Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Soru-Cevap: Katalonya Bölgesindeki Siyasi Gelişmeler!

October 20, 2017
5193

Soru:

BBC, 19 Ekim 2017 tarihinde İspanya Başbakanı Mariano Rajoy’un ofisinden şu bilgiyi aktardı: "Hükümet, merkezi hükümetin Katalonya bölgesi üzerinde kontrol sağlamasına izin veren anayasanın 155. maddesini etkinleştirmek için toplanacak... Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont ise İspanyol hükümetine bir mektup göndererek, Madrid'in baskılarını sürdürmesi ve diyaloğu reddetmesi halinde bölge parlamentosunun İspanya'dan ayrılma yönündeki referandumu onaylayacağı tehdidinde bulunmuştu." Bölge başkanı, 1 Ekim 2017’deki referandumun ardından 10 Ekim 2017’de bölge parlamentosunda bağımsızlık ilan etmiş, ancak uygulamasını diyaloğa açık hale getirmişti... Peki, İspanyol devletinin kralı, hükümeti ve anayasa mahkemesinin muhalefetine rağmen bölge neden bu referandumu gerçekleştirdi? Buna yönelik uluslararası tutum nedir? Katalonya'nın bağımsızlığının uygulanabilirliği ne ölçüdedir? Allah hayrınızı artırsın.

Cevap:

Meselenin netleşmesi ve en isabetli cevabın ortaya çıkması için Katalonya’nın gerçekliğini, geçmişteki ayrılıkçı hareketlerini, son referandumu, ardından uluslararası tutumu ve son olarak bu referandumun uygulanma imkanını inceleyeceğiz:

Birincisi: Katalonya’nın Tarihi ve Coğrafi Gerçekliği:

Bölge İspanya'nın kuzeydoğusunda yer alır ve 32,1 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle İspanya topraklarının %8'ini oluşturur. Başkenti Barselona olan bölge; Barselona, Girona, Lleida ve Tarragona olmak üzere dört vilayetten oluşmaktadır. Nüfusu 7,5 milyon olup, bu sayı 17 özerk bölgeden oluşan İspanya nüfusunun yaklaşık %16'sına tekabül etmektedir.

Katalonya, hicri 95 yılından itibaren Endülüs’ün İslami fetihleri sırasında İslam’ın nuruyla aydınlandı. İslam yönetimi sona erdiğinde bölge bağımsız bir yapı olarak varlığını sürdürdü, ta ki 1714 yılında İspanya tarafından zorla ilhak edilene kadar. Bölge halkı bu durumu asla kabullenmedi ve İspanyol işgalinden kurtulmak için mücadelesini sürdürdü... Geçen yüzyılın otuzlu yıllarında merkezi hükümet ve müttefiki özerk Katalonya ile Franco ordusu arasında bir iç savaş yaşandı. Franco’nun zaferinden sonra Katalanlara baskı uygulandı, dillerinin resmi dil olması ve okullarda okutulması yasaklandı ve Katalan kimliği reddedildi. Franco liderliğindeki baskıcı rejimin çöküşünden sonra yapılan halk oylamasında halkın %30'u [katılanların büyük çoğunluğu], ülkenin birliğini ve İspanya'yı oluşturan milliyetlerin, azınlıkların ve bölgelerin özerklik hakkını öngören İspanyol Anayasası lehinde oy kullandı. 1979'da Katalan halkı yeniden özerklik hakkını elde etti ve bunun sonucunda İspanyolca ve Katalanca bölgenin resmi dilleri olarak tanındı... Bundan sonra Katalan ayrılıkçı hareketi, bu yüzyılın başlarına kadar sakinleşti ancak hareketlilik kademeli olarak yeniden tırmanmaya başladı.

İkincisi: Modern Katalan Ayrılıkçı Hareketinin Aşamaları:

1- Bu hareketlenmeler 2006 yılında, özerklik yetkilerini genişletmek amacıyla hazırlanan ve halk oylamasına sunulan yeni bir özerklik yasasının onaylanmasıyla başladı. Yasanın başında Katalonya bir "ulus" olarak tanımlanıyordu. 2010 yılında İspanya Anayasa Mahkemesi bu yasayı iptal edince "Biz bir ulusuz, biz karar veririz" sloganıyla gösteriler düzenlendi. Kasım 2012'de, bölge vatandaşlarının %37'sinin katıldığı ve İspanya'dan bağımsızlık lehine oy kullandığı sembolik bir referandum yapıldı. Ocak 2015'te Katalonya hükümet başkanı Artur Mas, aynı yılın eylül ayında referandum niteliğinde erken seçim yapılacağını duyurdu. Seçimler yapıldı ve ayrılıkçılığı savunan milliyetçi akım, bağımsızlığa karşı çıkan partilerin 63 koltuğuna karşı 72 koltukla çoğunluğu kazandı. Kasım 2015'te parlamentodaki çoğunluk, "bağımsız Katalan devletinin kuruluş sürecinin" başladığını ilan eden bir yasayı onaylamayı başardı. İspanyol hükümeti bu yasaya itiraz etmek için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve mahkeme itirazı kabul etti.

2- 9 Haziran 2017'de bu hareketlenmeler daha sert ve güçlü bir hal aldı. Katalonya Özerk Bölge Başkanı Carles, 1 Ekim 2017'de bölgenin İspanya'dan bağımsızlığı üzerine genel bir referandum yapılacağını ve hükümetin bu referandumda şu soruyu soracağını duyurdu: "Katalonya'nın cumhuriyet yönetim biçimiyle bağımsız bir (devlet) olmasını istiyor musunuz?" (Novosti, 09.06.2017). Ertesi gün İspanyol hükümeti, Katalonya’nın bağımsızlığına yönelik her türlü girişimi engelleyeceğini açıkladı. 6 Eylül 2017'de Katalan Parlamentosu, bölgenin İspanya devletinden bağımsızlığı için yapılacak referandumun temellerini belirleyen bir yasayı onayladı. İspanya Başbakanı Mariano Rajoy buna karşılık: "İspanyol hükümeti, Katalonya’nın özerkliğini askıya almak ve bölgenin İspanya'dan bağımsızlığını engellemek için anayasal yetkilerini kullanabilir" dedi. İspanya Anayasa Mahkemesi ise 8 Eylül 2017'de referandumu, anayasaya uygunluğu karara bağlanana kadar durdurdu.

3- Buna rağmen referandum planlanan tarihte, 1 Ekim 2017'de yapıldı. Sonuç olarak seçmenlerin %90'ı (ki bu nüfusun %43'üne tekabül ediyordu) İspanya'dan ayrılmayı ve bağımsızlığı destekledi. İspanya Kralı VI. Felipe, referandumun ardından 3 Ekim 2017'de yaptığı konuşmada bunu "yasa dışı ve antidemokratik" olarak nitelendirdi. Ancak bölge yöneticisi, "bağımsızlığı bu hafta sonu veya önümüzdeki haftanın başında ilan edeceğini" ve "Kral’ın, İspanyol Anayasası'nın kendisine verdiği yatıştırıcı arabulucu rolünü oynamayı reddettiğini" söyledi (BBC, 03.10.2017). İspanya'nın zor durumda kaldığı görülüyor; zira referandum sürecini engelleyemedi ve engelleme girişimleri güvenlik güçleri ile seçmenler arasındaki çatışmalarda 893 kişinin yaralanmasına yol açarak kamuoyunu kendisine karşı kışkırttı. Bu nedenle bağımsızlık ilanını engellemek için başka yollar aramaya başladı ve bölgeye karşı ekonomik savaş başlattı. Büyük şirketler ve finans kuruluşları Katalonya'dan çekildiklerini duyurdular. İspanya'nın en büyük üçüncü bankası olan Caixabank, 6 Ekim 2017'de merkezini Katalonya'nın başkenti Barselona'dan dışarı taşıma kararı aldı. İspanya, 8 Ekim 2017'de Barselona sokaklarına yüz binlerce bağımsızlık karşıtını çıkararak Katalonya içinde karşıt bir halk ivmesi oluşturmaya çalıştı.

4- Katalonya Bölge Başkanı Carles, 10 Ekim 2017'de bölge parlamentosu önünde bağımsızlık ilan etti ancak uygulamasını erteledi: "Katalonya'nın cumhuriyet biçiminde bağımsız bir devlet olması yönündeki yetkiyi kabul ediyorum; üzerinde mutabık kalınan bir çözüme ulaşmak amacıyla görüşmeler yapmak üzere bağımsızlık ilanının sonuçlarının ertelenmesini öneriyorum" dedi. Ancak bağımsızlık ilanı için parlamentodan açık bir destek alma noktasına gelmedi (Euronews, Reuters, 10.10.2017). Bunun anlamı, kendisini nihai bir ayrılık ilanıyla zor duruma sokmak istememesidir; çünkü bunun gerçekleşmesinin kolay olmadığını biliyor ve İspanyol devleti ile müzakere edip çatışmadan kaçınmak için kapıyı aralık bıraktı. Böylece bölge İspanya içinde kalmaya devam ediyor ancak bölge sorunu, şartlar olgunlaşıp bağımsızlık gerçekleşene kadar İspanya ve Avrupa Birliği için bir sancı kaynağı olarak canlı kalmaya devam ediyor.

Üçüncüsü: Katalonya olaylarına karşı uluslararası tutum. Burada etkili devletlerin yani Avrupa Birliği ve ABD'nin tutumlarını, ayrıca ABD'nin tutumundan güçlü bir şekilde etkilendiği için Birleşmiş Milletler'in tutumunu zikredeceğiz:

1- Avrupa'nın tutumu net bir şekilde Katalonya'nın referandumuna ve bağımsızlığına karşıydı. Almanya, Fransa ve Avrupa Birliği, İspanyol hükümetinin tutumunu destekledi. Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Michael Roth şunları söyledi: "İspanya'nın Katalonya bölgesindeki gelişmeler endişe vericidir, ayrılma çözüm değildir ve ayrılıkçılık hiçbir sorunu çözmez. Avrupa Birliği'ndeki tüm üye devletler hukukun üstünlüğü ve demokrasi ilke ve kurallarına sıkı sıkıya uymalı ve saygı göstermelidir... AB'deki siyasi çatışmalar sokaktaki şiddet yerine diyalog yoluyla çözülmelidir." (Reuters, 02.10.2017). Fransa da Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakan Nathalie Loiseau aracılığıyla tutumunu açıklayarak; Fransa'nın "İspanyol bölgesinin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesi durumunda Katalonya'yı tanımayacağını... Bölgenin bağımsızlığının tanınacağını varsaysak bile -ki bu söz konusu değildir- bunun derhal sonucu Katalonya'nın Avrupa Birliği dışında kalması olacaktır" dedi (Reuters, 09.10.2017). Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Birliğin tutumunu açıklayarak "İspanyol hükümetinin ve anayasa mahkemesinin kararlarına saygı gösterilmesini" talep etti. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ise 2 Ekim 2017'de Twitter hesabında şunları yazdı: "İspanya Başbakanı Rajoy'un anayasal argümanlarını destekliyor ve gerilimin tırmanmasını ve şiddet kullanımını önleyecek yollar bulması çağrısında bulunuyorum."

2- Amerikan tutumuna gelince, Katalonya hükümeti ve başkanının ABD'den cesaret ve destek aldığı görülmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert şunları söyledi: "Amerika Birleşik Devletleri referandumu, müdahale etmek istemediği içsel bir mesele olarak görmekte, konunun çözümü için oradaki hükümet ve halka bırakmaktadır; öte yandan kriz çözüldükten sonra herhangi bir hükümet veya yapı ile çalışacaktır." (El-Fecr el-Mısriyye, 16.09.2017). Bu son cümle, referanduma ve bağımsızlığa yönelik bir Amerikan desteği olarak kabul edilir. Çünkü "kriz çözüldükten sonra herhangi bir hükümet veya yapı ile muhatap olacağız" diyor; yani Katalonya bölgesi bağımsızlığını kazanabilirse onu tanıyacağız demektir. İspanyol El Pais gazetesi, "Katalonya Bölge Başkanı Carles Puigdemont'un, Amerikan sözcüsünün açıklamalarını, Amerika'nın Katalan halkının iradesine ve referandum sonucuna saygı duyduğu şeklinde değerlendirdiğini" belirtti. Bilindiği üzere ABD, Avrupa Birliği'ni parçalamayı hedeflemektedir; nitekim İngiltere'nin AB'den ayrılmasını desteklediğini açıklamış ve diğer Avrupa ülkelerinde de benzer adımları teşvik etmiştir. Ya da en azından, AB'nin veya büyük üye devletlerin uluslararası meselelerde ABD ile rekabet etmemesi veya işlerini karıştırmaması için Avrupa'yı kendi iç işleriyle ve ayrılıkçı hareketlerle meşgul etmek istemektedir. Bu tür ayrılıkçı hareketlerin teşvik edilmesi ABD’nin çıkarınadır. Bu tutum, Kürdistan referandumu ve bağımsızlığı konusundaki tutumunun tam tersidir; orada buna şiddetle karşı çıkmış, reddetmiş ve Irak'tan İran'a ve Türkiye'ye kadar kendisine bağlı bölge devletlerini Barzani'ye baskı yapmaları için harekete geçirmiştir. Çünkü bu, şu anda ABD’nin çıkarına değildir; özellikle de Irak'ta nüfuz sahibi olan kendisidir. İngiltere ise, ABD'nin işlerini karıştırmak ve Katar'a uygulanan yaptırımların kaldırılması için pazarlık yapmak amacıyla ajanı Barzani'ye bu adımı atması için telkinde bulunmuştur.

3- ABD'nin tahakkümü altındaki Birleşmiş Milletler'in tutumu ise, Katalonya konusunda bağımsızlığı teşvik edicidir. Genel Sekreter Antonio Guterres, "İspanya'daki demokratik kurumların merkezi hükümet ile Katalonya bölgesi yetkilileri arasındaki krize bir çözüm bulabilmesini umduğunu" açıkladı. Birleşmiş Milletler 72. Genel Kurul Başkanı sözcüsü ise şunları söyledi: "Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı temel bir haktır... Bu hakkın, ülkenin toprak bütünlüğü ilkesine aykırı olmadan ve taraflar arasındaki anlaşma yoluyla uygulanması gerektiğini belirtti." (Associated Press, 03.10.2017). Bu durum, BM'nin Katalonya'nın bağımsızlığını teşvik ettiğine işaret ederken; Kürdistan referandumu ve bağımsızlığına BM'deki Amerikan kararlarının baskınlığı nedeniyle karşı çıkmıştı.

Bu tutumlardan açıkça anlaşılıyor ki, Katalonya'nın referandum konusundaki son hamleleri ABD'den teşvik görmüştür. Çünkü ABD için, özellikle de Trump döneminde, Avrupa'daki ortamı bulandırmak önemlidir... Yukarıda zikrettiğimiz tutumlar ve açıklamalar bu durumu doğrulamaktadır.

Dördüncüsü: Bu Ayrılığın Uygulanma İmkanı:

Bu durumun gerçekleşmesi, en azından yakın gelecekte kolay değildir. Şüphesiz ABD bunun farkındadır; Katalan hareketlerini teşvik etmesi, Avrupa'daki ortamı bulandırmak ve uzun vadede AB'yi parçalamaya yönelik ön adımlar olarak Avrupa'yı kendisiyle meşgul etmek içindir... Ayrıca İspanya'nın Katalonya'nın ayrılmasını hiçbir şekilde kabul edememesine neden olan iki temel sebep vardır:

1- Bu bölge küçük olmasına rağmen İspanya'nın toplam milli hasılasının %20'sini üretmekte, İspanya'nın dış ticaretiyle ilgili nakliye ve ulaşım hareketliliğinin %70'ini kontrol etmekte ve İspanyol sanayisinin üçte birini gerçekleştirmektedir. Bu nedenle Katalonya sakinleri, aldıklarından fazlasını verdiklerini ve İspanyol hükümetinin kendilerine bölge hasılasının %10'una varan ağır vergiler yüklediğini düşünmektedirler; tüm bunlar bağımsızlık çığlıklarını ve eğilimlerini güçlendirmektedir. Diğer taraftan İspanya; ekonomik sorunlar, bütçe zayıflığı, yüksek bütçe açığı ve artan işsizlik oranlarından muzdariptir, ayrıca kemer sıkma önlemleri uygulamaktadır. Katalonya ekonomisi bu ekonomik sorunların çözümünde temel bir unsurdur.

2- Aynı şekilde, Katalonya'nın ayrılması İspanya içinde ve dışında peş peşe kopmalara yol açar. Çünkü Katalonya'nın bağımsızlığı, daha önce bağımsızlık arayışında olan İspanyol Bask bölgesi için teşvik edici olacaktır. Bask bölgesi, Katalonya’nın adımını zaten desteklemiştir; bu da Bask bölgesinin yeniden ayrılık talep etme ihtimaline işaret etmektedir, zira oradaki ayrılıkçı eğilimler ölmemiştir. "Bask bölgesi zaten gelecek yıldan itibaren İspanyol topraklarından ayrılma arzusunu ilan etmiştir" (Siyasa Post, 24.09.2017). Bu bölge, ETA hareketinin uzun yıllar silahlı eylemlerle ayrılık sürecini yönettiği, yüzlerce kişinin öldüğü şiddet olaylarına sahne olmuş, üç yıl önce ateşkes ilan edilip hareketin bölge için daha fazla yetki elde etmesinin ardından silah bırakmasıyla sakinleşmişti. Bu nedenle, bir bölgede meydana gelecek herhangi bir ayrılık muhtemelen diğerlerini de takip edecektir. İspanya Adalet Bakanı bu konuda şu uyarıyı yapmıştır: "Katalonya bölgesinin bağımsızlığının İspanyol devletinin sonunu getireceğinden ciddi şekilde korkuyorum; çünkü Katalonya'nın bağımsızlığı, ilk parça devrildiğinde domino taşlarının art arda devrilmesi gibi olacaktır." (Al Jazeera, 02.10.2017).

Bu nedenle İspanya, Katalonya bölgesinin ayrılmasını hiçbir şekilde kabul edemez; aksine, bugün 19.10.2017'de BBC'nin İspanya Başbakanlık ofisinden aktardığı üzere, ayrılığı başka yollarla engelleyemezse bölgenin özerkliğini iptal etmek için 155. maddeyi etkinleştirmekle tehdit etmektedir...

3- Ayrıca, ayrılık fikri yayılır ve özellikle de gerçekleşirse Avrupa Birliği çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalır... Çünkü Fransa'da da ayrılıkçı hareketler vardır; nitekim Katalonya ve Bask bölgeleri Fransa ile İspanya arasında bölünmüştür. Korsika adasında Fransa'dan bağımsızlık isteyen ve Katalonya'nın adımının başarısını bekleyen bir ayrılıkçı hareket mevcuttur. İtalya'da, Belçika'da ve diğer yerlerde de ayrılıkçı hareketler vardır; bu da İngiltere'nin Brexit'i ile yaşandığı gibi, pek çok krizle ve milliyetçi hareketlerin birlikten çıkma tehditleriyle boğuşan Avrupa Birliği'nin bütünlüğünü tehdit etmektedir.

Tüm bunlar, bu ayrılığın gerçekleşme ihtimalini uzak ve son derece zor kılmaktadır. Zira bu sadece İspanya için değil, bir bütün olarak Avrupa Birliği için bir tehlikedir.

Görünen o ki bölge başkanı, bizzat bölge içinde bile halk kitleleri tarafından protesto edilerek neredeyse yalnız kaldığını görünce bunu anlamaya başlamıştır... Bu nedenle bağımsızlık ilanı kararı tam olmamış; bölge başkanı, bölge için daha fazla bağımsızlık elde etmek amacıyla müzakereler yürütmek ve gelecekte gerek İspanya'nın gerekse Avrupa Birliği'nin durumu açısından bağımsızlığı gerçekleştirmek için uygun fırsatları ve koşulları beklemek üzere ilanın uygulamasını ertelemiştir... Hatta onu teşvik eden ABD bile, AB’nin desteğiyle İspanya'nın güçlü tutumunu görünce ona yardım etmekte yavaş davranmıştır. Bu nedenle ABD Başkanı Trump, Katalonya’nın bağımsızlığı konusundaki görüşünü almak üzere ABD’ye giden İspanya Başbakanı Rajoy ile yaptığı görüşme sonrasındaki basın toplantısında şöyle demiştir: "Büyük bir ülke ile muhatabız ve birlik içinde kalmalıdır." (Eş-Şuruk el-Mısriyye, 27.09.2017). Bölge başkanı, Trump'ın vaadinde şeytan gibi olduğunu anlayacaktır:

يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُورًا

"Şeytan onlara vaat eder ve onları ümitlendirir. Şeytanın onlara vaadi ise aldatmacadan başka bir şey değildir." (Nisâ Suresi, 4:120)

Buna rağmen ABD, Avrupa Birliği'ni sarsmaya devam edecek ve Avrupa'da onun vaatlerine icabet edenleri bulacaktır...!

Beşincisi: İşte böylece milliyetçilik, kapitalist ideoloji sahiplerini, özellikle de Avrupa'yı içten içe kemirmekte; onu, birliğini, bütünlüğünü ve dışarıdaki siyasi etkinliğini zayıflatmaktadır. Çünkü kapitalist ideoloji milliyetçilik meselesini çözememiştir ve çözemeyecektir... Zira o, dini hayattan ayırdığı için temelinden batıl olmasının yanı sıra başarısız bir ideolojidir. Sermaye sahiplerinin kontrolünde olan, onların mevkiler ve imtiyazlar kazandığı, yasaların istismar edildiği demokrasisi nedeniyle de bozuk bir nizamdır. Dini ve dindarları hedef alması, insanlar arasında dini ve etnik temellere dayalı ayrımcılık yapması nedeniyle de zalimdir... Bu durum Amerika ve Avrupa'da o kadar barizdir ki hiçbir göz bunu kaçırmaz ve hiçbir basiret buna gafil kalmaz...

Bütün beşerî kanunlar bu zulümden, adaletsizlikten, yozlaşmadan ve ülkelerin ve halkların köleleştirilmesinden uzak değildir... İnsanlar arasında hakkı ve adaleti ikame edecek, onların işlerini düzeltecek olan yegâne nizam, Alemlerin Rabbi Allah’ın indirdiği İslam’dır. Şüphesiz Allah, yarattığına neyin iyi geleceğini en iyi bilendir:

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

"Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilendir ve her şeyden haberdardır." (Mülk Suresi, 67:14)

Halkları tek bir potada eriten, milliyetçi ve ırkçı çekişmeleri ve ayrılıkları ortadan kaldıran İslam’dır; zira o, her türlü milliyetçi eğilimi ve vatancı asabiyeti haram kılmış ve onlarla amansız bir şekilde mücadele etmiştir... İslam, insanların işlerini gütmede; din, ırk, renk, cinsiyet veya başka hiçbir ayrım gözetmeksizin aralarında adaleti tesis eden nizamdır. Aksine, Râşidî Hilafet Devleti gölgesinde yargı önünde adalete dayalı muamelede tüm insanları eşit kabul eder...

İmam Ahmed Müsned'inde tahriç etmiştir: Bize İsmail anlattı, bize Said el-Cureyrî, Ebu Nadra'dan anlattı, bana Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Teşrik günlerinin ortasında verdiği hutbeyi işiten kimse şöyle anlattı:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ، أَلَا إِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ، وَإِنَّ أَبَاكُمْ وَاحِدٌ، أَلَا لَا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى عَجَمِيٍّ، وَلَا لِعَجَمِيٍّ عَلَى عَرَبِيٍّ، وَلَا أَحْمَرَ عَلَى أَسْوَدَ، وَلَا أَسْوَدَ عَلَى أَحْمَرَ، إِلَّا بِالتَّقْوَى أَبَلَّغْتُ

"Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki Rabbiniz birdir, babanız birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba; kızılın siyaha, siyahın kızıla takva dışında bir üstünlüğü yoktur. Tebliğ ettim mi?" Onlar: "Rasulullah tebliğ etti" dediler... (sallallahu aleyhi ve sellem).

Hak budur:

فَماذا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلالُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

"Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?" (Yunus Suresi, 10:32)

29 Muharrem 1439 H. 19/10/2017 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın