<p style="text-align: center;"> <video src="https://htmedia.htcmo.info/HTAmeer/2009/Ameer_OlamaConf21072009.mp4" controls="controls" width="800" height="488" type="video/mp4"></video> </p>
Yüce Allah şöyle buyuruyor: (إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ) (Kulları içinde Allah'tan ancak alimler korkar.)
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor: «العلماء ورثة الأنبياء» (Alimler Peygamberlerin varisleridir.) (Ebu Davud ve Tirmizi, Ebu Derda RadiyAllahu Anhu'dan rivayet etmiştir.)
Ey Faziletli Âlimler:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh
Hamd Allah'adır, salat ve selam Resulullah'a, âline ve ashabına ve onları takip edenlere olsun.
Âlimin ilmiyle faydalı olan, amelinde ihlaslı olanın konumunu belirtmek için bu kerim ayet ve şerif hadis ile başlamak istedim: (قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ). (De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alıp düşünebilir.)
Bundan sonra, Ey Faziletli Âlimler
Biliyorsunuz ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yüce İslam'ı sadece dillerde okunması için değil, yeryüzünde insanlar üzerinde uygulanması için gönderilmiştir. Bunun için hadlerini uygulayacak, hükümlerini tatbik edecek, hakkıyla cihad edecek, adaleti tesis edip tüm dünyaya hayrı yayacak bir devlete sahip olması gerekir. Bu, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in siretinde açıkça görülmektedir: Mekke-i Mükerreme'de basiret üzere Allah'a davet etti, on küsur defa kabilelerden ve güç sahiplerinden nusret istedi. Sonunda Allah Subhanehu onu Medine-i Münevvere Ensar'ı ile destekledi, hicret ve devletin kuruluşu gerçekleşti, ardından fetih ve davet ve cihad yoluyla İslam'ın yayılması geldi.
Sonra onu Raşid Halifeler takip etti, onun Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in rehberliğiyle yol aldılar ve kendilerine kesin bilgi (el-Yakin) gelinceye kadar Allah yolunda hakkıyla cihad ettiler. İslam Devleti, Hilafet Devleti, Emeviler, Abbasiler ve Osmanlılar döneminde devam etti, ta ki o zamanki İngiltere liderliğindeki kâfir müstemlekeci, bazı Arap ve Türk hainlerle işbirliği yaparak, 88 yıl önce bu günde, Hicri 28 Receb 1342 (Miladi 3/3/1924) tarihinde Hilafeti ortadan kaldırmayı başarıncaya kadar.
Ey Faziletli Âlimler:
Müslümanlar Hilafet dönemleri boyunca Rableriyle güçlü, dinleriyle aziz idiler. Bir söz söylediklerinde dünyanın dört bir yanında yankılanır, bir eylem yaptıklarında kâfirlerin kalplerine korku salardı:
Halifeleri buluta hitap ederdi ki, istediği yere yağsın, zira (vergi/haraç) Müslümanlara aittir, Hilafet bayrağı nereye yağmur yağsa oradadır. Roma hükümdarı Müslüman topraklarına karşı cüret gösterip Müslümanların Halifesi Harun'a tehdit içeren bir mektup gönderdiğinde, Halife ayrı bir kağıda cevap vermeye bile değmez bulur, mektubunun arkasına şöyle cevap yazardı: "Cevap, duyacağın değil, göreceğindir." Ve orduyu bizzat yöneterek o tehdit edeni yener ve ona yaptığının vebalini tattırırdı. Romalı bir komutanın zulmettiği bir kadın "Va Mu'tasımâh!" diye feryat ettiğinde, Halife ona bir orduyla cevap verir, düşmanını yener, o kadına zulmedenden intikam alır, onurunu ve güvenliğini iade ederdi. Müslümanların yollarını keserek kadınlara ve çocuklara eziyet eden o şakinin tehlikesi büyüdüğünde, Müslümanların komutanı Kuteybe onu yakalar. O şaki serbest bırakılması karşılığında büyük bir fidye öder. Fidye o kadar büyüktü ki, Müslüman komutanın bazı yardımcıları bunun Müslümanların bir ihtiyacını karşılayacağını görerek komutandan fidyeyi alıp onu serbest bırakmasını ister, ancak Komutan şöyle cevap verir: "Hayır, vallahi ondan sonra hiçbir Müslüman kadın onun yüzünden korkmayacak..." Fransa kralı esir alındığında, Fransa kralını esaretten kurtarmak için Müslümanların Halifesi Kanuni Sultan Süleyman Rahimahullah'tan başkasına yalvaracak kimse bulamamıştı.
Müslümanlar Hilafet dönemleri boyunca böyleydiler, dünyanın efendileri ve hayır önderleri, hatta her şeyin öncüleri idiler:
Sanayide öncü idiler. Kendi zamanında ağır bir silah olan mancınığı yaptılar ve daha Hicretin sekizinci yılında, devletleri henüz gençken Taif surlarını onunla dövdüler. Fatih Sultan Mehmet Rahimahullah döneminde dev topu yaptılar ve Konstantinopolis surlarını onunla yıktılar...
Bilimde öncü idiler. Fizik, kimya, matematik ve astronomideki öncülüklerine dosttan önce düşmanlar şahitlik ederdi. İlim ve sanayilerinin gücüne dair yeterli bir kanıt şudur ki, o zamanlar Avrupa krallarının kralı olan Frank İmparatoru Şarlman'a kendi yaptıkları bir saati hediye etmişlerdi. Saat çalıp kapılarını açtığında, maiyeti –ki bunlar toplumun elitleriydi– saatin cinler tarafından yapıldığını ve içlerinin cinlerle dolu olduğunu sanmıştı!
Yöneticinin seçimi ve biat konusunda öncü idiler. O zamanlar dünya yöneticileri tebaalarıyla tanrılar gibi davranırken, tebaanın yöneticisi hakkında fikri sorulmazken –zira tanrılar hakkında nasıl fikir sorulabilir ki?– Abdurrahman bin Avf RadiyAllahu Anhu Medine evlerini dolaşarak erkeklere ve kadınlara Hilafet için kimi seçeceklerini, Ali'yi mi yoksa Osman'ı mı seçeceklerini soruyordu.
Her hak sahibine hakkını vermekte öncü idiler. İster erkek ister kadın olsun. Kadının alınıp satıldığı, hiçbir değerinin ve ağırlığının olmadığı, veya bugünkü gibi sadece zevk metası ve reklam malzemesi olduğu bir zamanda İslam, kadına onur vermiş, onu özgür ve saygın kılmış, bağımsız mali sorumluluğa sahip kılmış, fikri olan, âlim, fakih ve önemli biri yapmıştır.
Müslümanlar ekonomik konularda ve onurlu yaşamda da öncü idiler. İnsanlar kamu mülkiyetinin nimetlerinden faydalanır, işleri devlet mülkiyeti tarafından gözetilir, özel mülkiyetleri korunur ve zekât hak sahiplerine dağıtılırdı. Hatta bazı dönemlerde zekâtın hak edeceği fakir bulunamazdı. Oysa bugün, kendilerini ekonomik açıdan gelişmiş sayan ülkelerde bile atık toplayarak yaşayanlar var...
Hilafet çağlarımızda sahip olduğumuz iyiliklerin bir kısmı budur. Peki Hilafet yıkıldıktan sonra ne hale geldik?
Dağıldık, paramparça olduk ve tek olan ülkemiz elliden fazla parçaya ayrıldı, her birine devlet veya devletçik deniliyor.
Servetlerimiz yağmalandı. Biz enerji (petrol ve gaz) ülkeleriyiz, buna rağmen enerjimiz kâfir müstemlekecilere çekiliyor, onlar ülkelerini aydınlatıyor, fabrikalarını enerjisiyle çalıştırıyorlar. Bizim ülkemizde ise elektrik defalarca kesiliyor, insanlar mumlarla yaşıyor, az ve kırılgan olan fabrikalarımız bile Batı ülkelerindeki gibi enerjiyle beslenmiyor!
Çölde susuzluktan ölen develer gibiyiz ... Oysa su sırtlarında taşınıyor.
Ülkelerimiz ihlal edildi, her açgözlünün ganimeti oldu. Topraklarımız kenarlarından, hatta kalbinden eksiltildi. İşte Miraç ve İsra toprağı, iki kıblenin ilki, iki Haram'ın üçüncüsü olan mübarek toprak Filistin'i Yahudiler işgal ediyor ve orada fesat çıkarıyor. İşte Keşmir'i Hindular işgal ediyor, temiz kanları döküyor, vahşi suçlar işliyorlar. İşte Kıbrıs, anavatan "Türkiye"den koparıldı ve çoğunda kâfir Yunanların eli uzundur. İşte Doğu Timor, anavatan "Endonezya"dan koparıldı. İşte Çeçenistan ve İnguşetya'sı ile Kafkasya'yı Ruslar işgal ediyor ve orada kan döküyorlar... Sonra işte Amerika, Irak ve Afganistan'ı işgal ediyor ve oradan Pakistan'a saldırarak ilerliyor... Ve daha niceleri... Müslüman ülkelerdeki yöneticiler ise sanki bunlar Vakvak Adalarında oluyormuş gibi seyrediyor ve oyalanıyorlar. Çünkü onlar İslam'ı arkalarına attılar ve müstemlekeciler tarafından atanarak başa geldiler. Onlar, ülkemizin yaşadığı zillet, aşağılanma, eksiltme ve saldırıların araçlarıdırlar...
Egemenlik ve liderlik açısından ise, Müslümanlar sadece dünya liderliği konumundan inmekle kalmadılar, milletlerin kuyruğuna düştüler; ne kervanda ne savaşta (bir kıymetleri yok). Meseleleri kendi ülkeleri dışında, kendilerine yabancı ellerle tartışılıyor. Hatta zillet ve alçaklık o dereceye vardı ki, Müslüman ülkelerdeki yöneticiler, Yahudilerin yerleşimleri durdurması için Obama'ya baskı yapmasına bel bağlar oldular! Oysa Yahudi varlığını savaşarak ortadan kaldırmaları gerekirdi.
İşte böyle idik, işte böyle olduk. Peki iyileşmeye bir yol var mıdır?
Ey Faziletli Âlimler:
Bu durum ancak ilk halinin düzeldiği şeyle düzelir: Müslümanların ülkelerinde Nübüvvet Minhacı üzere Raşid Hilafetin geri dönüşüyle. Bu, Müslümanların kader meselesidir. Onunla Allah'ın izniyle iki dünyada da aziz olurlar ve kazanırlar. O olmazsa zelil olurlar, alçakların sofrasındaki yetimler gibi olurlar. Ümmetin işlerinin düzelmesi, bu Raşid Hilafetin geri dönüşü ve Müslümanların birliğini sağlayacak, adaleti tesis edip hayrı yayacak Raşid Halifeye biat etmeleriyle olur. Böylece Müslüman, ister erkek ister kadın olsun, refah içinde, emniyet ve güven içinde, sükunet ve huzur içinde yaşar, Allah'ın kulu olarak, Rabbiyle güçlü, diniyle aziz olur, Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmaz. O zaman Müslümanlar yeryüzünün ve gökyüzünün hayrına nail olurlar. Yer hazinelerini çıkarır, gök bereketlerini indirir: (وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آَمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ). (Eğer o memleketlerin halkı iman edip takvalı olsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık.)
Ey Faziletli Âlimler:
Hilafetin kuruluşu sadece Müslümanların izzetinin kaynağı ve güçlerinin sırrı olduğu için kader meselesi değildir. Bilakis, Hilafet her şeyden önce ve her şeyden sonra bir farzdır ve ne büyük bir farzdır. O, Müslüman için cahiliye ölümünden kurtuluş halkasıdır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor: «مَنْ خَلَعَ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَا حُجَّةَ لَهُ وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً» (Kim itaat elini çekerse, Kıyamet Günü Allah'a bir delili olmaksızın kavuşur. Kim de boynunda biat olmadan ölürse, cahiliye ölümüyle ölmüş olur.) Bu hadisi Müslim, Abdullah bin Ömer yoluyla rivayet etmiştir. Halife mevcutken ona biat etmeyen cahiliye ölümüyle ölmüş olur. Halife mevcut değilken onu bulmak için çalışmayan da aynı şekilde cahiliye ölümüyle ölmüş olur. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bahsettiği hadis iki yerde "kim ölürse" lafzıyla ve "biat" lafzıyla genel bir ifadeyle gelmiştir. Çünkü "مَن" genel ifadelerden olup Kıyamet Günü'ne kadar her Müslümanı kapsar. Ve "بيعة" nefy bağlamında nekra (belirsiz) olup, mevcutsa Halifeye biat etmeyi ve mevcut değilse onu oluşturmak için çalışılacak Halifeye biati kapsar. Tüm bu durumlarda, eğer Müslüman boynunda biat olmadan ölürse, bu meselenin günahının büyüklüğünü gösteren cahiliye ölümüyle ölmüş olur.
Sahabe Rıdvanullahi Aleyhim bunu idrak etmişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i defnetmeden önce onun halifesine biat etmekle meşgul oldular, oysa ölüyü defnetmek farzdır. Ancak Sahabe, Halifeyi tayin etme farzının, ölüyü defnetme farzından daha öncelikli olduğunu gördüler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Pazartesi kuşluk vakti vefat etti ve Salı gecesi ve gündüzü defnedilmeden kaldı, ta ki Müslümanlar vefat ettiği gün Sakife'de Ebu Bekir RadiyAllahu Anhu'ya inikad biatını ve Salı günü Mescid'de itaat biatını tamamlayana kadar. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Çarşamba gecesi yarısında defnedildi. Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in defni, Ebu Bekir'e inikad ve itaat biatı yapılana kadar ertelenmişti. Bu da Halife'yi bulmanın ve ona biat etmenin önemini gösterir.
Ey Faziletli Âlimler:
Devletsiz İslam tam olarak uygulanamaz, çünkü hükümleri Halifesiz uygulanamaz. Hudutlar uygulanamaz, fetihler yapılamaz ve İslam'ın varlığı İmam (yani Halife) olmadan korunamaz. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğru söylemiştir: «وَإِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ» (İmam (Halife) ancak bir kalkandır; arkasında savaşılır ve onunla korunulur.) (Müttefekun Aleyh). Devletin İslam için önemi Sahabe Rıdvanullahi Aleyhim'in önünde belirgendi. Zira Müminlerin Emiri Ömer RadiyAllahu Anhu onları bir araya getirip kendilerine tarih başlangıcı olacak bir takvim belirlemek istediğinde, aralarında tartışıp tarihe başlayacakları büyük bir olay aradılar. Resulullah'ın doğumu, Resulullah'ın gönderilmesi, Hicret olayı düşünüldü. Ali RadiyAllahu Anhu, Hicret tarihinden başlanmasını önerdi, zira onda Müslümanların devleti ve izzeti vardı... Sahabe bunu onayladı. Oysa Resulullah'ın doğumu büyük bir olay, Resulullah'ın gönderilmesi de büyük bir olaydı, ancak Sahabe, Hicreti ve İslam Devleti'nin kuruluşunu Hicri takvime başlangıç olarak seçti.
Ey Faziletli Âlimler:
Hizb-ut Tahrir, Hilafet'in Müslümanların kader meselesi olduğunu ve kurulmasının farzların en büyüğü olduğunu idrak etmiştir. Bu nedenle yarım asırdır Hilafet'i kurmak için çalışmış ve hala çalışmaktadır. Bu süreçte bazı İslam ülkelerinde gençlerinin şehit olmasına yol açan eziyetlere, tutuklanmalara, hapse ve işkenceye maruz kalmıştır. Buna rağmen hak üzere sabit kalmış, Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmamış, Allah'a ve Resulü'ne iman etmiş, Allah'ın izniyle sadık ve ihlaslı olmuştur. Öyle ki, Allah'ın izniyle, kâfirlerin ve onların ajanlarının tüm sapkınlıklarına ve hilelerine rağmen, Hilafet'i Müslümanlar arasında genel bir fikir ve canlı bir talep haline getirmeyi başarmıştır. (وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ). (Onlar hilelerini kurdular. Hâlbuki onların hilesi, dağları yerinden oynatacak olsa bile (Allah katında) onların hilesi vardır.)
Hilafet artık Hizb'in gözlerinin önünde belirmektedir. Yüce Allah'tan bizi onun askerlerinden ve onun işini yürütenlerden kılmasını, böylece büyük bir başarıya ulaşmayı niyaz ediyoruz.
Ey Faziletli Âlimler:
Biz kendimiz için sevdiğimiz hayrı sizin için de seviyoruz. Buhari, Enes RadiyAllahu Anhu yoluyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şunu rivayet etmiştir: «لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ» (Sizden biriniz, kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş olmaz.) Bu büyük fazilete, Hilafet'i kurma çalışmasında bize katılmanızı seviyoruz. Bu büyük farzı yerine getirmekte âlimlerden daha öncelikli kim olabilir? Takvalı ve temiz âlim bu işe en layık olandır ve hayrın her alanında ön saflarda yer almalıdır. Bu nedenle size sadece bizi destekleyin, bize yardım edin demek istemiyoruz; bundan önce ve sonra, daha fazlasını söylüyoruz: Bizimle çalışın ve bu hayra ortak olun. Biz Allah'ın yardımı ve desteğiyle, Hilafet şafağının yeniden sökmesinin yakınlığıyla huzurluyuz. Allah'ın izniyle İslam'ın ve Müslümanların izzeti bizden uzak değildir. Bu, Yüce Allah'ın salih kullarına vaadinin gerçekleşmesidir: (وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُون). (Allah, sizlerden iman eden ve salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri halife kıldığı gibi, onları da yeryüzünde halife kılacağına ve onlar için razı olduğu dinlerini sağlamlaştıracağına ve korkularının ardından onlara emniyet vereceğine dair vaatte bulunmuştur. Bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.) Ve şu anda içinde bulunduğumuz zorba (cebri) krallıktan sonra Hilafet'in geri döneceğine dair Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesinin gerçekleşmesi olarak: Ahmed, Huzeyfe bin el-Yemân yoluyla rivayet etmiştir ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: «تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ» (Nübüvvet sizin aranızda Allah'ın dilediği kadar kalır, sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldırır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olur, Allah'ın dilediği kadar kalır, sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldırır. Sonra ısırıcı (zalim) krallık olur, Allah'ın dilediği kadar kalır, sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldırır. Sonra zorba (cebri) krallık olur, Allah'ın dilediği kadar kalır, sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldırır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olur. Sonra sustu.)
Sonuç olarak, Yüce Allah'tan bu konferansınızın, Hilafet şafağının sökmesine bir başlangıç olmasını niyaz ediyorum. Böylece yeryüzü Müslümanların izzeti ve gücüyle, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan ümmetlerinin dönüşüyle ve hüküm, adalet, sanayi, bilim, istikrar ve güvenlik açısından dünyanın ilk devleti olan devletlerinin dönüşüyle aydınlansın:
(وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ). (İşte o gün müminler, Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder. O, üstün ve merhamet sahibidir.)
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh