Home About Articles Ask the Sheikh
Siyaset

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu’r Raşte’nin Hicri 1439 - Miladi 2018 Yılı Mübarek Kurban Bayramı Tebriği

August 20, 2018
5083
استمع للمقال

Hicri 1439, Miladi 2018 Yılı Mübarek Kurban Bayramı Münasebetiyle Allah büyüktür, Allah büyüktür, Allah büyüktür. Allah'tan başka ilah yoktur. Allah büyüktür, Allah büyüktür ve hamd Allah'a mahsustur.

Ameer

Allah’ın kendisini şereflendirerek şöyle buyurduğu İslam ümmetine:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkerden nehyeder ve Allah’a inanırsınız..." (Âl-i İmrân 110)

Allah katında kimseyi temize çıkarmamakla birlikte, sözün en güzelini söyleyen ve amelin en salihini işleyen, Allah’ın şu vasıflarla övdüğü davet taşıyıcılarına, Hizb-ut Tahrir’in tertemiz ve takva sahibi erkek ve kadın gençlerine:

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِين

"Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve 'Ben kuşkusuz Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?" (Fussilet 33)

Sayfanın kıymetli ziyaretçilerine, hak ve doğrulukla sayfaya yönelenlere ve taşıdığı hayra ulaşmaya çalışanlara... Allah onları hayırla mükâfatlandırsın.

Tüm bunlara: Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, Allah’ın taatlerinizi kabul etmesini dilerim. Yüce Allah’tan hacıların haccını kabul etmesini, onu mebrur bir hac, meşkur bir sa'y ve mağfur bir günah kılmasını niyaz ederim. Bu yıl hacca gidemeyenlere de gelecek yıl hayırla gitmeyi nasip etmesini dilerim. Şüphesiz Allah, salihlerin velisidir.

Kıymetli kardeşlerim; bu yıl bayram gelirken Hilafetimiz hâlâ yok. Bu yüzden sömürgeci kâfirler ve onların ajanları bize karşı cüretkâr davranarak beldelerimizde katliamlar başlatıp kan döktüler. Vahşi cinayetleri; varil bombalarından yıkıcı füzelere, oradan kimyasal silahlara kadar çeşitlilik gösterdi. Tüm bunlar bazen bizzat kendi elleriyle, bazen de ajanlarının elleriyle yapıldı. Nereye bakarsanız bakın, Müslümanların kanının zulüm ve düşmanlıkla akıtıldığını görürsünüz.

Doğu’da Burma; ki Burma’da ne olduğunu bilirsiniz. Oradaki Müslümanların durumu kalpleri kanatıyor. Bu, Budistlerin vahşi canavarların bile geri duracağı cinayet ve dehşetinden kaynaklanmaktadır. Ardından Keşmir’i ve Hindistan’ın oradaki cinayetlerini görürsünüz. Kuzeye çıktığınızda, Rusya’nın cinayet ve kan dolu ellerinin pençesindeki Çeçenistan, Kafkasya ve Kırım’ı görürsünüz. Oradan doğuya, Doğu Türkistan’a yöneldiğinizde, Çin’in oraya her türlü saldırganlığı reva gördüğünü görürsünüz. Güneye inip deniz kıyısına ulaştığınızda, Müslüman beldelerinin kalbi olan mübarek toprakları, ilk kıblemiz Filistin’i bulursunuz. Yahudilerin orayı gasp ettiğini, cinayet ve katliamlar işlediğini görür; Mescid-i Aksa’nın derin bir yaradan dolayı can çekişircesine inlemesini duyarsınız. Sonra Şam; ki Şam’da ne olduğunu bilirsiniz. Her yandan kan akıyor; Şam tağutu, arkasındaki ve önündeki Amerika, Rusya’dan İran’a ve ardından milislere kadar tüm takipçileri ve yandaşları eliyle vahşi katliamlar sokaklara ve mahallelere yayılmış durumda. Hepsi, tüm yıkıcı silahlarla bu ölüm ve kan dökme ateşini körüklüyorlar. İşte İdlip katliamları; etrafındaki hain pazarlıklarla karışık, tağutların oraya doğru yönelen yığınakları ve vahşi bombardımanları ile baş göstermekte. Sonra trajedi ve musibetlerde Şam’ın kız kardeşi olan Irak... Güneye, "mutlu" (Said) olan Yemen’e yöneldiğinizde, sömürgeci kâfir devletlerin kendi aralarındaki rekabet alanı haline getirdikleri, bizim kafataslarımız ve kanlarımız üzerinden beslenen çatışmaların trajedileriyle "hüzünlü" bir hale geldiğini görürsünüz. Batıya doğru gittiğinizde, Müslümanların kendi aralarında savaştığı Libya’yı bulursunuz. Orta Afrika’ya saptığınızda, Müslümanların maruz kaldığı eziyet, zarar, temiz kanların akıtılması ve kutsalların çiğnenmesinin tarif edilemez boyutta olduğunu görürsünüz. Komşusu Sudan’da ise güney kuzeyden koparılmış, yarası kanamaya terk edilmiştir. Sonra yıllardır dehşet verici acılar ve iğrenç çatışmalarla inleyen Somali...

Tüm bu trajediler, geçmiş yıllarında İslam, İslam’ın sancağı, ezanı ve adaleti ile izzet bulmuş Müslüman beldelerindedir. Fakat Hilafet’in zevalinden ve kalkan olan İmam’ın gidişinden sonra durumları değişmiş ve acıların en büyüğünü tatmışlardır. Sömürgeci kâfirler ve onların ajanları olan zalim yöneticiler üzerlerine üşüşmüştür. Kâfirlerin diyarındaki Müslümanların trajedilerinden ise hiç sormayın; o milletler Müslümanların kendi kimliklerinden çıkmalarını istiyorlar. Kadınlarının kıyafetlerine kuşatma uyguluyorlar, ezan seslerini susturmak için her yolu deniyorlar, toplumlarında ve hayatın her alanında, hatta yollarda bile onlara karşı nefret yayıyorlar. Bu trajediler Hilafet’in yokluğundan beri birbirini izleyen, halim selim insanı bile şaşkın bırakan yığılmış musibetlerdir.

Kardeşlerim, bu trajediler başka bir milletin başına gelseydi, o millet çökerdi veya çökmeye yaklaşırdı ve eğer hayat belirtisi kalmışsa bile yaşamın devamından ümidini keserdi. Ancak İslam ümmetinin, Rabb’inin kitabında, Nebisi’nin sünnetinde ve hatta gece ve gündüz gibi yaratılmışların alametlerinde öyle şeyler vardır ki; onu şiddetli zamanlarda sarsılmaz kılar, krizlerde azmini gevşetmez, bilakis gücüne güç, azmine azim katar. İşini güç ve ihsanla yerine getirir ve Rabb’ine sadık bir tevekkülle yönelir:

  • Rabb’inin kitabında Allah’ın ayetleri bunu haykırır:

فإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا * إِنَّ مَعَ الْعُSْرِ يُسْرًا

"Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah 5-6)

حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَنْ نَشَاءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ

"Nihayet resuller ümitlerini kesecek hale gelip de yalanlandıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız yetişti; böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise suçlu toplumdan geri çevrilmez." (Yusuf 110)

أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ نَصْرُ اللَّهِ قَرِيبٌ

"Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar ve sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, nihayet peygamber ve beraberindeki müminler, 'Allah’ın yardımı ne zaman?' dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır." (Bakara 214)

  • Nebisi’nin siretinde ise Resulullah ﷺ’in başına gelenlerdir: Müminlerin annesi Hatice (r.anha) ve ardından Resulullah ﷺ’e yardım eden Ebu Talib vefat etmiş ve "Hüzün Yılı" yaşanmıştı. Bundan sonra Taif ehlinin, Resulullah ﷺ’i kanlar içinde bırakan sert tepkisi gelmişti. Ardından kriz şiddetlendi ve Resulullah ﷺ’i öldürmek üzere anlaştılar; sonra Sevr Mağarası’na kadar O’nu ve arkadaşı Sıddık Ebu Bekir (r.a.)’ı takip ettiler. Mağaranın kapısında durduklarında, onlarla Resulullah ﷺ arasında sadece bir arşın veya daha az mesafe vardı. Bu durum o günün akşamındaydı; bir veya iki gün sonra ise Resulullah ﷺ Medine’de devleti kuruyor ve onun binasını yükselterek dünyayı aydınlatıyor ve hakkı haykırıyordu.

  • Gece ve gündüz gibi yaratılmışların alametlerinde ise; gecenin karanlığının şiddetlenmesini sadık bir fecrin doğuşu takip eder. Bu, akıl sahipleri için bir ayettir.

İşte böylece İslam ümmeti Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. O bilir ki zorluktan sonra kolaylık, şiddetten sonra ferahlık ve gecenin karanlığından sonra fecrin doğuşu vardır. Sarsıntılar onu sarsmaz, bilakis Allah’a ihlasla ve Resulullah’a sadakatle çalışır ve çabalar. İçinden sapanların veya sapsanların ona bir zararı olmaz; zira çoğunluğu İslam’a hiçbir alternatifi asla razı olmaz.

Kardeşlerim, o kâfirler Hilafet’in zevalinden sonra derin bir nefes aldılar ve bu cinayetlerini güven içinde işlediler. Kimse karşılarında durmuyor, kimse onları cinayetlerinden alıkoymuyor ve kimse onları evlerine geri püskürtmüyor. Müslümanların kalkanının yok olduğunu biliyorlar ve bu yüzden o kalkanın geri dönmemesi için var güçlerini harcıyorlar. Çünkü bu kalkanı yapanın, Müslümanların izzeti ve koruması olan Hilafet olduğunu biliyorlar. Bu yüzden Hilafet’i yeniden kurmak için çalışanların peşini bırakmıyorlar. Böylece Hizb-ut Tahrir, sömürgeci kâfirlerin ve Müslüman beldelerindeki ajan yöneticilerin oklarına hedef oldu. Ardından Parti, kâfirlerin hilesi, zalimlerin casusları ve kin güdenlerin nefreti yüzünden her türlü baskıya ve şehadete götüren işkencelere maruz kaldı. Parti, İslam dünyasında yasaklandı; hatta her türlü partiye kapıları açık olan Endonezya’da bile yasaklandı! Aynı şekilde, değersiz olanlar dahil her tür partiye kapıları açık olan Tunus’ta da Parti yasaklandı. Parti gençlerine gelince; tağutların zindanları onların halini haykırmaktadır. Daracık hücrelerinde işkence görüyorlar, dışarıdaki geniş hapishanede ise takip ediliyorlar. Peki, tüm bunlar neden? Partinin haykırdığı hak söz yüzünden! Bu söz onları kılıç darbelerinden daha fazla sarsıyor; çünkü hak sözün karşısında duracak bir hüccetleri yok. Allah onları kahretsin, nasıl da döndürülüyorlar!

Kardeşlerim; Ümmet’in ve Hilafet için çalışanların başına gelen bu trajediler gerçekten çok ama çok şiddetlidir. Eğer Allah Teâlâ bayramı bir sevinç vesilesi, Müslümanların kalplerine bir neşe ve sürur kaynağı, akrabalar için güzel bir sıla-i rahim ve Ümmet’in kendi arasında tebrik ve selamı yaydığı bir zaman kılmasaydı... Eğer Allah Teâlâ’dan bu Ümmet için izzet ve temkin vaadi gelmemiş olsaydı... Eğer Resulullah ﷺ’ten Râşidî Hilafet’in geri döneceğine dair müjde olmasaydı... Ve eğer Allah Teâlâ’ya ihlaslı, Resulullah ﷺ’e sadık, Hilafet’i kurmak ve İslam’ın ve Müslümanların izzetini geri getirmek için O’na yakararak gece gündüz çalışan bir parti olmasaydı... Eğer bu dördü olmasaydı, yüzlerin gülmesi mümkün olmazdı. Zira Müslümanları önden, arkadan, sağdan ve soldan kuşatan trajedilerin çokluğu sebebiyle kalplerde bir yara, boğazlarda bir hıçkırık vardır. Hilafet yaklaşık bir asırdır yok; Müslümanlar parçalanmış, başlarında zalim ruveybiğa yöneticiler var. Sömürgeci kâfirlerin ve müttefiklerinin beldelere ve insanlara yönelik saldırganlığından bahsetmiyorum bile; sanki Müslüman beldeleri kanımızın dökülmesi ve kutsallarımızın çiğnenmesi için bir çatışma meydanı haline gelmiş.

Ancak, bu trajedilerin şiddetine rağmen Hizb-ut Tahrir, Allah’ın yardımıyla, vaadinin gerçekleşeceği ve Resulü ﷺ’in müjdesiyle mutmaindir. Rabb’inin izniyle işini güzelce yaptığı sürece Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. Parti bilir ki, Hilafet’in dönüş vakti Kitap’ta yazılıdır ve her geçen gün o vakte bir gün daha yaklaşıyoruz. Bu hal üzere olan bir partinin kalbine yeis girmez, Azîz ve Hakîm olanın izniyle azmi gevşemez ve gücü zayıflamaz. Bilakis şiddetli haller onun gücünü artırır; çünkü zorluklar adamların mihengidir. Partinin gençleri, Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerden olmayı dileyen gerçek adamlardır:

رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ

"Onlar, ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetten sarsılacağı bir günden korkarlar." (Nûr 37)

Onlar, Allah’ın lütfuyla davayı sağ elleriyle taşıyorlar ve Allah’ın izniyle bu dava onların ellerinde yükselecektir. Sonra Allah’ın vaadi ve Resulü ﷺ’in müjdesi, Allah’ın başarısı ve yardımıyla şu üç dalda gerçekleşecektir:

  • Birincisi: Bu cebri krallıktan sonra nübüvvet metodu üzere Hilafet’in yeniden kurulması. İmam Ahmed ve Müsned’inde Tayalisi, Huzeyfe’den rivayetle Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu nakleder: "...Sonra cebri bir saltanat olacaktır. Allah dilediği kadar devam edecektir. Sonra Allah dilediği zaman onu kaldıracaktır. Sonra nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır."

  • İkincisi: Yahudi varlığının kökünden sökülüp atılması. Müslim Sahih’inde Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayet eder ki Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: "Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecektir..." Başka bir lafızda ise şöyle buyurmuştur: "Yahudiler sizinle savaşacak, siz de onlara musallat kılınacaksınız."

  • Üçüncüsü: Allah’ın izniyle Roma’nın fethi. Ahmed Müsned’inde, Hâkim ise Müstedrek’inde (Zehebi de ona muvafakat etmiştir) Ebu Kabîl’den rivayet ederler. Ebu Kabîl der ki: Abdullah b. Amr b. el-As’ın yanındaydık. Dedi ki: Biz Resulullah ﷺ’in etrafında yazıyorken Resulullah ﷺ’e soruldu: "Hangi şehir önce fethedilecek: Kostantiniyye mi yoksa Rumiye mi?" Resulullah ﷺ şöyle buyurdu: "Heraklius’un şehri önce fethedilecek, yani Kostantiniyye." Kostantiniyye fethedilmiştir, Roma da inşaAllah fethedilecektir.

Kardeşlerim, yukarıda yazılanları selim bir akıl ve hikmetli bir anlayışla tefekkür etmek; acıdan sonra bir umut, hüzün gerçeğinden sonra sevinç müjdesi, zorluktan sonra kolaylık, uzun süren bir bedbahtlıktan sonra yaklaşan bir huzur ve "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" dedikten sonra Allah’ın salât ve rahmetinin inmesidir... Sonra hayır ve zafer... Hayır ve zafer... Hayır ve zafer...

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. O dilediğine yardım eder. O mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir." (Rûm 4-5)

Sonuç olarak; Yüce Allah’tan bu güzel ve mübarek bayramın, İslam ümmetinin Râşidî Hilafet sancağı olan Ukab sancağının, "Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah" sancağının gölgesinde olduğu günlerde geri dönmesini niyaz ederim. Yine O’ndan, Parti gençlerinin bu ümmetin ön saflarında olup onunla birlikte Râşidî Hilafet’in gölgesinde gölgelenmelerini dilerim. Bu bayram geri dönmeden önce eceli gelen gence gelince; Allah’tan onun için, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı o günde O’nun gölgesi altında gölgelenmesini niyaz ederim. Allah Rahman ve Rahim’dir.

Son söz olarak; size selamlarımı iletiyor ve sizin için hayır dualar ediyorum.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Kardeşiniz 10 Zilhicce 1439 Ata İbn Halil Ebu’r Raşte M. 21/08/2018 Hizb-ut Tahrir Emiri

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın