Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Soru-Cevap: Lizbon Zirvesi ve NATO

December 02, 2010
2064

Soru:

19 ve 20/11/2010 tarihlerinde Portekiz'in başkenti Lizbon'da büyük devletlerin ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ülkelerinin katıldığı bir zirve düzenlendi. Bu ülkelerin; Afganistan meselesi, füze kalkanı ve Rusya ile ilişkiler gibi önemli konuları içeren yeni bir strateji üzerinde anlaştıkları, ayrıca İttifak'ın yetkilerinin kendi bölgesini aşarak dünyanın herhangi bir yerinde tehdit gördüğü her yere yayılmasını onayladıkları ilan edildi. Peki Amerika Afganistan'dan çekilme konusunda ciddi mi? Füze kalkanı meselesiyle neyi hedefliyor? NATO'nun yetkilerini neden genişletmek istedi? Tüm bunlara karşı Rusya'nın tutumu nedir? Amerika bu ülkelere istediğini dikte edebildi mi? Uluslararası konumunu güçlendirmeyi başarabildi mi?

Cevap:

1- Zirvenin sonuç bildirisinden ve NATO'nun Afganistan stratejisine dair yapılan açıklamalardan anlaşılan; orada kalıcı olarak kalınacağı yönündedir ve Afganistan, İttifak için hayati bir mesele olarak görülmektedir. Nitekim NATO Genel Sekreteri Rasmussen şöyle demiştir: "Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ile muharip görevlerimizin sona ermesinden sonra da devam edecek olan uzun vadeli bir ortaklık üzerinde anlaştık." Ayrıca, "Basitçe söyleyelim; eğer Taliban veya başkaları bizim gideceğimizi umuyorsa bunu unutsunlar, işi bitirmek için gerekli olduğu sürece burada kalacağız." demiştir. (BBC, 20/11/2010). Sonuç bildirisinde de "Afganistan'daki misyonun İttifak için öncelikli olduğunun teyit edildiği" belirtilmiştir. Obama, Lizbon'da toplanan NATO liderlerinden "Afganistan'daki kalıcı taahhütlerini yeniden teyit etmelerini" istemişti. (El Pais gazetesi, 19/11/2010). Alman Haber Ajansı (DPA) 20/11/2010 tarihinde, işlerin idaresinin gelecek yılın Temmuz ayına kadar ilk vilayetlerde Afgan tarafına devredilmesinin beklendiğini, ancak İttifak'a bağlı kuvvetlerin 2014 yılına kadar en tehlikeli bölgelerde güvenlik kontrolünü elinde tutacağını ve bu tarihten sonra destek rolü üstleneceğini belirtmiştir.

Bu durum, Amerika'nın mücahitlerin şiddetli direnişinin olmadığı güvenli bölgelerden çekiliyormuş gibi görünmek istediğini göstermektedir. Böylece Başkanı Obama adına verdiği, çekilmenin Temmuz 2011'de başlayacağı sözünü tuttuğunu Amerikan halkına ve insanlara göstermeyi amaçlamaktadır. Sanki Amerika hedeflerine ulaşmış ve tamamen çekilmek üzereymiş gibi bir izlenim yaratılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu kuvvetlerin varlığı 2014 yılına kadar en tehlikeli bölgelerde devam edecektir. Bu, Afganistan'dan çekilme kararını dolanmaktır ve işgal bu tarihe kadar ve bu tarihten sonra da devam edecektir. Amerika Afganistan'da, güvenlik anlaşmaları, stratejik ortaklık veya benzeri isimler altında varlığını kalıcı kılmayı garanti altına alan, Irak'ta izlediği politikaya benzer bir politika yürütmektedir. Amerika bu zirvede Avrupa'ya, Afganistan'da kendisine destek vermeye devam etmesi için baskı yapmıştır. Pek çok Avrupalı, bu savaşın kendilerine hiçbir kazanç sağlamaması, tüm kazancın Amerika'ya gitmesi, aynı zamanda mali sıkıntı içinde olmaları ve halklarının bu savaşın devam etmesinde bir fayda görmemesi nedeniyle Amerika'nın yanında kalmaya zorlanmaktadır.

2- NATO-Rusya ilişkilerine gelince; Ağustos 2008'deki Gürcistan krizi sonrası donan ilişkileri görüşmek üzere "Rusya-NATO Konseyi" adı altında bir zirve yapıldı. Zirvede, İttifak ülkelerinin Rusya'yı artık bir düşman veya tehdit olarak görmediği ilk kez ilan edildi ve Rusya İttifak ile stratejik ortaklık ilan etmenin eşiğine geldi. Rusya Devlet Başkanı Medvedev: "Rusya ile NATO arasındaki ilişkilerde soğukluk ve karşılıklı iddialar dönemi sona ermiştir" dedi ve ekledi: "Geleceğe iyimserlikle bakıyoruz ve Rusya ile NATO arasındaki ilişkileri her yönde geliştirmeye çalışıyoruz." (Russia Today, 20/11/2010). Ancak Gürcistan meselesi gibi hala askıda olan anlaşmazlıklara da işaret ederek, "Bu meselenin bir engel teşkil etmemesi gerektiğini" söyledi. İsim vermeden diğer anlaşmazlıklara değinerek, "İlişkilerin kopmasına yol açmamalı" dedi. Ayrıca: "Rusya ve NATO ülkeleri Avrupa füze kalkanı konusunu görüşmeye devam etme kararı aldı" diye belirtti ve ekledi: "NATO ülkelerinin kendisi bile bu kalkanın yol açabileceği sonuçları hayal edemiyor... Yine de bu sistem kapsamlı olmalı, sadece belirli bir devletin veya grubun hizmetinde olmamalıdır." Medvedev ayrıca: "Füze savunma sisteminin ortaya çıkması nükleer güç dengesini bozabilir, bundan kaçınılmalıdır çünkü bu dengenin değişmesi sonuçta silahlanma yarışına yol açacaktır" dedi. Aynı kaynak, Moskova'nın NATO'ya "sektörel" bir füze savunma sistemi kurulmasını önerdiğini ancak bu önerinin ayrıntılarını açıklamadığını belirtti.

Rusya Devlet Başkanı'nın açıklamalarından, Rusya ile NATO arasında füze kalkanı ve ortaklık konusunda henüz nihai bir anlaşmaya varılmadığı anlaşılmaktadır. Rusya hala bu konuda endişelidir; nitekim NATO ülkelerinin kendilerinin bile füze kalkanının kurulmasının sonuçlarını hayal edemediklerini belirtmiştir. Burada, bunun sonuçlarının farkında olmayan Avrupa ülkelerinin tamamen Amerikan kontrolü altına gireceğine ve bunun küresel bir gerilime yol açarak güvenlik kaygılarını geri getireceğine işaret ettiği görülmektedir. Medvedev silahlanma yarışı endişesine, yani başta kendi ülkesi olmak üzere diğer ülkelerin, Amerika'nın yarattığı yeni gerçekle yüzleşmek, kendilerini savunmak ve diğer ülkeler üzerinde tahakküm kuracak olan Amerika'ya karşı durmak için silahlarını geliştireceklerine işaret etmektedir. Çünkü Amerika'nın kurduğu savunma sistemleri tahkim edilmiştir ve diğer tarafları kendi politikalarına boyun eğdirmek için korkutma amacı taşımaktadır.

Obama, Rusya ile bu konuda nihai bir anlaşmaya varılamadığını itiraf ederek şöyle demiştir: "ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin yeniden düzenlenmesi için çok çaba sarf ettik ve bu süreç her iki taraf için de somut sonuçlar doğurdu. Şimdi NATO ile Rusya arasındaki ilişkileri yeniden düzenliyoruz." Ve ekledi: "Rusya'yı bir rakip değil ortak olarak görüyoruz, birçok alanda iş birliğimizi derinleştirme kararı aldık, bu alanların en önemlisi füze savunma alanındaki iş birliğidir." (Russia Today, 20/11/2010). Rusya arzuladığı şeyi elde edememiştir, bu yüzden füze kalkanı ve ortaklık konusunda NATO (yani Amerika) ile henüz nihai bir anlaşma sağlanmamıştır. Rusya, kendisi için önemli bir şey elde edene kadar müzakerelerin devam etmesini istemektedir. Anlaşmaya isteklidir ve bunu tamamen reddetmemektedir. Temel hedefi, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi dünya meselelerinin yönetiminde Amerika'ya ortak olmak ve böylece büyük bir devlet olarak kabul görmektir. İster NATO'ya katılarak ister başka tabiiyet biçimleriyle Amerika'ya tabi olmak istememektedir. Bağımsız bir uluslararası politikaya sahip büyük bir devlet olarak temayüz etmek istemektedir. Medvedev: "Ya tam olarak katılırız, bilgi paylaşırız ve şu ya da bu meselelerin çözümüyle görevlendiriliriz ya da hiç katılmayız. Rusya, İttifak'a sadece eklenmiş bir devlet olmayı kabul etmeyecektir. Eğer hiç katılmazsak, o zaman anlaşılır nedenlerle kendimizi savunmak zorunda kalacağız" demiştir. (AFP, 21/11/2010). Medvedev ayrıca Rusya'nın NATO'ya katılımını mümkün görmediğini ancak İttifak'ın değişmesi ve ilişkilerde daha fazla şeffaflık sağlanması durumunda yakınlaşma fırsatını dışlamadığını söylemiştir. Rusya'nın, teçhizatın kendi toprakları üzerinden Afganistan'a nakledilmesini kabul ettiğini ilan etmiştir. (Russia Today, 20/11/2010).

Rusya, teçhizatın kendi toprakları üzerinden Afganistan'a nakledilmesi için İttifak ülkeleriyle iş birliği yapmayı kabul etmiştir. Bu, Rusya'nın Amerika'dan henüz hiçbir şey almamışken, ondan bazı kazanımlar elde etme umuduyla ona sunduğu bedava bir hizmettir. Rusya, eğer NATO orada mücahitlere yenilirse Afganistan'daki durumun kendisini tehdit edebileceğini düşünse de, Amerika'nın oradaki zaferi Rusya'nın Orta Asya'daki nüfuzunu tehdit edecektir. Rusya bu hesapları yapmalı ve Sovyetler Birliği döneminde Afganistan'daki yenilgisinin Amerika'nın bu bölgeye ulaşmasını sağladığını hatırlamalıdır. Görünen o ki Amerika, Rusya'ya boş vaatler dışında hiçbir şey vermeden ondan her şeyi almak istemektedir. Onu dünya meselelerinin çözümüne ortak etmek istemiyor, aksine onunla doğrudan eşit bir şekilde değil, NATO ile ortaklık adı altında kendisine hizmet edecek görevlere dahil etmek istiyor. Rusya, müzakereye hazır olması ve tam ortak olmayı arzulaması nedeniyle aldatıcı yemlerin etrafında dönse de, henüz tuzağa tamamen düşmüş değildir!

3- Füze savunma sistemi ise Amerika'nın Avrupa üzerinde tam bir hegemonya kurması içindir. Avrupa'yı kendi koruması altına alarak, üzerindeki pençesini sıkılaştırmak ve Amerika ile rekabet eden bağımsız bir küresel güç olmasını engellemek için sürekli güvenlik kaygıları üretmektedir. Avrupa'nın kendi öz askeri gücünü geliştirmeyi ihmal etmesine, hatta nükleer cephaneliğini dondurup geliştirmeyerek değersizleşmesine neden olmaktadır. Fransa'nın korktuğu ve kaçınmaya çalıştığı şey de budur. Bu ayın başında (02/11/2010) iki taraf arasında yapılan zirvede, nükleer cephaneliklerini modernize etmek ve nükleer teknolojilerini geliştirmek için İngiltere ile bir anlaşma imzalamıştır. Ayrıca her iki taraf, kararlarında Amerika'dan bağımsız olmak ve onun hegemonyasından uzakta kendi çıkarlarına hizmet edecek eylemlerde bulunmak için ortak bir askeri müdahale gücü oluşturma konusunda anlaşmışlardır. Ancak Lizbon Zirvesi'nin sonuçları ve İngiltere'nin Amerika'nın önerdiği füze kalkanına itiraz etmemesi, konumlarının zayıflığını ve Amerikan kontrolünün bariz olduğu bu zirvede herhangi bir şey başarma konusundaki ümitsizliklerini göstermektedir.

Füze kalkanı planı görünüşte savunma amaçlıdır ancak içeriği saldırgandır; terörizmle, haydut devletlerle, kitle imha silahlarıyla, nükleer silah tehdidiyle ve balistik füzelerle mücadele etmeyi amaçlamaktadır. Yani Amerika, NATO adına bu yüzyılın başından itibaren, özellikle de 11 Eylül 2001 olaylarından sonra izlediği politikayı teyit etmiştir. Başlangıçta Fransa ve Almanya, doğal olarak Rusya da buna karşı çıkmıştı. Ancak Lizbon Zirvesi, Fransa ve Almanya'nın tutumunu dizginledi ve Rusya'nın tutumunu yumuşattı. Bu, Amerika için bir başarı ve saldırgan politikalarına devam etmesi için bir yetki sayılır. Bush dönemindeki Amerikan politikası başkalarının onayını almadan yürütülüyordu, ancak Obama dönemindeki mevcut politika, selefinin politikasının bir uzantısı olsa da başkalarının onayını alarak ilerlemektedir.

4- NATO'nun yetkilerini ve alanını genişletmeyi öngören yeni plan ve stratejiye gelince; bu, Sovyetler Birliği'nin, komünizmin ve Varşova Paktı'nın çöküşüyle birlikte kurulma nedeni ortadan kalkan NATO'nun varlığını sürdürmesini sağlamaktadır. Yeni düşmanlar uydurarak ve NATO ülkelerini tehdit eden yapay eylemler icat ederek varlığını devam ettirmektedir. Zirvede NATO'nun varsayılan düşmanı ya da füze kalkanının tam olarak kimi hedeflediği açıkça belirtilmese de, füze kalkanının Türkiye'de konuşlandırılması konusundaki tartışmalar, asıl hedefin İslam coğrafyası olduğunu göstermektedir. Bu, İslam coğrafyasının güç unsurlarına sahip olmasını veya orada Hilafet'in ikame edilmesini engellemek içindir. Bu durum, sömürgeci kâfirlerin İslam'a ve Müslümanlara karşı beslediği kinin boyutunu ortaya koyduğu gibi, Türkiye'nin füze kalkanının merkezi olması durumunda Türkiye yöneticilerinin işlediği suçun büyüklüğünü de ifşa etmektedir!

5- Özetle Amerika, bu zirvede NATO ülkeleri üzerinde hegemonyasını kurmayı ve iradesini onlara dikte etmeyi başarmıştır. Özellikle Batı Avrupa'yı kendi koruması altına alarak onun bağımsızlaşmasını ve müstakil bir güç oluşturmasını engellemiştir. Planlarına karşı Rusya'nın muhalefetini yumuşatmıştır. Büyük devletlerden hiçbiri ona karşı durup işlerini bozmamış veya kartları yeniden karıştırmamıştır. Amerika, bu zirveyle mali kriz, Irak ve Afganistan'daki gerilemelerinin ardından sarsılan uluslararası konumunu pekiştirmiş olmaktadır. Buna ek olarak, İttifak'ın yetkilerinin genişletilmesi ve Türkiye'nin füze kalkanı için bir yer olarak tartışılması, bu zirvenin İslam ve Müslümanlar için ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koymuştur. Müslümanların bu tehlikeyi fark etmeleri ve sömürgeci kâfirlerin tuzaklarını kendi başlarına çalan, planlarını boşa çıkaran Hilafet'i kurmak için ciddi ve azimli bir şekilde çalışarak bu tehlikenin kökünü kazımaları farzdır. Allah, Kendi dinine yardım edene elbette yardım edecektir.

وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ

"Şüphesiz ki Allah, Kendi (dini)ne yardım edene yardım eder. Şüphesiz Allah, çok güçlüdür, mutlak güç sahibidir." (Hac [22]: 40)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın