Açılış Konuşması
<video src="https://htmedia.htcmo.info/HTAmeer/2009/AmeerHT03012009.mp4" controls="controls" width="810" height="499" type="video/mp4"></video>
Hamd Allah’a mahsustur. Salât ve selam, Allah Rasûlü’ne, âline, ashabına ve ona tabi olanların üzerine olsun. Bundan sonra:
Ey Muhterem Hazirun:
Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.
Sizler, alevleri Amerika Birleşik Devletleri'nden başlayan ve daha sonra Kapitalizm'in kolları ve Küreselleşme'nin şarapnelleri vasıtasıyla dünyadaki diğer devletlere yayılan, küçük veya uzak olsun, hiçbir devleti o krizin alevlerinin kıvılcımından emin bırakmayan küresel mali krize şahit oldunuz ve hâlâ da şahit olmaya devam ediyorsunuz.
Aynı şekilde, ister tek tek devletlerden, ister Avrupa Birliği toplantıları, Washington'daki G-20 Zirvesi, Lima Zirvesi veya Katar Konferansı gibi zirvelerde, konferanslarda veya birlikler içinde toplanmış olsun, krizin uluslararası çözüm çabalarına da şahit oldunuz ve hâlâ da şahit olmaya devam ediyorsunuz. Bu çözüm çabaları krizi çözmekte yetersiz kaldı. Hatta bunların en iyi yöntemle olanları bile, krizin şiddetini sadece günler, hatta saatler veya birkaç saatliğine hafifletebildi; sonra kriz eski seyrine dönerek yeniden alevlendi.
Muhterem Hazirun:
Büyük devletlerdeki siyasi yönetici sınıfı ve bu devletlerin ekonomistlerini inceleyen kişi, bu krizi çözme konusunda onları iki grupta bulur:
Birinci grup, bu krizi üreten yozlaşmış Kapitalizm'in temellerine gözlerini kapadı ve çözüm çabalarını sonuçlara odakladı, temelleri tedavi etmeye çalışmadı. Böylece krizin görünen yüzeyine baktılar: Mali kurumların likidite kaybettiğini gördüler, o zaman "Kurumlara likidite sağlamak için milyarlarca milyar pompalayalım" dediler. Mali piyasaların ve yatırımın durgunlaşıp donduğunu gördüler, o zaman "Faizli kredilerin faizini düşürelim, böylece borçlanmayı teşvik edip piyasayı canlandıralım" dediler. Hisse senetlerinin, tahvillerin ve menkul kıymetlerin değerlerinin çoğunu kaybettiğini ve kırmızı çizgileri aştığını gördüler, o zaman "Devlet devreye girip sorunlu varlıkları ve birçok hisse senedi, tahvil ve menkul kıymeti satın alsın" dediler.
Böylece çözüm çabalarını krizin görünen yüzeyine odakladı ve ekonomik sorunu çözmede başarısız olan yozlaşmış ve başarısız Kapitalizm'in temellerine gözlerini kapalı tuttu, onları olduğu gibi bıraktı. Onların krizin kaynağı olduğunu unuttular ya da unutmuş gibi yaptılar. Bu yüzden çözümleri sadece kısa süreli bir yatıştırma ve uyuşturmanın ötesine geçemedi; ardından kriz eski seyrine döndü, hatta bazen eskisinden daha da şiddetlendi.
Bu grubun durumu, tıpkı evinin duvarlarında eğimli çatlaklar gören adama benzer. Gitti, çimento macunu getirerek bu çatlakları sıvadı ve kapattı, işi çözdüğünü sanarak bir ayağını diğerinin üzerine atıp rahatladı! Saatler veya birkaç saat sonra çatlaklar yeniden açıldı. Bu şaşırtıcı değildi, çünkü adam çatlakların asıl nedeni olan temellerin zayıflığını ve çöküşünü tedavi etmemişti.
Dolayısıyla bu grup, krizin nedenini tedavi etmedi; en fazla yaptığı, onu biraz yatıştırmaktan ibaret oldu...
İkinci grup ise, ekonomik sorunu çözmede başarısız olan yozlaşmış Kapitalizm'in temellerine gözünü kapatmadı; ancak düşüncesini üçüncü bir alternatifi olmayan iki sistemle sınırlandırdı: Başarısız olup çöken Sosyalist Komünizm ve sallanmakta olan ama henüz çökmemiş olan Kapitalizm. Bu grup, Kapitalizm'in yozlaşmışlığına rağmen Sosyalist Komünizm'den daha iyi olduğunu gördü. Bu yüzden Kapitalizm'in ekonomik sorunu çözmedeki başarısızlığını ve krizin kaynağı oluşunu eleştirenlere yönelerek, "Peki, alternatif nedir?!" diye sordu. Kendisi bir alternatif olmadığını düşünüyordu, zira iktisatçıları ile birlikte tek gördükleri ekonomik sistemler, çöken ve yere düşen Sosyalizm ile yere doğru eğilme hızını artıran ama başı henüz yere değmemiş olan Kapitalizm'di.
Bu grubun durumundaki tuhaflık şudur: O, kökleri tarihin derinliklerine inen, yeryüzünde diğer herhangi bir ekonomik sistemden çok daha uzun süre hüküm süren kadim bir ekonomik sistemi ya bilmedi ya da görmezden geldi. Bu sistemin gölgesinde insanlar bolluk, güven ve huzur içinde yaşadılar ve on üç asrı aşkın bir süre boyunca krizlerden uzak güvenli bir ekonomik hayattan faydalandılar. Bu dönemde Müslümanların Beyt’ul Malı'ndan hak ettiği şeyi vermek için fakir aranır da bulunamazdı. Oysa bugün, insanın mutsuzluğuna neden olan ve olmaya devam eden Sosyalist veya Kapitalist ekonomik sistemler yüzünden dünyanın en zengin ülkelerinde bile fakirler milyonlarla ifade edilmektedir.
Bu grubun durumundaki tuhaflık şudur: İnsanlara asırlarca, sefalet ve sömürü olmaksızın güvenli bir ekonomik hayat sağlayan bu adil İslami Ekonomi Sistemini ya bilmedi ya da görmezden geldi...
Bu grup, ekonomik sistemlerin ya Sosyalizm ya da Kapitalizm olmak üzere sadece iki tane olduğu düşüncesiyle sınırlı kaldı. Ekonomik maddenin mülkiyetini araştırdığında da aynı şekilde yalnızca iki türle sınırladı: Ya devlet her şeye sahip olur (devlet mülkiyeti) ya da özel sektör her şeye sahip olur (özel mülkiyet), üçüncüsü yoktur! Ya devlet sanayiye, tarıma ve ticarete sahip olur (Sosyalist Komünist mülkiyet) ya da şirketler ve bireyler sanayiye, tarıma ve ticarete sahip olur (özel mülkiyet ve serbest piyasa)... ve devletin mali piyasalara müdahalesi olmaz!.
Eğer bu grup ekonomik maddeye dikkatle baksa ve üzerinde düşünseydi, bunların birbirinden farklı olduğunu görürdü. Yeraltındaki maden, petrol ve gaz yataklarına sahip olmak, bir arsa veya eve sahip olmak gibi değildir... Petrokimya fabrikalarına, çeşitli enerji santrallerine veya yıkıcı silah fabrikalarına sahip olmak, bir iplik ve dokuma fabrikasına, binaların çatılarının güçlendirilmesi için demir çubuk fabrikasına veya bir tatlı fabrikasına sahip olmak gibi değildir... Trenlere ve trolley bus'lara sahip olmak da otomobillere sahip olmak gibi değildir...
Bu grup İslami Ekonomi Sistemine objektif bir bakışla baksaydı, mülkiyetleri belirlemesinde ekonomik maddenin mülkiyet şekli açısından gerçekliğini hesaba kattığını görürdü. İslam, mülkiyeti üçe ayırmıştır:
Genel Mülkiyet: Geliri, maliyetler düşüldükten sonra Ümmet’e dağıtılır. Bu, madenlerin (katı madenler, sıvı petrol veya gaz gibi gazlar) mülkiyetiyle ilgilidir. Tüm bunlar genel mülkiyettir; ne devletin ne de bireylerin veya özel şirketlerin sahip olması caizdir. Aksine, bunlar devletin vatandaşlarına ait genel mülkiyettir; geliri, maliyetler düşüldükten sonra ayni olarak veya hizmetler şeklinde onlara dağıtılır...
Devlet Mülkiyeti: Devletin, genel mülkiyet kapsamında olmayan tarım, sanayi ve ticaretteki yatırımları gibi kendi çıkarlarına harcamak üzere gelirinde tasarruf ettiği mülkiyettir. Veya İslami Ekonomi Sisteminde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, servetin insanlar arasında dolaşımında dengeyi yeniden sağlamak için harcadığı mülkiyettir.
Özel Mülkiyet: Bunun dışındaki, yine İslami Ekonomi Sisteminde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, genel mülkiyet veya devlet mülkiyeti kapsamında olmayan tarım, sanayi ve ticarette şirketlerin ve bireylerin sahip olduğu mülkiyettir.
İslam, bu mülkiyetleri hassasiyeti ve mükemmelliğiyle akılları hayrete düşürecek kadar kesin bir şekilde belirlemiştir. Bu hassasiyet ve mükemmelliğe dair iki örnek vereceğim:
Birinci Örnek: Ulaşım
İslam, yer rayları üzerinde hareket eden (trenler gibi) veya yerin üstündeki elektrik telleri üzerinde hareket eden (tramvay ve trolley bus gibi) ulaşım araçları ile asfalt yol gibi karayolunda hareket eden (normal otomobil ve otobüsler gibi) ulaşım araçları arasında ayrım yapmıştır...
Birinci kısım, kamu hizmetlerinden, yani yoldan daimi olarak bir parçayı işgal eder. Örneğin, altındaki yolu işgal eden demiryolu hattı veya yolun bir kısmını işgal eden elektrik teli gibi. Yol, Genel Mülkiyet kapsamındaki kamu hizmetlerinden olduğu için, onun bir kısmının işgal edilmesi ne devlete ne de bireylere veya şirketlere caiz değildir. Aksine, o genel mülkiyettir ve öyle kalmalıdır. Bu nedenle trenler, tramvaylar, trolley bus'lar ve benzerlerinin Genel Mülkiyet olması gerekir; devlet bunları denetler ve maliyetler düşüldükten sonra gelirini vatandaşlarına dağıtır.
Otobüsler ve otomobiller ise kendilerine daimi olarak tahsis edilmemiş, başkalarının da üzerinde hareket ettiği yollarda seyrederler... Bu nedenle otobüs ve otomobillere devlet de bireyler de sahip olabilir; yani devlet, şirketler ve bireyler için caizdir.
İkinci Örnek: Elektrik
Elektrik, fabrikaları çalıştırmak için enerji, yani motorlar için yakıt olarak kullanılır... Aynı zamanda aydınlatma için de kullanılır.
Fabrikalarda yakıt olarak kullanılmasına gelince, bu durum şer'î hadiste geçen: «الناس شركاء في ثلاث الماء والكلأ والنار» (İnsanlar üç şeyde ortaktır: Su, otlak ve ateş) lafzına uyar. Ateş ve onun anlamı kapsamına giren, ister odun yakmaktan, ister kömürden, ister elektrikten elde edilen enerji ve yakıt... Tüm bunlar Genel Mülkiyet kapsamındadır. Devletin, bireylerin veya şirketlerin fabrikaları çalıştırmak için enerji olarak kullanılan elektrik kaynaklarına sahip olması caiz değildir. Aksine bu, devletin denetlediği ve maliyetler düşüldükten sonra gelirini vatandaşlarına dağıttığı Genel Mülkiyettir.
Elektriğin aydınlatma için kullanılması ise Genel Mülkiyetin kapsamına girmez, dolayısıyla "ateş" lafzını kapsamaz. Bu nedenle, devletin, bireylerin veya şirketlerin aydınlatma için özel bir elektrik kaynağına sahip olması caizdir; örneğin kendi özel konutlarını veya ofislerini aydınlatmak için bir jeneratöre sahip olabilirler. Ancak, elektrik kablolarını kamu hizmetlerine (kamu alanlarına) uzatmamaları şarttır; aksi takdirde bu itibarla Genel Mülkiyet haline gelir.
İslam’ın mülkiyetleri belirlemedeki hassasiyetini ve mükemmelliğini göstermek için bu iki örnekle yetiniyorum.
Bu ekonomik sistemin kitapların sayfalarındaki felsefi teoriler olmamasına, aksine tarihin bildiği en uzun süre uygulanan tek bir ekonomik sistem olmasına rağmen, bu grubun ona gözlerini kapattığını ve onu araştırmadığını söylüyoruz. Bu grup da, düşüncelerini başarısız iki beşerî sistemle sınırlandırdığı ve hak olan Ekonomik Sisteme gözlerini kapattığı için krizi tedavi etmede başarısız olmuştur. Durumu, gören ama göremeyen birine benzemektedir; gözlerini açsaydı alternatifi sorgulamaz, aksine alternatifi gözlerinin önünde bulurdu.
Muhterem Hazirun:
Evet, ey Muhterem Hazirun, ancak Hilafet Devleti'ndeki İslami Ekonomi Sistemi, insanlara krizlerden uzak, güvenli ve adil bir ekonomik hayat sağlayabilir.
O, Âlemlerin Rabbi Allah'ın indirdiği sistemdir. O, Yaratıcıdır ve yarattıklarına neyin yararlı olacağını O bilir:
{أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ} (Yaratan bilmez mi? O, Latîf’tir (en ince ayrıntıları bilir), Habîr’dir (her şeyden haberdardır). Mülk, 14). Evet, O bilir. Şanı yücedir.
Ben Allah Subhanehu ve Teâlâ'dan, konferansınızın başarılı ve muvaffak olmasını, bu konferans aracılığıyla İslami Ekonomi Sisteminin gerçekten de krizlerden uzak, güvenli ve adil bir ekonomik hayat sağlayan sistem olduğunu görmenizi niyaz ediyorum.
Ve Selamun Aleykum.