Soru-Cevap
Soru:
Amerikan Başkanı, Janata Partisi ve lideri Modi’nin zaferini ilk kutlayanlardan biri oldu ve onu Washington’a davet etti. Ardından 05.06.2014 tarihinde Modi’nin bu ziyareti Eylül ayında gerçekleştireceği açıklandı. 26.05.2014 tarihinde, Bharatiya Janata Partisi’nin (BJP) 545 sandalyeli parlamentoda 282 sandalye kazanarak (ikisi Cumhurbaşkanı tarafından atanan sandalyeler hariç) ezici bir çoğunlukla zaferini ilan etmesinin ardından Hindistan’ın yeni Başbakanı Modi’nin yemin töreni yapıldı. Modi, sadece 44 sandalye alabilen Hindistan Kongre Partisi’ni tarihi ve ağır bir yenilgiye uğrattı. İlk kez bir Pakistan Başbakanı, Modi tarafından davet edilip onunla görüştükten sonra böyle bir törene katıldı. Bunun anlamı nedir? Amerikan politikası ve onun her iki ülke ile bölgeye yönelik planları çerçevesinde iki ülke arasındaki ilişkiler nasıl seyredecek? Bunun Çin ve Afganistan üzerindeki yansımaları neler olacaktır?
Cevap:
1- Seçimler sırasında Amerika’nın Modi’ye verdiği destek dikkat çekiciydi... Modi’yi parlatma kampanyası sadece Hindistan ile sınırlı kalmadı, başta Amerika olmak üzere yurt dışında yaşayan ve ona sempati duyan geniş Hindu örgütlenmelerine kadar uzandı. Modi, tüm Hintlilerin lideri ve azınlıklarla istisnasız çalışmaya istekli biri olarak tanıtılmaya çalışıldı. Modi’nin yanında yer alan bu organizasyonlar arasında Hint-Amerikan Vakfı ve Hint-Amerikan Siyasi Eylem Komitesi bulunmaktadır. Bu örgütler, Bharatiya Janata Partisi’ne (BJP) doğrudan veya dolaylı olarak bağlı olan "Dış İlişkiler Birimi" ve "BJP’nin Yurt Dışındaki Dostları" gibi kollarla koordinasyon kurmayı ihmal etmediler; Amerika ve diğer yerlerde yaşayan binlerce Hintliyi de buna dahil ettiler.
Partiye verilen bu ezici desteği teyit eden bir diğer husus, Washington’daki American Enterprise merkezinin yayınladığı rapordur. Buna göre, kampanya finansmanı için yurt dışında toplanan paraların çoğu BJP’ye aktarılmıştır. Ayrıca, Amerikan ve Avrupa vatandaşlığına sahip, şirketleri ve piyasa ekonomisini teşvik eden politikaları destekleyen on binden fazla Hintli, kampanya sırasında Modi’yi desteklemek ve seçmenleri ona oy vermeye ikna etmek için Hindistan’a akın etmiştir. Elbette, partinin dostlarından ve Modi taraftarlarından gelen bu yoğun desteğin oluşturduğu ivme, onun konumunu yükseltmede ve diğer partilerin seçim kampanyalarını marjinalleştirmede büyük rol oynamıştır...
Her halükarda, fanatik Hindu Modi’nin zaferinin arkasında Amerika’nın Uzak Doğu’daki acil çıkarlarının olduğu açıktır. 19 Mayıs 2014 tarihli BBC Arabic’te yayınlanan "Bakış Açısı: Modi Hindistan-Amerikan İlişkilerini Nasıl Etkileyecek?" başlıklı makalede, Heritage Foundation’dan Lisa Curtis imzalı "Modi ile Çalışmak" bölümünde şu ifadeler yer almıştır: "Yeni Delhi ve Washington; terörle mücadele, deniz yollarının açık tutulması veya Çin’in yükselişiyle yüzleşme gibi stratejik hedefleri paylaşmaktadır. Özellikle BJP’nin Çin’e karşı daha kararlı bir dengeleme politikası benimseme isteği, Amerikalı yetkililere onunla yakından çalışma fırsatı verecektir." Ayrıca Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre, ABD Başkanı Barack Obama, Cuma günü Modi’yi telefonla arayarak zaferinden dolayı tebrik etmiş ve onu ABD’ye davet etmiştir. BBC Arabic’in 16 Mayıs 2014 tarihli haberine göre Obama, Modi’ye "ABD ile Hindistan arasında stratejik bir ortaklık kurma yönündeki olağanüstü vaadi gerçekleştirmek" amacıyla kendisiyle bir çalışma ilişkisi kurmayı dört gözle beklediğini söylemiştir. Obama ayrıca, "Başkanın, iki ülke arasındaki ikili ilişkileri daha da güçlendirmek için tarafların üzerinde anlaştığı bir zamanda Modi’ye davette bulunduğunu" eklemiştir.
2- Böylece Amerika’nın, seçim süreci biter bitmez ve resmi sonuçlar henüz açıklanmadan Modi liderliğindeki Janata Partisi’nin zaferi için ne kadar istekli olduğunu gördük. 12.05.2014 tarihli Şarku’l Evsat gazetesinde şu haber yer almıştır: "Obama, 12.05.2014’te sona eren Hindistan seçimlerini övdü ve BJP’nin zaferini gösteren ilk sonuçların ardından 16.05.2014’teki kesin sonuçların açıklanmasını beklediğini belirterek; ‘Yeni Hindistan hükümetinin kurulmasını ve önümüzdeki yılların verimli geçmesi için yeni Hindistan yönetimiyle yakından çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz’ dedi." Bu durum, Amerika’nın, 1998-2004 yılları arasında Atal Bihari Vajpayee başkanlığında olduğu gibi, Modi başkanlığındaki BJP’nin kendisiyle iş birliği yapmasını ne kadar çok istediğini göstermektedir. Şimdi de bu partinin zaferi 16.05.2014’te resmi olarak ilan edildiğinde, Obama lideri Modi’yi telefonla tebrik etmiş ve onu Washington’a davet etmiştir. ABD Başkanı görüşmede, "ABD ile Hindistan arasındaki olağanüstü ve gelecek vaat eden stratejik ortaklığı ilerletmek için Modi ile yakından çalışmayı sabırsızlıkla beklediğini" ve "geniş çaplı iş birliğini genişletmeye ve derinleştirmeye devam etme konusunda anlaştıklarını" belirtmiştir (NDTV, 17.05.2014). 05.06.2014 tarihinde iki Hint gazetesi (Times of India ve Hindustan Times), Modi’nin Washington ziyaretinin Eylül ayında gerçekleşeceğini bildirdi. Tüm bunlar, Amerika’nın, Hindistan’ın bu parti ve lideri Modi yönetiminde "olağanüstü stratejik ortaklık" adı altında kendisiyle birlikte yürüyeceğinden emin olduğunu göstermektedir. Bu yılın başlarında, ABD’nin Hindistan Büyükelçisi’nin seçimlerden önce Modi ile yaptığı görüşmelere dair haberler de Modi’nin seçimden sonra Amerikan politikasına uygun olarak yürüteceği ortak planların çizildiğine işaret etmektedir.
Amerika, Kongre Partisi’nin on yıllık iktidarının ardından Modi’nin başarısı ve Janata Partisi’nin geri dönüşünden büyük memnuniyet duydu. Zira Kongre Partisi döneminde ABD-Hindistan ilişkileri pek yolunda değildi; özellikle Çin’e karşı koyma konusunda Amerika ile tam bir uyum sağlanamamıştı. Bu yüzden Obama, Amerika’nın uşaklarının iktidara dönüşünden duyduğu sevinci ilan etmek için seçim sonuçlarının açıklanmasında acele etti. Bu sevinci ona, Modi’nin Gujarat eyaleti başbakanıyken Müslümanlara yönelik gerçekleştirilen katliamlar nedeniyle ABD’ye giriş yasağı kararını bile unutturdu. Bu durum, Amerika’nın iddia ettiği insan hakları masallarına kananlar için bir derstir; zira Amerika, çıkarları söz konusu olduğunda tüm insan haklarını ayaklar altına alır. Modi’yi engelleme kararı, yerini zaferini sıcak bir şekilde kutlamaya ve onu ABD’ye davet etmeye bırakmıştır...
Buna göre Amerika, hem Hindistan’da hem de Pakistan’da kendine sadık kişilerin iş başında olmasıyla büyük bir coşku içerisindedir. Bu nedenle Amerika’nın, Pakistan’daki adamlarından (başta Başbakan Navaz Şerif olmak üzere) Hindistan’ın Çin karşısındaki konumunu güçlendirmek için Hindistan’a daha fazla taviz vermelerini istemesi beklenmektedir. Diğer bir deyişle Amerika, Pakistan ile Hindistan arasındaki çatışma halinin durmasını istiyor ancak bu Pakistan’ın aleyhine olacak bir durumdur... İkili ilişkilerin üzerindeki en büyük yük ihtilaflı Keşmir bölgesidir. Bunu, Yeni Delhi’nin Pakistan’ı desteklemekle suçladığı Hindistan’daki aktif İslami silahlı grupların varlığı takip etmektedir. Amerika’nın, radikal Hindu Narendra Modi ve partisini memnun etmek için Keşmir konusunda Hindistan lehine büyük ve tehlikeli tavizler vermesi hususunda uşağı Navaz Şerif’e baskı yapması beklenmektedir. Aynı şekilde Amerika, Hindistan’ın yükselen Çin ile mücadeleye odaklanmasını sağlamak amacıyla, "terörle mücadele" adı altında Navaz Şerif’ten Keşmir’deki mücahitlerin tasfiye edilmesini isteyecektir...
Janata Partisi’nin 1998-2004 yılları arasındaki iktidarı döneminde de benzer bir durum yaşanmıştı. Pakistan, Amerika’nın oradaki adamlarını ve nüfuzunu güçlendirmek için Keşmir’de Hindistan lehine tavizler vermişti. Navaz Şerif, 04.07.1999’da ABD’ye gidip dönemin başkanı Bill Clinton ile görüştükten sonra, ordunun ve mücahitlerin kahramanca savaşlarla özgürleştirdiği Kargil tepelerinden Pakistan ordusunun çekilmesi emrini vermişti. Amerika baskı yapmış, o da boyun eğerek çekilme emri vermişti... İşte şimdi Navaz bu tavizlere devam ediyor. Bunun ilk belirtilerinden biri, Navaz Şerif’in 26.05.2014’te Hindistan’ın yeni Başbakanı Modi’nin yemin törenine katılması ve onunla bir buçuk saat görüşmesidir. Modi ona şunları söylemiştir: "Pakistan, topraklarındaki silahlı kişilerin Hindistan’a saldırı düzenlemesini engellemeli ve 2008 Mumbai saldırılarını gerçekleştirenleri cezalandırmalıdır" (Reuters, 27.05.2014). Ancak Navaz Şerif zayıflık ve boyun eğmişlik sergiledi; buna en azından dengi bir cevap bile vermedi. Aksine gazetecilere: "Modi ile samimi ve dostane bir ikili görüşme yaptık" demekle yetindi. O bunları söylerken, Hindistan’ın Gujarat eyaletindeki olaylar hâlâ Müslümanların zihnindedir. 2002 yılında Narendra Modi Gujarat eyaleti başbakanıyken, Hindular Müslümanlara karşı vahşi saldırılar düzenlemiş, 2000’den fazla Müslüman katledilmiş ve yaklaşık 100 bin kişi yerinden edilmiştir. Bu insanlar hâlâ bu sürgünün sonuçlarını çekmekte ve evlerine dönememektedirler; ne eyalet hükümeti ne de merkezi hükümet onlara yardım etmiştir. Aynı şekilde Navaz Şerif, Hindistan’ın Pakistan’a bağlı Belucistan eyaletindeki ayrılıkçılara verdiği destek meselesini de gündeme getirmemiştir. Böylece Navaz Şerif, Hindistan’ın yeni Başbakanı Modi’nin karşısına dikilip tüm bunları yüzüne vurmak yerine, Amerikan politikasının Pakistan’ın Hindistan’ı razı etmesi yönündeki taleplerine uygun olarak onun karşısında ezik bir tutum sergilemiştir!
3- Diğer taraftan, Amerika’nın Hindistan’a Afganistan’da bir rol verdiği ve Afganistan’da istikrarı sağlamak için Pakistan’a muhtaç kalmamak adına bu iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmeye çalıştığı görülmektedir. Modi’nin yemin töreninde görüştüğü ilk devlet başkanı Afganistanlı Karzai olmuştur. Amerika, başında kendisine sadık bir yönetim olduğunda (şu an olduğu gibi), Pakistan’a kıyasla Hindistan’a daha çok güvenmektedir. Pakistan yönetimi kendisine sadık olsa da bu İslam beldesinde her an bir değişim yaşanmasından korkmaktadır. Pakistan, uzun vadede Amerika için güvenilmez bir yerdir; halkı değişim için hareket halindedir ve genel olarak Batı’dan, özel olarak da Amerika’dan kurtulma ve özgürleşme yönünde gerçek ve ciddi bir yönelim vardır. Amerika, yönetim sistemi üzerinde baskı kurarak uşak yöneticiler getirmekte ve ordu liderliğini elinde tutmaktadır; böylece Pakistan’da siyasi ve askeri liderlik içinde kendisine dayanaklar oluşturmuştur... Ancak Amerika, Ümmetin kendi kurduğu tüm bu dayanakları yıkmasından korkmaktadır. En büyük korkusu ise Ümmetin İslam’ın hükmünü ikame etmesi ve Hilafet’i ilan etmesidir; Amerika’yı asıl endişelendiren budur... Bu nedenle, Amerikan askerlerinin Afganistan’dan "çekilmesi" sonrası işleri düzene koymak için sadece Pakistan rejimine güvenmekle yetinmiyor, Hindistan’ın da Afganistan’daki bu düzenlemelerde aktif bir rol oynamasını istiyor. Bunu Hindistan ve Afganistan arasındaki güvenlik iş birliğini güçlendirerek ve Amerikan ve Batı güçleri oradan çıktıktan sonra güvenlik açısından Hindistan’a daha fazla güvenerek yapmaya çalışıyor. Amerikan Science Monitor, 01.06.2014 tarihinde Hindistan-Afganistan ilişkileri hakkında bir rapor yayınlayarak şunları söyledi: "Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai geçen hafta Hindistan’ın yeni Başbakanı Narendra Modi’nin yemin törenine katıldığında, beraberinde tanklar, silahlar, kamyonlar ve helikopterleri içeren çarpıcı bir talep listesi getirdi." Gazete ekledi: "Karzai’nin talepleri, Hindistan hükümeti ve askeri çevrelerinde Yeni Delhi’nin Kabil’e askeri yardımlarını artırıp artırmayacağı konusundaki artan tartışmalarla eş zamanlı geldi..." Gazete ayrıca şunları belirtti: "Hindistan, Afganistan ile geleneksel sıcak ilişkilere sahiptir ve Taliban dönemi boyunca uzak kaldıktan sonra Kabil’in stratejik ortağı ve dostu olmuştur." Böylece Hindistan, Amerika’ya sadık Modi döneminde, Afganistan’da oradaki Amerikan yanlısı rejim lehine güvenlik açısından aktif bir rol oynayacaktır.
4- Çin meselesine gelince, Çin’in nüfuzu son yirmi yılda artmış ve kendi bölgesinde güçlenmeye çalışmıştır. Amerika Birleşik Devletleri; Japonya, Güney Kore, Vietnam ve Hindistan gibi çevre ülkeler aracılığıyla Çin’i dizginlemeye çalışmaktadır. Bu nedenle ABD, Çin’i kuşatmak ve onu sınır komşusu olan devletlerle meşgul etmek için çeşitli ittifaklar ve ortaklıklar kurmuştur. Amerika, kıtadaki Hindistan’ın, geçmişteki sınır anlaşmazlıklarından kaynaklanan düşmanlığı nedeniyle Çin’le yüzleşmek için uygun bir ülke olduğunu görmüştür.
Böylece Amerika, Çin üzerindeki baskıyı artırmak, onu kuşatmak ve çevresindeki bölgeleri kontrol etmesini engelleyerek kendi topraklarına hapsetmek ve sınırlarını korumakla meşgul etmek için Hindistan’ı etkili bir şekilde kullanmak istemiştir. Bu nedenle Amerika, iki yıl önce Asya-Pasifik ile ilgili planını açıklamıştır. Bu politikanın bir parçası, Çin’e karşı koymak için deniz gücünün yaklaşık %60’ını bu bölgeye kaydırmak ve bölge ülkeleriyle ittifaklar kurarak onları kendi yanına çekip Çin’e karşı yönlendirmektir. Bu ülkelerden biri de Hindistan’dır; Amerika onu Pasifik’in doğu bölgesine, özellikle Güney Çin Denizi bölgesine yönlendirmeye çalışmış, petrol ve gaz gibi enerji kaynaklarının varlığıyla onu cezbetmeye çalışmıştır. Ancak Kongre Partisi liderliğindeki Hindistan hükümeti, bu yönelime pek sıcak bakmamıştır. Oysa Amerika, Kongre Partisi liderliğindeki Hindistan’ı yanına çekmek için tüm ağırlığını koymuş; geçen yılın ortasında bu amaçla Başkan Yardımcısı Joseph Biden’ı ve Dışişleri Bakanı John Kerry’yi göndermiş, Avustralya’yı Hindistan ile ortaklık kurmaya teşvik etmiş ve Hindistan’ın kuvvetlerini ve dikkatini Çin sınırına kaydırabilmesi için Pakistan’a, Hindistan sınırındaki birliklerini çekmesi yönünde baskı yapmıştır. George Bush da Mart 2006’da Kongre Partisi döneminde Hindistan’ı ziyaret etmiş ve nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla geliştirilmesi gibi alanlarda Hindistan’ı destekleyen birçok anlaşma imzalamıştı. Aynı şekilde Obama da Kasım 2010’da Hindistan’ı ziyaret etmişti; tüm bunlar iktidardaki Kongre Partisi’ni etkilemek ve onu Amerikan politikasına çekmek içindi. Ancak Amerika, onu Amerikan politikası doğrultusunda hareket etmeye veya politikasının uygulanmasında aktif bir ortak olmaya ikna edemedi. Bunun sebebi, Hindistan Kongre Partisi’nin İngilizlere olan sadakati ve Amerikan politikasına yönelik eleştirileridir... Partinin 2005 seçim beyannamesi buna delalet etmektedir. Beyannamede şu ifadeler yer almıştır: "Hindistan gibi büyük bir ülkenin, ABD hükümetinin Hindistan’ın (sadakatini) garanti olarak gördüğü, Amerika Birleşik Devletleri’ne bağımlı bir ilişkiye dönüşmesi üzücüdür. Bu durum, BJP hükümetlerinin (politikalarını), Hindistan’ın kendi hayati dış politikasına ve ulusal güvenlik çıkarlarına gereken önemi vermeden, ABD’nin önceliklerine ve politikalarına göre ayarlamaya hazır olmasına yol açmıştır."
Böylece Amerika, Kongre Partisi’ni Çin’e yönelik Amerikan politikasını uygulamaya ikna etmede başarılı olamadı. Ayrıca Amerika, Hindistan ordusunun odağını Pakistan’dan uzaklaştırıp Çin’e yöneltmesini sağlamada da başarısız oldu. Hindistan ordusu iç istikrara, Keşmir’e ve Pakistan sınırına odaklanmaktadır. Hindistan’ın dokuz ordusundan yedisi ve ayrıca üç tugayı Pakistan sınırı boyunca konuşlanmıştır. Ayrıca ana ileri üslerinin %80’i Pakistan’a yöneliktir.
Ancak 2014 Mayıs seçimlerini, 90’lı yıllardaki Vajpayee döneminden beri her zaman ABD yanlısı olan Janata Partisi’nin kazanmasıyla, Amerika için Hindistan’ı Çin’in karşısına çıkarma konusunda yeni bir fırsat doğmuştur. Hindistan’ın Çin ile yüzleşmesinin önündeki en büyük engel olan Kongre Partisi’nin iktidarda olması engeli kalkmıştır. Amerika’ya sadık olan Janata Partisi’ni, Hindistan ordusunu Pakistan sınırı yerine Çin sınırına odaklamaya ikna etmek artık Amerika için daha kolaydır. Özellikle de Amerika, Pakistan’daki askeri ve siyasi liderliğin Amerikan taleplerine boyun eğmesi nedeniyle, Pakistan ordusunun kuzey bölgelerine odaklanacağını ve Hindistan sınırındaki sayı ve teçhizatını azaltacağını Janata Partisi’ne garanti etmektedir...! Bilgi için not edelim; Pakistan kara kuvvetleri esas olarak 13 ordudan oluşur ve bunların dokuzu Hindistan sınırı yakınında konuşlanmıştır. Müşerref ve Kayani’den bu yana, kuzey bölgelerindeki ve Swat bölgesindeki askeri operasyonlar, bu orduların bazılarının Hindistan sınırından uzaklaştırılmasına yol açmıştır.
Ocak 2013’te General Kayani ülkenin stratejik doktrinini açıklamış, askeri durum revize edilmiş ve iç tehditlerin ülke güvenliği için Hindistan’dan daha büyük bir tehlike olduğu belirlenmiştir. Böylece Pakistan, ilgi odağını Hindistan sınırından Afganistan sınırındaki kuzey bölgelerine kaydırmaktadır. Ancak Hindistan, Pakistan’ın bu adımına aynı şekilde karşılık vermemiş, hâlâ Pakistan’ı kendisi için temel bir tehdit olarak görmeye devam etmiş ve kuvvetlerini tamamen Pakistan sınırından çekmeye yanaşmamıştır.
Her halükarda, şimdi hem Hindistan hem de Pakistan’daki rejimler Amerikan politikasını uyguladığına göre; Amerika, Pakistan’ı Afganistan ve kuzey bölgeleri meselesiyle meşgul etmeye devam edecektir. Dolayısıyla Hindistan sınırında büyük bir Hindistan askeri varlığına gerek kalmayacak ve bu da Hindistan’ın Çin’e odaklanmasına imkan tanıyacaktır. Bu nedenle Amerika, güvenlik anlaşmaları yoluyla Hindistan’a askeri teçhizat sağlayacaktır. Uzun zamandır kıtanın jandarmalığı rolünü oynamak isteyen BJP’nin iktidarda olmasıyla, bu yolda yürümeye devam edilecektir. Amerika’nın Hindistan’a, Hindistan şirketlerine yatırım yapılması ve Hindistan ekonomisine yardımcı olmak için teknoloji transferi gibi ekonomik teklifler sunması beklenmektedir. BJP’nin, askeri genişlemesini Güney Çin denizlerinde enerji arayışıyla öne çıkarması muhtemeldir.
Amerika; Çin’i dizginlemek, faaliyetlerini kontrol altına alarak etkisiz hale getirmek ve Hindistan’ın Çin’e rakip bir güç olarak ortaya çıkmasını sağlamak için stratejik iş birliğini güçlendirmekle ilgilenmektedir. Özellikle Janata Partisi’nin seçimleri tek başına iktidar olmasını sağlayacak bir oy çoğunluğuyla kazanmış olması, Amerika’nın Hindistan’ı Çin’e karşı harekete geçirme yolunu kolaylaştırmaktadır. Özellikle şu alanlarda:
a- Tibet bölgesinin bağımsızlığı konusunun kışkırtılması ve Çin ile Hindistan arasındaki Ladakh bölgesi sınırı üzerindeki anlaşmazlık...
b- Ticaret yolları; yani dünya nakliyatının %50’sini oluşturan ve Çin Denizi’nden geçen ticaret yollarının güvenliği.
Tüm bunlar, Çin’i çözümüyle meşgul edecek sorunlar yaratmakta ve onu Amerikan politikasına uygun olarak çevre bölgelere hapsetmektedir. Amerika’nın Modi’yi Çin’e karşı harekete geçirmede başarılı olduğu görülmektedir. Modi, eski Genelkurmay Başkanı V.K. Singh’i, önceki hükümet döneminde zayıfladığını ve Çin ile ilişkilerde sorun teşkil ettiğini söylediği kuzeydoğu bölgesinin ulusal güvenliğini onarmak için federal bakan olarak atamıştır. Singh, geçen Perşembe günü göreve geldikten sonra gazetecilere verdiği demeçte, "Kuzeydoğunun kalkınması en büyük önceliğim olacak" demiştir. Singh’in, Hindistan’ın kuzeydoğudaki Çin sınırı boyunca 80 bin askerden oluşan bir güç kurma planına yeniden odaklanması beklenmektedir.
Böylece Amerika, Hindistan’ın Pakistan tarafındaki sınırlarını güvence altına aldıktan sonra Hindistan’ı Çin’e yönlendirme planına devam etmektedir. Bu sırada Pakistan liderliğine, Müslümanların üzerinden düşmanın otoritesini kaldırmak ve Allah’ın Müslümanlara farz kıldığı Keşmir’i kurtarmak için ordunun dikkatini oraya yöneltmek yerine, Pakistan ordusunu Afganistan sınırına ve kuzey bölgelerine, Müslüman kardeşleriyle savaşmaya yönlendirmesini emretmektedir.
وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا
"Allah, kâfirlere müminlerin aleyhinde asla bir yol vermeyecektir." (Nisâ [4]: 141)
Amerika, suçları, komploları ve devletlerin haklarını ihlal etmesi bakımından en azılı sömürgecileri bile geride bırakmıştır... Sömürgeci çıkarları uğruna hiçbir suçtan ve komplodan çekinmez. Çin’e karşı açıkça, Hindistan’a karşı ise gizlice komplo kurmaktadır. Hindistan’a, Çin’in karşısında karada ve denizde dikilmenin kendi çıkarına olduğunu telkin etmekte; yardımlar ve stratejik anlaşmalarla onu kandırmaktadır. Oysa tüm bunlar nihayetinde Hindistan’a zarar verecektir; zira Çin, maddi ve fikri olarak ondan daha güçlüdür... Bununla birlikte Çin ve Hindistan, aralarında hiçbir ortak bağ bulunmayan iki devlettir; çatışmaları şaşırtıcı değildir. Ancak asıl şaşırtıcı olan, Pakistan ve Afganistan’daki rejimlerin, Pakistan ve Afganistan’daki Müslümanların birbirini katletmesini gerektiren Amerikan politikasını uygulamalarıdır... Daha da şaşırtıcı olan ise bu iki zalim rejimin hâlâ insanların tepesinde hüküm sürmesidir! Allah’ın İslam ile izzetli kıldığı bu Ümmetin görevi, İslam’a sarılmak, onunla hükmetmek, bu rejimleri ortadan kaldırmak ve yeniden İslam devletini, Râşidî Hilafet’i ikame etmektir. İşte o zaman Amerika’yı ve komplolarını ezer geçer; Afganistan, Pakistan ve tüm Müslüman beldeleri yeniden Allah’ın birbirini seven kulları ve kardeşler haline gelir.
وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
"O gün müminler, Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. O, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir." (Rûm [30]: 4-5)