Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Soru-Cevap: Libya Sahnesindeki Son Siyasi Gelişmeler

April 12, 2015
2963

Soru:

Libya’da olup bitenler dikkat çekicidir; askeri eylemler tırmanırken aynı zamanda Fransa, Cezayir, Fas ve Libya’nın kendi içinde müzakereler yürütülüyor. Bunun açıklaması nedir? Askeri eylemler ve müzakereler gibi bu iki zıt durumun, Libya'daki Amerikan-Avrupa çatışmasının bir sonucu olduğunu söyleyebilir miyiz? Örneğin Güvenlik Konseyi kararıyla bir askeri müdahale bekleniyor mu? Yoksa bu ihtimal dışı mı ve taraflar arasında bir çözüm bulmak için müzakereler devam mı edecek? Müzakereler çatışan tarafları tatmin edecek bir çözüme yol açabilir mi? Allah hayrınızı artırsın.

Cevap:

Birincisi: Libya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İngilizlerin siyasi nüfuzu altındadır. Özellikle Kaddafi döneminde, kırk yıllık iktidarı boyunca İngiliz işbirlikçisi siyasetçilerle doldurulmuş, o dönemdeki siyasi ortamda Amerikan ajanları neredeyse hiç bulunmamıştır. Bu nedenle Amerikalılar, Libya üzerinde nüfuz kurmak, İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar yönetime hakim olan Avrupa (özellikle İngiliz) nüfuzunu kırmak ve ardından duruma hakim olup yönetimi ele geçirmek için sahada çalışacak güçlere sahip değildiler. Ta ki yirmi yılı aşkın bir süredir yanlarında ikamet eden ajanları Halife Haftar’ı, Kaddafi’ye karşı devrim patlak verdikten sonra Libya’ya gönderene kadar. Haftar’ı devrimin lideri veya etkili komutanlarından biri yapmaya çalıştılar. Ardından, İngilizlerin Milli Genel Kongre ve hükümet adıyla kontrol ettiği yeni rejime karşı 14 Şubat 2014’te bir isyan başlatması ve her ikisini de devirmesi için onu harekete geçirdiler. Birçok bölgeyi kontrol etmesine rağmen bunu başaramadı. Daha sonra Amerikalılar, ajanları Haftar vasıtasıyla 25 Haziran 2014’te yapılan genel seçimleri engellemeye çalıştılar ancak seçimler tarihinde yapıldı... 6 Kasım 2014’te Libya Yüksek Mahkemesi Anayasa Dairesi, “11 Mart 2014 tarihli Yedinci Anayasa Değişikliği ile değiştirilen Anayasa Deklarasyonu’nun 30. Maddesinin 11. fıkrasının anayasaya aykırılığına ve buna bağlı tüm etkilerin iptaline” karar verdi. Bu, Temsilciler Meclisi’nin ve ondan türeyen tüm kurumların feshedilmesi anlamına geliyordu. Ancak bazı Libyalı, bölgesel ve uluslararası taraflar bu mahkeme kararını tanımayı reddetti. Böylece Libya’da Tobruk ve Trablus’ta olmak üzere iki hükümet ve iki parlamento oluştu. Uluslararası ve bölgesel olarak Tobruk hükümeti ve parlamentosu tanınmaktadır:

  • Haftar, Tobruk parlamentosu ve hükümetine hükmetmektedir ve onlara aldırış etmemektedir. Öyle ki adamları, Başbakan Abdullah el-Sini’yi izin almadan Bingazi’yi ziyaret ettiği gerekçesiyle protesto etmişlerdir! Haftar’a bağlı güçler, 5 Şubat 2015’te Başbakan Abdullah el-Sini’yi taşıyan uçağın Bingazi’ye inmesini engellemiştir! Haftar ile el-Sini arasındaki anlaşmazlıklar bilinmektedir. Africa News Gate sayfası 5 Şubat 2015’te Libyalı yetkililerin şu sözlerini aktarmıştır: (Aynı zamanda bir asker olan ve daha önce Savunma Bakanlığı yapmış olan Libya Hükümet Başkanı Abdullah el-Sini ile Kerame Operasyonu komutanı Tümgeneral Haftar arasındaki anlaşmazlıklar, geçen yıl Abdullah el-Sini’nin Haftar’ın yaptıklarını askeri bir darbe olarak nitelendirmesinin ardından iki taraf arasındaki gerilimi kontrol altına almak için yürütülen arabuluculuk çabalarına rağmen neredeyse çıkmaza girdi.) Bu durum, Haftar’ın 14 Şubat 2014’teki hareketi sırasında yaşanmıştı. El-Sini, Haftar’ın 16 Mayıs 2014’te yeniden başlattığı ve Kerame Operasyonu adını verdiği ikinci hareketini desteklemiş olsa da Haftar’ın el-Sini’ye karşı tutumu hala düzelmiş değildir! Haftar, Sisi’nin izinden giderek Amerikan nefesiyle hareket etmekte ve başkan olma ümidi taşımaktadır! Parlamento üzerinde baskı kurarak kendisini "Orgeneral" rütbesiyle Libya Ordusu Genel Komutanı olarak atatmayı başarmış ve 9 Mart 2015’te resmen yemin etmiştir. Ayrıca Haftar yanlısı olan Tümgeneral Abdurrazık el-Nazuri Genelkurmay Başkanı olarak atanmıştır. Böylece Tobruk hükümeti ABD güdümüne girmiştir...

  • Milli Genel Kongre ve Trablus hükümetine gelince; lideri Ebu Sehmeyn ve çevresindeki gruptur. Bunlar Avrupa, özellikle de İngilizlerle birlikte hareket etmektedirler. Bu grubun içinde, İngilizlerden uzak duran ancak yeterli siyasi bilince sahip olmayan Müslüman adamlar da bulunmaktadır; bu durum Avrupa’nın adamlarının onları istedikleri yöne çekmelerini kolaylaştırmaktadır! Böylece Milli Genel Kongre ve Trablus hükümeti Avrupa’nın, yani İngiltere, bir miktar Fransa ve biraz da İtalya’nın etkisi altındadır...

Bu durum, Libya’da Avrupa ve Amerika arasında bir çatışmanın mevcut olduğunu, ancak çoğunlukla yerel araçlarla savaştıklarını göstermektedir. Bu çatışmayı ve nasıl ortaya çıktığını daha önce 3 Haziran 2014 tarihli cevabımızda açıklamıştık; daha fazla bilgi isteyenler oraya müracaat edebilirler.

İkincisi: Askeri müdahaleye gelince; Amerika, Libya’da siyasi bir çevreden yoksundur; çünkü bu çevrenin neredeyse tamamı İngiliz ajanlarından veya onların şemsiyesi altında hareket eden ve siyasi oyunların sonuçlarını kavrayamayan bazı İslami hareketlerden oluşmaktadır... Bu nedenle Amerika’nın dayanağı askeri eylemlerdir. Önce Haftar, ardından ona Mısır’dan verilen destektir. Hatta Obama’nın Kongre’den bazı durumlarda askeri operasyon yapma yetkisi istemesi, Libya konusunun da bu yetki kapsamında olma ihtimalini dışlamaz. Zira Libya’daki durum kritiktir. Reuters haber ajansı, 23 Şubat 2015’te Obama’nın Kongre’ye gönderdiği mektupta şunları söylediğini aktarmıştır: "Libya’daki durum Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliği ve dış politikası için hala olağanüstü ve istisnai bir tehdit temsil etmektedir." Amerikan Başkanı’nın Kongre’ye yazdığı mektuptan, Amerika’nın Libya’daki durumunun kritik veya tehlikede olduğu, yani Amerika’nın Libya’da güçlü bir konumda olmadığı ve ajanlarının güçlü olmadığı anlaşılmaktadır. Onlar sadece Haftar hareketiyle temsil edilmektedirler ve aylar geçmesine rağmen başkent Trablus’tan kovulmuşlar, geri dönememişler ve Bingazi’yi dahi tam kontrol altına alamamışlardır. Bu nedenle askeri müdahale Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmekte ve ajanlarını hizmetine devam etmeleri için kurtarmaktadır. Dolayısıyla bu şartlar altında Kıptilerin öldürülmesi olayı gerçekleştiğinde, Mısır bunu kullanmaya çalışmış ve vatandaşlarının intikamını almak ve terörle mücadele bahanesiyle Libya’ya müdahale için uluslararası bir yetki alma çabasına girmiştir. 16 Şubat 2015’teki Mısır askeri müdahalesi, Haftar ve takipçilerine yeni bir soluk getirmiş, nefesleri güçlenmiş ve siyasi çözüm ufku gerilemeye başlamıştır. Ancak Avrupa krizde askeri müdahaleye şiddetle karşı durmuştur. İngiltere, Mısır’ın Libya’daki askeri müdahalesine karşı çıkmakta gecikmemiştir; (Cezayir ve İngiltere, 19 Şubat Perşembe günü, iki ülkenin dışişleri bakanlarının Cezayir’de yaptıkları ortak açıklamada, Libya’da askeri değil siyasi bir çözümü desteklediklerini teyit ettiler. İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond, Cezayirli mevkidaşı Ramtane Lamamra ile düzenlediği basın toplantısında, "Askeri bir eylemin Libya’daki sorunun çözümüne yol açabileceğine inanmıyoruz" dedi. Cezayirli bakan ise, "Libya’nın komşuları olarak çözümün bir parçası olmaya, sorunun bir parçası olmamaya kararlıyız" açıklamasında bulundu) (Russia Today 19.02.2015).

İngiltere, Güvenlik Konseyi’nde askeri müdahaleye veya Tobruk hükümeti ile Haftar ordusunun silahlandırılmasına karşı çıkanların başında geliyordu. Libya’nın BM Daimi Temsilcisi İbrahim el-Debbaşi, eş-Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte şunları söylemiştir: (İngiltere liderliğindeki bazı Güvenlik Konseyi üyeleri, Libya ordusuna yönelik silah ambargosunun kaldırılmasına yönelik anlaşmaya karşı çıkmalarını haklı çıkarmak için uzmanlar ekibinden bir mektup göndermelerini istediler. Bunun kendilerini mahcubiyetten kurtarma çabası olduğunu belirterek, "İngiltere, Libya ordusunun teröristlerle ve başkent Trablus’u kontrol eden milislerle işi bitirmesini istemiyor... Bu açık bir oyundur") (eş-Şarku’l Avsat 07.03.2015). Avrupa’nın İngiltere’nin askeri müdahaleye karşı tavrıyla uyumu, İtalya örneğinde de görüldü. İtalya İçişleri Bakanı Angelino Alfano, Amerika’yı memnun etmek için "BM liderliğinde bir operasyonla acil müdahale" çağrısında bulunmuşken (el-Hayat 17 Şubat 2015), askeri müdahaleye karşı yürütülen Avrupa kampanyası sonucunda bu açıklamasından geri adım attı; (Tunus Dışişleri Bakanı Tayyib el-Bakuş ve İtalyan mevkidaşı Paolo Gentiloni, Libya’daki krizin sona ermesinin rakip milisler arasındaki "uzlaşmadan" geçtiğini belirttiler. "En iyi çözümün askeri çözüm değil, siyasi çözüm olduğunu" vurguladılar. Tunus Dışişleri Bakanı Tayyib el-Bakuş, Tunus’u ziyaret eden İtalyan mevkidaşı Paolo Gentiloni ile düzenlediği basın toplantısında, "En iyi çözümün askeri çözüm değil, siyasi çözüm olduğu konusunda anlaştık" dedi) (france24.com 25.02.2015)...

Avrupa’nın askeri müdahaleye karşı bu sert atağının yanı sıra Avrupa, Libya’nın Avrupa güvenliği için önemli bir merkez olduğu sinyallerini de gönderdi. Bu da Amerika müdahale ederse Avrupa’nın daha hızlı müdahale edeceğini hissettiriyordu. Russia Today kanalı 06.03.2015 tarihinde, Mogherini’nin Letonya’nın başkenti Riga’da düzenlenen AB dışişleri bakanları toplantısına gelişinde şunları söylediğini nakletti: (Bu toplantıda ele alınan ana konunun Libya’daki durum olduğunu belirterek, Libya’nın güvenliğinin sadece güney ülkelerini değil, tüm Avrupa Birliği’ni ilgilendiren bir konu olduğunu vurguladı)... Doğal olarak bu, gerçekleşmesi halinde Amerikan müdahalesinin meyvesini bozacaktır... Bu iki nedenden ötürü Amerika askeri çözümü destekleme tutumundan geri adım attı. Ardından Mısır, Libya ile birlikte 18.02.2015’te Güvenlik Konseyi’ne sunduğu ve uluslararası askeri müdahaleyi içeren karar tasarısını geri çekti. Böylece Güvenlik Konseyi’ndeki müzakereler 27.03.2015 tarihine kadar gel-gitlerle devam etti ve sonunda 2214 sayılı Güvenlik Konseyi kararı çıktı. Bu karar askeri müdahale hükmünü içermiyor, aksine terörle mücadeleye odaklanarak Amerika’yı memnun ediyor, aynı zamanda siyasi bir çözüm için müzakereleri vurgulayarak Avrupa’yı tatmin ediyordu. Kararda bu iki hususla ilgili geçen maddelerden bazıları şunlardır:

(1- Tüm terör eylemlerini kınar... ve bu bağlamda bu eylemlerle tam olarak mücadele etmek için kapsamlı bir yaklaşım izlenmesini vurgular.

3- Üye devletleri, terör eylemlerinden kaynaklanan uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehditlere karşı BM Şartı ve uluslararası hukuk uyarınca her türlü araçla mücadele etmeye çağırır...

11- Libya’da yaşanan krize barışçıl bir çözüm bulunması konusunda Afrika Birliği, Arap Birliği ve Libya’ya komşu ülkelerin her birinin üstlendiği önemli rolleri tanır...

12- BM tarafından yönetilen, Libya hükümeti ile şiddeti reddeden tüm Libyalı taraflar arasındaki siyasi diyaloğa desteğini ifade eder...)

Böylece yukarıda belirtilen mülahazalarla askeri müdahaleden vazgeçilmiş ve odak noktası siyasi müzakereler olmuştur.

Üçüncüsü: Güvenlik Konseyi kararında askeri müdahaleden vazgeçilmesinin ardından Amerika ve Avrupa, her biri kendi yöntemiyle krizin müzakere yoluyla çözülmesi için çalışılması konusunda kararı kabul etti! Avrupa, müzakerelerin mümkün olan en kısa sürede siyasi bir çözüm üretmesini istiyor; çünkü siyasi ortamın (aktörlerin) çoğu kendisiyle beraberdir. Dolayısıyla mevcut siyasi aktörler tarafından yönetilen herhangi bir çözüm onun lehine olacaktır. Amerika ise askeri müdahale için ne kendisi ne de Mısır rejimi üzerinden bir giriş yolu bulamadığı için ve Libya’daki siyasi çevrelerde zayıf olduğu için müzakereleri kabul etti. Bu yüzden müzakereleri tıkamak için yeni yöntemler geliştirmeye çalışacaktır. Böylece Haftar’a, askeri olarak meseleyi çözemezse, Libya’nın bir kısmında dahi olsa kendi otoritesini kurması ve gelecekteki herhangi bir müzakerede ona yardımcı olacak yeni bir siyasi çevre oluşturması için mühlet verecektir. Çünkü Haftar, Tobruk’taki Temsilciler Meclisi üyelerinin çoğuyla iyi ilişkilere sahip değildir; zira onların bir kısmı eski siyasi çevreden gelmektedir... Bu nedenle Amerika, kendisine sadık ve etkili bir siyasi çevre oluşturana kadar müzakerelerin herhangi bir sonuç vermesini engellemek istemektedir. Yani onun için önemli olan müzakereleri mümkün olduğunca geciktirmektir. Öyle ki müzakereler bir çözüme yaklaştığında, uçaklarla hava saldırıları düzenlemek gibi askeri eylemlerle müzakereleri sabote eder ya da Tobruk heyeti erteleme veya mühlet ister... Ya da son zamanlarda Tobruk hükümetinin Milli Petrol Şirketi’nden petrol gelirlerini Merkez Bankası’na aktarmamasını istemesi gibi ekonomik baskı araçlarını kullanır (Mısır el-Arabiyye - New York Times kaynaklı 06 Nisan 2015). Gazete, internet sitesinde yayınladığı haberde bu kararın vahim sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunmuştur... Tüm bu hususlar müzakerelerin verimli bir şekilde devam etmesini olumsuz etkilemektedir.

Avrupa, Amerika’nın müzakereleri başarısızlığa uğratmaya çalıştığının farkındadır. Bu nedenle, aslında Avrupalı bir elçi olan ve kendisi için güvenilir bir isim olan Bernardino Leon’u seçmiştir. O, BM’nin diğer meselelerdeki (örneğin Yemen’deki Cemal bin Ömer gibi) genellikle Amerika’ya bağlı olan elçilerinden farklıdır.

Bernardino Leon, siyasi çözüme ulaşmak için adımlarını hızlandırmaya başladı. Derdi, 2213 sayılı Güvenlik Konseyi kararı ile 15 Eylül 2015’e kadar uzatılmadan önce, görev süresinin asıl bitiş tarihi olan Mart 2015 sonuna kadar görevini tamamlamaktı. Leon, Libya’daki yönetim krizini sona erdirecek bir çözüme ulaşmak için Fas, Cezayir, Libya ve Cenevre’de Libyalı taraflar arasında yoğun müzakereleri yönetiyordu. İlk sürede bitirmek için acele ediyordu. Müzakereler Cenevre’de başladı, Libya’ya taşındı, ardından Fas ve Cezayir’e geçti ve tekrar Fas’ta yapılmak üzere geri döndü. Fas’taki 12 Mart 2015 tarihli müzakere turunda, Tobruk parlamentosu üyeleri, daha fazla istişare için Libyalı taraflar arasındaki siyasi görüşmelerin bir hafta daha, yani 19 Mart 2015 Perşembe gününe ertelenmesini talep ettiler. Tobruk parlamentosu üyelerinden Muhammed eş-Şerif, "En az bir hafta mühlet istiyoruz, ardından taraflar bu belgeleri incelemiş olarak geri döner" dedi ve ekledi: "Ulusal hükümet, güvenlik düzenlemeleri ve anayasa komisyonu hakkındaki müzakereler tamamlanmadı." BM heyeti başkanı Bernardino Leon, Trablus’taki Milli Kongre üyeleri ve bazı Tobruk parlamentosu üyeleriyle bir araya geldi; bu kişiler söz konusu erteleme talebinde ısrar edince Leon, Fas’ın ev sahipliği yaptığı müzakerelerin 19 Mart 2015 Perşembe gününe ertelenmesini kabul etti. Leon, bir an önce siyasi bir çözüme varılmasının önemine vurgu yaparak, "BM’nin Libya’daki tek çözümün siyasi çözüm olduğunu gördüğünü ve askeri bir çözümün olmadığını" teyit etti. "Çünkü Libya’nın vakti kalmadı, sahadaki durum gittikçe daha da kötüleşiyor" (Amerikan Radio Sawa 13.03.2015). Aynı şekilde 16.03.2015’te Avrupa Birliği’nden müzakerelerin başarısızlığına karşı uyarıda bulunan ortak bir bildiri yayınlandı: "Siyasi bir anlaşmaya varılamaması Libya’nın birliğini tehlikeye atacaktır... Bir ulusal birlik hükümetinin kurulması ve ilgili güvenlik düzenlemeleri konusunda anlaşmaya varılır varılmaz Avrupa Birliği, Libya’ya olan desteğini artırmaya hazır olacaktır" (Alman Haber Ajansı 16.03.2015). Bu durum, Amerika ve Haftar’ın müzakerelere, sahada kazanımlar elde edip müzakerelerde taraf olmak ve kendilerini güçlü bir şekilde dayatmak istedikleri kadar önem vermediği bir zamanda, Avrupa’nın müzakerelerin devamına ne kadar önem verdiğini göstermektedir.

Bu nedenle Haftar, müzakerelerin sürdüğü sırada askeri eylemlerine devam ediyordu. 17.03.2015’te, yani müzakerelerin yeniden başlama tarihinden iki gün önce AFP haber ajansına verdiği demeçte şöyle dedi: "Bingazi şehrindeki operasyonlar önümüzdeki ayın ortasından önce sona erecektir." Yani mevcut müzakerelerle, bir çözüme ulaşmakla ya da bir hükümet kurmakla ilgilenmiyor, askeri eylemlerine devam ediyordu... Daha önce de belirttiğimiz gibi Avrupa’nın müzakerelerin başarısına önem verdiği ve başarısızlığına karşı uyardığı, Amerika’nın ise Haftar’ın diliyle sanki mesele onu ilgilendirmiyormuş gibi müzakerelere önem vermediği açıktır! Bu durum müzakerelerin seyrine de yansıdı; 19.03.2015’te Fas’ta yapılması planlanan görüşmeler 20.03.2015’e ertelendi ve bu şekilde toplanmalar ve ertelemeler devam etti...! 26 Mart 2015 Perşembe günü Sky News Arabia sitesi şunu yayınladı: (Libya diyalog tarafları Perşembe akşamı Fas’ın turistik tatil beldesi Suheyrat’taki üçüncü turu kapatıyor; uluslararası alanda tanınan Tobruk parlamentosundan bir yetkilinin teyidine göre görüşmeler on gün sonra yeniden başlayacak). Tüm bu erteleme ve oyalama durumları ortadadır! Buna rağmen o on gün sonra da toplantı yapılamadı! Bunun üzerine Avrupa Birliği endişesini dile getirdi; Bawabat el-Wasat sitesi 10.04.2015 tarihinde "Avrupa Leon’un İmdadına Yetişiyor" başlığı altında şunları yayınladı: (Leon’un tıkanan görevine can verme çabasının açık bir göstergesi olarak, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, bugün Brüksel’deki ofisi tarafından yayınlanan bildiride, kesin bir tarih belirtmeksizin Libya diyaloğunun önümüzdeki günlerde yeniden başlamasını beklediğini dolaylı olarak söyledi... Leon’a açık bir destek vererek Mogherini, "Libya müzakerelerini sabote etmeye devam edenleri" uyardı... Avrupa Birliği, Libya ordusunun ülkenin batısındaki ilerleyişinin sahada yeni bir güç dengesi oluşturmasından ve bunun krizin çözümünde Avrupa’nın rolünü "faydasız bir rol" haline getirmesinden korkuyor). Tüm bunlardan Mogherini’nin Amerika, Haftar ve takipçilerine işaret ettiği açıkça anlaşılmaktadır...

Böylece, devam eden siyasi müzakerelerin çıkarlar ve hedefler bakımından farklı taraflarca çekiştirildiği görülmektedir...

Dördüncüsü: Bu müzakerelerden beklenen ise, sahada topu koşturan ülkeler yakından veya uzaktan anlaşana kadar "boşa geçen zamanda oynamaktan" başka bir şey değildir. Akan kanlar Müslümanlardan aktığı ve musibetler onların başına geldiği sürece bu ülkeler için maçın uzaması hiç önemli değildir. Sömürgeci kâfirler bir mümin hakkında ne bir ahit ne de bir koruma gözetirler. Müslümanların ellerine düşen her davasını keserek veya süründürerek yok ederler. Azîz ve Kavî olan Allah’ın buyurduğu gibi:

هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

"Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!" (Münâfikûn Suresi, 4)

Dolayısıyla Libya davası sömürgeci kâfirlerin ve yandaşlarının elinde olduğu sürece, kriz uluslararası oyunculardan biri diğerine galip gelene kadar sürecektir. Yani ya Amerika ya da Avrupa baskın gelecek veya birinin kefesi ağır basıp fikrini diğerine dayatacak ya da Amerika’nın en az Avrupa kadar pay alacağı bir çözümde anlaşacaklardır. Zalim kâfirlerden ne Libya ne de Libya halkı hiçbir hayır görmeyecektir.

Müslümanların meseleleri düşmanlarının eliyle değil, Müslümanların kendi elleriyle çözülür. Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için çözüm gayet kolaydır; bunun silahı gizli ve açıkta Allah’a ihlaslı olmak, sözde ve eylemde Allah Resulü ﷺ’e sadık kalmaktır. O zaman müzakereciler göreceklerdir ki karşılarında, Halife Raşid Ömer bin Hattab (r.a.) dönemindeki İslami fetihten beri köklü bir İslam beldesi ve tamamı Müslüman olan bir halk vardır. Sorunlarının çözümü ise sömürgeci kâfirlerle hiçbir bağ kurmadan Allah’ın Kitabı ve Resulü ﷺ’in sünnetindedir.

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا

"Allah, kâfirlere müminlerin aleyhine asla bir yol vermeyecektir." (Nisâ Suresi, 141)

Ümmet; bilinçli, takvalı ve tertemiz mütefekkirlerle doludur; onlara sığının, Allah’ın düşmanlarına sığınmayın.

وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

"Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur, sonra size yardım da edilmez." (Hûd Suresi, 113)

Daha önceki cevabımızda söylediklerimizle bitiriyorum: Fetihlerin çıkış noktası olan ve tüm dünyaya adalet ve hayır taşıyan İslam’ın yayıldığı Müslüman beldelerinin, sömürgeci kâfirlerin bizi öldürmek ve servetlerimizi yağmalamak için yarıştığı bir savaş alanı haline gelmesi çok acıdır... Bizden akan her damla kanda, sadece kendi elleriyle değil, bizim derimizden olan ajanlarının elleriyle de olsa, ağız dolusu gülüyorlar!

Sömürgeci kâfirler bizim düşmanımızdır, bizi öldürmek için tüm güçlerini harcamaları şaşırtıcı değildir. Ancak bazı Libyalı grupların onlarla saf tutması, bazılarının Amerika’ya, bazılarının da Avrupa’ya bağlanması, sonra da İslam ve Allah’ın kelimesini yüceltmek için değil, sömürgeci kâfirlerin çıkarları için birbirlerini öldürmeleri büyük bir felakettir. Müslümanların kendi aralarında savaşmaları İslam’da büyük bir cinayettir. Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

«كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ، دَمُهُ، وَمَالُهُ، وَعِرْضُهُ»

"Müslümanın Müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır." (Müslim, Ebu Hureyre’den rivayet etmiştir)

Resulullah ﷺ ayrıca şöyle buyurmuştur:

«لَزَوَالُ الدُّنْيَا أَهْوَنُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ قَتْلِ رَجُلٍ مُسْلِمٍ»

"Dünyanın yok olması, Allah katında bir Müslüman adamın öldürülmesinden daha hafiftir." (Nesâî, Abdullah bin Amr’dan rivayet etmiştir)

Sonuç olarak; Libya, amacı İslam’ı hayatta, devlette ve toplumda hakim kılarak Libya’ya hayır ve adaleti geri getirmek olan sadık ve ihlaslı üçüncü bir gruptan yoksun değildir. Biz bu grubun Libya’yı her sömürgeci kâfirden ve her hain ajandan temizlemesini ümit ediyoruz... Libya aslına dönecektir: Fatihlerin çıkış noktası, Kur’an-ı Kerim hafızlarının yurdu... İslam’ı koruyan bir İslam kalesi.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

"Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (Yûsuf Suresi, 21)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın