Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Değerli Âlim Ata Bin Halil Ebu’r Raşta’nın Hicri 1439, Miladi 2018 Mübarek Kurban Bayramı Münasebetiyle Mesajı

August 21, 2018
50

بسم الله الرحمن الرحيم

(Tercüme)

Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber, Lâ ilâhe illallâhu Allahu Ekber, Allahu Ekber ve lillâhi’l-hamd

Allah’ın kendisini onurlandırıp şöyle vasfettiği İslam Ümmetine:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkerden nehyeder ve Allah’a inanırsınız..." (Âl-i İmrân [3]: 110)

Hizb-ut Tahrir’in dava taşıyıcılarına, tertemiz ve takva sahibi şebabına -ki Allah katında hiç kimseyi temize çıkarmayız-, güzel söz söyleyip salih amel işleyenlere ve Allah’ın bu özellikleri taşıyanları övdüğü kimselere:

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِين

"Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve 'Ben gerçekten Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?" (Fussilet [41]: 33)

Facebook sayfasının, hakkı ve doğruluğu arayarak, taşıdığı hayra talip olarak ziyaret eden değerli müdavimlerine, Allah onları hayırla mükâfatlandırsın…

Hepinize,

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh

Kurban Bayramı münasebetiyle hepinizi tebrik eder, Allah’ın salih amellerinizi kabul etmesini dilerim. Allah Sübhânehu’dan hacıların haccını kabul etmesini, mebrur bir hac, meşkur bir sa’y ve mağfur bir günah kılmasını niyaz ederim. Ayrıca bu yıl hac yapamayanlara da gelecek yıl hayır üzere hac yapmayı nasip etmesini dilerim. Allah Sübhânehu salihlerin velisidir.

Değerli kardeşlerim, bu yılki bayram Hilafetimizin yokluğunda gelmektedir. Bu yüzden sömürgeci kâfirler ve onların ajanları bize karşı cüretkâr davranmakta, ülkelerimizde cinayet ve kan dökme ateşini körüklemektedir. Onların vahşi cinayetleri; varil bombalarından yıkıcı füzelere, oradan kimyasal silahlara kadar uzanmıştır... Tüm bunlar bazen bizzat kendi elleriyle, bazen de uşaklarının elleriyle gerçekleşmektedir. Nereye bakarsanız bakın, Müslümanların kanının haksız yere ve saldırganca akıtıldığını görürsünüz... Doğuda Burma vardır ve Burma’nın ne olduğunu bilirsiniz; Budistlerin cinayetleri ve orman canavarlarının bile reddedeceği vahşetleri nedeniyle Müslümanların oradaki durumu yürek parçalayıcıdır... Sonra Keşmir'i ve Hindistan'ın oradaki cinayetlerini görürsünüz... Kuzeyde Çeçenistan ve Kafkasya'yı, ardından Rusya'nın elleriyle harabeye çevirdiği, cinayet ve kana boğduğu Kırım'ı görürsünüz... Oradan doğuya, Doğu Türkistan'a yürüdüğünüzde Çin'i ve onun her türlü saldırganlık sanatını görürsünüz... Güneye inip deniz kıyısına vardığınızda, Müslüman topraklarının kalbini, Mübarek Toprakları, iki kıblenin birincisi olan Filistin'i görürsünüz. Yahudilerin orayı gasp ettiğini, cinayetler ve katliamlar işlediğini görür, Mescid-i Aksa'nın derin bir yaradan dolayı son nefesini veriyormuş gibi çıkan iniltilerini duyarsınız.

Sonra Şam; Şam'ın ne olduğunu bilirsiniz, orada her taraftan kan akıyor. Şam tağutu tarafından mahalle ve sokaklarda işlenen vahşi katliamlar her yeri sarmış durumda. Onun arkasında ve önünde Amerika, takipçileri ve Rusya'dan İran'a ve milislere kadar destekçileri var... Hepsi ateşi körüklüyor, her türlü yıkıcı öldürme aracıyla kan döküyor... İşte İdlib katliamları her taraftan gelen vahşi bombardımanlarla şiddetleniyor, tağutların sürüleri oraya yönelmiş durumda ve etrafı ihanet anlaşmalarıyla kuşatılmış... Sonra Irak, Şam'ın acı ve felaketlerdeki kardeşi... Bir zamanlar "mutlu" olan Yemen'e güneye doğru giderseniz, sömürgeci kâfir devletlerin körüklediği çatışmaların trajedileriyle üzgün hale geldiğini görürsünüz; onlar burayı kafataslarımız ve kanımız üzerinden aralarındaki bir rekabet alanı haline getirdiler... Güneşin battığı yöne yönelirseniz, Libya'yı ve Müslümanlar arasındaki iç savaşı bulursunuz. Sonra Orta Afrika'ya yönelirseniz, Müslümanların büyük zarar ve ziyan gördüğünü, masum kanların akıtıldığını görürsünüz; oradaki mukaddesat ihlalleri tarif edilemez... Sonra komşusu Sudan, güneyi kuzeyinden koparılmış, yarası kanamaya devam ediyor. Sonra yıllardır korkunç acılar ve şiddetli çatışmalarla inleyen Somali...

Tüm bu trajediler, geçmiş yıllarda İslam ile, İslam'ın sancağı ile, İslam'ın ezanı ve adaleti ile onurlandırılmış Müslüman topraklarında yaşanmaktadır... Ancak Hilafet'in yıkılmasından ve kalkan olan İmam'ın (el-Cünne) gidişinden sonra durum değişti; ümmet acı çekti ve sömürgeci kâfirler ile onların uşakları olan zalim yöneticiler ümmete karşı iş birliği yaptılar. Müslümanların kâfir ülkelerindeki trajedilerinden bahsetmiyorum bile; bunlar sayılamayacak kadar çoktur. O milletler Müslümanları kimliklerinden çıkarmak istiyorlar, bu yüzden Müslüman kadınların kıyafetine saldırıyorlar, ezan sesini susturmak istiyorlar ve toplumlarında, yaşam alanlarında, hatta yollarında onlara karşı nefret yayıyorlar... Hilafet'in yokluğundan beri bu trajediler birbirini takip eden ve sabırlı bir kimseyi bile şaşkına çeviren birikmiş felaketlerdir.

Değerli kardeşlerim, bu trajediler başka bir milletin başına gelseydi çoktan çökmüş ya da çökmek üzere olurdu ve eğer hayatta kalabilmişse yaşamın devamından ümidini keserdi... İslam Ümmetine gelince; onun Rabbinin Kitabı'nda, Peygamberinin Sünneti'nde ve hatta gece ile gündüzün yaratılış mucizelerinde öyle şeyler vardır ki, onu zorluklar karşısında sarsılmaz kılar, krizlerde azmi yumuşamaz, aksine gücüne güç katar, kararlılığını artırır ve işini en güçlü ve en iyi şekilde yapıp Rabbine samimiyetle tevekkül eder:

  • Rabbinin Kitabı'ndan; şu ayetler bu konuda apaçıktır:

فإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا * إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

"Şüphe yok ki, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah [94]: 5-6)

حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَنْ نَشَاءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ

"Nihayet resuller ümitlerini kesecek raddeye gelip de yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız yetişti. Böylece dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azabımız ise suçlular topluluğundan geri çevrilmez." (Yusuf [12]: 110)

أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ نَصْرُ اللَّهِ قَرِيبٌ

"Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, nihayet peygamber ve beraberindeki müminler, 'Allah’ın yardımı ne zaman?' dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır." (Bakara [2]: 214)

  • Peygamberinin Sireti'nde; Müminlerin Annesi Hatice (ra) ve Rasulullah (sav)’e destek olan Ebu Talib'in vefat ettiği hüzün yılındaki olaylar... Ardından Taif halkının Rasulullah (sav)’in mübarek ayaklarını kanatan şiddetli tepkisi... Sonra krizin tırmanması ve Rasulullah (sav)’i öldürmek üzere anlaşmaları... Ardından dostu Ebu Bekir (ra) ile saklandığı Sevr Mağarası’na kadar takip etmeleri (Kureyş)... Mağaranın kapısında dikilmişlerdi ve Rasulullah ile aralarında sadece bir karış ya da biraz daha fazlası vardı... Bu, o günün akşamındaydı; bir iki gün sonra ise Rasulullah (sav) Medine'de devleti kuruyor, yapısını dünyayı nurla dolduracak ve Hakkı ilan edecek şekilde yükseltiyordu...

  • Gece ve gündüzün yaratılış mucizelerine gelince; gecenin karanlığının en yoğun olduğu anı gerçek şafağın nuru takip eder ve bu, akıl sahipleri için bir işarettir.

Bu nedenle İslam Ümmeti, Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. Bilir ki her zorluktan sonra bir kolaylık, her darlıktan sonra bir çıkış gelir ve gecenin karanlığını şafağın nuru takip eder... Bu yüzden sarsıntılarla sarsılmaz, aksine Allah’a samimiyetle ve Rasulullah’a sadakatle çalışır ve çalışır... Kendisinden sapanlar veya yoldan çıkanlar ona zarar veremez; ümmetin çoğunluğu İslam’dan başka bir alternatifi asla kabul etmez...

Değerli kardeşlerim, bu kâfirler Hilafet kaldırıldıktan sonra derin bir nefes aldılar; böylece kendilerini güvende hissederek cinayetlerini işlediler. Kimse karşılarına dikilmiyor, onları cinayetlerinden alıkoymuyor veya evlerine geri püskürtmüyor... Müslümanların kalkanının kaldırıldığını anladılar ve onun geri dönmesini engellemek için tüm güçlerini sarf ediyorlar. Çünkü bu kalkanın yapıcısının Hilafet olduğunu, Müslümanların korunmasının ve izzetinin burada yattığını biliyorlar. Bu yüzden Hilafet'i yeniden kurmak için çalışanların peşine düşüyorlar.

Böylece Hizb-ut Tahrir, sömürgeci kâfirlerin ve Müslüman ülkelerdeki ajan yöneticilerin oklarına hedef oldu. Hizb, kâfirlerin komploları, zalimlerin casusları ve kin güdenlerin nefreti sonucunda çeşitli tacizlere ve şehadete varan işkencelere maruz kaldı. İslam dünyasında Hizb yasaklandı ve faaliyetleri durduruldu; Endonezya gibi farklı şekillerde partilere açık olan ülkelerde bile yasaklandı! Tunus gibi her türlü partiye, hatta sefil olanlara bile kapılarını açan ülkelerde bile yasaklandı! Hizb üyelerine gelince; tağutların zindanlarındaki esirler çektikleri acıları haykırıyor. Daracık hücrelerinde işkence görüyorlar, geniş zindanlarında ise zulme uğruyorlar. Peki, bu ne içindir? Hizb’in haykırdığı ve onlara kılıçtan daha sert batan Hak sözü söyledikleri içindir. Çünkü hak sözün karşısında duracak bir argümanları yoktur. Allah onları kahretsin, nasıl da döndürülüyorlar?

Değerli kardeşlerim: Ümmetin ve Hilafet için çalışanların başına gelen bu trajediler çok şiddetlidir. Eğer Allah, bayramı Müslümanların kalplerinde bir sevinç kaynağı ve mutluluk kapısı, akrabalık bağlarının pekiştiği ve ümmetin birbirine selam ve esenlik dileklerini yaydığı bir vesile kılmasaydı... Eğer Allah (swt)’ın bu ümmet için güç ve izzetin geleceğine dair vaadi olmasaydı... Eğer Rasulullah (sav)’in Hilafet’in geri döneceğine dair müjdeleri olmasaydı... Ve eğer Allah (swt)’a ihlasla bağlı, Rasulullah’a sadık, gece gündüz çalışan, Allah’a elleriyle fethi nasip etmesi ve Hilafet’i kurup İslam ve Müslümanların şanını yeniden tesis etmesi için yalvaran samimi bir kitle olmasaydı; gülümsemek zor olurdu. Çünkü kalpte bir yara, boğazda bir düğüm var; zira Müslümanları önden ve arkadan, sağdan ve soldan kuşatan pek çok trajedi mevcut. Hilafet yaklaşık bir asırdır yok. Müslümanlar paramparça olmuş, cahil Ruveybida yöneticiler tarafından yönetiliyorlar. Sömürgeci kâfirlerin ve müttefiklerinin ülkelerimize ve halkımıza yönelik saldırılarından bahsetmiyorum bile; sanki Müslüman ülkeler kanımızın döküldüğü ve mukaddesatımızın çiğnendiği bir çatışma alanı...

Ancak bu trajedilerin şiddetine rağmen, Hizb-ut Tahrir, Allah’ın yardımı ve vaadinin gerçekleşeceği, Rasulü’nün (sav) müjdesinin vuku bulacağı konusunda emindir. Rabbinin izniyle salih ameller işlediği sürece Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. Hizb, Hilafet’in vaktinin Kitap’ta yazılı olduğunu bilir. Geçen her gün bu günü daha da yakınlaştırır. Böyle bir kitle, Aziz ve Hakim olanın izniyle, kalbine ümitsizliğin girmesine izin vermez, azmi yumuşamaz ve kararlılığı kırılmaz. Aksine zorluklar onun gücünü artırır; zira zorluklar erkeklerin imtihanıdır. Hizb üyeleri ise Allah (swt)’ın haklarında şöyle buyurduğu gerçek erkeklerden olmayı Allah’tan niyaz ederler:

رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ

"Öyle adamlar vardır ki, onları ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar." (Nûr [24]: 37)

Onlar, davayı Allah'tan bir bereket ve imanla taşırlar. Bu dava onların ellerinde yükselecek, Allah'ın izniyle Allah (swt)’ın vaadi ve Rasulü’nün müjdesi şu üç aşamada Allah’ın yardımı ve başarısıyla gerçekleşecektir:

  • Birincisi: Bu baskıcı diktatörlük yönetiminden sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet'in yeniden tesisi. İmam Ahmed ve Müsned'inde el-Tayalisî, Huzeyfe’nin hadisinden rivayetle Rasulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu nakleder:

... ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ...

"...Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Allah dilediği sürece devam edecektir. Sonra Allah dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır."

  • İkincisi: Yahudi varlığının kökünden sökülüp atılması. Müslim Sahih'inde Ebu Hureyre (ra)’den rivayetle Rasulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu nakleder:

لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ ...

"Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldüreceklerdir..." Başka bir rivayette ise (sav) şöyle buyurur: "Yahudiler sizinle savaşacak, siz onlara galip geleceksiniz."

  • Üçüncüsü: Allah’ın izniyle Roma’nın fethi.

Ahmed Müsned'inde ve Hakim rivayet etmiş, Zehebi de Ebu Kabil'den sahih kabul etmiştir: Abdullah bin Amr bin el-As ile beraberdik, dedi ki: Biz Rasulullah (sav)’in çevresinde yazıyorken, Rasulullah (sav)’e soruldu: "Hangi şehir önce fethedilecek: Kostantiniyye mi yoksa Roma mı?" Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

مَدِينَةُ هِرَقْلَ تُفْتَحُ أَوَّلًا، يَعْنِي قُسْطَنْطِينِيَّةَ

"Herakliyus’un şehri önce fethedilecek, yani Kostantiniyye." Kostantiniyye fethedildi, Allah’ın izniyle Roma da fethedilecektir.

Değerli kardeşlerim, yukarıda zikredilenler üzerinde selim bir akıl ve hikmetli bir anlayışla düşünmek; acıdan sonra bir umut, üzücü gerçeklikten sonra bir sevinç ve müjde, zorluktan sonra bir kolaylık, uzun süren acılardan sonra bir mutluluk ve "Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz" dedikten sonra Allah’ın rahmet ve lütuflarının inmesidir... Sonra hayır ve zafer... hayır ve zafer... sonra hayır ve zafer.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler, Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. O, dilediğine yardım eder. O, Mutlak Güç Sahibidir, çok merhametlidir." (Rûm [30]: 4-5)

Sonuç olarak, Allah Sübhânehu’dan bu hayır ve bereket bayramının, İslam Ümmeti’nin Lâ ilâhe illallâh Muhammedur Rasulullâh sancağı olan Râşidî Hilafet sancağının gölgesi altında olduğu günlerde geri dönmesini niyaz ederim.

Allah (swt)’tan Hizb-ut Tahrir üyelerinin bu ümmetin öncüleri olmasını ve Râşidî Hilafet’in gölgesi altında onunla birlikte durmasını niyaz ederim... Bu bayram geri dönmeden vefat eden üyelerimize gelince; Allah (swt)’tan onlara, O'nun gölgesinden başka gölgenin olmadığı günde kendi gölgesinde yer vermesini dilerim. Allah Er-Rahman Er-Rahim'dir.

Son olarak, size selamlarımı gönderiyor, sizin için hayır dualar ediyorum.

Vesselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

Kardeşiniz,
Ata Bin Halil Ebu’r Raşta
Hizb-ut Tahrir Emiri

10 Zilhicce 1439 H.
21/08/2018 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın