Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Soru-Cevap: Helsinki’deki ABD-Rusya Zirvesi

July 22, 2018
4542

Soru:

ABD ve Rusya Başkanları, 16 Temmuz 2018 Pazartesi günü Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de bir zirve gerçekleştirdi. Bu zirve, iki devlet arasındaki gerginliğin sona erdiği anlamına mı geliyor? 12 Temmuz 2018’deki NATO zirvesinden ve ABD ile Avrupalı müttefikleri arasında su yüzüne çıkan gerginlikten hemen sonra bu zirvenin yapılmasının ne gibi anlamları vardır? Bunun Rusya-Çin ilişkileri üzerinde bir etkisi olur mu? Ayrıca bu zirvenin Suriye’deki çözüm süreci üzerinde bir etkisi var mıdır?

Cevap:

Helsinki’deki ABD-Rusya zirvesi ile ilgili bu soruları cevaplamak için şunları söyleyebiliriz:

Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesiyle başlayan ve ABD ile Avrupa’nın Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulamasıyla karşılık verdiği uzun bir gerginlik döneminden sonra, Obama yönetiminin sonlarında Rusya’nın Trump lehine ABD seçimlerine müdahale ettiği suçlamalarıyla iki ülke arasındaki tansiyon daha da yükseldi. O zamandan beri iki taraf arasındaki üst düzey görüşmeler fiilen durma noktasına gelmişti. Her ne kadar iki başkan bu zirveden önce Temmuz 2017’de Hamburg’daki G20 zirvesi ve Kasım 2017’de Vietnam’daki APEC Forumu marjında iki kez bir araya gelmiş olsalar da, bu görüşmeler zirve düzeyine ulaşmamış, aralarındaki sıcak dosyaları yeterince ele almayan yüzeysel görüşmeler olarak kalmıştı. Trump yönetiminin bir buçuk yıllık görev süresi boyunca Rusya, iki başkan arasında bir zirve yapılması için yoğun çaba sarf etti ancak ABD bunu sürekli erteledi ve bu ertelemeyi Rusya üzerinde bir baskı aracı olarak kullandı. Rusya, ilişkileri düzeltmek için Trump’tan bir hamle bekliyordu ancak Trump’ın eğilimlerine karşı ABD’de esen güçlü muhalefet dalgası nedeniyle bunun zorluğunun farkındaydı. Bunun etkileri, Rusya aleyhine açılan soruşturmalarda ve Trump ekibinden bazı üyelerin Rusya ile sözde ilişkileri nedeniyle istifa etmesinde açıkça görüldü.

Böylece, tam teşekküllü bir zirve gerçekleştirmek Rusya için başarısızlıkla sonuçlanan büyük bir hayal haline gelmişti. Bu ancak ABD karar verdikten sonra mümkün oldu. (Sputnik haber ajansının 24 Haziran 2018 tarihli haberine göre; ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Garrett Marquis, 21 Haziran 2018’de yaptığı açıklamada, Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’un ay sonunda Moskova’yı ziyaret ederek ABD-Rusya zirvesinin organizasyonunu görüşeceğini duyurmuştu.) Buna göre, 16 Temmuz 2018’de gerçekleşen bu zirvede asıl bakılması gereken nokta; Rusya’nın değil de neden ABD’nin bu zirveyi yapmaya karar verdiği ve bununla neyi hedeflediğidir. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için şunları ifade edebiliriz:

1- Tüm göstergeler, ABD’nin Rusya üzerindeki baskısının devam ettiğine işaret etmektedir. Zirveden iki gün önce ABD, Rus istihbarat subaylarını seçimleri hacklemekle suçladı. (Al-Ghad gazetesi, 14 Temmuz 2018: "ABD Adalet Bakanlığı, 2016 başkanlık seçimleri sırasında Demokrat Parti yetkililerinin hesaplarını ele geçirmekle suçlanan 12 Rus istihbarat subayına iddianame hazırladı. Adalet Bakan Yardımcısı Rod Rosenstein, sanıkların 'oltalama' olarak bilinen yöntemleri ve kötü amaçlı yazılımları kullandığını söyledi... Beyaz Saray ise Trump ve Putin arasındaki Pazartesi günkü görüşmenin planlandığı gibi yapılacağını açı.") Ayrıca, Helsinki’deki Trump-Putin zirvesi biter bitmez Al Jazeera (16 Temmuz 2018), ABD’nin Washington’da Rusya adına casusluk yaptığı suçlamasıyla bir Rus kadını tutukladığını duyurdu. ABD devlet kurumları tarafından gerçekleştirilen bu eylemler, iki başkan arasında zirve yapılmasına rağmen, Rusya’nın istediği şekilde baskıların hafifletilmesinin beklenmediğini göstermektedir. Bu da, ABD’yi Rusya’nın Trump ve Putin arasında zirve yapılması yönündeki eski-yeni talebine onay vermeye iten başka faktörlerin olduğu anlamına gelir ki bu faktörler zirvenin gerçekleştiği koşullar tarafından açıklanmaktadır.

2- ABD-Rusya zirvesi, ABD’nin iki büyük rakibi olan Avrupa Birliği ve Çin’e karşı ticaret savaşı yürüttüğü bir dönemde gerçekleşti. Görünüşe göre ABD, her iki rakibine karşı da Rus kartını oynamak için bu zirveyi yapmaya karar verdi!

Avrupa Birliği cephesinde ise; ABD, Rusya ile zirve zamanlamasını, Brüksel’de AB ülkeleri ile ABD arasında ticaret, savunma harcamaları ve İran nükleer anlaşması konusundaki derin anlaşmazlıkların gölgesinde yapılan NATO zirvesinin hemen sonrasına denk getirdi. (Russia Today, 11 Temmuz 2018: "Brüksel'deki NATO zirvesi, ticaret ve savunma harcamaları konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle özellikle Washington ve Avrupalı müttefikleri arasında gergin bir atmosferde başladı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, müttefikler arasında görüş ayrılıkları olduğunu kabul etti.") ABD Başkanı Trump, transatlantik ilişkiler tarihinde ilk kez kamuoyu önünde Avrupa Birliği’ni "hasım" (düşman) olarak nitelendirdi. Rusya ile yapılan zirve, ABD’nin Avrupalılara karşı en önemli baskı araçlarından biriydi ve bunun detayları şöyledir:

a- ABD Başkanı Trump, Ukrayna konusunda Rusya ile yakınlaşarak Avrupalıları tehdit etti. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk şunları söyledi: ("ABD Başkanı Donald Trump bana Rusya'nın Ukrayna politikasının arkasındaki motivasyonların ilgisini çektiğini söyledi ve Ukrayna konusundaki heyecanının çok daha az olduğunu itiraf etti. Tusk, Polonya kanalı TVN24'e verdiği demeçte; 'Donald Trump benimle yaptığı birçok görüşmede Ukrayna'ya karşı daha az heyecan duyduğunu ve Rusya'nın Ukrayna'da yaptıklarına karşı daha fazla anlayışa sahip olduğunu gizlemeye çalışmadı' dedi.") Russia Today, 15 Temmuz 2018. Daha da kötüsü, ABD Başkanı geçen Haziran ayındaki G7 zirvesinde "Kırım'ın Rusya'ya ait olduğunu, çünkü nüfusunun çoğunluğunun Rusça konuştuğunu" ilan etmişti. (Russia Today, 15 Temmuz 2018). Bu durum Avrupa’da son derece hassas bir konudur; zira Avrupalılar Rusya’nın Ukrayna’daki eylemlerini tüm Avrupa güvenliğine yönelik tolere edilemez bir müdahale olarak görüyorlar. Trump’ın bu açıklaması AB tarafından Avrupa için son derece tehlikeli kabul ediliyor; çünkü bu, Rusya’nın doğudan Avrupa sınırlarını ve haritasını yıkması anlamına gelmektedir!

b- Trump’ın Rusya’yı G7 grubuna geri döndürme tehdidi: ("ABD Başkanı Donald Trump, 8 Haziran 2018 Cuma günü, G7 ülkelerindeki mevkidaşlarını Rusya'yı gruba yeniden dahil etmeyi düşünmeye çağırdı. Trump, Kanada'daki zirveye gitmeden önce 'Rusya'yı kovdular, onu geri almaları gerekir çünkü Rusya müzakere masasında bizimle olmalı' dedi.") Al-Arabiya Net, 8 Haziran 2018.

c- Al Jazeera (15 Temmuz 2018), NATO zirvesi sonrası "Avrupalı liderlerin Rusya ve ABD yakınlaşmasından duyduğu endişeyi" aktardı. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın şu sözleri bu endişeyi doğrular niteliktedir: ("Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ABD Başkanı Donald Trump'ı, Putin ile görüşmesi sırasında Avrupalı müttefiklerinin aleyhine herhangi bir tek taraflı anlaşma yapmaması konusunda uyardı. Maas, Bild gazetesine verdiği demeçte; 'Müttefiklerin zararına yapılacak tek taraflı anlaşmalar ABD'ye de zarar verir. Müttefiklerini darbeleyenler oyunu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar' dedi.") Russia Today, 15 Temmuz 2018. Ayrıca ABD-Rusya yakınlaşması, AB’nin Kırım ve Ukrayna nedeniyle Rusya’ya uyguladığı ve her altı ayda bir yenilediği yaptırımları etkisiz hale getirerek birliğe zarar verebilir; bu durumda Rusya, Avrupa devletlerini umursamaz hale gelecektir.

d- Siyasi hikmetten yoksun olan ABD Başkanı Trump, Avrupa Birliği’ne, özellikle de Rus gazı satın alma meselesinde Almanya’ya alenen saldırmaktan geri durmuyor. Bazen onu "hasım" yani düşman olarak nitelendiriyor, bazen de Londra’daki zirve sırasında İngiltere Başbakanı’na verdiği tavsiyede olduğu gibi ona karşı kışkırtıyor. (BBC, 15 Temmuz 2018: "May, BBC'ye verdiği mülakatta Trump'ın tavsiyesiyle ilgili bir soruya, 'Bana AB ile müzakereye girmemem gerektiğini, onlara dava açmam gerektiğini söyledi' yanıtını verdi.") İngiltere, AB’den ayrılma niyetine rağmen Rusya konusunda Avrupalı devletlerle aynı görüşü paylaşıyor. İngiltere’nin Rusya’yı provoke etmesinin amacının, Rusya ile ABD arasındaki zirveyi sabote etmek olması ihtimal dışı değildir. (Russia Today, 15 Temmuz 2018: "Uçuş trafiğini izleyen Mil Radar sitesine göre, İngiliz Hava Kuvvetleri'ne ait bir keşif uçağı Kırım kıyıları yakınlarında keşif uçuşları gerçekleştirdi.")

Böylece, ABD’nin Avrupa’ya baskı yapması, Rusya’yı G7’ye geri döndürme tehdidi, Kırım’ı Rusya’nın parçası olarak tanıma iması, Ukrayna’nın doğusundaki saldırılara karşı desteğini çekmesi ve zirve aracılığıyla Rusya ile ilişkileri düzeltmesi; bunların hepsi Avrupa’ya yönelik dolaylı ama büyük tehditlerdir. Amaç, Avrupa’yı ABD taleplerine boyun eğmeye ve NATO’daki savunma harcamalarını artırmaya zorlamaktır. Yani ABD, Rusya ile yakınlaşarak AB ülkelerine baskı uygulamıştır; bu da Trump ile Putin arasındaki zirvenin ana hedeflerinden biridir.

3- Çin cephesinde ise durum şöyledir:

a- ABD-Rusya zirvesi, ABD’nin Pekin’e karşı yürüttüğü ticaret savaşının gölgesinde yapıldı. ABD, Kuzey Kore’nin tavrını yumuşatıp onu barışçıl çözüm yoluna sokma ve Kore Yarımadası’ndaki savaş hayaletini uzaklaştırma konusunda Çin’in hizmetlerinden yararlandıktan sonra (ki bu 12 Haziran 2018 Singapur zirvesiyle somutlaştı), Trump’ın başkan olmadan önce ilan ettiği Çin karşıtı politikaları uygulamaya koydu. Çin’den ithal edilen 50 milyar dolarlık ürüne gümrük vergisi getirdi, Çin de buna aynı miktarda karşılık verdi. Ardından ABD, 200 milyar dolarlık yeni bir vergi planı açıkladı. Çin’in buna aynı yöntemle karşılık vermesi mümkün değil; çünkü ABD’den ithalatı 130 milyar dolar iken, ABD’ye ihracatı 500 milyar dolardır. Bu durum Çin’i ticaret savaşına karşı başka yollar aramaya itmektedir.

b- Çin’in bu yollarından biri Rusya ile yakınlaşmak oldu. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Çin’deki son toplantısı (10 Haziran 2018), Rusya’nın 2014’te kovulduğu G7’nin Kanada’daki toplantısıyla (9 Haziran 2018) aynı zamana denk geldi. Bu iki toplantı dünyadaki bölünmeyi gösterdi: Batı Kanada’da, Doğu ise Çin’de toplanıyordu. 1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra küresel hegemonyasını pekiştiren ABD için bu durum kabul edilemezdi. ABD, Şanghay Örgütü’ndeki iki etkin devletin; ticaret savaşı içinde olduğu Çin ve ağır yaptırımlar uyguladığı Rusya olduğunu gördü. Diğer yandan, ABD’nin bu iki devlete yönelik politikalarının onları özellikle askeri alanda daha fazla iş birliğine ittiğini fark etti. Hem Rusya hem de Çin, karşılarında tek bir rakip (ABD) olduğunu hissediyorlar. Çin Savunma Bakanı’nın şu sözleri bu hissi açıkça ortaya koymaktadır: ("Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansı'na katılmak üzere gelen Çinli mevkidaşı Wei Fenghe'yi kabul etti. Wei Fenghe görüşmede, 'Amerikalıların Çin ve Rus silahlı kuvvetleri arasındaki güçlü bağları, özellikle de mevcut durumda görmeleri için geldik. Sizi desteklemek için buradayız. Çin tarafı, önemli uluslararası konularda ortak endişelerimizi ve birleşik duruşumuzu Rus tarafıyla birlikte ifade etmeye hazırdır' dedi.") Russia Today, 3 Nisan 2018.

c- Bu nedenle ABD, Rusya’ya ABD ile yakınlaşma umudu vermenin, Rusya ile Çin’in arasını açacağına ve nihayetinde henüz tam olgunlaşmamış olan (özellikle askeri) kırılgan ittifaklarını bozacağına inanmaktadır. Çünkü ABD, Rusya’nın askeri potansiyelinin farkındadır ve bu gücün Çin’in yanında yer almasının Çin’i güçlendireceğini ve Washington’un taleplerine boyun eğmemesine yol açacağını bilmektedir. Washington bunun kolayca gerçekleştirilebileceğini gördü; zira Rusya, Batı ile ilişkileri bozulduğu için stratejik bir yönelim olarak Çin’e yönelmişti. Eğer ABD biraz yakınlık gösterip baskıyı hafifletirse, Rusya’nın Çin’e yönelik rotasını değiştireceğini düşündü.

Tüm bu nedenlerle Washington, iki başkan arasındaki zirve yoluyla Rusya’ya ilişkileri eski haline döndürme kapısını araladı. Amaç, Rusya’nın Çin’e yönelimini durdurmaktır. Zirvenin bu hedeflere ulaşıp ulaşmadığını söylemek için henüz erken olsa da ve bu, Washington ile Moskova arasındaki sonraki adımlara bağlı olsa da, ABD, Rusya ve Çin arasındaki bu kırılgan ve belirsiz "ittifakı" kolayca parçalayabilir. ABD bunun için çok yönlü adımlar atmaktadır; bazen bu zirvede olduğu gibi Rusya tarafında, bazen de Çin tarafında. Nitekim Pekin için ABD ile olan ticari çıkarlar, Rusya ile olan ilişkilerden çok daha önceliklidir.

4- Trump’ın AB ve Çin’e yönelik sıcak mesajlarının etkisini artırmak için zirveyi, her ihtiyaç duyulduğunda hareketlendirilebilecek bir "açık uçlu süreç" başlangıcı haline getirdi. Bu yüzden Putin ile Helsinki’deki kapalı görüşmesinden sonra zirveyi "iyi bir başlangıç" olarak nitelendirdi (Russia Today, 16 Temmuz 2018). Ortak basın toplantısında, iki ülkenin 2010’da imzalanan ve 2021’de süresi dolacak olan nükleer silahsızlanma anlaşmasının uzatılması konusunda müzakerelere başlama kararı aldığını duyurdu. Trump, Rusya ile ilişkilerin dört saat önce "en kötü" durumda olduğunu ancak şimdi değiştiğini söyledi. Bunların hepsi, John Bolton’un daha önce yaptığı açıklamalarla uyumlu genel sözlerdir: ("Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABC'ye yaptığı açıklamada; 'Toplantının açık uçlu olması konusunda Ruslarla anlaştık. Somut sonuçlar peşinde değiliz' dedi. ABD'nin Rusya Büyükelçisi Jon Huntsman ise NBC'ye verdiği demeçte; 'Bu bir zirve değil... Bir toplantı... Bu, gerginliği düşürmek ve ilişkilerdeki riskleri azaltmak için bir girişimdir' dedi.") Reuters, 16 Temmuz 2018.

5- Bu durum, ABD’nin henüz Rusya ile ilişkilerini tam anlamıyla düzeltmeyi planlamadığını, baskı politikasının sürdüğünü göstermektedir. Ancak uluslararası konjonktür ve AB ile Çin ile olan ticaret savaşı nedeniyle, Rusya ile yakınlaşarak Avrupa’yı korkutmak ve Rusya’ya uluslararası izolasyonu kırma umudu vererek onu Çin’den uzaklaştırmak istemiştir. Diğer yandan Rusya’nın, Suriye’deki işbirlikçi rejimi ayakta tutarak ABD politikasına verdiği desteği başka uluslararası meselelerde de göstermesini ummaktadır. Dolayısıyla zirve, belirli uluslararası sorunları karara bağlamak için değil; Çin ve AB’ye yönelik "sıcak bir mesaj" niteliğindeydi. Bunun dışındaki konuşmalar genel ve belirsizdi. Nitekim tarafların açıklamaları da bunu teyit etmektedir: (Trump, Putin ile görüşmesinin "ticaretten askeri konulara, füzelerden Çin'e kadar her şeyi" kapsayacağını söylerken; Putin de Helsinki'deki görüşmenin başında Moskova ve Washington arasındaki ilişkileri konuşma vaktinin geldiğini ve karmaşık uluslararası meseleleri tartışmaları gerektiğini belirtti.) Reuters, 16 Temmuz 2018. Lavrov da Helsinki zirvesinin "tüm karmaşık konuları" ele alacağını ancak anlaşmaya varılmasını beklemediğini ifade etti. (Al Jazeera Net, 16 Temmuz 2018). Bu genelleme, zirvenin amacının somut kararlar almak olmadığını kanıtlamaktadır. Medyaya yansıyan sonuçlar da bunu göstermektedir; örneğin taraflar Yahudi varlığının güvenliği konusunda uzlaştı (Trump: "İsrail'e güvenlik sağlamak Putin ve benim çok istediğimiz bir şeydir") ve taraflar Suriye rejiminden, Güney Suriye’deki çatışmaların bitmesinin ardından 1974’teki kuvvetlerin statüsü anlaşmasına dönmesini istediler. Bunlar yeni şeyler değildir; ABD ve Rusya bunu zaten uzun zamandır açıkça söylüyorlar. Nükleer silahsızlanma konusunda ise Trump bunun temel sorun olduğunu söylerken, basiret sahibi herkes bilir ki ABD ve Rusya ne söylerlerse söylesinler kendi rızalarıyla nükleer silahlarından vazgeçmek için bir araya gelmezler.

6- Zirvenin Suriye sahasındaki etkisine gelince; Suriye’deki ABD ve Rusya politikaları açısından yeni bir durum olmadığını söyleyebiliriz. Her iki devlet de Suriye devrimini tasfiye etme konusunda tam bir mutabakat içindedir ve bunun tamamlanmasını beklemektedirler. Hatta 29 Eylül 2015’teki Obama-Putin görüşmesinden beri Rusya, Suriye’de ABD politikasını tam koordinasyon içinde yürütmektedir. Rusya, Dera ve çevresini bombalarken, ABD de güneydeki Suriye muhalefetine "Dera saldırısı karşısında size hiçbir destek sağlamayacağız" mesajı göndererek Rusya’ya destek vermektedir. Rusya’nın devrimi askeri olarak tasfiye etme çabaları ve ABD’nin buna zemin hazırlaması konusunda yeni bir durum yoktur.

Suriye’deki siyasi çözüme gelince; ABD, Şam’daki rejimin ve Rusya’nın silahlı muhalefeti tasfiye etme sürecini tamamlamasına kadar bu süreci erteliyor. Ardından ABD, Rusya’ya biçilen bir rol ile ya da onsuz, kendi çıkarları doğrultusunda kapsamlı siyasi süreci başlatacaktır. Zirvede bu siyasi sürece değinilmemiş olması, ABD’nin bunu ertelediğini veya Rusya’ya bir rol vermek istemediğini ya da her ikisini birden göstermektedir. Rusya’nın, ABD’nin Suriye’deki hedeflerinin kendisiyle paylaşılmayacağını fark etmesi uzak bir ihtimal değildir; ancak Rusya en azından Ukrayna ve özellikle Kırım konusunda ABD’nin baskıyı hafifletmesini ummaktadır. Trump yukarıda belirttiğimiz gibi G7 zirvesindeki Kırım açıklamalarıyla Rusya’nın duygularını okşamıştı. Bu durum, Rusya’nın doğudan Avrupa sınırlarını yıktığını gören Avrupa için çok tehlikelidir. Belki de Rusya, Trump’ın bu açıklamalarıyla kendi kazdığı kuyuya düşecektir; nitekim ABD’nin çıkarları uğruna Müslümanlara karşı işlediği suçlar nedeniyle Müslümanların nezdinde yüzü zaten kapkaradır! Bu durum Müslümanların hafızasında ABD, Rusya ve onların yandaşlarına karşı hep kalacaktır. Günler devran döner, işlenen suçlar faillerinin yanına kalmaz:

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ

"Yaptıkları hileler sebebiyle, suç işleyenlere Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap isabet edecektir." (En'âm [6]: 124)

8 Zilkade 1439 H. 21 Temmuz 2018 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın