Home About Articles Ask the Sheikh
Ekonomi

Küresel Ekonomik Kriz Sorusuna Cevap

January 19, 2013
3908
استمع للمقال

Soru:

Amerika'da başlayıp Avrupa'yı ve ardından dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz nereye ulaştı?

Cevap:

Bu konuya ışık tutmak için şu hususları zikrediyoruz:

1- Amerika Birleşik Devletleri'ndeki emlak piyasasının çöküşü tüm dünyaya yayılarak birçok bankanın batmasına yol açtı ve küresel ekonomik çöküşü durdurmak için daha önce görülmemiş bir hükümet müdahalesiyle sonuçlandı. Buna rağmen sonuç, şu an "Büyük Resesyon" olarak adlandırılan ve 1929'daki Büyük Buhran'dan bu yana görülen en kötü kriz oldu. Bu küresel finans krizi, önceki on yıldaki (ekonomik) patlamanın aslında borcun bir sonucu olduğu gerçeğini gün yüzüne çıkardı. İşte dünyanın en büyük ekonomileri, üzerinden beş yıl geçmesine rağmen bu krizi çözmede başarısız olmaya devam ediyor!

2- Dünyanın en büyük ekonomileri tarafından, krize bir çözüm bulmak amacıyla koordineli hareket etme yönünde ortak girişimlerde bulunuldu. Bu koordinasyonun temeli, küreselleşmenin etkileri sonucunda küresel ekonominin birbirine bağlı olduğu ve kolektif bir küresel yaklaşımın dünyanın çıkarına olacağı söylemiydi. Ancak bu birleşik yaklaşım, "ekonomik milliyetçiliğin" yayılması nedeniyle uzun sürmedi; her ülke hayatta kalmak için tek başına mücadele etmeye başladı. Çünkü her ülke, diğer ülkelerin küresel rezervleri finanse etmesini bekliyordu. Bu durum, çökmekte olan ekonomileri kurtarmak için finansman sağlama girişimlerinde bulunan G20 ülkelerinin çeşitli toplantı ve konferanslarında da görüldü. Sonuç olarak, büyük devletlerin ekonomik milliyetçi bakış açısı nedeniyle çoğu finansman projesi kağıt üzerinde kalmaktan öteye gidemedi. The Economist dergisi 2010 yılında şunları yazdı: "Ancak modern tarihin en karanlık döneminin hayaletinin yeniden ortaya çıkması, farklı ve ciddi bir yanıtı gerektirmektedir. İstihdamı ve sermayeyi ülke içinde tutmaya çalışan ekonomik milliyetçilik, ekonomik krizin siyasi bir krize dönüşmesine ve dünyayı bir bunalımla tehdit etmesine yol açtı. Eğer ekonomik milliyetçilik derhal gömülmezse, sonuçları vahim olacaktır."

3- Dünya ekonomisinin geleceği için en iyi yolun hangisi olduğu konusunda Almanlar ve Amerikalılar arasında sert tartışmalar yaşandı. Angela Merkel, diğer ülkelerin büyük çoğunluğuyla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri'nin kullandığı sürdürülemez büyüme modelini -hükümetin büyümeyi teşvik etmek için parayı kullanma görüşüne göre ucuz kredi ve borçla beslenen büyüme- modası geçmiş bir model olarak nitelendirdi. Avrupa yaklaşımı ise kemer sıkma önlemleri yoluyla her ülkedeki bütçe açığı seviyelerini kontrol etme ihtiyacında temsil edildi. Kemer sıkma önlemleri genellikle hükümetin borç ödeme yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği yönünde bir tehdit olduğunda alınır. Bu husus, ekonomik büyümeden farklı olarak kendi başına bir hedef olarak kabul edilir. Dünyadaki çoğu büyük ekonominin kredi notlarına yönelik tehditlerle birlikte, birçoğu finans piyasalarını tatmin etmek için kemer sıkma politikasına, yani hükümet açıklarını azaltmaya başvurdu. Kemer sıkma yaklaşımındaki sorun, bu tür bir politikanın aslında toplumda istihdam ve gelir yaratacak ve dolayısıyla genel bir ekonomik büyümeye yol açacak olan büyümeyi değil, hükümet borcunu azaltmayı amaçlamasıdır.

4- Amerika Birleşik Devletleri'nin büyümeyi teşvik etme yaklaşımı da daha iyi sonuçlar vermedi. Teşvik, Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğu gibi öncelikle yurt dışından (Çin gibi) ödünç alınan paraların veya merkez bankalarının bilgisayara rakamlar girerek sisteme pompaladığı paraların kullanılmasıyla hükümet harcamalarının artırılmasını gerektirir. Tüm bu önlemler, zor durumdaki ekonomileri bir süreliğine hareketlendirebilecek geçici önlemlerdir ancak sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi desteklemez. Elde edilen büyüme, aslında etkisi geçici olması planlanan teşvik önlemlerinden kaynaklanan şişirilmiş sonuçlardır. Dolayısıyla teşvik, sadece teşvik bittiğinde sona eren kamu işlerine ve hizmet sektörüne verilen bir destektir ve devletin ekonomisini çoğu zaman teşvik başlamadan önceki haliyle baş başa bırakır.

5- Batılı hükümetler, para basmanın elektronik bir yolu olarak kullanılan yeni bir gelişme olan parasal genişleme yöntemine de başvurdular. Bu geleneksel olmayan politika, geleneksel politikalar başarısız olduğunda ulusal ekonomiyi canlandırmak için merkez bankaları (yani hükümet) tarafından kullanıldı. Buna göre, bu merkez bankaları ekonomiye önceden belirlenmiş bir miktarda para enjekte etmek için kredi tahvilleri ve hisse senetleri gibi finansal varlıkları (Financial assets) satın alarak Quantitative Easing veya QE olarak bilinen "parasal genişleme"yi uygulamaya başladılar. Bu, hükümetin bankalardan elektronik ortamda üretilen yeni paralarla finansal varlıklar satın almasıyla gerçekleşir. Yani hükümet bu finansal varlıkların bedelini bankalara reel olarak değil, elektronik ortamda öder ve bu işlem bankaların rezervlerini artırır. Tüm bunlara rağmen, 2013 yılı başındaki küresel ekonomi 2012 yılı başındakinden daha iyi bir durumda değildir; aksine ekonomik durgunluk, kendilerini genel bir resesyondan kurtarmaya çalışan bazı ülkelerin kemiklerine kadar işlemiştir. 2013'ün başından bu yana yayınlanan raporlar, trilyon dolarlık borçların altında ezilen bazı Avrupa ülkeleri gibi İngiltere'nin de büyük bir ekonomik durgunluğa girme olasılığından güçlü bir şekilde bahsetmektedir. Böylece parasal genişleme aslında etkili bir sonuç vermeden sona ermiştir; aksine küresel ekonomi, krizden 5 yıl sonra, özellikle işsizliğin sürekli artması nedeniyle hala acı çekmektedir. Hatta Avrupa'da sosyal kaos şimdiden başlamıştır. Krizi çözmeye yönelik tüm girişimler, borca dayalı büyüme sorununu tedavi etmemiştir. Borçlar sorunun nedeni iken, krizi çözme girişimleri daha fazla borçtan başka bir şey doğurmamıştır. Böylece Batılı hükümetler hastayı aynı hastalıkla tedavi etmeye çalışmışlardır.

6- Son olarak, nihayetinde ekonomik toparlanmaya yol açabilecek üç ihtimal vardır ve bunları en düşükten en yükseğe doğru zikrediyoruz:

Birincisi, "çift dipli resesyonun" bir depresyona ve fiyatlarda büyük bir düşüşe dönüşmesidir. Bu durum kredi, gayrimenkul ve mal fiyatlarında düşüşe yol açarak bu kredilerin ödenme kolaylığı ile temsil edilen bir ekonomik büyüme başlangıcına ivme kazandırabilir. Bu ihtimal zayıftır çünkü kapitalist ekonomi esasen kredilere ve bunlardan doğan faize (ribaya) dayanmaktadır ve kapitalist ekonomi var olduğu sürece kredi fiyatlarının (faizin) düşüşü uzun sürmez.

İkinci ihtimal, Çin'in Batı'yı kurtarmasıdır. Çin'in büyük ticareti ve fazla parası; ABD, İngiltere ve Euro Bölgesi'nin geniş kesimlerinin borçlarına bağlıdır ki bunlar sürdürülemez büyük borçlardır. Batı'yı kurtarmak Çin'in yararına olacaktır. Bu aynı zamanda Batı dünyasının Çin'in küresel liderliğini kabul etmek zorunda kalması anlamına da gelecektir. Ancak buradaki mesele Batı'nın böyle bir kurtarmayı kabul edip etmeyeceği değil, Çin'in böyle bir politikayı benimseyip benimsemeyeceğidir.

Üçüncü ihtimal: Hilafet Devleti'nin güneşinin doğması ve İslam İktisat Nizamı'nın uygulanmasıdır. Bundan sadece Hilafet Devleti değil, onunla etkileşim içinde olan dünya devletleri de faydalanacaktır. Bu da bu tür küresel krizleri ortadan kaldıracak veya kontrol edilebilir bir duruma getirecektir.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın