Home About Articles Ask the Sheikh
Temel

Cevap: Fıkıh Usulü: Meskûtun Anhu (Hakkında Sükut Edilen Hususlar)

October 19, 2021
5140

Hizb ut-Tahrir Emiri Alim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinden Gelen Sorulara Verdiği Cevaplar Serisi

Fıkıh Usulü: Meskûtun Anhu (Hakkında Sükut Edilen Hususlar)

Yahya Ebu Zeine’ye

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

Hocam, Allah sizi korusun, emaneti taşıma konusunda size yardım etsin ve izniyle yakın bir zamanda sizi nusretiyle desteklesin.

Öncelikle sizden gelen cevapların çokluğu için özür dilerim. Ancak bizler Hizb’de, fikrimizin Allah’ın izniyle güçlü ve saf kalması için derinlemesine araştırmayı ve incelemeyi öğrendik.

Fıkıh usulünde "meskûtun anhu" (hakkında sükut edilenler) ile ilgili bir sorum var:

Tirmizî’nin Selman el-Farisi’den rivayet ettiği hadiste Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur:

الْحَلَالُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ وَالْحَرَامُ مَا حَرَّمَ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ وَمَا سَكَتَ عَنْهُ فَهُوَ مِمَّا عَفَا عَنْهُ

"Helal, Allah’ın Kitabı’nda helal kıldığıdır. Haram da Allah’ın Kitabı’nda haram kıldığıdır. Hakkında sustuğu şeyler ise O’nun affettiklerindendir."

Hadisteki "sükut" ifadesini, teşrînin tamamlanmasından ve şu ayet nazil olmadan önceki vahiy dönemiyle, yani teşrînin henüz eksik olduğu süreçle sınırlı olarak anlamak mümkün müdür?

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِيناً

"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’dan razı oldum." (Maide [5]: 3)

Bilindiği üzere, şeriat gelmeden önce hüküm yoktur ve asıl olan zimmetin mükellefiyetten beri (boş) olmasıdır. Müslüman, vahiy döneminde teşrî kılınmış hükümler karşısındaydı ve şeriat bunların hükmünü helal veya haram olarak açıklamıştı. Müslüman bunları bir teşrî olarak yapar ve bunlardan hesaba çekilirdi. Henüz teşrî inmemiş ve tamamlanmayı bekleyen eylem ve eşyalar da vardı; işte Rasulullah ﷺ’in "Hakkında sustuğu şeyler ise affedilmiştir" sözüyle kastettiği bunlar mıdır? Yani bunların teşrî kılınması hususunda susulmuştur. "Af" olmaları ise, Müslümanın bu eylemi yapması veya terk etmesi durumunda hesaba çekilmeyeceği anlamına mı gelir? Nitekim Peygamber ﷺ, Allah’ın soru sebebiyle Müslümanlara zorluk çıkarmaması için, hakkında teşrî inmeyen şeyler hakkında soru sormayı ve araştırmayı yasaklamıştır.

Ancak teşrî tamamlandıktan ve "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim..." ayeti indikten sonra, teşrîsi hakkında susulan hiçbir eylem veya eşya kalmamıştır; zira şeriat, tüm eşya ve eylemlerin hükmünü kapsamıştır. Hiçbir eylem veya eşya yoktur ki, ya bir hükmü ya da bir hüküm mahalli (dayanağı) olmasın. Bu yüzden, vahiy dönemindeki Müslümanların aksine, günümüzde bir Müslüman yapmak istediği her eylemin hükmünü sormak ve araştırmak zorundadır.

Sevgili hocam, bu anlayış doğru kabul edilir mi? Şunu da belirtmeliyim ki, ben İslam Şahsiyeti Cilt 3 kitabımızda yer alanlara tabiyim ve Allah’ın izniyle asla dışına çıkmam.

Cevap:

Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

Görünen o ki, sorundaki şu ifadenle ilgili sende bir iltibas (karışıklık) oluşmuş:

(Henüz teşrî inmemiş ve tamamlanmayı bekleyen eylem ve eşyalar da vardı; işte Rasulullah ﷺ’in "Hakkında sustuğu şeyler ise affedilmiştir" sözüyle kastettiği bunlar mıdır? Yani bunların teşrî kılınması hususunda susulmuştur. "Af" olmaları ise, Müslümanın bu eylemi yapması veya terk etmesi durumunda hesaba çekilmeyeceği anlamına mı gelir?)

Buradaki "Hakkında sustuğu şeyler affedilmiştir" ifadesi, o meselenin şer’î hükmünün inmediği anlamına gelmez. Aksine, Rasulullah ﷺ’in hakkında sustuğu bu şeyin; eğer bir "eşya" ise "helal" yani "mübah" olduğu; eğer bir "eylem" ise "farz, mendup, mübah veya mekruh" (yani haram olmayan) olduğu anlamına gelir. Daha önce 20 Cemadiyel Ahir 1434 H. (05/05/2013 M.) tarihli benzer bir soruya verdiğimiz cevapta bunu açıklamıştık. O cevabın bu konuyla ilgili kısmını aşağıda sana aktarıyorum:

[1- Konuyla ilgili hadisler şunlardır:

a- Tirmizî’nin Selman el-Farisi’den rivayet ettiğine göre: Rasulullah ﷺ’e tereyağı, peynir ve kürk hakkında sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

الْحَلاَلُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ، وَالْحَرَامُ مَا حَرَّمَ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ، وَمَا سَكَتَ عَنْهُ فَهُوَ مِمَّا عَفَا عَنْهُ

"Helal, Allah’ın Kitabı’nda helal kıldığıdır. Haram da Allah’ın Kitabı’nda haram kıldığıdır. Hakkında sustuğu şeyler ise O’nun affettiklerindendir." ... Ebu Davud’un İbn Abbas’tan rivayetinde ise şöyledir: "Allah Teâlâ Peygamberini gönderdi, Kitabı’nı indirdi, helalini helal, haramını haram kıldı. Helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır; hakkında sustuğu ise affedilmiştir."

b- Beyhakî’nin es-Sünenü’l-Kübrâ’sında Ebu Sa’lebe (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللهَ فَرَضَ فَرَائِضَ، فَلَا تُضَيِّعُوهَا، وَحَّدَ حُدُوداً، فَلَا تَعْتَدُوهَا، وَنَهَى عَنْ أَشْيَاءَ، فَلَا تَنْتَهِكُوهَا، وَسَكَتَ عَنْ أَشْيَاءَ رُخْصَةً لَكُمْ، لَيْسَ بِنِسْيَانٍ، فَلَا تَبْحَثُوا عَنْهَا

"Şüphesiz Allah birtakım farzlar belirledi, onları zayi etmeyin. Bazı sınırlar koydu, onları aşmayın. Bazı şeyleri yasakladı, o yasakları çiğnemeyin. Bazı şeyler hakkında da -unutma olmaksızın- size bir ruhsat olsun diye sustu, onları araştırmayın."

c- Tirmizî ve Darekutnî’nin Ali (ra)’dan rivayetine göre:

وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً

"Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır." (Âl-i İmrân [3]: 97) ayeti inince insanlar: "Ey Allah’ın Rasulü, her yıl mı?" diye sordular. Peygamber sustu. Onlar tekrar: "Her yıl mı?" dediler. Buyurdu ki: "Hayır, eğer evet deseydim vacip olurdu." Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَسْئَلُوا عَنْ أَشْياءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ

"Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın." (Maide [5]: 101).

Darekutnî’nin Ebu Hüreyre’den başka bir rivayetinde ise: Rasulullah ﷺ: "Ey insanlar, üzerinize hac farz kılındı" buyurdu. Bir adam kalkıp: "Her yıl mı ey Allah’ın Rasulü?" dedi. Peygamber ondan yüz çevirdi. Adam soruyu üç kez tekrarlayınca Peygamber şöyle dedi: "Bunu söyleyen kim? Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer evet deseydim vacip olurdu. Eğer vacip olsaydı güç yetiremezdiniz; güç yetiremeseydiniz kâfir olurdunuz." Bunun üzerine Allah Teâlâ "Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın..." ayetini indirdi.

2- Hadislerin manasına girmeden önce şu hususlara dikkat çekmekte fayda vardır:

a- "Eşya" ve "Fiil" (eylem) arasındaki ayrım, fıkıh usulüne ait bir araştırmadır, dilbilimsel bir araştırma değildir. Yoksa dil bakımından "şey" lafzı fiili de kapsar. Aynı şekilde şer’î hükmün farz, vacip, mendup, mübah, mekruh, haram, mahzur, ruhsat, azimet, şart, sebep, mani, sahih, fasit, batıl gibi kısımlara ayrılması fıkıh usulü terimleridir (ıstılahat). Sözlüklere baksanız bunları fıkhi anlamlarıyla bulamazsınız.

Bu fıkıh usulü terimleri Rasulullah ﷺ ve Hulefa-i Raşidin döneminden sonra sistemleşmiştir. Tıpkı nahivdeki fail ve meful terimleri gibi; sözlüklerdeki anlamları ıstılahi (terim) anlamlarından farklıdır.

b- Dolayısıyla, Rasulullah ﷺ veya ashabından bir "şey" veya "fail" lafzını içeren bir hadis okuduğunuzda, bu her zaman ıstılahi anlamda olduğu anlamına gelmez. Doğru delaletini görmek için o lafzın; lugat hakikati mi, örf-ü amm (genel örf) mi, örf-ü hass (özel örf/terim) mi yoksa şer’î hakikat mi olduğuna bakılır.

c- Eğer soru özel bir lafız hakkında sorulmuşsa ancak cevap sorudan bağımsız ve genel bir ifadeyle gelmişse, o genel ifade sorunun lafzına has kalmaz, cevabın değindiği konunun tamamını kapsar. Örneğin Tirmizî’nin Ebu Said el-Hudrî’den rivayet ettiği sahih hadiste: "Ey Allah’ın Rasulü, Budaa kuyusundan abdest alalım mı?" diye soruldu. Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:

إِنَّ المَاءَ طَهُورٌ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ

"Şüphesiz su temizdir, hiçbir şey onu necis yapmaz."

Burada Rasulullah ﷺ’e Budaa kuyusu sorulmuştur ancak cevap Budaa kuyusundan bağımsız gelmiştir. Dolayısıyla suyun temizliği hükmü, ister Budaa kuyusundan olsun ister başka bir kuyudan olsun, tüm suları kapsar. Buradaki umumilik (genellik) Budaa kuyusuna mahsus değil, cevabın kendisinden yani "su temizdir" hükmünden alınan konuya aittir.

3- Şimdi sorularına cevap verelim:

a- Tirmizî hadisi: "Helal, Allah’ın Kitabı’nda helal kıldığıdır. Haram da Allah’ın Kitabı’nda haram kıldığıdır. Hakkında sustuğu şeyler ise O’nun affettiklerindendir."

Buradaki atıf olan "Hakkında sustuğu şeyler...", kendisine en yakın olan "Haram da Allah’ın Kitabı’nda haram kıldığıdır" ifadesine döner. Yani hakkında sustuğu şeyler, haram olmaktan affedilmiştir; dolayısıyla helaldir.

Burada genellik konunun kendisindedir. Cevap sorudan daha genel ve bağımsız olduğu için konu sorudan değil cevaptan alınır. Bu yüzden, hükmü helal veya haram olan her şeyi kapsar; ister tereyağı, peynir ve kürk olsun, ister helal veya haram kapsamına giren başka herhangi bir mesele olsun. Bu durum ıstılahi anlamdaki "şey" veya "fiil" lafzına giren her şeye uygulanır. Eğer "şey"e uygulanırsa helalden kasıt "mübahlık"tır; eğer "fiil"e uygulanırsa helalden kasıt haram olmayandır, yani "farz, mendup, mübah ve mekruh"tur.

b- Beyhakî hadisi: "...Bazı şeyleri yasakladı, o yasakları çiğnemeyin. Bazı şeyler hakkında da size bir ruhsat olsun diye sustu, onları araştırmayın."

Bu hadiste üç husus vardır:

Birincisi: "Bazı şeyler hakkında sustu" ifadesindeki "şey" ıstılahi (eylem dışı) anlamda değildir, fiili de kapsar. Örneğin "Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın..." ayetindeki sorulan şey "hac fiili" idi. Kurtubî tefsirinde (6/330) geçtiği üzere:

(Tirmizî ve Darekutnî’nin rivayet ettiği hadiste hac emri gelince "her yıl mı?" diye sorulmuş ve bunun üzerine "Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın..." ayeti inmiştir.)

Buradan açıkça görülüyor ki sorulan şey "hac"dır, yani bir "fiildir" ama ayette ona "şey" denilmiştir.

İkincisi: "Bazı şeyler hakkında da size bir ruhsat olsun diye sustu" ifadesindeki atıf, en yakın olan "Bazı şeyleri yasakladı, o yasakları çiğnemeyin" ifadesine döner. "Çiğnemeyin" (tenbihuha) kelimesinin delaletiyle buradaki ruhsat, kesin yasaktan (haramdan) kaçınmaktır. Yani sustuğu şey, haram kılınmaktan muaf tutulmuştur, yani helaldir. Bu, sorulan şey ister ıstılahi anlamda "şey" olsun (bu durumda helallik mübahlıktır), ister "fiil" olsun (bu durumda helallik haram dışındaki hükümlerdir) geçerlidir.

Üçüncüsü: "Onları araştırmayın" ifadesi, "Bazı şeyler hakkında sustu" kısmıyla bağlantılıdır. Yani o helaldir, onun haramlığını araştırmayın demektir; yoksa farz mı mendup mu diye hükümlerini araştırmayın demek değildir. Hadisin manası şudur: Meskûtun anhu (hakkında susulan) helaldir; sorunuz sebebiyle haram kılınmasından korkarak haramlığını araştırmayın. Tıpkı Buhari hadisinde geçtiği gibi: "Müslümanlar içinde suçu en büyük olan, haram kılınmamış bir şey hakkında soru soran ve sorusu sebebiyle o şeyin haram kılınmasına sebep olan kimsedir."

... 25 Cemadiyel Ahir 1434 H. - 05/05/2013 M.]

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Rasulullah ﷺ’in sükutu teşrînin (yasamanın) yokluğu değil; eşya söz konusu olduğunda mübahlık, fiil söz konusu olduğunda ise farz, mendup, mübah ve mekruhluk anlamına gelir. Yani Rasulullah ﷺ’in sükutu, yukarıda açıklandığı üzere bir teşrîdir. Soru sorma yasağına gelince; bu, Rasulullah ﷺ’e bir şey sorulduğunda ya cevap verir ya da susar. Eğer cevap verirse hükmü açıkça bildirmiştir. Eğer cevap vermez ve susarsa, o şeyin veya fiilin helal olduğu hükmünü vermiş demektir. Yasaklanan şey, Rasulullah ﷺ cevap vermişken veya susarak hükmü belirtmişken soruyu tekrar etmek ve ısrarla üzerine gitmektir.

Bu, bir Müslümanın bilmediği bir eşya veya fiilin hükmünü sormayacağı anlamına gelmez. İslam Şahsiyeti 3. Cilt'te "Şeriat Gelmeden Önce Hüküm Yoktur" babında şöyle der: (Çünkü Kur'an ve hadiste sabit olan; bilmeme durumunda hüküm hakkında soru sormaktır, duraksamak veya hüküm vermemek değildir. Allah Teâlâ: "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun" (Nahl [16]: 43) buyurmuştur. Rasulullah ﷺ de teyemmüm hadisinde buyurmuştur ki: "Bilmedikleri zaman sorsalar ya! Şüphesiz cahilliğin şifası sormaktır." Bu da gösteriyor ki asıl olan duraksamak ve hüküm vermemek değildir. Buna göre, Rasulullah ﷺ’in gönderilmesinden sonra hüküm şeriatın olmuştur. Şeriat gelmeden önce hüküm yoktur; yani bir meselenin hükmü şer’î bir delilin varlığına bağlıdır. Bu yüzden delilsiz hüküm verilmez, şeriat gelmeden hüküm verilmez ve asıl olan şeriatta hükmü aramaktır.)

Dolayısıyla yasaklanan şey; Rasulullah ﷺ’in hükmünü açıkladığı bir meselede yetinmeyip soruyu uzatmaktır. Eğer "hac farzdır" demişse artık "kaç kere" diye sormamalıdır. Eğer bir mesele sorulmuşsa ve Rasulullah ﷺ onu hükmü bilinen başka bir şeye iliştirmişse veya susmuşsa bu onun mübah olduğunu gösterir. Müslüman buna bağlı kalmalıdır. "Acaba farz olabilir mi?" gibi detaylara, özellikle de vahiy zamanında girmemelidir. Aksi takdirde kişi kendi işini zorlaştırır ve "Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın..." ayetinde olduğu gibi Allah da işi zorlaştırabilir. Ayetin nüzul sebeplerinde şunlar geçmektedir:

  • Tirmizî’de: "Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır" ayeti inince "Her yıl mı?" dediler. Peygamber sustu. Tekrar "Her yıl mı?" dediler. Buyurdu ki: "Hayır, eğer evet deseydim vacip olurdu." Bunun üzerine Maide 101 nazil oldu.

  • İbn Hibban’da Ebu Hüreyre’den: Rasulullah ﷺ hutbe verip "Ey insanlar! Allah size haccı farz kıldı" buyurdu. Bir adam: "Her yıl mı ey Allah’ın Rasulü?" dedi. Peygamber adam soruyu üç kez tekrarlayana kadar sustu. Sonra buyurdu ki: "Eğer evet deseydim vacip olurdu ve siz buna güç yetiremezdiniz. Ben sizi (serbest) bıraktığım sürece siz de beni bırakın (soru sormayın). Sizden öncekiler, çok soru sormaları ve peygamberlerine karşı ihtilaf etmeleri yüzünden helak oldular. Size bir şeyi yasakladığımda ondan kaçının, bir şeyi emrettiğimde ise gücünüz yettiğince onu yapın."

Aynı doğrultuda Ahmed b. Hanbel, Hâkim, Darekutnî ve diğerleri de rivayet etmiştir.

Müslümanlar, kendilerine "bir inek kesin" denildiğinde ineğin vasıflarını ve durumlarını sormaya başlayıp işi kendilerine zorlaştıran Yahudiler gibi olmamalıdırlar. Eğer başlangıçta herhangi bir ineği kesselerdi bu onlara yeterli olacaktı.

Taberî Tefsiri’nde şöyle geçer: (Musa onlara "Allah bir inek kesmenizi emrediyor" dediğinde bunun sebebi şuydu: İsrailoğulları arasında zengin ve kısırlı bir adam vardı, mirasçısı onu öldürüp başka bir kabilenin bölgesine attı. Aralarında silahlı çatışmaya varacak kadar kötülük çıktı. Akıl sahipleri "Aranızda Allah’ın Rasulü varken mi savaşıyorsunuz?" dediler. Musa’ya geldiler, o da "Bir inek kesin!" dedi. "Bizimle dalga mı geçiyorsun?" dediler... En sonunda ineği kestiler ama neredeyse yapmayacaklardı. Eğer en baştan herhangi bir ineği alıp kesselerdi bu onlara yetecekti. Ancak onlar kendilerine zorlaştırdılar, Allah da onlara zorlaştırdı. Eğer "İnşaAllah hidayete ereriz" (istisna) demeselerdi, o ineği asla bulamazlardı...)

Görüldüğü üzere, yerinde olmayan çokça soru sormak yasaklanmış bir husustur.

Umarım bu açıklama yeterlidir. Allah en iyi bilen ve hüküm verendir.

Kardeşiniz, Ata bin Halil Ebu el-Raşta

11 Rebiulevvel 1443 H. 18/10/2021 M.

Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in (Allah onu korusun) Web sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın