Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşte -Allah onu korusun- tarafından; İslam’ın ve Müslümanların kendisiyle izzet bulduğu ve Allah’ın izniyle yakında yeniden dönecek olan o azametli İslam Devleti’nin kurulduğu Hicret günü ve Rasulullah’ın doğum günü olan bu mübarek günde, Şam’daki ehlimize ve oradaki sadık devrimcilere yönelik yapılan sesli konuşmanın metnidir. Hicri 12 Rebiülevvel 1434, Miladi 24 Ocak 2013.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
İslam’ın merkez yurdu Şam’daki ehlimize... Ve sadık devrimcilere:
Es-Selâmu Aleykum ve Rahmetullâhi ve Berakâtuh.
Hamd Allah’a, salât ve selâm Allah’ın Rasulü’ne, âline, ashabına ve onu dost edinenlerin üzerine olsun.
وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ
"Onlar gerçekten tuzaklarını kurdular. Tuzakları dağları yerinden oynatacak olsa bile, onların tuzakları Allah katındadır (Allah onu bilir)." (İbrahim [14]: 46)
Sömürgeciler, uşaklar ve yandaşlardan oluşan şerli insanlar, İslam’ın Şam’da hüküm sürmesini engellemek, aksine laik cumhuriyetçi yönetimi, sadece yüzleri değiştirerek ve baskıyı biraz hafifleterek -ki insanlar gerçekliğin değiştiğini sansınlar- orada istikrarlı tutmak için hilelerini ve tuzaklarını üzerinizde topladılar! Bugün Amerika, müttefikleri ve uşaklarının şerri her iki koldan üzerinize topladığını görüyorsunuz ve duyuyorsunuz: Bir yanda zalim Beşşar’ın insanı, ağacı ve taşı hedef alan cinayetleri; diğer yanda ise halkın helali ve haramı Allah’tan başkasına nispet edeceği laik, sivil, demokratik bir cumhuriyet sistemini yönetmek üzere geçici bir hükümet kurmak amacıyla İstanbul, Kahire ve Paris’te birbirini izleyen toplantılar...
وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَذَا حَلَالٌ وَهَذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ
"Dillerinizin yalan yere nitelemesi dolayısıyla 'Bu helaldir, şu haramdır' demeyin; çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler." (Nahl [16]: 116)
Şerli planlarını pekiştirdiler; cinayetler, katliamlar, misket bombalarıyla alenen bombalamalar, ölümcül varil bombaları, öldürücü gazlar ve ardından orman canavarlarının bile kaçınacağı işkence türleri... Zalimler tüm bunlarla, devrimcilerin İslam’ın hayattan dışlanmasını kabul etmesini ve Müslümanların kanına doymayan ve hâlâ doymakta olan katillerle müzakere etmesini umuyorlar! Ardından Amerikan nüfuzunun vakur Şam’da devam etmesini ve temel laik cumhuriyetçi nizamın yapısının değişmemesini hedefliyorlar... O şerliler unuttular ki Şam, İslam’ın kalesi ve merkez yurdudur; içine bir süreliğine sızsa bile pisliği kabul etmez, o pislik Allah’ın izniyle yerilmiş ve kovulmuş olarak yok olmaya mahkumdur. Hakkın apaçık olduğunu ve batılı çiğneyip yok edeceğini anlamadılar:
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ
"Hayır, Biz hakkı batılın üzerine fırlatırız da o, onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelemelerinizden dolayı yazıklar olsun size." (Enbiya [21]: 18)
Ey İslam’ın merkez yurdu Şam’daki ehlimiz, ey sadık devrimciler:
Kurdukları tuzaklar ve hileler, Amerika ve müttefikleri tarafından tasarlanan, uşakları ve takipçileri tarafından uygulanan habis bir planlamadır: İçerideki cinayetler ve katliamlar, insanların dışarıdaki Koalisyon ve Konsey’in elleriyle örülenleri kabul etmesini sağlamak içindir... Böylece uygulama araçları, Beşşar’ın öldürme ve yıkım cinayetlerinin ürettiği "zehir" ile, rolünü tamamladıktan sonra onu yaratanın yol kenarına atacağı zalimin koltuğuna Amerika aracılığıyla oturmak için Koalisyon’un ördüğü "üzeri yağla kaplı zehir" arasında paylaştırılmıştır... Koalisyon böyle düşünürken, zalim ise rolünün bittiğini ve kendisini inşa eden Amerika’nın, Koalisyon onun yerini alacak kadar olgunlaştığında, daha önce rollerini tüketen uşaklarına yaptığı gibi kendisini de yıkacağını görmezden gelmektedir. Amerika, bir uşağı bir başka uşakla değiştirerek, ümmet onu süpürüp ülkeyi tabi olanın ve tabi olunanın pisliğinden temizlemeden önce Şam’daki nüfuz süresini uzatmayı umuyor... Eğer zalimde zerre kadar akıl olsaydı, insanların ona karşı devriminin ilk aylarındaki mevcut şartları değerlendirir, Allah’ın, Rasulü’nün ve müminlerin lanetlediği hain bir mücrim olarak öldürülmek veya atılmak yerine, canını ve bir miktar onurunu kurtararak kaçardı:
إِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى
"Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphesiz onun için cehennem vardır. Orada ne ölür ne de dirilir." (Taha [20]: 74)
Bu, Şam’ı ve Şam halkını boyunduruk altına almayı, böylece özünde laik, görünüşte ise aldatıcı ve süslü bir ambalajla bezenmiş, Koalisyon tarafından üretilen bir hükümeti kabul etmelerini bekledikleri bir tuzaktır! Şam’ın ve Şam halkının, mücrimlerin döktüğü temiz kanları ve sadık devrimcilerin verdiği büyük fedakarlıkları unutacağını sanıyorlar... Fakat zannıları Allah’ın izniyle onları felakete sürükleyecektir; onların içinde bulundukları şeyin yerle bir olduğunu ve tuzaklarının boşa çıktığını gözleriyle görecek, kulaklarıyla duyacaklardır.
وَمَا كَيْدُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ
"Kafirlerin tuzağı boşa çıkmaktan başka bir şey değildir." (Mümin [40]: 25)
Ayrıca onlar Şam’da, Rablerine iman etmiş ve hidayetleri artmış, Rasulullah’ı kendilerine güzel bir örnek edinmiş sert adamların olduğunu unuttular veya unutmuş gibi yapıyorlar; onlar haksızlığa boyun eğip uyumazlar, zulme sessiz kalmazlar. O kanları, o emekleri, yaşlıların ve çocukların çığlıklarını, iffetli kadınların, yetimlerin ve dulların feryatlarını asla unutmayacaklar... Zalimin cinayetleri onlara ancak güç üzerine güç katacaktır. Koalisyon’un yüzüne ne kadar makyaj yaparlarsa yapsınlar, Amerika’nın ve sömürgeci kafir Batı’nın cinayetleri onların zihinlerinden ve akıllarından çıkmayacaktır; aksine tüm bunlar onların azmine azim katacaktır:
الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قد جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
"Onlar ki, insanlar kendilerine: 'Halk size karşı toplandı, onlardan korkun' dediklerinde, bu onların imanlarını artırdı da: 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' dediler." (Âl-i İmrân [3]: 173)
Ey İslam’ın merkez yurdu Şam’daki ehlimiz, ey sadık devrimciler:
Zalim ve yandaşları, içinden çıkılamaz bir umutsuzluk derecesine ulaşmışlardır. Baskısı artsa bile eceli yaklaşmıştır. Onunla birlikte savaşan yandaşları, basiretini yitirenler hariç, günden güne ondan kopmaktadır. Ona destek veren Rusya bile, Amerika ile olan anlaşması gereği, bir uşak bir uşakla değiştirilinceye kadar Amerika’nın ileri karakolu gibidir. İşte Rusya da, zalimin otoritesinin çöktüğüne kani olarak vatandaşlarını tahliye edenlerden geri kalmamıştır. Sonrasında zalim, dünya ve ahiret rüsvaylığına bürünerek derin bir çukura yuvarlanacaktır... Siz ey sadık devrimciler! Üzerinde olduğunuz hak ve hayır üzere sebat edin, er ya da geç Allah’ın yardımıyla mutmain olun. Zira Allah Sübhânehu yardımı sadece resullerine değil, iman edenlere de vaat etmiştir:
إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ
"Şüphesiz Biz, elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında da, şahitlerin (şahitlik için) duracakları gün de yardım edeceğiz." (Mümin [40]: 51)
Öyleyse gücünüzle hakkı ve ehlini destekleyin; Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere yardım edin... Hilafete ve onun için çalışanlara yardım edin. Hilafeti kurarak Hizb-ut Tahrir’e yardım etmeye azmedin; işte o zaman dökülen temiz kanlar, iffeti çiğnenen Şam kadınları, dul kalan kadınlar, yetim bırakılan çocuklar, rükû eden yaşlılar ve hatta otlayan hayvanlar bile sizi Yaratıcıya hayırla anacaktır... Hepsi sizi hayırla yad edecek ve o kanlar ile emekler boşa gitmemiş, beyhude harcanmamış olacaktır...
Dahası, Allah’ın dinine, davetini taşıyanlara ve Nübüvvet metodu üzere ikinci Hilafet’e yardım ettiğiniz için Allah’ın melekleri size gıpta edecektir... Dünyada aziz, ahirette ise mahlukatın en hayırlısı olan Rasulullah (sav), ashabı (ridvanullahi aleyhim) ve dininin sadık, kurtuluşa ermiş yardımcılarıyla (Ensar) birlikte olacaksınız... İbn Zürâre, İbn Hudayr ve Sa’d bin Muaz gibi Allah’ın dininin ve Rasulullah’ın (sav) yardımcılarıyla birlikte... Özellikle de ulu bir ayın, Rebiülevvel ayının gölgesi üzerinizdeyken; Rasulullah’ın (sav) doğumunun, risaletinin, Medine’ye hicretinin ve azametli İslam Devleti’ni kurmasının, ayrıca yine o ayda Refîk-i A’lâ’ya irtihalinin ve Nübüvvet metodu üzere ilk Râşidî Hilafet döneminin başlangıcının olduğu bir aydasınız... Ardından "ısırıcı krallık" ve Hilafet’ten sonra içinde bulunduğumuz "zorba diktatörlük" (Mülk-i Cebriyye) geldi; sonrasında ise Nübüvvet metodu üzere ikinci Râşidî Hilafet’in dönüşü gelecektir. Rasulullah (sav), İmam Ahmed ve Tayalisi’nin Müsned’lerinde Huzeyfe bin Yeman’dan rivayet ettikleri sahih hadisinde bize şöyle açıklamıştır:
إِنَّكُمْ فِي النَّبُوَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا، فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُلاهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ
"Aranızda dilediği kadar nübüvvet kalacaktır, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu kaldıracaktır. Sonra nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır ve Allah’ın dilediği kadar kalacaktır, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı krallık olacaktır ve Allah’ın dilediği kadar kalacaktır, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır ve Allah’ın dilediği kadar kalacaktır, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır." Sonra Rasulullah (sav) sustu.
Haydi, Allah’ın dinine yardıma! Haydi, Hilafet için çalışanlara yardıma! Haydi, Hizb-ut Tahrir’e yardıma! Böylece Ensar’ın (r.anhum) sireti geri dönsün, İslam ve ehli izzet bulsun, küfür ve ehli ise zillete düşsün.
وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
"O gün müminler ferahlayacaklardır. Allah'ın yardımıyla; O, dilediğine yardım eder. O, Güçlüdür, Esirgeyendir." (Rum [30]: 4-5)
Es-Selâmu Aleykum ve Rahmetullâhi ve Berakâtuh.