(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata b. Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Soru Cevabı
Mohamed Abou Youssef'e
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Değerli Şeyhimiz, ticaret mallarının zekâtı ile ilgili aciliyet arz eden bazı sorularım var. Zekâta tabi olan net ticaret malları belirlendikten sonra, zekât matrahını oluşturan varlıkların değerlendirilmesi gerekiyor. Sorum dönem sonu stokları hakkındadır; yani satış amacıyla satın alınan ancak sene sonuna (havl) kadar satılmayan mallar hangi fiyatla değerlendirilir? Maliyet bedeliyle mi yoksa piyasa değeriyle mi? Yani satış fiyatıyla mı yoksa alış fiyatıyla mı? Eğer alış fiyatı dersek durum açık. Ancak satış fiyatı dersek, mallar perakende fiyatıyla mı yoksa toptan fiyatıyla mı değerlendirilmeli? Ayrıca mallar başkasının yanında, yani vekilde olabilir; bu durumda değerlendirme zekât verenin bulunduğu yerin fiyatıyla mı yoksa malların bulunduğu yerin fiyatıyla mı yapılır? Bir de "kasid" (elde kalan) mallar, yani üzerinden yıllar geçtiği halde satılmayan mallar hakkında; özellikle piyasa ve değişim değerini kaybetmişlerse bunlarda zekât var mıdır? Sorunun uzunluğu için özür dilerim. Allah sizi mübarek kılsın.
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Ticaret malları (Uruz ut-Tijarah); kâr amacıyla alım satım yapmak için edinilen nakit dışındaki her şeydir. Bunlar; yiyecekler, giyecekler, mefruşat, sanayi ürünleri, hayvanlar, madenler, arazi, bina ve alınıp satılan diğer her türlü şeyi kapsar.
Ticaret amacıyla edinilen mallarda zekât vaciptir. Semure b. Cündub’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ كَانَ يَأْمُرُنَا أَنْ نُخْرِجَ الصَّدَقَةَ مِنْ الَّذِي نُعِدُّ لِلْبَيْعِ
"Bundan sonra (şöyle dedi): Resulullah ﷺ bize, satış için hazırladığımız şeylerden zekât (sadaka) çıkarmamızı emrederdi." (Ebu Davud)
Ebu Zer’den, Nebi ﷺ’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
وَفِي الْبَزِّ صَدَقَتُهُ
"Ticari kumaşlarda (elbiselerde) zekât vardır." (Dâreknutnî ve Beyhakî). El-Bezz; ticaret yapılan elbise ve kumaşlardır.
Ebu Ubeyd, Ebu Amra b. Hamas’tan, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: "Ömer b. el-Hattab yanıma uğradı ve: 'Ey Hamas, malının zekâtını öde' dedi. Ben de: 'Ok kılıfları ve deriden başka malım yok' dedim. Ömer: 'Onlara değer biç, sonra zekâtını öde' dedi."
Abdurrahman b. Abdü'l-Kâri’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ömer b. el-Hattab zamanında Beytülmal’den sorumluydum. Atâ (maaş) dağıtılacağı zaman tüccarların mallarını toplar, hazır olan ve olmayan mallarını hesaplar, sonra hazır olan maldan hem hazır olan hem de gaib olan (yolda/başka yerde olan) malların zekâtını alırdı." (Ebu Ubeyd rivayet etmiştir).
- Ahmed müsnedinde Malik b. Evs b. el-Hadesân en-Nasrî’den, o da Ebu Zer’den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu işittim:
فِي الْإِبِلِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْغَنَمِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْبَقَرِ صَدَقَتُهَا، وَفِي الْبَزِّ صَدَقَتُهُ
"Develerde zekât vardır, koyunlarda zekât vardır, sığırlarda zekât vardır ve kumaşlarda (ticari elbiselerde) zekât vardır." Buradaki el-bezz, ticaret için hazırlanan elbiselerdir.
- Nevevî, el-Mecmu' Şerhu'l-Mühezzeb’de şöyle demiştir:
"Ticaret mallarında zekât vaciptir. Çünkü Ebu Zer (ra) Nebi ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: 'Develerde zekât vardır, sığırlarda zekât vardır, kumaşlarda zekât vardır.' Ayrıca ticaret ile malın neması (artışı) hedeflenir, dolayısıyla hayvanlardaki saime (otlayan hayvan) zekâtı gibi buna da zekât bağlanmıştır... 'Kumaşlarda zekât vardır' ifadesindeki 'el-bezz' kelimesi 'be' harfinin fethası ve 'ze' harfi ile okunur, tüm râviler böyle rivayet etmiştir. Dâreknutnî ve Beyhakî 'ze' ile olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Şafiî’nin (ra) eski ve yeni görüşleri ticaret zekâtının vücubiyeti konusunda ittifak halindedir... Mezhep mensupları arasında meşhur olan, Şafiî’nin (ra) mezhebinde bunun vacip olduğu yönündeki ittifaktır..."
- İbn Kudâme, el-Muğnî’de şöyle demiştir:
"İlim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre ticaret mallarının değeri üzerinden zekât vaciptir. İbnü’l Münzir şöyle demiştir: İlim ehli, ticaret kastıyla edinilen malların üzerinden bir yıl (havl) geçtiğinde zekâtının verilmesi gerektiği konusunda icma etmiştir... Bizim delilimiz Ebu Davud’un Semure b. Cündub’dan rivayet ettiği şu hadistir: 'Resulullah ﷺ bize satış için hazırladığımız şeylerden zekât çıkarmamızı emrederdi.' Dâreknutnî de Ebu Zer’den Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: 'Develerde zekât vardır, koyunlarda zekât vardır, kumaşlarda zekât vardır.' Bu ifadeyi 'ze' ile söylemiştir. Malların aynından değil, değeri üzerinden vacip olduğu konusunda ihtilaf yoktur. Ebu Amra b. Hamas’ın babasından rivayetine göre Ömer ona: 'Malının zekâtını öde' demiş, o da: 'Ok kılıfları ve deriden başka malım yok' deyince Ömer: 'Onlara değer biç, sonra zekâtını öde' buyurmuştur. Bunu İmam Ahmed ve Ebu Ubeyd rivayet etmiştir." (Bitti).
- Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ’da şöyle rivayet etmiştir:
"(Ahmed b. Muhammed b. el-Haris el-Fakih bize haber verdi, Ali b. Ömer el-Hafız bildirdi, Ebu Bekir en-Nisaburi anlattı, Ahmed b. Mansur anlattı, Ebu Asım anlattı, Musa b. Ubeyde anlattı, İmran b. Ebi Enes bana anlattı), Malik b. Evs b. el-Hadesân dedi ki: Ben Osman’ın yanında otururken Ebu Zer geldi ve hadisi zikretti. Dediler ki: Ey Ebu Zer, bize Resulullah ﷺ’den hadis rivayet et. Dedi ki: Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu işittim: 'Develerde zekât vardır, koyunlarda zekât vardır, sığırlarda zekât vardır ve kumaşlarda zekât vardır.' Bunu 'ze' ile söyledi." (Bitti).
Ticaret mallarının değeri altın veya gümüş nisabına ulaştığında ve üzerinden bir yıl (havl) geçtiğinde zekât vacip olur.
Eğer bir tüccar ticaretine nisap miktarından az bir malla başlar ve yıl sonunda malı nisaba ulaşırsa, zekât gerekmez; çünkü nisap üzerinden bir yıl geçmemiştir. Bu nisap üzerinden tam bir yıl geçtikten sonra zekât vermesi gerekir.
Eğer tüccar ticaretine nisabı aşan bir malla başlarsa; örneğin bin dinar ile başlayıp yıl sonunda ticareti büyür, kâr eder ve değeri üç bin dinara ulaşırsa, başladığı bin dinarın değil, üç bin dinarın zekâtını vermesi gerekir. Çünkü malın neması (artışı) aslına tabidir ve kârın yılı asıl malın yılı ile aynıdır. Tıpkı keçi yavruları (sehal) ve koyun yavrularının (behm) anneleriyle birlikte hesaplanıp zekâtının verilmesi gibi; çünkü onların yılı annelerinin yılıdır. Aynı şekilde malın kârı da, elde edildiği asıl malın yılına tabidir. Yıl dolduğunda tüccar ticaret mallarını değerlendirir. İster develer, sığırlar ve koyunlar gibi aynî olarak zekâta tabi olanlar olsun, ister elbiseler, sanayi ürünleri, arazi veya binalar gibi aynî olarak zekâta tabi olmayanlar olsun; hepsini altın veya gümüş üzerinden tek bir değerlendirmeye tabi tutar. Eğer altın veya gümüş nisabına ulaşmışsa kırkta bir (%2,5) oranında zekâtını verir. Zekâtı tedavüldeki nakit para ile öder. Eğer kendisine kolaylık sağlıyorsa zekâtı malın kendisinden (ayni olarak) de çıkarabilir. Örneğin koyun, sığır veya elbise ticareti yapıyorsa ve ödemesi gereken zekât miktarı bir koyun, sığır veya elbise değerindeyse; isterse nakit olarak verir, isterse bir koyun, sığır veya elbise olarak verir. Hangi şekilde yaparsa caizdir.
Develer, sığırlar ve koyunlar gibi aynî olarak zekât vacip olan mallar ticaret için tutuluyorsa, bunlarda hayvan (saime) zekâtı değil, ticaret malı zekâtı uygulanır. Çünkü bunlara sahip olmaktaki asıl maksat beslemek (kınye) değil, ticarettir.
Bu şer’î gerçeklik ışığında, sorunuzun cevabı şu şekildedir:
A- Ticaret malları, zekâtın vacip olduğu andaki piyasa değeriyle, yani satış fiyatıyla değerlendirilir. Çünkü malların gerçek değeri budur. Alış fiyatıyla değerlendirilmez; çünkü alış fiyatı, malın gerçek bedelini ifade eden piyasa fiyatından düşük veya yüksek olabilir. Bu nedenle esas olan piyasa fiyatıdır.
B- Eğer satıcı toptancı ise mallarını toptan fiyatıyla; perakendeci ise perakende fiyatıyla değerlendirir. Eğer hem toptan hem perakende satıyorsa, bu iki satış arasındaki oranı esas alır. Örneğin mallarının yarısını toptan, yarısını perakende satıyorsa, malların yarısını toptan fiyatıyla, diğer yarısını perakende fiyatıyla takdir eder. Çünkü malların değerini gerçeğe en yakın ifade eden yöntem budur.
C- Mallar, tüccarın bulunduğu yerin değil, malların bulunduğu yerin piyasa fiyatıyla değerlendirilir. Çünkü malların bulunduğu yerdeki piyasa fiyatı, onların gerçek değerine daha yakındır.
D- Zekât verilmek istendiğinde, ister "kasid" (elde kalan/satılmayan) olsun ister olmasın tüm mallar değerlendirilir. Çünkü mallar hakikatte maldır (sermayedir). Elde kalan mallar, zekât verme vakti geldiğindeki piyasa değerleri üzerinden değerlendirilir. Bu durumda değerleri, kuşkusuz durgunluktan önceki değerlerinden daha düşük olacaktır. Bu işlem her yıl yapılır; çünkü bu mallar mal formundaki nakit gibidir ve her yıl nakit parada olduğu gibi bunlarda da zekât vaciptir.
E- Ticaret mallarının zekâtı nakit olarak çıkarılır, ancak malın kendisinden çıkarılması da caizdir. Eğer ödenmesi gereken zekât 2000 birim ise ve bir malın fiyatı 500 birim ise, zekât veren kişi ticaret mallarından 4 adet malı zekât olarak verebilir. Bu durum, elde kalan (kasid) mallar için uygun bir çıkış yolu olabilir; böylece zekât nakit paradan değil malın kendisinden çıkarılmış olur ve zekât verenin maslahatı gözetilmiş olur.
Bu konuda tercih ettiğim görüş budur. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.
Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşte
Amir’in Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192.1073741828.122848424578904/462064227323987/?type=3&theater
Amir’in Google Plus sayfasındaki cevap linki: https://plus.google.com/u/0/b/100431756357007517653/100431756357007517653/posts/Y3AJFy2t9Dj
Amir’in Twitter sayfasındaki cevap linki: https://twitter.com/ataabualrashtah/status/716720438135627783?lang=ar
Amir’in web sitesindeki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3697/