Soru-Cevap
Soru: ABD Başkanı Obama, başkanlığa geldiği 2009 yılından bu yana dördüncü ziyaretini gerçekleştirmek üzere 20.04.2016 tarihinde Suudi Arabistan’a ulaştı. Ziyaretin ertesi günü Riyad’da düzenlenen ABD-Körfez Zirvesi’nden önce Kral Selman bin Abdülaziz ile ilk görüşmesini gerçekleştirdi. Medyada bu ziyaretin bölge sorunlarını ve çözümlerini ele alacağına dair büyük bir gürültü koparıldı! Nitekim sonuç bildirisinde Suriye, Yemen, Irak, Libya ve Filistin gibi sorunlar yer aldı... Tüm bunlar olurken Obama başkanlığının son yılındadır ve sorunları çözme kabiliyeti zayıf olup, mevcut hali onlar nezdinde topal ördek (lame duck) olarak nitelendirilmektedir! Öyleyse bu ziyaretin amaçları nasıl anlaşılmalıdır? Allah hayrınızı artırsın.
Cevap: Ziyaretin amaçları bölgedeki sorunları çözmek değildi; zira Amerika çözüm projelerini Obama’nın ziyaretinden önce zaten belirlemişti. Suriye için projelerini ortaya koymuş ve Riyad Müzakere Heyeti kurulduğundan beri bunu teyit etmişti; Yemen için projelerini koymuş ve önceden tecrit edilmiş olan Husileri yönetimde pay sahibi olmaları için öne çıkaran Kararlılık Fırtınası operasyonundan beri bunu vurgulamıştı; Filistin için Yahudi varlığını tanıyarak, Irak ve Libya için de benzer şekilde projelerini belirlemişti... Yani Amerika’nın projeleri, Obama daha topal ördek haline gelmeden çok önce masadaydı! Sonuç bildirisinde bu meselelerin zikredilmesi, sadece bildirinin satırlarını artırmak içindi!
Ziyaretin asıl hedefleri bunlar değildir. Ziyaret sırasında yaşananlara, eşlik eden açıklamalara ve ardından yayımlanan sonuç bildirisine dikkatle bakıldığında; bildirideki giriş bölümü, dolgu maddeleri ve boşluk doldurmak için geçiştirilen tali meseleler bir kenara bırakıldığında, ziyaretin asıl amaçlarının Amerika’nın çıkarlarını gerçekleştirmek, bölgedeki nüfuzunu pekiştirmek ve ardından bölgedeki ajanlarının işlerini düzene koymak olduğu açıkça görülmektedir. Amerikan başkanları, ayakları ister sağlam olsun ister topal, bu işlerden asla el çekmezler; özellikle de kendi topal ayakları altına halı seren ajanlar buldukları sürece! Bu hedefleri iki ana başlıkta toplamak mümkündür:
1- Amerika’nın Körfez bölgesi üzerindeki kontrolünü garanti altına almak ve başta İngiltere olmak üzere başka bir nüfuzun, özellikle de İngiliz nüfuzunun bölgeye yerleşmesini engellemek. Riyad gazetesinde 22.04.2016 tarihinde yayımlanan sonuç bildirisini inceleyenler bunun kanıtlarını görecektir. Bildirinin bu konuyla ilgili bazı kısımlarını ele alıp yorumlayalım: Bildiride şu ifadeler yer almıştır: (..."Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri liderleri ve Amerika Birleşik Devletleri, bölgede istikrar, güvenlik ve refahı sağlamayı amaçlayan iki taraf arasındaki stratejik ortaklığı yeniden teyit etmek üzere dün Riyad'da bir araya geldi. Liderler, Mayıs 2015'te Camp David'de yapılan ilk zirveden bu yana kaydedilen somut ilerlemeyi gözden geçirdiler..." Bildiri şöyle devam etti: "KİK ülkeleri ayrıca, deniz güvenliği alanında işbirliği için ABD'nin tekliflerini derinlemesine incelemeyi ve balistik füzelere karşı entegre bir erken uyarı savunma sisteminin uygulanması için gerekli adımlar üzerinde hızla anlaşmaya varmayı taahhüt ettiler...") Sanki Amerika, bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmak ve bölgenin kendi pençesinden kurtulmasını önlemek için Körfez finansmanıyla bir füze kalkanı kurmayı bahane etmektedir... Bildiriye şöyle devam edilmiştir: "ABD'nin Körfez bölgesindeki temel çıkarlarını korumak ve müttefiklerine ve ortaklarına karşı herhangi bir dış saldırıyı Körfez Savaşı'nda yaptığı gibi caydırmak ve onunla yüzleşmek için gücün tüm unsurlarını kullanma politikası şüphe götürmez bir gerçektir." Bu, Körfez ülkelerinin Amerika’ya zillet dolu bir boyun eğişidir. Bu ülkeler, bildirinin metnine göre Amerika’ya kendi çıkarlarını korumak ve nüfuzunu yaymak için güç kullanma yetkisi vermektedirler. Bu durum, Amerikan itaatinden çıktıkları takdirde bizzat kendilerine yönelik bir tehdit içermektedir ve bildiri buna örnek olarak Körfez Savaşı’nı, yani Irak’ın işgalini vermiştir! Bildiri ekliyor: "KİK ülkeleri liderleri de, Körfez ülkelerinin bölgesel zorluklarla yüzleşmede daha büyük bir rol oynama kabiliyetini artırmayı amaçlayan askeri işbirliği ve eğitim alanındaki ABD tekliflerini incelemeyi tamamlama taahhütlerini ifade ederler." Yani Körfez ülkeleri, Amerikan taleplerini itirazsız yerine getirmektedir. Bildiri bunu şu sözlerle teyit etmektedir: "Liderler, KİK ve ABD savunma bakanlarının ortak toplantısına dair raporu dinlediler; bu rapor KİK ve ABD arasındaki askeri tatbikatların önemini vurguladı. Liderler, KİK ülkeleri ve ABD'nin iki tarafın ortak askeri yeteneklerini sergilemek üzere Mart 2017'de ortak bir askeri tatbikat planlamaya derhal başlayacaklarını ilan ettiler... Ayrıca KİK ülkeleri, siber güvenlik alanında ABD ile işbirliğinin genişletilmesini ve Suudi Arabistan, ABD ve G20 ülkeleri tarafından belirlenen elektronik şifreleme standartlarının benimsenmesini desteklediler... Liderler ayrıca, terörle mücadele konusundaki ortaklığı hızlandırmak, hassas savunma yeteneklerinin transferini kolaylaştırmak, balistik füzelere karşı savunma, askeri hazırlık ve siber güvenlik konularında tüm ortak çalışma gruplarının yılda en az iki kez toplanması talimatını verdiler." Tüm bunlardan bu bildirinin Amerika’ya Körfez’de ne kadar büyük bir hegemonya sağladığı açıkça görülmektedir. Bildiri bununla da yetinmemiş, uygulanmasını garanti altına alarak sona ermiştir! ("Bu faaliyetlerin sürekliliğini ve 14 Mayıs 2015 tarihli Camp David ortak bildirisinde yer alan kararların acilen uygulanmasını sağlamak amacıyla liderler, her iki taraftaki ilgili kurumlara, 'KİK-ABD Stratejik İşbirliği Forumu' da dahil olmak üzere ortaklık çerçevelerini güçlendirme talimatı verdiler." Riyad, 22.04.2016)... Bu yüzden Obama, zirveden sonra düzenlediği basın toplantısında zaferini şu sözlerle ilan etmiştir: "Zirve, Körfez bölgesindeki temel çıkarlarımızı güvence altına almak ve müttefiklerimize ve ortaklarımıza yönelik herhangi bir dış saldırıyı caydırmak ve ona karşı koymak için gücümüzün unsurlarını kullanmaya yönelik ABD politikasını bir kez daha teyit etti." (Reuters, 21.04.2016).
2- Suudi Arabistan’ın rolü ile İran’ın rolünü dengelemek; böylece İran Körfez’in doğusunda, Suudi Arabistan ise batısında olacak, ardından bölgedeki diğer ülkelerde İngiltere’nin Körfez’deki geleneksel nüfuzunu veya ajanlarını dikkate almaksızın rollerini sportif bir rekabet içinde paylaşacaklardır. Bilakis, Suudi Kralı Selman’a Körfez’deki İngiliz ajanlarının, özellikle de Katar’ın Amerika’nın planlarına yönelik parazitlerini engelleme görevi verilmiş ve Selman’a bu konuda özel bir önem atfedilmiştir... Obama’nın zirveden önce Selman ile görüşmesi, Amerika ile Suudi Arabistan (Selman) arasında özel bir ilişki olduğunu ve Selman’ın Amerika’nın planlarında özel bir rolü olduğunu açıkça göstermiştir; aksi takdirde Amerikan Başkanı zirveden önce özel bir görüşme yapmadan doğrudan zirveye katılırdı. Bu yüzden Beyaz Saray Sözcüsü Ben Rhodes, "Çarşamba günü Kral Selman ile yapılan iki saatlik görüşmenin iki lider arasındaki en uzun görüşme olduğunu" ifade etmiştir (Reuters, 21.04.2016). Kral Selman’ın Obama’yı bizzat karşılamaması bu özel rolü etkilemez; bu durum özellikle seçim amaçlı olarak El Kaide’nin Amerikalıları öldürmesinden Suudi Arabistan’ın sorumlu olduğunu iddia eden, El Kaide’nin Suudi vatandaşlarının parasıyla kurulduğunu ileri sürerek tazminat talep eden ve Kongre’ye bir karar tasarısı sunan Cumhuriyetçilere gönderilmiş bir mesajdır... Seçim rekabeti gereği bazı Demokrat üyeler de onlara katılmıştır. Amerikan yönetimi tasarının geçmemesi için baskı yapsa da, Kongre’nin ve özellikle de bu meseleyi ölenlerin ailelerine önem veriyor gibi görünerek oy kazanmak için kullanan Cumhuriyetçilerin girişimlerini boşa çıkarmak için Suudi Arabistan’ın bir "öfke" göstermesi gerekiyordu. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın bu tepkisi, Kongre’ye sorumluluk ve tazminat tasarısından vazgeçmesi için gönderilen bir mesajdı. Hatta Suudi Arabistan, bankalarındaki milyarlarca dolarını çekmekle tehdit etti ki bu tehdit kapitalistler üzerinde oldukça etkilidir... Huffington Post Arabi’nin aktardığına göre: "...Başkanlık yetkililerine ve her iki partiden Kongre yardımcılarına göre, Obama yönetimi yasa tasarısının geçmesini engellemek için Kongre’ye baskı yaptı. Yetkililer, New York Times’ın raporuna göre senatörleri bu yasanın kabul edilmesinden kaynaklanabilecek diplomatik ve ekonomik sonuçlar konusunda uyardılar. Suudi Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr, geçen ay Washington’a yaptığı ziyaret sırasında bazı milletvekillerine, Suudi Arabistan’ın sahip olduğu 750 milyar dolara varan ABD hazine tahvillerini ve ABD’deki diğer varlıklarını satmak zorunda kalacağını söylemişti..." (Huffington Post Arabi, 18.04.2016).
Dolayısıyla, Suudi Arabistan’ın şekli öfkesi ve milyarlarca doları çekme tehdidi Obama’ya değil, Kongre’ye yönelik bir mesajdır. Hatta bizzat karşılamama şeklindeki öfke gösterisi ve Cubeyr’in milyarları çekme açıklaması, Cumhuriyetçilerin amacını boşa çıkarmak için Obama ile bir anlaşma dahilinde yapılmış olabilir. Çünkü milyarları çekme tehdidi, tasarı konusundaki hamlelerini yavaşlatacak güçlü bir etkendir. Aksi takdirde, eğer öfke gerçek olsaydı, Obama zirve öncesinde özel bir toplantıya dahil edilmez, diğerleri gibi ön görüşme yapmaksızın zirveye katılırdı. Ayrıca, Amerika’nın kucağında yetişip büyüyen Cubeyr, Amerikan hazine tahvillerinden milyarları çekmekle nasıl tehdit edebilir?! Obama yönetimi de kuşkusuz bunun farkındadır; CNN Arabic (20.04.2016) şunu aktarmıştır: (Aynı zamanda bir ABD’li yetkili, "Kral Selman’ın varışta karşılamada bulunmamasının bir hakaret olarak görülmediğini" belirterek, ABD Başkanı’nın da yabancı liderleri ABD’ye ulaştıklarında havaalanında nadiren karşıladığına işaret etti... Öte yandan, Brookings Enstitüsü uzmanı ve eski CIA yetkilisi Bruce Riedel, "Tüm farklılıklara rağmen Suudi Arabistan ve Amerika ayrılmayacaktır" dedi...) Dolayısıyla Amerika ile Kral Selman arasındaki ilişki oldukça güçlüdür...
Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkiye gelince; Amerika bu sorunu çözmek ve taraflar arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek istiyor. Çünkü Amerika, bölgenin Amerika’nın çıkarlarına hizmet eden İran rolünü kabul etmesini sağlamaya çok isteklidir. Obama, 10.03.2016 tarihinde Amerikan The Atlantic dergisine verdiği mülakatta Suudi Arabistan ve İran’a bölgede barış içinde bir arada yaşamayı tavsiye etmişti: (ABD Başkanı Barack Obama, "Suudi Arabistan ve İran birlikte yaşama ilkesini öğrenmeli ve bir tür barışa ulaşmanın yolunu bulmalı..." dedi. Obama mülakatta, Suudiler ve İranlılar arasındaki rekabetin Suriye, Irak ve Yemen’de vekalet savaşlarını ve kaosu körüklemeye yardımcı olduğunu ekleyerek, "Suudi dostlarımıza ve aynı zamanda İranlılara birlikte yaşamanın etkili bir yolunu bulmaları gerektiğini söylememiz gerekiyor" dedi.) (Kaynak: BBC, Reuters, 10.03.2016)... Sanki Obama her iki ülkeden de sorumluymuş gibi işlerini düzenliyor ve onlara bölgede nasıl davranacaklarını tavsiye ediyor! Görünen o ki Obama’nın bu tavsiyesi yerine getirilmiştir; nitekim zirvenin sonuç bildirisinde şöyle denilmiştir: "Amerika Birleşik Devletleri ve KİK ülkeleri, İran ile yapılan Ortak Kapsamlı Eylem Planı’na olan desteklerini teyit ederek, planın bugüne kadar uygulanmasının İran’ın nükleer silaha sahip olma çabalarını engellediğini, bunun da bölgede güvenlik ve istikrarı güçlendirdiğini belirttiler... KİK ülkeleri, İran’ın iyi komşuluk ilkelerine bağlı kalması, iç işlerine karışmaması ve uluslararası hukuka uygun olarak toprak bütünlüğüne saygı duyması şartıyla, İran ile güven inşa etmeye ve uzun süreli anlaşmazlıkları çözmeye hazır olduklarını teyit ettiler..." (Riyad, 22.04.2016).
Sonuç olarak, Amerika’nın okyanus ötesinden kollarını uzatıp karamıza, denizimize, güç kaynaklarımıza ve zenginliklerimize hükmetmesi gerçekten acı vericidir... Ancak Amerika, karşısında koltuklarını ve servetlerini korumaya, ailelerinin yönetimini sürdürmeye çalışan ruveybidalardan başkasını bulamamaktadır. Onlar Amerika’ya boyun eğmekte ve taleplerini yerine getirmektedirler; çünkü onlar Allah’tan değil, Amerika’dan korkmaktadırlar. Böylece Amerika, Müslümanların topraklarında hedeflerini onlar aracılığıyla gerçekleştirebilmektedir! Fakat bu durum Allah’ın izniyle sürmeyecektir. Aziz ve Hakim olan Allah bize vaat etmiş, Rasulü ﷺ de Râşidî Hilafet’in geri dönüşünü müjdelemiştir. O zaman İslam ve Müslümanlar izzete kavuşacak, sömürgeci kâfirler ise zillete düşecektir.
وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
"Zulmedenler, hangi inkılaba uğrayıp devrileceklerini (yakında) bileceklerdir." (Şuarâ [26]: 227)
20 Recep 1437 H. 27.04.2016 M.