Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Hizb-ut Tahrir Emiri’nin (Sesli) Endonezya, Sudan, Yemen ve Pakistan’da Düzenlenen Hilafet Konferansı Açılış Konuşması

October 15, 2004
1610

Hamd Allah’a, salat ve selam Allah’ın Rasulü’ne, ailesine, ashabına ve onu takip edenlere olsun.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Konferansınızın açılışına aranızda bizzat bulunarak katılmayı çok isterdim; ancak zalimlerin zulmü ve hilekârların tuzağı, bizzat değil de sadece sesimle katılmama neden oldu. Konferansınızın, salonlarında ve burçlarında Hilafet sancağının dalgalandığı, Halife’nin veya vekilinin, muavinlerinin, Mezalim Kadısı’nın ve Hilafet Devleti’nin Cihad Emiri’nin katılımıyla açılmasını daha çok arzu ederdim; fakat sevdiğimiz bu hususlar henüz gerçekleşmedi. Buna rağmen, Allah’ın salih mümin kullarına yeryüzünde iktidar (istihlaf) vaadi:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ

“Allah, içinizden iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde halifeler kılacağını (egemen kılacağını) vaat etmiştir.” (Nur Suresi, 55)

Ve Rasulü’nün (sav) Nübüvvet metodu üzere yeniden Raşidi Hilafet’in döneceğine dair müjdesi:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ

“Sonra yeniden Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” (Ahmed b. Hanbel)

Ayrıca Allah’ın inayetiyle sahip olduğumuz O’na (svt) karşı ihlasımız, Rasulü (sav) ile olan sadakatimiz ve ümmetin İslam’a ve onun hükümlerine olan özlemi; tüm bunlar, bizi Hilafet’in kurulmasına çok az bir zaman kaldığına dair mutmain kılmaktadır.

Değerli Kardeşlerim,

Bütün göstergeler Hilafet zamanının gölgesinin üzerimize düştüğünü kanıtlamaktadır. O halde onun ikamesini (kuruluşunu) gözle görülür kılmak için kollarınızı sıvayın. Zira Hilafet artık avam Müslümanların temel talebi haline gelmiştir; onda Rablerinin rızasını, izzetlerinin iadesini, beldelerinin kurtuluşunu, sömürgeci kâfirlerin nüfuzundan kurtulmayı ve yöneticilerin zulmünden halas olmayı bulmaktadırlar. Ümmet, bu yöneticilerin beldeleri kâfirlere nasıl zelil ve boyun eğmiş bir şekilde teslim ettiklerini, Allah’tan ve kullarından utanmadıklarını ayan beyan görmüştür. İşte Filistin; Yahudiler tarafından işgal edilmiş, orada bozgunculuk yapıyor, sabah akşam katliamlar gerçekleştiriyorlar. Ardından Afganistan ve Irak; Amerika, İngiltere ve yandaşlarının bu beldelere yönelik süregelen vahşi saldırıları... İşte Keşmir; Hindular orada öldürme ve yıkımla kol geziyor. İşte Çeçenistan; Ruslar orada cinayet üstüne cinayet işliyor. Sudan’ın güneyinin koparılması, İslam topraklarının diğer bölgelerinde yaşanan musibetler ve trajediler insanın tüylerini ürpertiyor. Buna rağmen Müslüman beldelerindeki yöneticiler parmaklarını bile oynatmıyor, hiçbir saldırganı geri püskürtmüyor, ne beldeleri ne de kulları koruyorlar. Bir konferans düzenlediklerinde ise orada komplo kuruyorlar; etkili ve güçlü bir eylem, hatta doğru dürüst bir söz söylemeden, toplandıkları gibi dağılıyorlar. Son konferansları da hafızalarınızda tazeliğini korumaktadır. Müslüman beldelerindeki katliamlara, ölüm korkusuyla baygınlık geçiren kimseler gibi bakıyorlar. Ölüleri ve yaralıları sanki tarafsızmış gibi sayıyorlar; hatta işgalcinin yolunu açıyor, topraklarını işgalin kökleşmesi için ona amade ediyorlar. En iyileri bile, bu katliamlar karşısında utangaç bir tavırla cılız bir teessüf beyan etmekten öteye gidemiyor. Bütün bunlar, ayakları çürük veya eğri olan yıkık bir koltuk uğruna yapılıyor. Müslümanlar ile yöneticileri arasındaki mesafe doğu ile batı kadar açılmıştır. Eğer ümmet tercihinde serbest bırakılsaydı, bu yöneticileri bir hurma çekirdeği gibi bir kenara fırlatıp atar; kendilerini Allah’ın şeriatı üzere birleştirecek, Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünneti üzere beyat edecekleri, kendilerine nasihat edecek ve onlarla birlikte Allah yolunda cihad edecek bir Halife seçerlerdi. O zaman hiçbir sömürgeci kâfir onlara saldırmayı aklından bile geçiremezdi; bırakın işgali, İslam ordularının cihad ve büyük fetihlerle İslam nurunu kendi doğum yerlerine kadar taşımasına engel olmaya bile güç yetiremezdi.

Değerli Kardeşlerim,

Konferansınızı Ramazan ayını karşılarken veya onun iklimini solurken gerçekleştiriyorsunuz. Bu ayı, Hilafet’in kurulması için azimli ve samimi bir çalışma ile doldurmaya özen gösterin ki Allah bu ümmeti kendi izzetiyle aziz kılsın. Aynı şekilde, Allah’ın bu ümmete zaferini ikram etmesi ve böylece insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı ümmet vasfına geri dönmesi için Allah’a halisane dualar edin. Değerli kardeşlerim, size hatırlatırım ki Allah’ın sünneti, Hilafet’i kuracak veya bize zafer kazandıracak melekler indirmeyi gerektirmez. Aksine Allah’ın sünneti, bizim Allah’a karşı söz ve eylemde ihlaslı olmamızı ve Rasulü’ne (sav) sadakat göstermemizi gerektirir. Ancak o zaman Allah’ın yeryüzünde iktidar vaadi ve Rasulullah’ın Raşidi Hilafet müjdesi gerçekleşir.

إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

“Eğer siz Allah’a (dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed Suresi, 7)

Ey değerli kardeşlerim, bu büyük ayda hayırlara koşun ki Müslümanların şanı geri dönsün, izzeti tazelensin ve üzerlerinde yeniden Hilafet sancağı, “La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah” sancağı dalgalansın.

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

“Müminleri müjdele.” (Bakara Suresi, 223)

Değerli Kardeşlerim,

Uzaktan ellerinizi sıkıyor ve konferansınızı; insanların hidayeti, hidayet ve furkanın belgeleri olarak Kur'an'ın indirildiği o büyük Ramazan ayını karşılarken Allah'ın adıyla açıyorum. Konferansınızı sizinle birlikte tekbir getirerek açıyorum: Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber.

Vesselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Şaban / Ramazan 1424H

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu’r Raşta

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın