Bismillâhirrahmânirrahîm
(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Atâ b. Halil Ebû er-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhî" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Soru-Cevap:
Dr. Bessam eş-Şaban'a
Soru:
Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Her yılınız bin hayırla dolsun, bayramınız mübarek olsun değerli Emirimiz, Allah sizi korusun...
Sorum şudur: Kamusal alanlarda ve dükkânlarda güvenlik kameralarının hükmü nedir? Bir kişiyi, kamera aracılığıyla hırsızlık yaparken görüldüğünde kamera deliliyle suçlamak caiz midir?
Cevap:
Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Sorunuz iki kısımdan oluşmaktadır: Birincisi güvenlik kameralarının kullanım hükmü, ikincisi ise güvenlik kameralarının kaydettiği görüntülerin şer’î bir beyyine (delil) sayılıp sayılmayacağı hakkındadır.
Sorunun birinci kısmının cevabı:
Kameraların hükmü; “Eşyada asıl olan, haram kılındığına dair bir delil bulunmadıkça mubahtır” şer’î kaidesine dâhildir. Bu kaide, Allah Teâlâ’nın şu kavillerinden alınmıştır:
أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ
"Göklerde ve yerde olanları Allah’ın sizin emrinize verdiğini görmediniz mi?" (Lokmân [31]: 20)
وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ
"O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından (bir lütuf olarak) sizin hizmetinize vermiştir." (Câsiye [45]: 13)
Kameraların haram olduğuna dair bir delil bulunmadığı için asıl hükmü mubahtır. Ancak mubah olan bir şey haram bir işte kullanılırsa, o kullanım haram olur. Bu durum, “Harama götüren vesile haramdır” şeklindeki külli şer’î kaideye ve ikinci zarar kaidesi olan “Mubah olan fertlerden her biri, eğer zararlıysa veya zarara yol açıyorsa, o fert haram olur ancak asıl olan mesele mubah kalmaya devam eder” kaidesine dayanır.
Buna göre, güvenlik kameraları hırsızlığı önlemek için ticari dükkânların izlenmesi veya trafik akışının takibi gibi caiz işlerde kullanılırsa, tüm bu kullanımlar caizdir. Ancak insanların özel hayatlarını araştırmak (tecessüs), hareketlerini izlemek, mahremiyetlerine (avret) muttali olmak veya evlerinin içini görüntülemek için kullanılırsa, tüm bu kullanımlar haramdır. Çünkü insanların özel hayatlarını araştırmak ve hareketlerini izlemek, Allah Teâlâ’nın şu kavli gereğince haramdır:
وَلَا تَجَسَّسُوا
"Birbirinizin kusurunu araştırmayın (tecessüs etmeyin)." (Hucurât [49]: 12)
Ayrıca Ebû Dâvûd’un Sünen’inde Nebi ﷺ’den rivayet ettiğine göre:
إِنَّ الْأَمِيرَ إِذَا ابْتَغَى الرِّيبَةَ فِي النَّاسِ أَفْسَدَهُمْ
"Yönetici insanlar arasında şüphe ararsa, onları ifsada sürükler." (Ebû Dâvûd)
İnsanların mahremiyetine ve özel hayatlarına muttali olmak da haramdır. Zira Müslim’in Ebû Hureyre’den, Nebi ﷺ’den rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur:
مَنِ اطَّلَعَ فِي بَيْتِ قَوْمٍ بِغَيْرِ إِذْنِهِمْ، فَقَدْ حَلَّ لَهُمْ أَنْ يَفْقَئُوا عَيْنَهُ
"Kim bir topluluğun evine izinleri olmaksızın bakarsa, gözünü çıkarmaları onlara helal olur." (Müslim)
Sorunun ikinci kısmının cevabı:
Güvenlik kameraları aracılığıyla yakalanan görüntüler, şer’an bir suçun beyyinesi (delili) olmaya elverişli değildir. Çünkü şer’î delillerin delalet ettiği şer’î beyyineler yalnızca dört türdür: İkrar (itiraf), yemin, şehadet (şahitlik) ve kesinliği olan yazılı belgeler (maddi belgeler).
Bu dört beyyine dışında bir beyyine yoktur ve bunların delilleri şunlardır:
- İkrar: Buhari’nin Zeyd b. Halid ve Ebû Hureyre (r.anhuma)’dan, Nebi ﷺ’den rivayet ettiğine göre:
وَاغْدُ يَا أُنَيْسُ إِلَى امْرَأَةِ هَذَا، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا
"Ey Uneys! Bu adamın karısına git, eğer itiraf ederse onu recmet." (Buhari)
- Yemin: İbn Mâce’nin Sünen’inde İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
لَوْ يُعْطَى النَّاسُ بِدَعْوَاهُمْ، ادَّعَى نَاسٌ دِمَاءَ رِجَالٍ وَأَمْوَالَهُمْ، وَلَكِنِ الْيَمِينُ عَلَى الْمُدَّعَى عَلَيْهِ
"Eğer insanlara iddiaları (sadece iddia ettikleri için) verilseydi, bazı insanlar başkalarının kanlarını ve mallarını iddia ederlerdi. Fakat yemin, aleyhine iddiada bulunulan kimse üzerinedir." (İbn Mâce)
Dâre-Kutnî’nin Ebû Hureyre’den, Nebi ﷺ’den rivayetine göre:
الْبَيِّنَةُ عَلَى مَنِ ادَّعَى، وَالْيَمِينُ عَلَى مَنْ أَنْكَرَ إِلَّا فِي الْقَسَامَةِ
"Beyyine (delil) iddia edene, yemin ise inkâr edene düşer (Kasame hariç)." (Dâre-Kutnî)
- Şehadet: Allah Teâlâ’nın şu kavli:
وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَأَمْوَالَانِ
"Erkeklerinizden iki de şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, bir erkekle iki kadın şahit olsun..." (Bakara [2]: 282)
- Kesinliği olan yazılı belgeler: Allah Teâlâ’nın şu kavli:
وَلاَ تَسْأَمُوا أَنْ تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلاَّ تَرْتَابُوا إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلاَّ تَكْتُبُوهَا
"Borç az olsun çok olsun, vadesine kadar onu yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda devrettiğiniz peşin bir ticaret olursa, onu yazmamanızda size bir günah yoktur." (Bakara [2]: 282)
İşte bunlar şer’î delillerin gösterdiği beyyinelerdir. Bunların dışındakiler; parmak izleri, kan tahlilleri, fotoğraflar ve iz takip köpekleri gibi şeyler ise ancak kendisinden yararlanılan birer karine (ipucu/belirti) olmaktan öteye geçemez. Çünkü bunların ne Kitap’tan ne de Sünnet’ten bir delili yoktur; dolayısıyla şer’î beyyinelerden sayılmazlar. Bu nedenle, bir beyyineye dair özel bir delil bulunmadıkça veya mevcut bir delilin kapsamına girmedikçe, o şey şer’an beyyine kabul edilmez.
Buna göre, güvenlik kamerası görüntüleri beyyine değildir. Ancak bu, onların tamamen değersiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, onlar da diğer karineler gibi soruşturmada yardımcı unsurlar (istinas) olarak dikkate alınır. Fakat istinas başka bir şey, beyyine başka bir şeydir. Fotoğraflar ve benzeri şeyler istinas amaçlı, yani bilgi edinme ve ipucu olarak kullanılabilir. Bu durum, öldürülen kişinin kendisini filancanın öldürdüğünü söylemesi gibidir; bu sözden ipucu olarak yararlanılır (istinas edilir) ancak tek başına dava üzerinde bir beyyine olmaz.
Buhari’nin Sahih’inde Enes b. Malik (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre:
أَنَّ يَهُودِيًّا رَضَّ رَأْسَ جَارِيَةٍ بَيْنَ حَجَرَيْنِ، فَقِيلَ لَهَا: مَنْ فَعَلَ بِكِ هَذَا، أَفُلاَنٌ، أَفُلاَنٌ؟ حَتَّى سُمِّيَ اليَهُودِيُّ، فَأَوْمَأَتْ بِرَأْسِهَا، فَجِيءَ بِاليَهُودِيِّ فَاعْتَرَفَ، فَأَمَرَ بِهِ النَّبِيُّ ﷺ فَرُضَّ رَأْسُهُ بِالحِجَارَةِ
"Bir Yahudi, bir genç kızın başını iki taş arasında ezmişti. Kıza: 'Bunu sana kim yaptı, filanca mı, yoksa filanca mı?' denildi. Yahudi'nin ismi söylenince başıyla onayladı. Bunun üzerine Yahudi getirildi ve o da itiraf etti. Bunun üzerine Nebi ﷺ onun başının taşla ezilmesini emretti." (Buhari)
Resulullah ﷺ kıza kendisini kimin öldürdüğünü sorduğunda ve isimler sayıldığında kız Yahudi’ye işaret ettiğinde, Resulullah ﷺ kızın bu sözünü (veya işaretini) beyyine olarak almamış, ancak ondan bir ipucu olarak yararlanmıştır (istinas). Yahudi getirilip itiraf edince kısas uygulanmıştır. Dolayısıyla beyyine, ölenin sözü değil, Yahudi'nin itirafı ve ikrarı olmuştur. Diğer tüm karineler ve benzerleri de böyledir; şer’î bir delil olmadıkça beyyine değil, ancak kendisinden yararlanılan birer ipucu (istinas) niteliğindedirler.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû er-Raşta
Emir’in Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir’in Google Plus sayfasındaki cevap linki: Googleplus
Emir’in Twitter sayfasındaki cevap linki: Twitter
Emir’in web sitesindeki cevap linki: Amir