Home About Articles Ask the Sheikh
Analiz

Hizb-ut Tahrir Emiri’nden Dava Erlerine Mesaj

March 01, 2018
4718

Hamd Allah’a, salât ve selam Allah’ın Rasulü’ne, onun âline, ashabına ve onu dost edinenlerin üzerine olsun. Bundan sonra:

Kıymetli kardeşlerim, ey değerli dava erleri,

Es-Selâmu Aleykum ve Rahmetullâhi ve Berakâtuh,

Daha önce sizlere şöyle yazmıştım: (Burada sizi o "kara sayfaları" okumaktan alıkoymak istemiyorum; hatta bunu size ne emrediyor ne de yasaklıyorum. Ancak size emrettiğim ve üzerinde önemle durduğum husus, o kara sayfalardan bana hiçbir şey göndermemenizdir. Zira ben, gidişatın güzelliği ve istikametin doğruluğu ile meşgul olmak istiyorum ki; kafile, Allah’ın izniyle O’nun takdir ettiği bir vakitte, elinde nurdan bir meşale ile Hilafet’in merkezi olan ana vatanına ulaşabilsin. Her ecelin bir vakti vardır... Allah Subhânehu’dan o vaktin uzak olmamasını niyaz ediyorum:

إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا

"Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur." (Talâk [65]: 3).

Bu tür kimselere cevap vermekle meşgul olmamanızı arzuluyordum. Zira onlar değersiz eşya (çer çöp) gibidirler; onları her evirip çevirdiğinizde ve onlara her baktığınızda onlara can vermiş ve kendinizi daha hayırlı olandan alıkoymuş olursunuz... Lakin onlara çokça cevap verdiğinizi öğrendim!

Biliyorum ki siz, iftiralarını ve yalanlarını ortaya koymak için onlara cevap veriyorsunuz; belki cevabınız onlara gerçeği açıklar da bundan faydalanıp azgınlıklarından vazgeçerler diye umuyorsunuz. Ancak bu, eğer bu iftiraları bilmeyerek söylüyor olsalardı geçerli olurdu. Fakat onlar, tıpkı kendilerinden önceki benzerlerinin iftira attığı gibi, bu yalanları kasten ve bilerek söylüyorlar... Onlar da cevap verilmesini ve reddiyede bulunulmasını istediler; biz o vakit onlara şöyle demiştik: "Bu iftiraları söyleyen iki kişiden biridir: Biri, bunu kasten ve bilerek söyleyendir ki o, faydalanacağı bir cevap almak için söylememiştir. Diğeri ise hem gözünü hem de basiretini kaybetmiş olandır ki ona da cevabın bir faydası olmaz." İşte bunların durumu da kendilerinden öncekilerin durumu gibidir...

Yine biliyorum ki siz, onların iftiralarının Parti üzerinde bir etkisi olur da ona bir zarar verirler ya da "kara sayfalarını" okuyanlar nezdinde Parti liderliğini etkilerler endişesiyle onlara cevap veriyorsunuz. Allah’ın izniyle bu asla gerçekleşmeyecek bir şeydir:

  • Onların Parti üzerindeki etkisine gelince; onlardan çok daha güçlü ve sayıca çok daha fazla olanlar bunu denediler... Sömürgeci kâfirler bunu denedi, onların zalim ajanları bunu denedi, her ikisinin istihbarat servisleri bunu denedi. Buna rağmen hepsi hüsrana uğradı, öfkelerinden kahroldular. Parti ise hak üzere dimdik ayakta durmaya devam ediyor; ne onu yüzüstü bırakanlar ne de kafile hızla yol alırken ondan düşenler ona bir zarar verebilir. Bilakis Parti, Azîz ve Hakîm olan Allah’ın izniyle, hiçbir eğriliği olmayan dosdoğru bir hat üzerinde zayıflamadan ve gevşemeden ilerlemektedir.

  • Parti liderliğine gelince; o Allah’ın izniyle hak üzerinde sabittir, azmi zayıflamaz ve iradesi sarsılmaz. Her bir düşüğün veya bağırıp çağıranın etkisinden uzak, zirveden zirveye yükselir. Bilakis o, zaferin inşallah geleceğinden emindir. Fakat bu zafer, Allah Rasulü ﷺ’in seçkin ve hayırlı sahabesi gibi olanların elleriyle gelecektir. Çünkü zafer, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır; yani o mübarek sahabe efendilerimizin (Allah onlardan razı olsun) elleriyle kurulan ilk Hilafet gibi olacaktır. Dolayısıyla, kalplerinde hastalık olanlar bu yürüyüşten döküldükçe, Allah’ın izniyle zafer daha da yaklaşmış demektir...

İşte böyle, onlar yüzünden ne Parti ne de liderliği için endişe etmeyin; ne büyüklerinin feryatlarından ne de küçüklerinin sızlanmalarından korkun. Subhânehu olan Allah’ın Rasulü ﷺ’e buyurduğu gibi:

إِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِئِينَ

"Şüphesiz o alay edenlere karşı biz sana yeteriz." (Hicr [15]: 95).

Bizler, Allah’ın mümin kullarını müstehzi, iftiracı ve yalancıların şerrinden koruyacağından eminiz. Allah Kavî ve Azîz’dir, O salihleri dost edinir...

Kıymetli kardeşlerim, ey değerli dava erleri,

Şu iki kerim ayeti daima hatırlayın:

إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ

"Şüphesiz Allah, iman edenleri savunur. Şüphesiz Allah, hiçbir haini ve nankörü sevmez." (Hac [22]: 38).

Muntakim ve Cebbâr olan Allah’ın savunması karşısında hangi güç durabilir? Allah Subhânehu şöyle buyurmaktadır:

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ

"Şüphesiz biz elçilerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında hem de şahitlerin hazır bulunacağı günde yardım ederiz." (Mü’min [40]: 51).

Allah sadece elçilerine değil, aynı zamanda "iman edenlere" de yardım eder. Bu yardım sadece "şahitlerin hazır bulunacağı günde" yani ahirette Allah’ın rızası ve Firdevs cenneti ile sınırlı değildir; bilakis "dünya hayatında" da izzet ve temkin (iktidar) ile gerçekleşecektir... Dolayısıyla ey kardeşlerim, ne kadar şiddetli olursa olsun Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Bilakis şiddet, ferahlığın; gecenin karanlığı ise şafağın sökmesinin habercisidir:

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا * إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

"Elbette zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah [94]: 5-6).

Bir zorluk, iki kolaylığa asla galip gelemez.

Sonra başa dönecek olursak; size ("o kara sayfalardan bana hiçbir şey göndermeyin") diye emrettiğim gibi, onlara cevap vermekle meşgul olmamanızı da istiyorum. Onlar sizin için bundan çok daha değersizdirler. Siz davet işiyle ve onun yücelmesiyle meşgul olun, onları ise kendi azgınlıkları içinde bocalayıp durmaya bırakın...

Sayfalarınızı davanın şanını yüceltecek şeylerle doldurun... Sayfalarınızı ameli ileriye taşıyacak şeylerle doldurun... Sayfalarınızı insanlara fayda verecek şeylerle doldurun... Sayfalarınızı sömürgeci kâfirlerin, onların zalim ajanlarının ve mümin kulları takip eden istihbaratlarının komplolarını ifşa etmekle doldurun... Değersiz şeylerle meşgul olmayın, zira onlar kendileriyle meşgul olunmayacak kadar basittirler. Sayfalarındaki rakamlara da aldanmayın; onlar sanki bir "bir" yazıp yanına "birler" ekleyen kimse gibidirler, böylece on bir veya yüz on bir gibi görünürler! Her ne olurlarsa olsunlar, Allah’a hamdolsun ki aralarında Partinin aktif bir üyesi yoktur. Onlar ya ahdini bozan (nâkis) ya terk eden ya cezalandırılmış olanlardır ya da Parti sevgisi ve övgüsü gösterip aynı zamanda yetim malı yiyen, Parti’ye, liderliğine ve tüm sorumlularına tuzak kuran münafıklardır... Tüm bunlarda Partinin saflığının, temizliğinin ve liderliğinin Allah Subhânehu ve Rasulü ﷺ’e itaatteki sarsılmaz duruşunun delili vardır. Biz Allah’a karşı hiç kimseyi temize çıkarmayız.

Son olarak, akıl sahiplerinin akıbetin nerede olacağını idrak edeceği şu iki kelam şunlardır:

Birincisi, sömürgeci kâfirlere, onların ajanlarına ve istihbaratlarına: Meydana gelen bu fitneye sevinmesinler. Bu fitne onların parmaklarından ve iplerinden uzak değildir; ister onu kendi elleriyle örüp dokuyan terziler olsunlar, isterse sadece ağlarını ve iplerini atıp basiretsiz kimselerin buna kapılmasını sağlamış olsunlar... Onlara, fitneleriyle sevinmemelerini söylüyorum. Zira Muntakim ve Cebbâr olan Allah, şer ehli için pusudadır:

حَتَّى إِذَا فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ

"Kendilerine verilenlerle sevinçten şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda bütün umutlarını kaybedip şaşkınlığa düştüler." (En’âm [6]: 44).

Eğer o şerliler akıllı olsalardı, Parti’nin her ahdini bozma (nâkis) olayından sonra gücünün ve desteğinin daha da arttığı gerçeğinden ders çıkarırlardı; fakat onlar akletmezler.

İkincisi, fitne sahiplerine: Bazı arkadaşlarımla onlar hakkında yaptığım bir sohbette, bunlardan bazılarının ihraç edilmeyi hak ettiği söylendi. Bu doğrudur, ancak ben bunun olmamasını ve kendilerine uygulanan tam bir ihmal cezasıyla yetinilmesini tercih ettim. Belki vazgeçerler ya da tövbe edip istiğfar ederler ve ihanet ettikleri yetim malını sahiplerine geri verirler... Her ne kadar tüm bunlar, sapkınlığı ve fitneyi alışkanlık haline getirmiş bir güruhtan uzak bir ihtimal olsa da;

مَعْذِرَةً إِلَى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

"Rabbinize bir mazeret sunmak için ve bir de belki sakınırlar diye." (A’râf [7]: 164).

Sonuç olarak tekrar ediyorum: (Bu tür kimselere cevap vermekle meşgul olmamanızı arzuluyorum. Zira onlar değersiz eşya gibidirler; onları her evirip çevirdiğinizde ve onlara her baktığınızda onlara can vermiş ve kendinizi daha hayırlı olandan alıkoymuş olursunuz...) Allah Subhânehu’dan bizleri kaza ve kaderin şerrinden, tüm mahlukatının şerrinden korumasını, bizi izzetiyle aziz kılmasını, kalplerin mutmain olacağı, göğüslerin ferahlayacağı ve bakanları sevindirecek bir fetih nasip etmesini niyaz ediyorum. Bu Allah için hiç de zor değildir.

Vesselâmu Aleykum ve Rahmetullâhi ve Berakâtuh.

13 Cemâziyelâhir 1439 H. Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta 01 Mart 2018 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın