Hamd Allah'a, salât ve selam O'nun Rasulü'ne, ailesine, ashabına ve onu takip edenlere olsun. Bundan sonra:
Bu konferansın hazırlanmasını, konuşmalarının düzenlenmesini ve işleyişinin planlanmasını bizzat yürüttüm; öyle ki konferansın düzenlenmesine çok az bir zaman kalmıştı ki, Allah Sübhânehu ve Teâlâ daha önce adetim olduğu üzere bu konferansın açılışını sesli veya yazılı bir kelimeyle yapmamamı sebeplerden dolayı takdir etti... Allah takdir etti ve O, dilediğini yapandır...
Bu nedenle, eda edilemeyenin kazaen yerine getirilmesi kabilinden bu kısa kelimeyi sunuyorum!
Bu konferans; yöneticiler ve yönetilenler, seçkinler ve halk, düşünürler ve alimler, hatta saray alimleri de dahil olmak üzere ümmetin tüm kesimlerine hitap ettiğimiz konferanslarımızın ilki değildir! Bu kesimlerin karşısında, onları ayrılıktan sonra birleştirecek, zilletten sonra izzetli kılacak ve uzun uykularından sonra uyandıracak olan hakikatleri haykırdık... Onları birleştirici mesele olan Râşidî Hilafet’e ve problemlerinin Âlemlerin Rabbi tarafından indirilen kesin çözümüne çağırdık... Bu doğrultuda "Çağrı", "Yöneticilere Mektup", "Hilafet Konferansı", "İktisat Konferansı", "Alimler Konferansı", "Mübelliğeler Konferansı" ve nihayetinde bu "Medya Konferansı" gerçekleştirildi...
Evet, bu konferans ümmete hitap ettiğimiz diğer konferanslardan farklı değildir, ancak iki belirgin özelliği vardır:
Birincisi; doğru medyanın azaldığı, hakkı söyleyenlerin nadirleştiği, kelimenin satılık bir meta haline geldiği, asıl derdin para kazanmak olduğu ve mahrumların, mazlumların aleyhine dahi olsa otorite ve makam sahiplerine alkış tutmak ve dalkavukluk yapmak olduğu bir zamanda medya yönüdür.
İşte bu konferansın ilk özelliği budur: Ümmetin meselelerinin çözümünde, Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan, ciddi ve doğru sözü haykırmak için gelmiştir... Hak söz onun silahıdır... Zalimlerin karşısında kılıçtan daha keskin bir silah...
İkincisi ise katılımcıların evrenselliğidir; zira konferans beyazı ve siyahı, kırmızıyı ve sarıyı, Arapça ve yabancı dillerle bir araya getirmiştir... Renkleri ve dilleri farklıdır, fakat hep birlikte aynı şeyi söylemekte ve hep birlikte hakka şahitlik etmektedirler: "Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resulullah"... Bununla dilleri ve renkleri birleşir, bununla dünyada izzet bulur, ahirette ise karşı karşıya tahtlar üzerinde oturan kardeşler olarak kurtuluşa ererler...
Yüce İslam işte böyledir; âlemlere rahmettir, evrensel bir davettir. Onda ırkçılığa veya milliyetçiliğe yer yoktur, bilakis:
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
"Müminler ancak kardeştirler." (Hucurat, 10)
الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لا يَظْلِمُهُ وَلا يُسْلِمُه
"Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez ve onu (düşmana) teslim etmez." (Buhari)
Sonuç olarak; konferansın etrafını saran zalimlerin ve münafıkların hile, kin ve yoğun engelleme çabalarına rağmen, Allah'ın nimeti ve lütfuyla konferans gerçekleşmiş, şer ehli ise kötü sözleri ve fiilleriyle baş başa kalmıştır... Konferans toplanmış ve lisan-ı haliyle zalimlere ve kin besleyenlere gür bir sesle şöyle hitap etmiştir:
قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
"De ki: 'Öfkenizden geberin!' Şüphesiz Allah, kalplerde olanı hakkıyla bilendir." (Âl-i İmrân, 119)
Son söz olarak; konferansın neticesi, salih ve sadık olanların bizi desteklemesi ve yanımızda olması, zalim ve iftiracıların ise bizden korkup karşımızda durması olmuştur... Öncekiler bize sevgi ve arzuyla yönelirken, diğerleri bize kin ve korkuyla savaş açmışlardır... Fakat akıbet muttakilerindir ve hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.
01.12.2010
Ata Bin Halil Ebu el-Raşta Hizb-ut Tahrir Emiri