki baskı ve katliamlarını artırsın. Zannediyorlar ki bu katliamlar, insanları Amerika’nın; bir ajanı kendi çıkarlarını, laikliğini ve Yahudi varlığının güvenliğini koruyacak -tıpkı Hafız, Beşar ve yandaşlarının yaptığı gibi- başka bir ajanla değiştirme projelerine boyun eğmeye zorlayacak! Onlar, İslam’ın Şam’daki ve Şam üzerinden gelecek etkisinden korkuyorlar. Bu yüzden Hilafet’in yeniden dönmemesi için var güçleriyle onunla savaştıklarını görüyorsunuz. Ancak onlar vehim içindedirler; zira ürettikleri her ajan, kurdukları her savaş merkezi ve planladıkları her komplo, onların yenilgisini geciktiremeyecektir. Aksine, daha öncekilerin başına gelenler onların da başına gelecektir:

وَظَنُّوا أَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللَّهِ فَأَتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ

"Onlar kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah, onlara beklemedikleri bir yerden geliverdi ve kalplerine korku saldı; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın!" (Haşr Suresi [59]: 2)

Günler devran eder ve Allah’ın yardımı O’nun izniyle gelecektir. Müslümanların topraklarında Râşidi, Emevi, Abbasi ve Osmanlı Hilafeti olduğu gibi; ümmetin bugün yaşadığı "zorba diktatörlük" (Mülkan Cebriyye) döneminden sonra Allah’ın izniyle yeniden Râşidi Hilafet dönecektir. Hilafet ile İslam ve ehli aziz olacak, küfür ve ehli ise zelil olacaktır. Yeşil Tunus yeniden Akdeniz’in feneri, Hilafet’in merkezi veya vilayetlerinden biri olacaktır. Öyle ki zalimlerin tahtlarını sarsacak, hatta kökünden sökecektir. Bu, Allah için hiç de güç değildir.

Hilafet’i sevmeyenlerden biri çıkıp diyebilir ki: "Bunları dinleri aldattı." Ve diyebilir ki: "Hizb-ut Tahrir Hilafet’i kurma çabasında bir hayalin peşinde koşuyor." Ve daha neler neler diyebilir... Bu söylenenler yeni bir şey değildir; daha önce Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde de bazı insanlar bunu söylemişti:

إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

"Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar, 'Bunları dinleri aldattı' diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, şüphesiz ki Allah Azîz’dir, Hakîm’dir." (Enfâl Suresi [8]: 49)

Fakat biz deriz ki ey kardeşlerim: Hilafet’in kurulmayacağını söyleyen asıl hayal peşinde koşandır. Hilafet’in kurulması ise Allah’ın izniyle gerçekleşecek bir hakikattir ve bu hakikati şu dört gerçek teyit etmektedir:

Birincisi: Allah Subhânehu’nun, iman edip salih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi yeryüzünde egemen kılacağına (istihlaf edeceğine) dair vaadidir. O şöyle buyurmaktadır:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ ءَامَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلِفَنَّ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ

"Allah, sizlerden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde egemen kılacağını vaat etti." (Nûr Suresi [24]: 55)

İkincisi: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, içinde bulunduğumuz zorba diktatörlükten sonra Nübüvvet metodu üzere Râşidi Hilafet’in geri döneceğine dair müjdesidir. Salat ve selam O’nun üzerine olsun, Ahmed’in Huzeyfe bin Yeman yoluyla tahric ettiği sahih hadiste İslam ümmetindeki yönetim aşamalarını zikrederken şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ

"...Daha sonra zorba diktatörlük olacaktır. Allah dilediği sürece kalacak, sonra dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu."

Üçüncüsü: Hilafet’i ikame etmek için çalışmaya yönelen, bu çalışmayı destekleyen ve Allah’ın vaadi gerçekleşene kadar bu yolda sebat eden; ardından Hilafet’i korumak ve ona sahip çıkmak için nöbet tutacak olan canlı ve aktif bir ümmettir... Zira ümmet, hızla Allah’ın kendisi için takdir ettiği o ilk aslına yönelmektedir. Allah Subhânehu şöyle buyurmaktadır:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten nehyeder ve Allah’a inanırsınız." (Âl-i İmrân Suresi [3]: 110)

Dördüncüsü: Allah Subhânehu’ya ihlaslı, Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e sadık; ümmetle beraber ve onun içinden çalışan; geceyi gündüze katarak aralıksız bir çalışma yürüten; daveti taşıma ve devleti kurma hususunda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metoduna sımsıkı sarılan; Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan; fitneler karşısında eğilmeyen veya zorluklar karşısında bükülmeyen, aksine düşman ne kadar toplanıp gelse de Allah’ın izniyle bunlarla gücüne güç katan bir partidir:

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ * فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللَّهِ وَاللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ

"Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar kendilerine, 'Halk size karşı ordu topladı, onlardan korkun' dediklerinde, bu onların imanını artırdı ve 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' dediler. Sonra da kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan, Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler; Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir." (Âl-i İmrân Suresi [3]: 173-174)

Bunlar dört gerçektir ve her biri tek başına Hilafet için çalışmanın bir hayal olmadığını söylemeye kafidir; ya dördü birden bir araya gelirse nasıl olur?!

Ey kıymetli kardeşlerim, Râşidi Hilafet Allah’ın izniyle geri dönecektir; çünkü o, Allah Subhânehu’nun vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir. Ancak Allah Subhânehu’nun sünneti, bizler koltuklarımıza yaslanmış hiçbir hareket yapmadan dururken gökten meleklerin inip bize Hilafet’i kurmasını gerektirmez! Aksine onun için çalışanlar çalışmalı, ümmet onu hayati meselesi edinmelidir. Böylece ümmet amelinde ve sözünde Allah Subhânehu’ya yardım etmelidir ki o zaman Allah Subhânehu da ona yardım etsin:

وَلَيَنْصُرَنَّ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ

"Allah, kendisine yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah Kavî’dir, Azîz’dir." (Hac Suresi [22]: 40)

O zaman insanlar âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd ve şükrederek tehliller ve tekbirler getireceklerdir:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler ferahlayacaklardır. Allah’ın yardımıyla; O dilediğine yardım eder. O Azîz’dir, Rahîm’dir." (Rûm Suresi [30]: 4-5)

Son olarak ey sevgili kardeşlerim, bu temiz ve mübarek konferansınızı, İkinci Hilafet Konferansı’nı açıyorum... Allah Subhânehu’dan size yardım ve muvaffakiyet diliyorum. Allah’ın adıyla ve O’nun bereketiyle başlıyoruz; O sizinle beraberdir ve amellerinizi asla eksiltmeyecektir.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın