(Bazı gençlerden gelen soruların cevapları)
1- Soru sahibi diyor ki: ABD ile Çin arasında 1961'deki Kennedy-Kruşçev anlaşmasına benzer bir anlaşma yapılması mümkün müdür? Özellikle Çin'in küresel bir ekonomik güç olarak ABD'nin gücüne yönelik bir numaralı tehdit haline geldiği bir ortamda bunu söyleyebilir miyiz? Ayrıca ABD'nin Tayvan üzerinden Çin'i tehdit etmesinin bununla ne ilgisi var? Cevap: Böyle bir anlaşmanın yapılması uzak bir ihtimaldir. Aksine ABD, Çin'i kontrol altına alabilmek, onu kendi iradesine boyun eğdirmek ve Rusya'nın Ukrayna'daki savaşına destek vermesini engellemek için Çin'i Tayvan ile bir savaşa sürüklemeye çalışmaktadır. Bu amaçla Çin'i kışkırtan eylemlerde bulunuyor, ona karşı ittifaklar kuruyor ve yaptırımlar uyguluyor. Ona karşı bir ekonomik savaş başlattı ve görünen o ki, Tayvan meselesi bir şekilde sonuçlanana kadar bu eylemlerine devam edecektir. Çünkü Çin, Tayvan'ı gerekirse güç kullanarak kendisine bağlamakta ısrarcıdır. Nitekim devlet başkanlığı süresi beş yıl daha uzatılan Şi Cinping şöyle demiştir:
إنَّ الصِّين لن تتخلى عن حق استخدام القوة مع تايوان كحل أخير وفي الظروف القصوى
"Çin, son çare olarak ve ekstrem koşullarda Tayvan'a karşı güç kullanma hakkından vazgeçmeyecektir." (El Cezire, 16/10/2022)
Çin, Rusya'nın Ukrayna'da ağır bir yenilgiye uğraması durumunda benzer bir trajediyi yaşamamak için Ukrayna'da olup bitenleri ve olayların nereye varacağını yakından takip ediyor. Çin'in başlangıçta Rusya'ya sınırsız destek vereceğini açıklayıp bu konuda bir anlaşma imzalamasına rağmen daha sonra geri adım atarak tarafsız bir tutum sergilediğini gördük. Bu durum Rusya'ya zarar vermiş, Putin ise Çin'i kaybetmemek için bu tutumu "dengeli" olarak nitelendirmiş ve anlayışla karşıladığını belirtmiştir. Bu nedenle ABD'nin, tüm bu seçenekleri tüketene kadar geçmişte Sovyetler Birliği ile yaptığı gibi bir uluslararası paylaşım anlaşması yapması muhtemel değildir. Aynı şekilde Güney ve Doğu Çin Denizi'nde Çin'in nüfuz alanını onaylayan bir anlaşma da yapmayacaktır; zira devletleri ona karşı kışkırtmakta ve Çin'in bu iki bölgede hakimiyet kurmasını engellemeye çalışmaktadır.
2- Soru sahibi diyor ki: (Rusya, eskiden Sovyetler Birliği'nin yaptığı gibi, ABD'nin dibinde onu tehdit ederek "Küba Füze Krizi"ndeki gibi bir karşılık verebilirdi. Bunu neden yapmadı?) Bu sorunun cevabı şudur: ABD'nin kendisinden daha güçlü olduğunu hisseden ve bunu kabul eden Rusya için bu söylem gerçekçi değildir. Bu durum, gücü Amerikan gücüne denk olan Sovyetler Birliği'nden farklıdır. Bu meseleyi derinlemesine inceleyecek olursak; bugün her iki ülkenin nükleer gücü neredeyse eşit olsa da, ABD'yi Rus füzelerinden koruyan bir füze kalkanı vardır ve Rusya böyle bir kalkana sahip değildir. Rusya'nın füze kalkanını aşabilecek yeni füzeler ürettiğine dair açıklamaları henüz başlangıç aşamasındadır. Yani Rusya'nın ABD topraklarına ulaşabilecek ve füze kalkanını aşabilecek faal nükleer füze sayısı azdır. Buna karşılık, ABD'nin Rus topraklarını vurmak üzere yerleştirilmiş tüm eski füzeleri hala bunu yapabilecek kapasitededir. Bunun yanı sıra, ABD'nin insansız hava araçları, hayalet uçaklar (stealth) ve akıllı füzeler gibi konvansiyonel silahlardaki muazzam ilerlemesi karşısında Rusya'nın buna yakın bir dengi yoktur. Ukrayna savaşı, Rus hava kuvvetlerinin zayıf olduğunu ve Ukrayna gibi bir ülkenin semalarında bile tam hakimiyet kuramadığını kanıtlamıştır. İHA'ları geri kalmıştır ve raporlar Ukrayna savaşında İran İHA'larını kullandığından bahsetmektedir. Ukrayna'daki savaş, Rusya'nın konvansiyonel kuvvetlerinin büyük zayıflıklarını ve sahip olduğu büyüklük illüzyonlarını ortaya çıkarmıştır. Yaklaşık sekiz aydır, Batı desteği alsa bile Ukrayna gibi küçük bir devleti yenemeyen bir devlet nasıl "büyük devlet" olabilir? Savaşın başında, henüz Batı desteği bu kadar artmamışken, yani Ukrayna daha zayıfken başkent Kiev çevresinden hızla çekilen Rusya'nın büyüklüğü nerede kalmıştır? Bu nedenle, daha önce de belirttiğim gibi, Rusya'nın ABD'nin yakınında bir tehdit oluşturarak "Küba Füze Krizi" benzeri bir karşılık verebileceği iddiası gerçekçi değildir. Bugünkü Rusya, Küba Füze Krizi dönemindeki Sovyetler Birliği değildir.
3- Soruda geçen uluslararası ortaklık meselesine gelince; Amerikalılara göre bu, büyük devletlerin Amerikan çıkarlarına hizmet etmesi, karşılığında ise ABD'nin onlara uluslararası ganimetlerden belirlediği bir payı vermeyi kabul etmesi demektir. Örneğin Rusya, Suriye'de Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyi kabul etti ve 2015 yılında askeri müdahalede bulundu. Böylece Rusya büyük bir devlet olarak öne çıktı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki Rus "vetosu"nun adı duyuldu. Bu, küçümsenmeyecek bir uluslararası ganimetti. Daha sonra ABD, Rusya'nın bu hizmetlerini Kuzey Kore ve Çin'e karşı Çin havzasına taşımak istedi ancak Rusya bunu reddetti. ABD, Rusya'nın reddinden emin olunca, Rusya'nın Suriye'de hakim görünen rolünü küçültmeye başladı; Azerbaycan-Ermenistan savaşı ve daha birçok konuda onu sıkıştırmaya başladı. Amerikan düşünce tarzı budur. Washington nüfuzu kimseyle paylaşmayı düşünmez, aksine "büyük" olarak adlandırılan diğer devletleri, dünya genelindeki Amerikan çıkarlarını gerçekleştirmesine yardımcı olmaları için ortak eder; bunun karşılığında ise o devlete bazı uluslararası ganimetler vermeyi kabul eder. ABD'nin Çin, Rusya ve Avrupa ülkeleriyle olan düşünce tarzı budur. Nitekim bugün ABD, Rusya karşısında Almanya'nın Doğu Avrupa'daki rolünü genişletmektedir; ancak tüm bunlar Amerikan liderliği ve planlaması altındadır. Eğer Almanya Amerikan liderliğinden ve planlamasından çıkıp tek başına hareket etmeye karar verirse, ABD onu sıkıştırmaya başlayacaktır. Amerikan düşüncesine hakim olan mantık budur.
4- Soruda yer alan "Hindistan Rusya'dan petrol ithal etmeyi kabul ettiğinde ABD neden ona yaptırım uygulamadı?" sorusunun cevabı şudur: ABD, Hindistan'a yaptırım uygulamadı çünkü bu, Modi ve partisi Bharatiya Janata Partisi (BJP) liderliğindeki Hindistan'daki ajanlarının kaderini tehdit ederdi. Hindistan'ın Rusya'dan gaz ve petrol almasına karşı çıkmadı çünkü ona bir alternatif sunamazdı. Eğer Hindistan, Almanya'da olduğu gibi Rusya'dan enerji kaynakları alımını durdurursa, Hindistan'da fiyatlar katlanacaktır ve Hindistan halkı buna dayanamaz. Bu durum, Amerika yanlısı Modi hükümetini etkileyerek düşmesine yol açabilir; bu da Hindistan'da hala güçlü olan Kongre Partisi içindeki İngiliz ajanlarının beklediği bir fırsattır. Hatta Hindistan'ın kuruluşundan (1947) 1998'e kadar en uzun süre hüküm süren, ardından 2004-2014 arası tekrar başa gelen Kongre Partisi döneminden beri süregelen bir alışkanlık olarak Rusya'dan silah alımına devam etmesine bile izin vermektedir. BJP'nin başarısı, Pakistan'daki ajan yöneticilerin (özellikle Keşmir konusunda) Amerika'nın emriyle verdiği tavizler sayesinde olmuş, bu da bu partinin popülaritesini artırmıştır. Bu nedenle Hindistan Rusya'dan S-400 füzeleri satın aldığında, ABD Türkiye'ye uyguladığı yaptırımları ona uygulamadı. Aksine, ABD Temsilciler Meclisi, 14 Temmuz 2022'de 2023 savunma bütçesini onaylarken, kısa adı CAATSA olan yasa kapsamında Hindistan'ı yaptırımlardan muaf tuttu. Gerekçe olarak "yaptırım muafiyetinin ABD ile Hindistan arasındaki savunma bağlarını güçlendireceği" (Anadolu Ajansı, 16/07/2022) öne sürüldü. Bu durum bariz bir çifte standarttır; zira aynı yasa kapsamında Türkiye'ye yaptırım uygulanırken Hindistan'a uygulanmamıştır. Bu da gösteriyor ki ABD, enerji kaynaklarını Rusya'dan almasını engeller ve yaptırım uygularsa, BJP hükümetinin düşmesiyle Hindistan'daki nüfuzunu kaybetmekten korkmaktadır. Oysa bu durum, Erdoğan ve onun yörüngesinde dönen hükümetini olumsuz etkilemiyor, aksine popülaritesini artırıyor ve Amerika ile olan bağlarının üstünü örtüyor.
5- Petrol ve gazla ilgili sorulardaki diğer noktalara gelince, cevaplar şöyledir:
a- Avrupa, Rus enerji tedarik zincirlerinin kesilmesinden bir numaralı zararı gören taraftır. Avrupa, Rusya'nın kendi sınırlarına yakın bir yerde yayılma tehlikesini görüyor, bu nedenle ABD ile mutabık kalarak, onun gazına ve petrolüne bağımlı olmadığı bir durumda Rusya ile yüzleşmeye daha muktedir olmak istiyor ve sonuçlarına katlanmaya hazır. Dolayısıyla, ABD'nin Avrupa'yı Rus enerji bağımlılığından kurtarmaya yönlendirdiği söylenemez (her ne kadar bu Amerikan yönelimi eski-yeni bir strateji olsa da). Aksine, ABD'nin Ukrayna'nın tutumunu sertleştirerek ve onu Batı'ya çekerek Rusya'yı Ukrayna'ya bulaştırmada başarılı olduğu söylenebilir. Yani ABD, on yıllardır Ukrayna'ya yaptığı müdahalelerle Rusya'yı, ancak tüm Avrupa için bir tehdit olarak anlaşılabilecek bu köşeye sıkıştırmayı başarmıştır. Rusya'nın Avrupa'ya yönelik tehdidi somut ve gerçek hale gelince, Avrupa ülkeleri gönüllü olarak Amerikan stratejisine uymuş ve ardından Rus enerji kaynaklarını kesmiştir. Bunu doğal gaz fiyatlarındaki artış izledi; çünkü bu gaz eskiden sıvılaştırılmış gaz taşıyan tankerlerle değil, birçok boru hattıyla geliyordu ve bu yüzden ucuzdu. Bu boru hatları "kesilince", gazı çoğunlukla tankerlerle ithal etmek zorunda kaldılar; bu da ihracatçı ülkelerdeki sıvılaştırma ve Avrupa'daki ithalatçı ülkelerde tekrar gaz haline getirme işlemleri nedeniyle maliyetli bir süreçtir.
b- Petrole gelince, gazın aksine fiyatları sadece Avrupa'da değil küresel olarak yükselmiştir. ABD de petrol fiyatlarındaki artıştan zarar görmüştür. Aynı durum, Rusya ve Ukrayna kaynaklı tedariki bozulan tahıllar için de söylenebilir; yani tahıl fiyatlarındaki artış da sadece Avrupa'ya özgü değil, küreseldir. Avrupa'da ve dünyanın geri kalanında tahıl ve petrol sıkıntısı, Rusya ve Ukrayna dışındaki bölgelerden taşınabilme imkanı olduğu için aslında bir fiyat artışı meselesidir. Ancak doğal gaz farklıdır; çünkü gaz sıvılaştırma sanayisi yenidir ve gaz tankerleri nispeten nadirdir. Ayrıca, on yıllardır çevre ve iklimle ilgili yapılan propagandalar (kömür ve nükleer enerjiye göre daha az kirletici ve tehlikeli olduğu iddiası) nedeniyle dünyanın doğal gaza olan bağımlılığının artması da bu duruma katkıda bulunmuştur.
c- ABD'nin doğal gazı uluslararası düzeyde Dolar üzerinden fiyatlandırmayı hayal etmesi ise kesin bir gerçektir ancak bunun önünde büyük engeller vardır. Rusya, Çin ve diğer ülkelerle yerel para birimleriyle ticaret yapma konusunda anlaşmaktadır ve bu, Rusya'nın 2014'ten beri izlediği bir yoldur. Hatta birçok ülke, 2009 mali krizinden sonra Amerikan dolarına ne kadar bağımlı olduklarını keşfettiklerinden beri benzer bir şeyi düşünmektedir. Dolar dışı ticaret eğiliminin dünyada yol almaya başladığı söylenebilir, her ne kadar henüz sınırlı olsa da. Muhtemelen ABD'nin 2022'de izlemeye başladığı faiz artırımı ve yeni "güçlü dolar" politikası, dolara olan güveni yeniden tesis etmeyi ve yerel para birimleriyle ticaret eğilimini zayıflatmayı amaçlamaktadır. Uzun vadede ise iklim politikaları, uluslararası düzeyde doğal gaza daha fazla bağımlılığa ve bu enerji kaynağının öneminin artmasına yol açmaktadır; dolayısıyla onun dolarla fiyatlandırılması ABD için büyük bir fayda sağlayacaktır.
d- ABD'nin Rusya ile Avrupa arasındaki Nord Stream gibi boru hatlarını keserek enerji tedarik zincirlerini koparma çabalarındaki başarısını, Amerika tarafından kontrol edilemeyen enerji hatlarının kesilmesi olarak görmek daha önemli olabilir. ABD'nin, kendi tabii devletlerinden biri sayılan Türkiye'ye, Rusya ile olan gaz hatlarını kesmesi için baskı yapmaması buna işaret etmektedir. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Putin, Rus gazını Avrupa'ya tedarik etmek için bir "Türkiye merkezi" (hub) kurma niyetini açıklamıştır. Bu da ABD'nin, gelecekte Rus gazının Avrupa'ya ticaretinin Washington'un kontrolündeki yollar üzerinden yapılmasını istediğini göstermektedir.
6 Rebiülahir 1444 H 31/10/2022 M