Değerli Kardeşlerim,
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Hamd Allah'a mahsustur. Salat ve selam Allah'ın Rasulü'ne, onun aline, ashabına ve onu dost edinenlerin üzerine olsun. Bundan sonra:
Allah, benden önce takva ve fazilette beni geçen, güç ve adalette benden üstün olan iki büyük adamdan sonra Parti emirliğini devralmamı takdir etti:
Birincisi: Partinin kurucusu ve banisi, celil alim (Şeyh Takiyyuddin en-Nabhani) Allah ona rahmet etsin; onu nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle haşretsin, onlar ne güzel arkadaştır.
İkincisi: Kurucunun sağ kolu ve ondan sonraki Emir, faziletli alim (Şeyh Abdülkadim Zellüm). Allah ona sıhhat ve afiyetini tamamlasın, gözlerini Raşidi Hilafet ile nasiplendirsin.
Bu iki Şeyh, kendilerinden sonra Parti emirliğine gelecek olanı yormuşlardır. Öyle ki o kişi, onların mertebesine ulaşmak veya ona yaklaşmak için tüm gücünü ve tüm çabasını sarf etmek zorundadır. Allah Sübhanehu'dan, Allah'ın izniyle hayırlı selefe hayırlı bir halef olabilmem için yardım ve başarı diliyorum.
Değerli Kardeşlerim,
Ben aranızda yaşıyorum, hissettiklerinizi hissediyor, idrak ettiklerinizi idrak ediyorum. Biliyorum ki zorluklar üzerimizde iyice yoğunlaştı veya yoğunlaşmak üzere; zalimlerin bizi takibi arttı, tutuklamalar, zindanlar ve şehadete götüren işkence baskıları, zalimlerin ve zebanilerinin elleriyle üzerimizde şiddetlendi. Yine biliyorum ki aramızdan kimileri, hatta hepimiz, günbegün büyük bir sabırsızlıkla beklediği Hilafetin kurulmasına duyduğu özlemle yanıp tutuşmaktadır. Aynı şekilde aramızda, görünürde somut bir şey görmediği gerekçesiyle bu işin hakkının verilmediğini düşünenler de var. Yine biliyorum ki çoğumuz için bu durumlar; gücü, imanı, liderliğine olan güveni ve huzuru artırmış; fitnenin zayıflatamadığı, imtihanın saptıramadığı ulu bir dağ gibi dimdik ayakta durmaya devam etmesini sağlamıştır. Bilakis kalbi ve gözleri, Halife'yi insanların biatını alırken görüp ona biat etmek için adımlarını hızlandırmakla ya da Cennet'teki köşkünü görüp Rabbine hamd ederek ve nimetlerine şükrederek oraya girmekle doludur. Lakin yine biliyorum ki, bu durumlardan etkilenip ümitsizliğe veya ümitsizlik benzeri bir şeye kapılanlar, ayaktayken oturanlar veya oturmaya yaklaşanlar da vardır. Hatta mesafe uzaklaştığı ve yol uzadığı için liderliği hakkında zannlara kapılanlar bile vardır. Hedefe ulaşmak için yürüyüşünde canlanacağı yerde, oturdu, köşesine çekildi ve sonra da saptı.
Allah'ın Kitabı'nı, Rasulü'nün sünnetini ve onun (s.a.v) siretini derinlemesine düşünmek; ümitsizliği giderir, umudu canlandırır, harareti yeniden ateşler ve kişiyi bambaşka bir şahsiyete büründürür; sesi kısık ve bitkin biriyken zalimleri sarsan bir yıldırıma, üzerine bir musibet isabet ettiğinde baygınlık geçiren biriyken musibetin vuku bulmasıyla ferahlığın geleceğini müjdeleyen birine dönüştürür.
Allah'ın Kitabı'na gelince; pek çok ayet, şiddetin ferahlığın habercisi olduğunu, krizin derinleşmesinin çözümün anahtarı olduğunu, zaferin sabırla, kolaylığın ise zorlukla beraber olduğunu açıklamaktadır. Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
حَتَّىٰ إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا
"Nihayet resuller ümitlerini kesecek raddeye gelip de yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız geliverdi." (Yusuf [12]: 110)
Sübhanehu şöyle buyurur:
أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ نَصْرُ اللَّهِ قَرِيبٌ
"Size, sizden öncekilerin hali gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar ve sıkıntılar gelip çattı ve öyle sarsıldılar ki hatta Peygamber ve beraberindeki müminler 'Allah’ın yardımı ne zaman?' dediler. Dikkat edin, şüphesiz Allah’ın yardımı yakındır." (Bakara [2]: 214)
Rasulullah (s.a.v) şu ayeti okumuştu:
فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا . إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
"Demek ki gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah [94]: 5-6)
Ve şöyle buyurdu: "Bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez."
Rasulullah (s.a.v)'in sünneti ve siretine gelince; mesele orada gayet açık ve nettir. Kafirler Rasulullah (s.a.v)'e eziyet ettiler, sonra eziyetleri nihai noktaya varana kadar şiddetlendi ve Rasulullah (s.a.v)'i öldürmeye karar verdiler. Yani eziyet şiddetlendi, sonra tırmandı ve öldürme kararına kadar ulaştı; öldürmek ise eziyetin en son aşamasıdır. Eziyet en son noktaya ulaşıp Rasulullah (s.a.v)'i öldürmeye karar verdiklerinde, Allah Sübhanehu'nun Rasulü'ne (s.a.v) hicret, devletin kurulması ve Müslümanların izzeti için izni geldi. Yani zaferin zirvesi, eziyetin zirvesinde gerçekleşti. Bu, Allah'ın mümin kullarına bir nimetidir; başkaları için krizin şiddetlenmesi güçleri zayıflatır ve ümitsizlik yaratır, fakat müminlere gelince; bu durum onların gücüne güç katar ve yakın olan ferahlığın müjdesi olur.
Ey Kardeşler,
Krizin şiddetlenmesi, ferahlığın yaklaştığının habercisidir. Bizi her yönden sarmak üzere olan bu darlık; yol ne kadar uzarsa uzasın ve şiddetlenirse şiddetlensin, bizi tüm gücümüzü sarf etmeye ve hedefe ulaştıran vesilelere sıkıca sarılmaya sevk etmelidir. Zira Allah'ın malı (cenneti) pahalıdır, cennet zorluklarla çevrilmiştir ve farzların tacı her türlü değerli fedakarlığı hak eder. Hilafet kendi kendine kurulmayacak, bilakis samimi müminlerin elleriyle kurulacaktır. Bizler ey kardeşler, Allah'ın izniyle gücümüzün yettiği her meşru vesileyi Allah'tan yardım dileyerek yapmaya kararlıyız; ta ki Allah, uzak olmayan bir zamanda sizin ve bizim göğüslerimize şifa versin. Bu ise Allah için hiç de zor değildir.
Bizler, gözlerimiz Hilafet'e dikilmiş, kalplerimiz onun özlemiyle çarparak çalışıyoruz. Onun kurulacağına dair tam bir huzur içindeyiz; zira Rasulullah (s.a.v) bize bunu haber vermiş ve müjdelemiştir: "...Sonra (tekrar) Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır." Tüm bunlar azimleri bilemek, iradeleri güçlendirmek ve göğüsleri ferahlatmak için yeterlidir.
Ey Kardeşler,
Mektubumu bitirmeden önce, Rasulullah (s.a.v)'in yukarıda zikredilen hadisinde dikkatimi çeken bir hususu size hatırlatmak istiyorum. Rasulullah (s.a.v) "Sizin aranızda Allah’ın dilediği kadar Nübüvvet kalacaktır" dedikten sonra ondan sonra "Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacağını" zikretmiştir. Bundan sonra Rasulullah (s.a.v) ısırıcı saltanatı ve ceberut saltanatı zikretmiş, sonra da Hilafet'in geri döneceğini belirtmiş ve onu ilk Hilafet'i vasıflandırdığı gibi vasıflandırarak şöyle buyurmuştur: "...Sonra (tekrar) Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır." Yani inşaAllah yakında kurulacak olan Hilafet, ilk Raşidi Hilafet'in cinsindendir; çünkü her ikisi de aynı vasıfla yani "Nübüvvet metodu üzere Hilafet" olarak tanımlanmıştır. Bu mesele üzerinde düşündüğümde anladım ki, ikinci Raşidi Hilafet'i kuracak olanlar, ilk Raşidi Hilafet ehlinin, yani Rasulullah (s.a.v)'in sahabesinin benzerleridir.
Kalbime şu yerleşti: O mübarek sahabilerin siretine ne kadar yaklaşırsak, Allah'ın izniyle Raşidi Hilafet'in kurulması da o kadar yaklaşacaktır. Öyleyse ey kardeşler, o kerim sahabiler gibi olabilmemiz için; Allah'a karşı ihlaslı, Rasulullah'a karşı sadık, Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmayan, Allah'a farzlarla yaklaşan ve Allah'ın dilediği kadar nafilelerden nasiplenerek Sübhanehu'ya daha da yakınlaşan kimseler olmak üzere, ciddiyet, sadakat ve ihlasla çalışarak bana destek olun. Ola ki bu sayede yolu kısaltırız ve sancağı bizden sonraki nesiller değil de bizler yükseltiriz. Bu ise Allah için hiç de zor değildir.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: Allah Sübhanehu şöyle dedi:
«من أهان لي ولياً فقد بارزني بالعداوة، ابن آدم لن تدرك ما عندي إلا بأداء ما افترضته عليك، ولا يزال عبدي يتقرب إلي بالنوافل حتى أحبه، فأكون قلبه الذي يعقل به، ولسانه الذي ينطق به، وبصره الذي يبصر به، فإذا دعاني أجبته، وإذا سألني أعطيته، وإذا استنصرني نصرته، وأحب عبادة عبدي إلي النصيحة»
"Kim benim bir veli kuluma hakaret ederse (ona düşmanlık ederse), bana karşı savaş açmış olur. Ademoğlu, ona farz kıldığım şeyleri eda etmeden katımdakine ulaşamaz. Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder, ta ki onu severim. Onu sevince de; onun akleden kalbi, konuşan dili, gören gözü olurum. Bana dua ettiğinde ona icabet ederim, benden bir şey istediğinde ona veririm, benden yardım dilediğinde ona yardım ederim. Kulumun ibadetleri arasında bana en sevimli geleni nasihattir."
Allah'ım, sana dua ediyoruz bize icabet et, senden yardım diliyoruz bize yardım et.
Vesselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
13 Safer 1424 H. 15/04/2003 M.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu'r Raşta (Ebu Yasin)