Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Hizb ut-Tahrir Emiri Celil Alim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’dan Pakistan Halkına Mesaj

May 04, 2013
3682
استمع للمقال

Hamd Allah'a, salat ve selam Allah'ın Rasulü'ne, onun aline, ashabına ve onu dost edinenlere olsun. Bundan sonra:

İslam ve Müslümanlar için kurulan o tayyib ve tahir (temiz ve güzel) belde Pakistan’daki halkımıza...

Dininde ve imanında sadık ve ihlaslı olan ulemasına, mütefekkirlerine ve siyasetçilerine...

Ülkeyi ve halkı Amerika’ya, onun casuslarına ve istihbaratına peşkeş çeken Pakistan yöneticilerine, özellikle Zerdari’ye, çetesine ve yandaşlarına...

Ve orduyu Afganistan’da Amerika’nın hizmetine koşan, bu yüzden orduyu Hindistan cephesinden çekip kabileler ve Belucistan cephesine süren Kayani ve zümresine...

Ve 11 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimler için hazırlık yapan ve süreci yöneten Seçim Kurulu’na...

Tüm bunlara ve onlara bu beyanname ile sesleniyoruz. Biliyorum ki Zerdari ve casuslarının, Kayani ve çetesinin; anlamayan kalpleri, işitmeyen kulakları ve görmeyen gözleri vardır. Buna rağmen Pakistan’da hakkı dinleyen, (hakkı duyduğunda) gözlerinden yaşlar boşalan, söze kulak verip onun en güzeline uyanlar vardır ve bizim asıl hedefimiz onlardır. Diğerlerine gelince; bu, Rabbinize karşı bir mazeret olsun diyedir, umulur ki sakınırlar:

Birincisi: Ey tayyib ve tahir belde Pakistan’daki halkımız! Ey Muhammed b. Kasım’ın torunları ve ilk Müslüman fatihlerle birlikte cihat edenlerin nesli! Allah’ın kitabını ve Rasulü’nün sünnetini arkalarına atan, şer’î hükümleri askıya alan, ülkeyi Amerika ve müttefiklerine peşkeş çekerek ekini ve nesli helak eden zalim ve gaddar bir hükümete nasıl razı oluyorsunuz? Onlar ki insanları uçaklarla katlediyor, bombalar patlatıyor ve fitne yayıyorlar! Cepheyi, Keşmir ve diğer İslam topraklarını işgal eden müşrik Hindulara karşı direnişten çekip, kabile bölgelerindeki ve Belucistan’daki kardeşleriniz ile Afganistan’daki devrimcilere karşı savaşa dönüştüren bir hükümete nasıl razı oluyorsunuz? İhlaslı ve sadık evlatlarınızı sokaklardan, okullardan ve camilerden alenen kaçıran, sonra da ne Allah’tan ne Rasulü’nden ne de müminlerden utanmadan bu kaçırmaları inkâr eden bir hükümete nasıl razı oluyorsunuz? Sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için Hizb ut-Tahrir’den birçok genci kaçırdılar ve onları aylarca, hatta aylar ötesinde şiddetli işkencelere maruz bıraktılar. Tıpkı diğer kaçırılanlara yaptıkları gibi ve şu an Hizbin Resmi Sözcüsü’ne ve ondan sonra kaçırılanlara yaptıkları gibi! Bir şey yapamayacağınızı söyleyebilirsiniz ama hayır, siz buna kadirsiniz! Çabalarınızı Hizb ile birleştirin ki Rabbiniz size rahmetini yaysın. Hizb, Allah’ın izniyle bu zalim yönetimi değiştirip hakkı ehline iade edinceye kadar şer’î hükümler doğrultusundaki büyük çalışmalarında ne yorulacak ne de bıkacaktır. Öyleyse hareketlerinde Hizb ile beraber olun ve Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayın; akıbet muttakilerindir...

Allah’tan korkan ulemaya gelince; Allah’ın hükümlerinin askıya alındığını görmüyor musunuz? Amerika’nın, istihbaratı, uçakları ve patlamalarıyla ülkeyi boydan boya arşınladığını ve tüm bunların yönetici tabaka ve yandaşlarının suç ortaklığıyla gerçekleştiğini görmüyor musunuz? Ümmetin servetinin yağmalandığını, yolsuzluğun devletin ve kurumlarının iliklerine kadar işlediğini görmüyor musunuz? Allah’ın şeriatını uygulamak için Allah’a ve Hilafeti ikame etmeye davet eden dava taşıyıcılarının kaçırıldığını ve en ağır işkencelere maruz kaldığını görmüyor ve duymuyor musunuz? Hizb ut-Tahrir’in Resmi Sözcüsü Naveed örneği sizden uzak değildir; alenen kaçırıldı ve buna rağmen rejimin zebanileri onu bir yılı aşkın süredir bugüne kadar işkence altında tutuyorlar. Tüm bunları görmüyor musunuz? Bu feci bir münker değil midir? Onu inkâr etmek üzerinize vacip değil midir? Eğer "Biz devlet değiliz ki elimizle değiştirelim" derseniz, dille inkâr etmemenizin bahanesi nedir? Hakkı söylemek cihatların en büyüğü değil midir? Nitekim Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e "Cihadın hangisi en faziletlidir?" diye sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

«كَلِمَةُ حقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ»

"En faziletli cihat, zalim sultanın karşısında hakkı haykırmaktır." (Nesai)

Öyleyse neden hakkı gizliyor ve söylemiyorsunuz?

Siz mütefekkirler ve siyasetçiler... İçinizden ihlaslı ve dürüst olanlar; bugün sizin gününüzdür. Amerika rejimi kontrol ediyor, istediği yöne sevk ediyor ve ekonomiyi IMF ile Dünya Bankası’na mahkûm ederek ülkeyi ekonomik bir yıkıma sürüklüyor; bu da insanlara sıkıntı, yorgunluk ve ağır vergiler olarak geri dönüyor... Aynı şekilde ülkeyi güvenlik çöküşüne ve halk arasında fitneye sürüklüyor, siz de buna şahit oluyorsunuz. Hinduların zulmünden kaçan muhacirlere kucak açan ve ilk Muhacir ile Ensar gibi bir arada huzur içinde yaşayan Karaçi, şimdi nasıl bir fitneye sürükleniyor görüyorsunuz; kah komplolarla kah patlamalarla... Sonra bu rejim Keşmir’i satmış, onu unutulmaya terk etmiş ve cepheyi Müslüman topraklarını işgal eden Hindistan’dan kabile bölgelerine, Belucistan’a ve devrimcilere kaydırmıştır... Amerikan casusları ülkeyi boydan boya dolaşıyor, uçakları ve insansız hava araçları hava sahasını ihlal ederek hesap sormaksızın bombalıyor ve öldürüyor! Bu feci münker karşısında nasıl susuyorsunuz? Musibet geldiğinde sadece zalim, hain ve fasık yöneticilere mi dokunacağını sanıyorsunuz? Bilakis o, hem zalime hem de zulme sessiz kalana isabet eder...

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

"Sizden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmayacak olan bir fitneden sakının ve bilin ki Allah'ın azabı çok şiddetlidir." (Enfal 25)

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

«إِنَّ اللَّهَ لَا يُعَذِّبُ الْعَامَّةَ بِعَمَلِ الْخَاصَّةِ، حَتَّى يَرَوْا الْمُنْكَرَ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، وَهُمْ قَادِرُونَ عَلَى أَنْ يُنْكِرُوهُ فَلَا يُنْكِرُوهُ، فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ، عَذَّبَ اللَّهُ الْخَاصَّةَ وَالْعَامَّةَ»

"Allah, seçkinlerin (bazı kişilerin) ameli yüzünden toplumun tamamına azap etmez. Ancak toplum, aralarında münker işlendiğini gördüğü halde güçleri yettiği halde onu inkâr etmezlerse, o zaman Allah hem seçkinlere hem de toplumun geneline azap eder." (Ahmed)

İkincisi: Yönetici tabaka Zerdari, casusları ve yandaşlarına gelince; akıllı kişi başkasından ibret alandır. Sömürgeci kâfirlerle ülkelerine karşı komplo kuran, fesat çıkaran, batıl yolla mal yiyen ve "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için insanları kaçıran tüm hainlerin sonunun kapkara olduğunu görüyorsunuz. Hatta efendileri olan sömürgeciler bile, hizmet süreleri dolduktan sonra onları yol kenarına fırlatıp atmışlardır!

Nasıl olur da toprağı Amerika’ya ve casuslarına istedikleri gibi fesat çıkarmaları için peşkeş çekersiniz? Hava sahasını uçaklarına, istedikleri yeri istedikleri gibi bombalasınlar diye nasıl açarsınız? Biliyoruz ki Amerika size emrediyor ve yasaklıyor, siz de hiçbir isteğini geri çeviremiyorsunuz. Ancak hainler bile bazen bardak taştığında "hayır" derler, oysa siz taşan bardağın içinde yüzüyor ama yine de sesinizi çıkarmıyorsunuz!

Amerika ve müttefiklerine karşı bu feci boyun eğmişliğinize rağmen, Hizb ut-Tahrir gençlerine karşı aslan kesiliyor, casuslarınızı ve zebanilerinizi onları kaçırmak ve vahşi yöntemlerle işkence etmek için seferber ediyorsunuz! Bu gençlerin arkasında kimsenin olmadığını mı sanıyorsunuz? Kötü akıbetten ve sondan emin misiniz? Yanlarında kimse olmadığını mı, yardım ve destekten mahrum kaldıklarını mı sanıyorsunuz? Bu zannınız sizi felakete sürükleyecektir; zira Allah, Rasulü ve müminler onlarla beraberdir... Hizb ut-Tahrir onların ehlidir. Hizb bugün maddi intikam eylemlerine girişmiyorsa, bu korkaklıktan değil, şeriatın davet aşamasında buna izin vermediğini gördüğü içindir. Ancak Hizb, Allah’ın vaadi ve Rasulü’nün müjdesi olan Hilafeti ikame etmek için hızla ilerlemektedir. İşte o zaman, hak ettiğiniz şiddetli cezayı siz ve size uyan zebanileriniz alacaktır...

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ

"Zulmedenler, yakında nasıl bir devrimle devrileceklerini göreceklerdir." (Şuara 227)

Dünya azabından kurtulsanız bile, çocukların saçlarını ağartacak bir gün vardır; işte o gün Allah Teâlâ’nın şu sözünü idrak edeceksiniz:

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لَا يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَواءٌ

"Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, sadece onları gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne erteliyor. Başları kalkmış, gözleri (dehşetten) kendilerine bile bakamaz hale gelmiş, gönülleri ise bomboştur." (İbrahim 42-43)

Üçüncüsü: Kayani ve çetesine gelince; o, kötülükte, şeritte, zulümde ve fücurda Zerdari’den de ötedir. Ülkeyi Amerika’ya peşkeş çekmedeki rolü daha büyüktür. Amerikan İHA’larının Müslümanları bombalamasındaki rolü daha şiddetli ve tehlikelidir. Ordunun ana cephesini müşrik Hindularla olan sınırdan çekip kabile bölgelerine, Belucistan’a ve devrimcilere kaydırmadaki rolü daha zillet dolu ve utanç vericidir. Aynı şekilde Hizb ut-Tahrir gençlerinin kaçırılmasını güvence altına alması, onları gizlemesi ve işkence etmesi Allah katında ve kulları katında en büyük nefret sebebidir. Afganistan’daki Amerika ve müttefiklerine mühimmat, ilaç, yiyecek ve su tedarik etmedeki rolü, diğer hainleri geride bırakan bir hıyanettir... Keza Karaçi ve diğer yerlerde patlamalarla fitne çıkarmada Amerikan casuslarıyla iş birliği yapmadaki rolü de daha büyüktür. İsteseydi tüm bu trajedileri ve musibetleri durduracak, o patlamaları ve İHA bombalarını engelleyecek askeri güce sahipti... Fakat o dinini unuttu, orduya girerken ülkeyi her türlü saldırıya karşı koruyacağına dair ettiği yeminini unuttu; ülkeyi Amerikan casuslarına peşkeş çekmeyi değil!

Kayani ve çetesi, Allah’ı ve Rasulü’nü seven her ihlaslı ve cesur subayı tutuklayarak Amerika ve müttefiklerinin öncü karakolu gibi davranmaktadırlar; nitekim Subay Ali, kardeşleri ve diğer ihlaslı subaylara yaptıkları gibi. Kayani ve arkasındakiler, sömürgeci kâfirleri razı etmek için Müslümanları katletme planlarına ordunun sadakatini bu şekilde garanti altına alacaklarını sanıyorlar... Kayani, Pakistan ordusunun genelinin Müslüman bir ordu olduğunu ve Allah yolunda savaşmak için silah kuşandığını ya unuttu ya da görmezden geliyor. Bu ordu bir süre sessiz kalsa da her zaman sessiz kalmayacaktır. Özellikle de Kayani’nin giydiği askeri üniformaya ve taşıdığı silaha olan ihaneti ayan beyan ortadayken ve daha fazla açıklamaya gerek yokken... Bu ordunun uyanışı Kayani ve çetesini şaşırtacak ve Allah’ın izniyle ona hiç beklemediği bir yerden gelecektir; böylece hain cezasını bulacaktır.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

"Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf 21)

Dördüncüsü: Seçim Kurulu’na gelince; sizler Müslümansınız ve biliyorsunuz ki teşri (yasama) sadece Allah’a aittir. Öyleyse nasıl olur da Allah’ı bırakıp kanun koyan bir meclis üretmek için seçimleri yönetirsiniz? Allah’ı bırakıp helal ve haram kılan seçimleri nasıl yürütürsünüz? Zerdari, Kayani, yandaşları ve çetelerinin bu seçimleri perde arkasından yönettiklerini bildiğiniz halde buna nasıl alet olursunuz? Siyasi ve askeri liderliğin çıkarlarına, doğal olarak da onların çıkarlarının zirvesinde yer alan Amerika’nın çıkarlarına hizmet eden beşerî kanunları onaylayacak bir meclis üretmek için nasıl seçim yaparsınız? Seçim bir vekalettir ve vekalet ancak konusu meşru ise caiz olur. Öyleyse şer’î olmayan bir seçim için nasıl hazırlık yapar ve insanlardan buna katılmalarını istersiniz? Allah’ı bırakıp helal ve haram kılan bir teşri meclisi oluşturmanın çok büyük bir günah olduğunu bilmiyor musunuz? Taberani'nin El-Kebir'de Adiy b. Hatim'den rivayet ettiğine göre... Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vardım, Berae (Tevbe) suresini okuyordu. Şu ayete kadar okudu:

اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللهِ

"Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler." (Tevbe 31)

Bitirince dedim ki: "Biz onlara ibadet etmiyorduk." Şöyle buyurdu:

«أَلَيْسَ يُحَرِّمُونَ مَا أَحَلَّ اللهُ فَتُحَرِّمُونَهُ، ويُحِلُّونَ مَا حَرَّمَ اللهُ فَتَسْتَحِلُّونَهُ؟»

"Onlar Allah'ın helal kıldığını haram, haram kıldığını da helal kılıyorlardı da siz de onlara uymuyor muydunuz?"

Dedim ki: "Evet." Buyurdu ki:

«فَتِلْكَ عِبَادَتُهُمْ»

"İşte bu, onlara ibadet etmektir."

Ey Seçim Kurulu:

Bugün Pakistan’da istenen, Allah’ı bırakıp kanun koyan ve Allah’ın indirmediği hükümlerle yasalar onaylayan bir meclis çıkarmak için seçim yapmak değildir... Aksine istenen, Râşidî Hilafet’i ikame etmek ve sadece şeriatın hükmünü uygulayacak adil bir Râşidî Halifeye biat etmektir... İstenen, Pakistan’ın Hilafet Devleti’nin nüvesi olmasıdır; eğer bu olmazsa Hilafet Devleti’nin önemli bir parçası olmasıdır... İstenen, Pakistan’ın diniyle, ordusuyla ve nükleer silahıyla gücünü artırması; hakkı ve adaleti tesis eden bir güç olmasıdır... Keşmir’i ve müşriklerin işgalindeki diğer İslam topraklarını özgürlüğüne kavuşturmasıdır... Doğu Pakistan (Bangladeş) ile olan bağı deniz veya hava yoluyla değil, Müslüman toprakları üzerinden kara yoluyla yeniden kurmasıdır... Ordunun Pakistan ve Afganistan’daki Müslümanların karşısında olması yerine, her iki ordunun silahının tek bir hedefte, Amerika ve müttefiklerine yöneltilmesidir; böylece o sömürgeci kâfir devletler yuvalarına rezil ve rüsva bir halde geri döneceklerdir... İşte o zaman Allah’ın vaadi ve Rasulü’nün müjdesi gerçekleşecek; Pakistan ya Hilafet’in merkezi ya da bir parçası olacaktır. Böylece yeryüzü yeniden Hilafet’in nuruyla aydınlanacak, toprak hazinelerini çıkaracak, sema bereketlerini indirecek ve Allah mümin bir topluluğun kalplerine şifa verecektir...

Son olarak, münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar "Bunları dinleri aldattı" diyebilirler; nitekim onların selefleri de daha önce bunu söylemişlerdi. Fakat biz Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi deriz:

إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ وَمَنْ يَتَوكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

"Hani o münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar, 'Bunları dinleri aldatmış' diyorlardı. Kim Allah’a tevekkül ederse bilsin ki Allah Azîzdir, Hakîmdir." (Enfal 49)

Gerçekten de Allah Azîzdir, Hakîmdir.

Ve nihayet; sizlere bu beyanname ile uzak ama Allah’ın izniyle çok yakın bir yerden sesleniyorum. Allah’tan bizi aynı meydanda toplamasını niyaz ediyorum; öyle bir meydan ki orada Hilafet ilan edilsin, Halifeye biat edilsin, insanlar sokaklarda, evlerin çatılarında, minarelerde ve camilerin içinde sevinç ve coşkuyla tekbir getirsinler... Askerler, asli görevlerine, İslam’ın izzetini koruyan, fetihler yapan ve dünyaya hayır yayan Müslüman bir ordu olmaya geri döndükleri için sevinç ve coşkuyla tekbir getirsinler...

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. O dilediğine yardım eder. O Azîzdir, Rahîmdir." (Rum 4-5)

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşta Hizb ut-Tahrir Emiri


Hizb ut-Tahrir Emiri Ata b. Halil Ebu’r Raşta’dan Tayyib ve Tahir Belde Pakistan Halkına Çağrı

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın