Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Doğu Akdeniz’de Türkiye-Yunanistan Çatışması Hakkında Soru-Cevap

October 12, 2020
3604

Soru:

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 8 Ekim 2020 tarihinde ülkesi ile Yunanistan arasında yeni bir anlaşmaya varıldığını açıkladı. Türkiye Now sitesine göre Bakan yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: "Yunan mevkidaşı Nikos Dendias ile iki ülke arasında istikşafi görüşmeler yapılması konusunda mutabık kaldığını, bu görüşmelerin Slovakya’da düzenlenen Bratislava Küresel Güvenlik Forumu marjında Dendias ile yaptığı görüşmenin ardından geldiğini, Türkiye'nin görüşmelere ev sahipliği yapacağını, Yunanistan'ın ise tarihler için önerilerde bulunacağını..." (Türkiye Now, 08/10/2020). Bundan önce Türkiye, Yunanistan ile ilişkilerini ciddi şekilde germiş, sondaj gemilerini savaş gemileri eşliğinde göndererek ona meydan okumuştu... Peki, Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu krizin gerçeği nedir? Bu krize yönelik uluslararası tutumların mahiyeti nedir? Bunun arkasında Amerika mı var yoksa Türkiye tek başına mı hareket ediyor? Başlangıçta yaşanan büyük gerginliğin ardından müzakereyi kabul etmenin açıklaması nedir? Teşekkürler.

Cevap:

Türkiye-Yunanistan krizine bakış; krizin nedenleri, Türkiye'deki yerel yansımaları, ekonomik ve uluslararası boyutları açısından olmalıdır... Bunu anlamak için geçen yüzyılın ilk çeyreğindeki Lozan Antlaşması'ndan başlayarak şu hususları gözden geçirmek gerekir:

Birincisi: Lozan Antlaşması:

1- Türkiye, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahiptir. Ancak İstanbul'daki Hilafet’ten ayrılan Ankara'daki Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti adına çağın mücrimi Mustafa Kemal'in temsilcilerinin 24 Temmuz 1923'te imzaladığı Lozan Antlaşması, Türkiye'yi Ege Denizi'ne hapsetmiş; öyle ki Türkiye kıyılarından neredeyse ayrılamaz hale gelmiştir. Zira Ege Denizi'ndeki adaların tamamı veya büyük çoğunluğu Yunanistan'ın olmuştur! Bu durum, Mustafa Kemal'in temsilcilerini İsviçre'nin Lozan kentine göndererek Müttefiklere; İstanbul'daki Hilafet’ten kopan Ankara'daki hükümetinin onlarla, yani Müttefiklerle istedikleri antlaşmayı imzalayabileceğini teklif etmesiyle gerçekleşti! Böylece Lozan Antlaşması, İsviçre'de İngiltere, Fransa ve diğer devletlerin temsilcileri ile Ankara'daki Büyük Millet Meclisi hükümeti adına İsmet İnönü başkanlığındaki Mustafa Kemal'in temsilcileri arasında imzalandı...

2- Antlaşmada Mustafa Kemal ve temsilcilerinin kabul ettiği hayret verici hususlar yer alıyordu. Bunlardan biri, 12. maddedir ki buna göre Ege adalarının tamamı veya büyük çoğunluğu Yunanistan'a bağlandı. Oysa bu adaların bazısı Yunan karasına yaklaşık 600 km uzaklıktayken, Antalya’nın Kaş ilçesi karşısındaki ve Yunanlıların Kastellorizo dediği Meis Adası örneğinde olduğu gibi, bazen Türkiye karasına sadece iki kilometre mesafededir. İşte bu antlaşma, Yunanistan'a Türkiye kıyıları açıklarında sondaj yapılmaması konusunda Türkiye'ye karşı "meşruiyet" iddiası vermektedir; çünkü Lozan Antlaşması uyarınca buralar Yunanistan'ın münhasır hakkıdır! Ardından 15. madde ile Türkiye; Stampalia (Astropalia), Rodos (Rhodos), Calki (Kharki)... vb. adalar üzerindeki tüm hak ve mülkiyetinden İtalya lehine feragat etmiştir. Keza 20. madde ile Türkiye, İngiltere'nin Kasım 1914'te ilan ettiği Kıbrıs'ın İngiliz hükümetine ilhakını kabul etmiştir. Ayrıca 23. maddede, "Yüksek" Akit Tarafların Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nda barış zamanında olduğu gibi savaş zamanında da denizden ve havadan geçiş ve seyrüsefer serbestisi ilkesini tanıma ve ilan etme konusunda anlaştıkları belirtilmiştir! Böylece Doğu Akdeniz'in en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye, bu denizlerdeki adalar çevresinde hareket serbestisini kaybetmiştir. Erdoğan bugün bunu "gasbedilmiş mavi vatanı" olarak hatırlıyor! Lozan'da bu tavizleri onaylayan çağın mücrimi Mustafa Kemal'in resmi başının üzerinde asılı dururken ondan şikâyet ediyor; tüm bunlara rağmen Mustafa Kemal hakkında onu incitecek tek bir kelime etmeye cesaret edemiyor! Aksine, tüm politikalarında bu büyük komutanlardan uzak olmasına rağmen, sondaj gemilerine büyük Osmanlı komutanları Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni isimlerini vererek Türk halkının duygularını okşuyor! Erdoğan şunları ilan ediyor: ("Herkes Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve askeri olarak 'ahlaksızlık ve kabadayılık üzerine kurulu adaletsiz belge ve haritaları yırtıp atacak' güce sahip olduğunu anlıyor." Ve ekliyor ki ülkesi bunu "ister müzakere masasında ister sahada acı tecrübelerle" açıklamaya hazırdır... Al Jazeera, 05/09/2020). Ancak bununla yetiniyor ve iyi bir iş yaptığını sanıyor! Belki de Türk halkı, neredeyse etkili bir ordusu bile olmayan Yunanistan'ın Meis Adası'na asker gönderdiğini gördü; oysa Lozan Antlaşması bu adanın silahsızlandırılmış olmasını öngörüyor. Buna rağmen Yunanistan'a hak ettiği güçle karşılık vermedi!

3- Bu antlaşma, Mustafa Kemal'in Müttefiklerle yaptığı haince bir pazarlık olsa da bunu Ankara'daki Büyük Millet Meclisi hükümeti adına yaptı. İngiltere bununla da yetinmeyip kendisi için koyduğu şartları, en başta Hilafet’in tamamen kaldırılmasını ve devletin laikleştirilmesini tamamlamasını istedi. Mustafa Kemal buna icabet etti ve nitekim bu, 3 Mart 1924 sabahı Hilafet’in kaldırıldığının ve dinin devletten ayrıldığının ilan edilmesiyle gerçekleşti. Aynı gece Mustafa Kemal, İstanbul Valisi'ne Halife Abdülmecid'in ertesi gün şafak vaktinden önce Türkiye'yi terk etmesi emrini gönderdi. Gece yarısı polis ve askerlerden oluşan bir muhafız birliği eşliğinde Halife'nin sarayına gidildi ve orada Halife, kendisini sınırın ötesine, İsviçre'ye taşıyacak bir arabaya binmeye zorlandı... İki gün sonra Mustafa Kemal tüm hanedan üyelerini toplayarak ülke dışına sürdü. Tüm dini makamlar kaldırıldı, Müslümanların vakıfları devlet malı oldu, dini okullar sivil okullara dönüştürüldü ve Maarif Vekaleti’nin denetimine girdi. Böylece Mustafa Kemal, Curzon'un kendisinden istediği dört şartı yerine getirdi: Hilafet’in tamamen kaldırılması, Halife'nin sınır dışı edilmesi, mallarına el konulması ve devletin laikliğinin ilanı. Dolayısıyla Hilafet’in kaldırılmasından önce yapılan Lozan Antlaşması, Hilafet kaldırıldıktan sonra teyit edildi ve uygulandı...! Böylece Lozan Antlaşması, Hilafet’in kaldırılmasıyla taçlandırıldı; devletler Türkiye'nin bağımsızlığını tanıdı ve İngilizler İstanbul ve Boğazlar’dan çekildi. Bunun üzerine İngiliz milletvekillerinden biri, Türkiye'nin bağımsızlığını tanıdığı için Avam Kamarası'nda Curzon'u protesto etti; Curzon ona şöyle cevap verdi: "Mesele şudur ki Türkiye bitirilmiştir ve bir daha belini doğrultamayacaktır. Çünkü biz onun manevi gücünü yok ettik: Hilafet ve İslam." Böylece İngilizler, Mustafa Kemal aracılığıyla, genel olarak yeryüzündeki tüm Müslümanların, özel olarak da Türkiye'deki Müslümanların burnunu sürterek Hilafet’i ve İslam’ı yok etmeyi başardılar. Bununla birlikte Allah'ın indirdikleriyle hükmetme yeryüzünün her yerinden çekildi; geriye Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla hükmetme, küfür hükmü ve tağutun hükmü kaldı; tüm insanlara hükmeden ve dünyada uygulanan sadece odur!

İkincisi: Bu, Mustafa Kemal'in temsilcilerinin İsviçre'nin Lozan kentinde imzaladıkları antlaşmadır; bu antlaşma ile Türkiye Ege Denizi'nde kısıtlanmış, adaları ve kıyıları Yunanistan'a verilmiş ve dolayısıyla Türkiye'nin orada sondaj yapması engellenmiştir! Bu durumun üzerinden yaklaşık yüz yıl geçmiş ve Türkiye buna boyun eğmişken, şimdi Türkiye'yi harekete geçiren nedir? Olayların gidişatını derinlemesine düşünen kimse için bu krizin arkasında iki faktör olduğu açıkça görülür: Türkiye'nin ekonomik koşullarından kaynaklanan dahili bir faktör ve arkasında Amerika Birleşik Devletleri'nin bulunduğu harici bir faktör:

1- Dahili Faktör:

a- Türkiye enerji tüketen bir ülkedir ve üreticisi değildir; petrol üretimi son zamanlarda günlük 53 bin varile ulaşmıştır (Anadolu Ajansı, 25/07/2020), bu rakam günlük bir milyon varil petrol tüketimine kıyasla oldukça küçüktür (Al-Araby Al-Jadeed, 22/04/2020). Yaklaşık 475 milyon metreküp gaz üretmekte ve 45 milyar metreküpten fazla ithal etmektedir (Al Jazeera Net, 31/08/2020). Bu nedenle Türkiye, ithal ettiği petrol ve gaz için ağır bir fatura ile karşı karşıyadır; bu fatura dünyadaki enerji fiyatlarının nispeten düşmesi nedeniyle 2018'deki 43 milyar dolardan 2019'da 41 milyar dolara düşmüştür (Daily Sabah, 27/02/2020). Bu, Türk ekonomisini büyük ölçüde yoran bir faktördür.

b- Türkiye, Arap bölgesi, İran ve Azerbaycan'daki petrol üreten ülkeler ile tüketici ülkeler yani Avrupa ülkeleri arasında yer aldığı için enerji stratejilerinin çoğunu "geçiş ülkesi" olma esasına göre inşa etmiştir. Türkiye'nin Ceyhan limanı Azerbaycan petrolünün ihraç limanı olmuş; Rus gazını Türkiye'nin batısına ve oradan Avrupa'ya taşımak için 08/01/2020 tarihinde açılışı yapılan Türk Akımı boru hattı da dahil olmak üzere bir boru hattı ağı kurulmuştur. Türkiye'nin enerji geçiş ülkesi olması nedeniyle elde ettiği gelirlere rağmen, petrol ve gaz faturası ekonomisi için hâlâ çok maliyetlidir.

c- 2009 yılından bu yana Yahudi varlığı ve uluslararası şirketler Doğu Akdeniz'de hayali miktarlarda gaz keşfedildiğine dair yeni duyurular yapmaya başladılar. Hayfa'nın 80 km batısındaki Tamar sahasında 9 trilyon fit küp çıkarılabilir gaz keşfedildi. Birkaç ay sonra, işgal altındaki Filistin'in orta batısındaki Dalit sahasında 500 milyar fit küp gaz bulundu. 2010 yılında ise Batı Filistin'deki Leviathan sahasında 16 trilyon fit küp ile hayal gücünü aşan miktarlar keşfedildi. Amerikan Foreign Policy dergisi o dönemde "bu, son on yılda dünya çapındaki en büyük doğal gaz keşfidir" demişti.

d- Bu nedenle Türkiye, Güney Kore'den modern ve büyük bir sondaj gemisi olan "Fatih" gemisini satın almış, gemi 2011'de ilk kez denize açılarak petrol ve gaz aramaya başlamıştır. Ardından Türkiye'nin Kıbrıs'ın münhasır deniz alanlarında sondaj yaptığı iddiasıyla Kıbrıs ve Yunanistan ile bir dizi kriz yaşanmış; Türkiye ise Kıbrıslı Türkleri ve haklarını gerekçe göstermiştir. Ancak son aylarda Türkiye, İngiltere'den bir başka sondaj gemisi satın alarak sondaj faaliyetlerinin hızını artırdı. Böylece Karadeniz'de, Türkiye'nin batı kıyılarında ve Doğu Akdeniz'deki Kıbrıs'ın güneyinde aynı anda arama ve sondaj yapabilecek makul bir sondaj ve sismik tarama gemisi filosuna sahip oldu.

e- Sonuç olarak Türkiye, petrol ve gaz keşfederek ekonomik durumunu düzeltmeye ihtiyaç duyuyordu... Şunu da belirtmek gerekir ki Türk ekonomisi, para birimi "Lira"nın sürekli değer kaybetmesiyle kendini gösteren büyük darbeler almaktadır. Bu durum Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, Lira’nın düşüşü ve partisindeki liderlerin kendisine isyan ederek tabanını eriten muhalefet partileri kurmaları sonucu gerileyen popülaritesini koruyabilmek adına bir umut ışığı bulma beklentisiyle gaz sondaj faaliyetlerini hızlandırmaya itmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin sondaj çalışmaları sadece Akdeniz'de Yunanistan ile tartışmalı olan bölgelerle sınırlı kalmayıp Karadeniz'i de kapsamıştır.

2- Harici Faktör:

a- Amerika Birleşik Devletleri Türkiye'nin bu girişimlerini iki açıdan desteklemektedir: Birincisi yereldir; Türkiye'deki adamı "Erdoğan", ekonominin pratik engellerini kaldırabilirse, popülaritesini artırıp 2014 öncesindeki yüksek seviyelere çekebilirse daha iyi bir durumda olacaktır. Bu da Libya'ya müdahalesinde olduğu gibi Amerikan politikalarını uygulamasını kolaylaştırır; zira Amerika lehine olan bölgesel müdahalelerini finanse edebilir. İkincisine gelince; Amerika, Avrupa'nın Rus gazının siyasi etkisi altında olmasını istemediği gibi, gaz meselesinde bağımsız olmasını da istememektedir. Yunanistan ve Kıbrıs Avrupa Birliği üyesidir ve oradan Avrupa'ya giden boru hatları mevcuttur; tüm bunlar Amerika'nın işine gelmemektedir. Bu nedenle, Avrupa'nın gaz meselesindeki bağımsızlık tehdidini Türkiye üzerinden desteklemektedir. Yani Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, gizli Amerikan desteğiyle, Yunanistan'ı tehdit ederek ve onunla bir anlaşma yapmadan Yunanistan'ın münhasır deniz alanı olarak gördüğü bölgelerde sondaj yapmaktadır. Bu nedenle Amerikan savaş gemileri Türk askeri tatbikatlarına katılmıştır. Nitekim Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, Amerikan muhribi "USS Winston S. Churchill"in bu tatbikatlara katıldığını duyurmuştur (Türkiye Now, 26/08/2020). Tüm bunlar, Amerika'nın kendi ittifakı (NATO) içindeki bir devleti, yine NATO içindeki bir Avrupa devletine karşı desteklemekten duyduğu büyük mahcubiyete rağmen gerçekleşmiştir. Buna karşılık bir diğer NATO ülkesi olan Fransa da Yunan askeri tatbikatlarına katılmıştır. Bu tatbikatlar, bazı askeri yığınaklar ve meydan okuma tonu... Tüm bunlar Doğu Akdeniz'de tehlikeli bir durum yaratmış ve perde arkasından Amerika tarafından desteklenen Türkiye ile açıkça Fransa tarafından desteklenen Yunanistan arasında -bu durum daha sonra kontrol altına alınmasaydı- NATO ülkeleri arasında askeri çatışmaların patlak vermesi riskini doğurmuştu.

b- Diğer bir açıdan, Amerika'nın liderliğini yaptığı NATO'nun iki üye devleti arasında askeri eylemlere dönüşmek üzere olan büyük bir çatışmanın yaşanmasına izin vermesi ve krizi çözmek için ağırlığını koymaması; Koronavirüs ve seçim meselesi gibi iç sorunlarıyla meşgul olduğunu göstermektedir... Amerika şu anda Avrupa'ya, özellikle de Yunanistan'a yönelik bu işleri, Türkiye ve Yunanistan'ın liderliğini yaptığı Atlantik İttifakı'nın üyeleri olması hasebiyle Amerika'nın duyduğu mahcubiyeti gözeten yöntemlerle destekleyerek Erdoğan'a havale etmektedir. Bu nedenle Amerika, bu koşullarda bir destek olarak Türkiye ile askeri tatbikatlara katılmaktadır. Diğer yandan Pompeo, Güney Kıbrıs'a kısa bir ziyaret gerçekleştirmiş ve RT'nin aktardığına göre; (Pompeo, Türkiye'ye, askeri fırkateynlerle desteklenen bir Türk araştırma gemisinin faaliyet gösterdiği Doğu Akdeniz'den kuvvetlerini çekme çağrısında bulunmuştur. RT, 13/09/2020). Yani Türkiye'yi destekleyen Amerika, Avrupalı müttefikleri karşısında kendini büyük bir mahcubiyet içinde bulmuş, bu yüzden Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan sondaj gemisini çekmesini istemek zorunda kalmıştır; nitekim öyle de olmuştur. Ardından Yunanistan ile diyalog ve müzakereye yönelinmiştir; zira Yunanistan diyalog için Türk sondaj gemisinin çekilmesini şart koşmuştu.

Üçüncüsü: Diğer Devletlerin Tutumları:

1- Fransa'nın tutumu en güçlü Avrupa tutumu olmuştur. İlk andan itibaren Yunanistan'ın yanında olduğunu ilan etmiş ve tek başına harekete geçmiştir. Cumhurbaşkanı Macron şöyle demiştir: ("Doğu Akdeniz'deki Fransız askeri varlığını, Yunanistan da dahil olmak üzere Avrupalı ortaklarla iş birliği içinde önümüzdeki günlerde geçici olarak güçlendirmeye karar verdim." Anadolu Ajansı, 13/08/2020). Kıbrıs'ta konuşlandırdığı Rafale uçaklarının katılımıyla Yunanistan ile ortak deniz tatbikatları düzenlemiş, ardından 26/08/2020'de Yunanistan ve "Rum" Kıbrıs'ın yanı sıra İtalya'yı da dahil ettiği başka tatbikatlar yapmıştır. Oysa bölgede hiçbir nüfuzu yoktur! Tüm bunlar, yeniden kayda değer bir nüfuz inşa etmeye çalıştığını göstermektedir. Amerika'nın Türkiye ile tatbikatlara katıldığı bir dönemde Yunanistan ile askeri tatbikatlar yapması, Amerika'ya üstü kapalı bir meydan okumadır. İtalya'yı buna dahil etmesi, Avrupa devletlerini Türkiye'ye karşı saflaştırmaya çalıştığını göstermektedir. Keza bazı Akdenizli Avrupa ülkeleriyle (Yunanistan ve Rum Kıbrıs'ın yanı sıra İtalya, Malta ve İspanya) yaptığı toplantı ve Türkiye'ye karşı sert tutumlar alınması için Avrupa Birliği ve NATO içinde yaptığı baskılar da buna delildir. (Fransa Cumhurbaşkanı şunları söylemiştir: "Biz Avrupalılar olarak bugün kabul edilemez davranışlarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetine karşı açık ve kararlı olmalıyız"... Ve "Türkiye'nin artık bu bölgede bir ortak olmadığını" belirtmiştir. France24, 10/09/2020). Keza (Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, bir sonraki Avrupa Konseyi toplantısının Türkiye'yi cezalandırmaya ayrıldığını belirtmiştir. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ülkesinin zor ekonomik durumunu örtbas etmek için Yunanistan ile gerilimi tırmandırmaya devam ettiğine işaret etmiştir. Independent Arapça, 07/09/2020).

Fransa'nın Türkiye karşıtı cesur tutumuna ve Türk Cumhurbaşkanı'nın bileğini bükme çabalarına rağmen; her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan gemilerine isimlerini verdiği "Fatih" veya "Kanuni" gibi olmasa da, Fransa'ya Akdeniz'de bir ders vermemiş ve evinin bahçesinde bileğini bükmek için gemi ve uçaklarının katettiği binlerce milin cezası olarak en azından bir gemisini batırmamış olsa da... Tüm bunlara rağmen Fransız politikaları fevri kalmakta ve derinlikten yoksun olmaktadır. Nitekim Malta, Fransa ile olan ittifakından hemen sıyrılmış; Malta Dışişleri Bakanı Evarist Bartolo, Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile düzenlediği basın toplantısında şunları söylemiştir: (Avrupa Birliği'nin Türkiye ile olan ilişkilerine stratejik bir perspektiften bakması gerektiğini belirtti. Bartolo şunları ekledi: "Avrupa Birliği'nin özellikle ticaret, insan hakları ve terörle mücadele konularında Türkiye ile ciddi şekilde ilgilenme zamanının geldiğine inanıyorum." Anadolu Ajansı, 12/09/2020).

2- İngiltere'ye gelince; Doğu Akdeniz'deki gerginlik hakkında yorum yapmamıştır ki bu durum Fransa'nın endişelerini artırmıştır. Hatta Fransa, "Brexit"ten beri İngiltere'nin rolüne şüpheyle bakmaktadır; zira bazen Cezayir'de olduğu gibi kendisine rakip olduğunu görmektedir. Londra'daki devasa finans piyasaları İngiltere'ye petrol ve gaz piyasalarında, özellikle Brent petrolü ile olan bağlantısı ve diğer petrol ve doğal gaz türlerinin fiyatlandırılmasındaki etkisi nedeniyle bir konum kazandırsa da; Fransa, İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıkışını görürken, bu hayati sektörde kendisine bir yer aramaktadır. Bu nedenle Yunanistan'da kendisine bir yer edinmeye çalışmaktadır; belki de bu, enerji meselelerinde sadece bir tüketici değil, aktör olmasına yardımcı olur.

Buna karşılık İngiltere, Avrupa Birliği'nden ayrılması nedeniyle birliğin kendisine yönelik cezalandırma politikasına benzer bir süreci izlerken kendi yolunu çizmekte ve politikasını belirlemektedir. Muhtemelen Doğu Akdeniz'de gerilimin aniden yükselmesinden çekinmiş, bu yüzden Türkiye'ye karşı düşmanca bir tutum almamıştır. Zira Yunanistan, İngiltere için Türkiye'deki çıkarlarıyla kıyaslandığında hiçbir şey ifade etmemektedir. Yunanistan dalgasına ancak Fransa gibi kör bir bağnaz biner! İngiltere ve Almanya ile kıyaslandığında Fransa, herhangi bir basiretten yoksundur; bu da yürüttüğü ağır siyasi faaliyetlerden sonra eli boş dönmesine neden olmaktadır. Tüm bunlardan dolayı Türkiye Cumhurbaşkanı ona sert bir şekilde saldırarak şöyle demiştir: ("Sayın Macron, şahsen benimle daha çok sorun yaşayacaksın." Ve ekledi: "Tarih bilgin yok, Fransa'nın tarihini bile bilmiyorsun, Türkiye ve halkıyla uğraşmayı bırak"... Al-Quds Al-Arabi, 12/09/2020).

3- Almanya'ya gelince; o da Fransa'nın Türkiye karşıtı düşmanca tutumunun peşinden sürüklenmemiş ve bazılarının Washington'un oynaması gerektiğini düşündüğü bir rolü üstlenerek arabuluculuk teklif etmiştir. Fransız tutumundan uzak durmaya devam etmiş, arabuluculuk yapmış ve diyalog çağrısında bulunmuştur. Türkiye'ye karşı en açık tutumu, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas'ın Atina ziyareti sırasında yaptığı şu açıklamaydı: ("Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetleri konusunda çok net bir duruşumuz var... Uluslararası hukuka saygı duyulmalıdır. Bu nedenle, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile olan ilişkilerinde ilerleme kaydedilmesi ancak Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki provokasyonlarını durdurmasıyla mümkün olacaktır." Devamında, Türkiye'nin Kıbrıs açıklarındaki sondaj faaliyetlerinin durması gerektiğini belirtti. France24, 22/07/2020).

4- Rusya ise taraflar arasında arabuluculuk yapmak için Türkiye ile olan iyi ilişkilerini kullanmayı teklif etti. Ancak her zamanki gibi kendi başına herhangi bir hareket yapmaktan acizdir. Her ne kadar Fransız tatbikatlarına yanıt olarak Doğu Akdeniz'de askeri tatbikat yapacağını ilan etmiş olsa da, muhtemelen sadece kendisini hatırlatmak istiyordur. (Bloomberg'in Türk denizcilik kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Rusya'nın Akdeniz'de önümüzdeki Salı günü başlayıp 22 Eylül'e kadar sürecek ve diğeri 17-25 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek gerçek mermili askeri deniz tatbikatları yapması planlanıyor. Rusya Donanması Sözcüsü Igor Dygalo şunları söyledi: "Türkiye ile güçlü ekonomik ve savunma ilişkilerimiz var, ancak politikamız herhangi bir tarafı desteklemekten kaçınmaktır." Rus tatbikatları, Fransa'nın Yunanistan ve Kıbrıs'ı desteklemek için bölgeye askeri uçak ve savaş gemisi sevk ederek gerçekleştirdiği diğer askeri eğitimlerin ardından geldi. Independent Arapça, 07/09/2020). Yani Rusya'nın tutumu, okyanus ötesinden gelecek sinyali bekleyerek marjinal kalmaya devam etmekte, ancak gücünü hatırlatmaktadır.

Dördüncüsü: Tüm bunlardan dolayı Türkiye-Yunanistan krizi eğer uzarsa uluslararası ilişkilerde derin bir çatlağa yol açabilir. Bir yandan Atlantik'in iki yakasındaki ilişkiler açısından; Avrupa ülkeleri, Amerika'nın liderlikten çekilip Çin'e ve büyüyen iç sorunlarına odaklandığı bir dünyada kendi konumlarını görmek istiyorlar. Bu ülkeler artık Amerika'dan bağımsız bir rol arayışına girmişlerdir. Amerika ise Trump yönetimi altında, bugün Rusya ve Türkiye'nin Libya'daki rollerinde olduğu gibi başkalarını kullanarak Avrupa'nın çıkarlarını tehdit etmekten geri durmamaktadır. Avrupa ülkeleri, Türkiye'nin büyük bir bölümünü kontrol etmesi durumunda Doğu Akdeniz krizinin güvenli doğal gaz kaynağı hayallerini söndürmesinden güçlü bir şekilde endişe duymaktadır. Türkiye Washington tarafından perde arkasından desteklendiği için, Fransızların Doğu Akdeniz politikası Washington'un Türkiye ve Rusya için belirlediği rolleri reddetmeye çalışmaktadır. Atlantik ötesindeki bu anlaşmazlık, Avrupa'nın kendi içindeki bir başka anlaşmazlıktan daha az değildir; zira Almanya'nın tutumu, Fransa'nın Avrupa'yı Türkiye'yi cezalandırmaya itmesini engellemiştir. Yani Fransa, Avrupa Birliği içinde Türkiye'ye karşı bir konsensüs sağlamada başarılı olamamış, bu yüzden gidip Akdenizli Avrupa ülkelerini toplamıştır! Almanya kendi çıkarlarını, hatta Türkiye ile olan tarihini çokça düşünmektedir; zira Almanya ve Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'nda Müttefiklere karşı omuz omuza savaşmıştır. Alman-Türk ilişkileri, çoğu zaman Amerikan politikalarının tetiklediği Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın (parazitleri) dışında, her zaman güçlü kalmıştır... Buna bir de Almanya'daki büyük Türk toplumu eklenmektedir.

Beşincisi: Krizin bitip bitmediğine gelince; Türkiye, Karadeniz'de 320 milyar metreküp miktarında önemli bir gaz keşfi yaptığını duyurdu. Bu, onu Karadeniz ve Doğu Akdeniz'de daha fazla sondaj yapmaya itmektedir. Türkiye'nin ekonomik yüklerini hafifletme çabaları ve Amerika'nın Avrupa'yı, özellikle de Fransa'yı sıkıştırmak ve bölgedeki Amerikan politikalarına karşı çıkmaması için baskı yapmak amacıyla Türkiye'ye verdiği destek devam etmektedir!

Ancak asıl acı verici olan, İslam topraklarının, İslam’ın gerçek devleti ve Müslümanların izzet kaynağı olan Hilafet’in yıkılmasından sonraki son yüz yıl boyunca milletlerin en sonunda yer alması ve sömürgeci kafirlerin, Müslüman topraklardaki ajan yöneticiler aracılığıyla bu toprakların kaderiyle oynamasıdır!! Bununla birlikte şafağın söküşü, gecenin karanlığından sonra doğar. Özellikle de Hizb ut-Tahrir, Allah'ın izniyle bu ümmeti yeniden izzet, zafer ve nurla taçlandırılmış eski günlerine döndürmek için her yanda çalışmaktadır.

إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ * وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ

"Bu (Kur’an), âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir. Onun verdiği haberlerin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz." (Sâd [38]: 87-88)

24 Safer 1442 H. 11/10/2020 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın