Hamd, Allah’a; salât ve selâm, Allah’ın Rasulü’ne, onun âline, ashabına ve ona tabi olanların üzerine olsun.
Değerli konuklar, Allah sizi itaatiyle şereflendirsin... Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
“Allah, içinizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde egemen kılacağını vaat etti.” (Nur 55)
Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
... ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَاُ شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ
“... Sonra zorba bir diktatörlük olacaktır. Allah dilediği sürece kalacak, sonra onu dilediğinde kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” (Ahmed ve Tayalisî rivayet etmiştir.)
Değerli kardeşlerim, sözlerime Allah Subhânehu’nun yeryüzünde hâkimiyet vaadiyle ve Rasulü ﷺ’in, içinde yaşadığımız zorba diktatörlükten sonra Raşidi Hilafet’in geri döneceğine dair müjdesiyle başlamayı arzu ettim... İslam ümmetinin doksan yılı aşkın süredir, yani Mart 1924’e (Hicri Receb 1342) denk gelen o günden beri çektiği acılardan önce umutla başlamak istedim. O tarihte başta İngiltere olmak üzere sömürgeci kafirler, Araplardan ve Türklerden olan hain işbirlikçileriyle birlikte Hilafet’i yıkmayı başarmışlardı. Bu durum, 3 Mart 1924 Pazartesi günü Ankara Meclisi’nin gerçekleştirdiği ikinci oturumda alınan kararla hayata geçirildi. Saat 15:25’te başlayan oturum 18:45’te sona erdi ve ümmet için ölümcül olan o Hilafet’i kaldırma kararı çıktı... İşin garibi, oylamanın gizli oylama ile değil, el kaldırma yöntemiyle yapılmasıydı! Tüm bunlar korku dolu bir atmosferde gerçekleşti; el kaldırarak oy kullanmak, kişinin tercihini deşifre ediyordu ki bu da tehlikelerle dolu bir durumdu. İşte o kara günden beri İslam ümmeti hem hayatında hem de milletler arasındaki konumunda tarifsiz acılar çekmektedir:
Müslümanlar tek bir ümmet, tek bir devlet ve tek bir Hilafet iken, elliden fazla devlete ve devletçiğe bölünmüş parçalar haline geldiler... Anayasamız insanların Rabbi tarafından teşri edilen hükümlerden oluşurken, artık insanlar tarafından yapılan kanunlardan oluşur hale geldi... Müslümanlar fetihler gerçekleştirip dünyanın her yerine hayır yayarken ve tüm milletlerin önünde yer alırken; artık Müslümanların toprakları uçlarından, hatta kalbinden eksilmeye başladı! Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vurulan Yahudiler, İsra ve Mirac toprağı Filistin’i işgal ettiler. Sadece bu da değil; yöneticilerimiz Yahudi varlığını tanımakta ve onunla diplomatik ilişkiler kurmaktadır!.. Eskiden Halife, “Vah Mu’tasım!” diyen mazlum bir kadına yardım etmek için ordular sevk eder, ona zulmedenden intikam alır ve bugün Ankara’ya yakın olan Ammuriye’yi fethederdi. Şimdiyse dünyanın dört bir yanındaki Müslüman kadınlara zulmediliyor, namusları çiğneniyor ve İslam topraklarındaki hiçbir yönetici onlara yardım etmiyor... Eskiden devletler kendilerini kurtarmamız için bizden yardım isterlerdi –tıpkı Fransa’nın, kralını esaretten kurtarması için Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım istemesi gibi– ancak şimdi biz meselelerimizi çözmeleri için sömürgeci kafirlere sığınır hale geldik...
İşte böylece ey kardeşlerim; Müslümanlar her yönden musibetler, fitneler ve ölümlerle kuşatılmış, şaşkınlık içinde kalmışlardır! Bu, sayıca azlıktan veya imkanların yokluğundan değil, bilakis "cünne"lerinin (kalkanlarının) yok olmasındandır. Zira İmam (Halife), arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan bir kalkandır.
إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ
“İmam ancak bir kalkandır, arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” (Buhari rivayet etmiştir.)
Bu kalkanın ve korumanın ortadan kalkmasıyla Müslümanlar sahipsiz ve himayesiz kalmışlardır. Dahası, başlarına Allah’tan korkmayan, tek dertleri sömürgeci efendilerinin çıkarları olan, halka baskı ve zulüm yapan yöneticiler musallat olmuştur.
وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
“Zulmedenler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini göreceklerdir.” (Şuara 227)
Ey kardeşlerim! Hilafet, Müslümanların izzet kaynağı ve güçlerinin simgesidir. Sömürgeciliğin kurmayları bunu çok iyi biliyorlar. Bu yüzden Curzon, Hilafet kaldırıldığında İngiliz Avam Kamarası’nda şöyle demiştir: "Mesele şudur ki Türkiye’nin işi bitirilmiştir ve artık bir daha ayağa kalkamayacaktır; çünkü biz onun manevi gücünü, yani Hilafet ve İslam’ı yok ettik."... Bunu bildikleri için sadece Hilafet’i yıkmakla yetinmediler, bilakis yeniden kurulmasını engellemek için tüm güçlerini sarf ettiler ve ediyorlar. Hilafet için çalışanlara karşı acımasız bir savaş başlattılar. Bu yüzden, altmış yıl önce Hizb-ut Tahrir’in doğuşunu ve Hilafet’in geri dönüşünü ümmetin hayati meselesi haline getirdiğini duyduklarında çılgına döndüler. Ellerindeki tüm şer yöntemlerle; iftira, tutuklama, şehadete varan işkenceler ve uzun hapis cezalarıyla hem kendileri hem de işbirlikçileri aracılığıyla durmaksızın savaştılar... Ancak tüm bunlarda başarısız oldular. Hizb ise sadece Allah’ın huzurunda eğilerek dimdik ayakta kaldı... Son olarak, sömürgeci kafirler Hilafet’i şer’i olmayan bir şekilde ilan eden bazı İslami hareketlerin suçlarını kullanarak savaştılar. Bu hareketler; boğazlama, yakma ve yıkım gibi gayri meşru eylemlerde bulundular... Sömürgeci kafirler bu hareketlerin suçlarını istismar ederek bunları ekranlarda sürekli sergilediler. Amaçları, Müslümanların zihninde "İstediğiniz Hilafet işte bu iğrenç suçları işleyen sistemdir" imajını oluşturmak ve böylece insanları gerçek Hilafet’ten nefret ettirmekti... Fakat önceki yöntemlerinde başarısız oldukları gibi, Allah’ın izniyle bu sefer de başarısız oluyorlar ve olacaklar. Çünkü insanlar şer’i Hilafet’i biliyor ve onu bu iddia edilen "sözde" hilafetlerden ayırt edebiliyorlar. Gerçek Hilafet bilinmez değildir... O, bizzat Rasulullah ﷺ’in açıkladığı ve ardından Raşid Halifelerin izlediği seçkin bir yönetim sistemidir. Hilafet bir imparatorluk, monarşi, başkanlık veya parlamento cumhuriyeti değildir. Diktatörlük veya Allah’tan başka yasama yapan bir demokrasi de değildir. Beşerî sistemlerin hiçbiri değildir. Bilakis o, bir adalet hilafetidir; yöneticileri ise arkalarında savaşılan ve kendileriyle korunulan imamlardır... O, kanları koruyan, namusları muhafaza eden, malları güvence altına alan ve ahde vefa gösteren bir Hilafettir... Beyatı zorla ve baskıyla değil, rıza ve ihtiyar ile alır. İnsanlar ondan dehşet içinde kaçmazlar, bilakis ona güven içinde hicret ederler...
Ey değerli konuklar, ey basiret sahipleri, ey akıl sahipleri, ey Müslümanların kalkanı ve koruması olan Hilafet’in yokluğu nedeniyle acı hissedenler... Üzerinizdeki büyük günahı savuşturun; Hilafet devletini yeniden kurarak yeryüzünde İslami hayatı başlatmak için çalışın. Zira bu uğurda çalışma içinde olmayanlar için büyük bir günah vardır. Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
... وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ، مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً
“... Kim de boynunda bir beyat olmadan ölürse, cahiliye ölümüyle ölmüş olur.” (Müslim rivayet etmiştir.)
Yani hak ile kaim bir Halifeye beyat... Öyleyse ey erkekler, kadınlar, seçkinler ve halk tabakası! Gelin, Hilafet’i ikame etmek ve o büyük kurtuluşa ermek için ciddiyetle, azimle, doğrulukla ve ihlasla çalışalım...
Son olarak size hatırlatmak ve sizi müjdelemek isterim: Bu konferansın düzenlendiği Üsküdar, İstanbul’un fethi için bir başlangıç noktasıydı. Halifelerin Asya’dan İstanbul’u fethetmek için gönderdiği orduların çıkış noktasıydı; burada konaklar, limanından karşıdaki Avrupa yakasına geçer, İstanbul’u kuşatırlardı. Bu durum, Allah Subhânehu’nun Sultan Muhammed Fatih’e o büyük lütfu ihsan etmesine kadar defalarca tekrarlanmıştır. Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ، فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا، وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ
“İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.” (Ahmed rivayet etmiştir.)
Sizi temin ederim ki, Hizb-ut Tahrir’deki kardeşleriniz hak üzere sabittirler. Allah Subhânehu’nun vaadini ve Rasulü ﷺ’in Raşidi Hilafet’in dönüşüne dair müjdesini gerçekleştirmek için ciddiyetle ve azimle çalışmaktadırlar. Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Rasulullah ﷺ’in çizdiği yolda hızla ilerlemektedirler. Allah Subhânehu’nun izniyle kardeşleriniz bu yolun sonuna varmak üzeredirler. Yakında sizinle ve sizin desteğinizle Rasulullah ﷺ’in sancağı olan Ukab sancağının gölgesinde gölgeleneceklerdir. Böylece Hilafet yeryüzünde yeniden doğacak, İslam diyarlarında emniyet, huzur ve adalet yayılacaktır.
وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
“O gün müminler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. O dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” (Rum 4-5)
Sözlerimi tamamlarken bu konferansınızı tebrik ediyorum. Allah’ın bereketiyle ve ismiyle... Allah Subhânehu’dan bu konferansın hayırlı ve bereketli meyveler vermesini, İslam’ı ve Müslümanları onunla aziz kılmasını, sömürgeci kafirleri ise zelil kılmasını niyaz ediyorum.
وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
“Allah, emrine galiptir; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf 21)
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Ata İbn Halil Ebu’r Raşte Hizb-ut Tahrir Emiri
