(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Fıkhî Cevaplar Serisi)
Cuma Bey'e
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh Değerli Şeyhimiz,
Somut bir delil olmaksızın, sadece şüpheye dayalı olarak bir tutuklunun suçunu itiraf etmesi için darp (dayak) kullanmanın hükmü nedir? Bilindiği üzere, darp altında sonuçta kişinin suçlu olduğu ortaya çıkabilmektedir. Sorunun ikinci kısmı ise: Sanığın elindeki bilgileri itiraf etmesi için halüsinasyon iğneleri kullanmak caiz midir? Çünkü bu iğnelerin kullanımı, bazen ölüme yol açan şiddetli darbelerden kaçınmak gerekçesiyle savunulmaktadır.
Kardeşiniz Cuma Berru – Suriye Vilayeti
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Zanlıya işkence yapmak İslâm'da büyük bir suçtur ve bunu yapan kişi Şer’i hükümlere göre şiddetli bir şekilde cezalandırılır. Ayrıca işkence yoluyla alınan itirafın dava işlemlerinde hiçbir kıymeti yoktur. Sadece bu da değil; sanığın suçu düzgün ve meşru bir yargılama ile sabit olsa bile, kadının sanığa işkence içeren bir ceza vermesi caiz değildir. Aksine sadece Şeriatın belirlediği cezalar uygulanabilir. Bunu açıklığa kavuşturmak için şunları söylüyoruz:
1- Bu konuyu Anayasa Mukaddimesi’nin 13. maddesinde şu şekilde detaylandırdık: "Aslolan zimmetin beraatidir (kişinin suçsuzluğudur). Hiç kimse mahkeme kararı olmadan cezalandırılamaz. Hiç kimseye asla işkence yapılamaz ve bunu yapan herkes cezalandırılır." Bu maddenin şerhinden bazı kısımları aktarıyorum: Müslim, Vail bin Hucr’dan şöyle rivayet etmiştir:
جَاءَ رَجُلٌ مِنْ حَضْرَمَوْتَ وَرَجُلٌ مِنْ كِنْدَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ الْحَضْرَمِيُّ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ هَذَا قَدْ غَلَبَنِي عَلَى أَرْضٍ لِي كَانَتْ لأَبِي، فَقَالَ الْكِنْدِيُّ: هيَ أَرْضِي فِي يَدِي أَزْرَعُهَا لَيْسَ لَهُ فِيهَا حَقٌّ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلْحَضْرَمِيِّ: أَلَكَ بَيِّنَةٌ؟ قَالَ: لاَ، قَالَ: فَلَكَ يَمِينُهُ، قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ الرَّجُلَ فَاجِرٌ لا يُبَالِي عَلَى مَا حَلَفَ عَلَيْهِ وَلَيْسَ يَتَوَرَّعُ مِنْ شَيْءٍ، فَقَالَ: لَيْسَ لَكَ مِنْهُ إِلاَّ ذَلِكَ
"Hadramut’tan bir adam ile Kinde’den bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e geldiler. Hadramutlu olan dedi ki: 'Ey Allah’ın Resulü! Bu adam babamdan kalan arazim konusunda bana galebe çaldı (el koydu).' Kindeli ise şöyle dedi: 'O benim arazimdir, kendi elimdedir ve onu ekiyorum, onun orada hiçbir hakkı yoktur.' Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hadramutluya: 'Beyyinen (delilin) var mı?' diye sordu. Adam: 'Hayır' dedi. Peygamber: 'O halde onun yemini vardır' buyurdu. Adam: 'Ey Allah’ın Resulü! O adam facirdir, ne üzerine yemin ettiğine aldırmaz ve hiçbir şeyden sakınmaz' dedi. Resulullah ise: 'Sana ondan bundan başkası yoktur' buyurdu."
Beyhakî de sahih bir senetle Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
البينة على المدعي، واليمين على من أنكر
"Beyyine (delil) iddia eden üzerinedir, yemin ise inkâr eden üzerinedir."
İlk hadiste Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beyyine getirme yükümlülüğünü iddia sahibine vermiştir. Bu, suçluluğu kanıtlanana kadar davalının masum olduğu anlamına gelir. İkinci hadiste ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beyyine getirme zorunluluğunun iddia eden üzerinde olduğunu açıklamıştır ki bu da suçluluğu kanıtlanana kadar davalının suçsuz olduğuna delildir...
2- Bu doğrultuda, suçluluğu sabit olana kadar sanık masumdur. Ondan itiraf almak için hiçbir yöntemle işkence yapılması caiz değildir. Bunu açıkça yasaklayan Şer’i deliller mevcuttur:
a- Allah Teâlâ bir Müslümanın canına veya bedeninin herhangi bir parçasına saldırıyı haram kılmış ve buna kalkışanlar için Şer’i ceza belirlemiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَاناً وَإِثْماً مُبِيناً
"Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir suçtan dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir." (Ahzab [33]: 58)
b- Müslim, Sahih’inde Hişam bin Hakim bin Hizam’dan şöyle rivayet etmiştir: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:
إِنَّ اللهَ يُعَذِّبُ الَّذِينَ يُعَذِّبُونَ فِي الدُّنْيَا
"Şüphesiz Allah, dünyada insanlara işkence edenlere azap eder."
c- Müslim, Sahih’inde Ebu Hureyre’den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
صِنْفَانِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ لَمْ أَرَهُمَا، قَوْمٌ مَعَهُمْ سِيَاطٌ كَأَذْنَابِ الْبَقَرِ يَضْرِبُونَ بِهَا النَّاسَ...
"Cehennemliklerden iki sınıf vardır ki henüz onları görmedim: Beraberlerinde sığır kuyruğu gibi kamçılar olup onlarla insanları döven bir topluluk..."
3- Ayrıca, ikrah (zorlama) altında alınan itirafın dava işlemlerinde hiçbir değeri ve itibarı yoktur; çünkü bu itiraf irade ile alınmamıştır:
- İbn Mace Sünen’inde Ebu Zerr el-Gıfarî’den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ اللَّهَ قَدْ تَجَاوَزَ عَنْ أُمَّتِي الْخَطَأَ، وَالنِّسْيَانَ، وَمَا اسْتُكْرِهُوا عَلَيْهِ
"Şüphesiz Allah; hata, unutma ve yapmaya zorlandıkları (ikrah) şeyleri ümmetim için bağışlamıştır." Dolayısıyla kişinin zorlandığı şeyden dolayı sorumluluğu yoktur.
- Hâkim, Müstedrek’inde İbn Abbas Radıyallahu Anhuma’dan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
تَجَاوَزَ اللَّهُ عَنْ أُمَّتِي الْخَطَأَ، وَالنِّسْيَانَ، وَمَا اسْتُكْرِهُوا عَلَيْهِ
"Allah; ümmetimden hatayı, unutmayı ve üzerine zorlandıkları şeyi kaldırmıştır (bağışlamıştır)."
4- Aynı şekilde, eğer suç, yargılama yetkisine sahip bir kadı huzurunda, hak ve adalet meclisinde Şer’i beyyinelerle sabit olmuşsa, ceza ancak Şeriatın belirlediği şekilde olabilir. Şeriatın haram kıldığı veya belirlemediği cezalar verilemez. Örneğin; Allah'ın ahirette azap aracı kıldığı şeylerle cezalandırma yapılamaz. Bunun delili Buhari'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettiği şu hadistir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
وَإِنَّ النَّارَ لا يُعَذِّبُ بِهَا إِلاَّ اللَّهُ
"Şüphesiz ateşle ancak Allah azap eder." Ebu Davud da İbn Mesud’dan bir kıssada şu lafızla rivayet etmiştir: "Şüphesiz ateşle ancak ateşin Rabbi azap eder." Buna göre, sanığın suçu yetkili bir kadı huzurunda sabit olsa bile, ona ateşle veya elektrik gibi ateş benzeri bir şeyle ya da Allah'ın azap ettiği herhangi bir şeyle ceza verilmesi caiz değildir. Aynı şekilde ona ancak Şâri’nin belirlediği cezalar uygulanabilir. Hiç kimse ateşle yakılarak, tırnakları veya kirpikleri sökülerek, elektrik verilerek, suya batırılarak, üzerine soğuk su dökülerek, aç bırakılarak veya soğuktan koruyacak ihtiyaçlarından mahrum bırakılarak cezalandırılamaz. Aksine, cezalandırılmasında Şeriatın getirdiği cezalarla yetinilir. Bunun dışındaki yöntemleri bir suçluya ceza olarak uygulamak yöneticiye haramdır...
Bu nedenle, hiç kimseye asla işkence yapılması caiz değildir ve bunu yapan kişi Şeriata muhalefet etmiş olur. Birinin başkasına işkence yaptığı sabit olursa, o kişi de cezalandırılır...
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta
27 Safer 1438 H. 27/11/2016 M.
Emir’in sayfasındaki cevabın linki: Facebook