Hamd Allah’a, salat ve selam Allah’ın Rasulü’ne, onun âline, ashabına ve onu dost edinenlere olsun.
Kıymetli İslam ümmetine, Beytullah’ın hacılarına, değerli davet taşıyıcılarına ve web sayfası ziyaretçilerine...
Assalamu Alaykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh... Allah ibadetlerinizi kabul etsin, bayramı üzerinize hayır ve bereketlerle dolu kılsın... Allah hacıların haccını kabul etsin; haccı mebrur, say’i meşkur ve günahları mağfur eylesin... Allah hacca gidemeyenlere de gelecek yıl hayırla gitmeyi nasip etsin...
Değerli Kardeşler,
İslam nimeti için Allah’ı tekbir eder ve O’na hamdederiz... Hilafeti ikame etmek için Hizb-ut Tahrir saflarında davet taşıma nimeti için de O’na hamdeder ve O’nu tekbir ederiz... Müstemlekeçi kâfirlerin, Müslüman beldelerindeki ajan yöneticilerin tuzaklarına, münafıkların, kalplerinde hastalık olanların ve yaygaracıların hilelerine rağmen bu partinin dimdik ayakta kalmasından dolayı O’na hamdeder ve O’nu tekbir ederiz... Evet, Allah’ı tekbir ediyoruz: Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber... La ilahe illallahu Allahu Ekber, Allahu Ekber ve lillahi’l hamd... Hizbin uğrunda çalıştığı Hilafet, müstemlekeçi kâfirlerin uykularını kaçırmakta ve Müslüman beldelerindeki ajan yöneticileri dehşete düşürmektedir... Kalplerinde hastalık olan münafıkların ve kin besleyenlerin başlarını ağrıtmaktadır. Onlar, güya başlarına geleceklerden korunmak için kâfirlerin peşinden koşmaktadırlar:
فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادمِينَ
“Kalplerinde hastalık olanların, ‘Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz’ diyerek onların (kâfirlerin) arasında koşuşturduklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.” (Maide 52)
Kardeşlerim, Hizbin kuruluşundan bu yana krizler şiddetlendi. Allah’ın küfürleriyle basiretlerini kör ettiği veya nifaklarıyla kalplerini öldürdüğü çeşitli insanlar bu krizlerin vebalini yüklendiler. Hilafetin dönüşüne engel olabileceklerini sanarak günah ve düşmanlık üzere yardımlaştılar. Kimi zaman hak sözün sarsıntıya uğrattığı devletler, kimi zaman ise doğruluk kelimesinin korkuttuğu grup ve bireyler oldular. Her iki kesimi de kendi kötü tuzakları kuşatmıştır. Yüce Allah doğruyu söylemiştir:
وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ
“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fatır 43)
İslam’a ve onun devletinin dönüşüne kin besleyen, Hilafete Haçlı Seferleri’nin kiniyle saldıran müstemlekeçi kâfir devletlere gelince; bu devletler ve onların ajanları, Hilafet devleti için çalışanları takip etmek, tutuklamak ve hapishanelerinde şehit olana dek işkence etmek için habis üsluplar ve çirkin araçlar geliştirmede tüm güçlerini harcadılar. Bunu kendilerine bazen “terörizm” iftirasıyla, bazen de “terörün taşıyıcı bandı” (conveyor belt) iftirasıyla meşrulaştırdılar. Son zamanlarda ise zihinlerinde “elektronik terör” iftirası türedi! Hizbin, gençlerinin sayfalarını şiddete teşvik eden terörist fikir ve görüşlerle doldurduğunu iddia ederek, Hizbin gençlerini sosyal medya sayfalarından takip etmeye, “elektronik terör” bahanesiyle tutuklamaya ve işkence etmeye başladılar! Oysa basiret sahibi herkes, Hizbin gençlerinin sayfalarının hakikat beyanı ve doğru sözlerle parladığını, buna karşın o güruhun sayfalarının ise aldatma, hile, yalan ve iftira ile dolu olduğunu görür. Allah onları kahretsin, nasıl da döndürülüyorlar!
Kalplerinde hastalık olanlara, münafıklara ve yaygaracılara gelince; onların muhalefet ve iftiraları bugün değil, çok önceden başlamıştı. Ancak başlangıçta eleştirileri ve iftiraları, Hizbin fikir ve metoduna güveniyormuş gibi yaparak kandırmak suretiyle liderlik ve yetkililer üzerinde yoğunlaşmıştı. Asıl hedefleri olan Hizbin varlığını sarsma niyetlerini böylece gizliyorlardı. Fakat son yıllarda Hizbin fikir ve metoduna saldırıya geçtiler; tabanni (benimseme), nusret (talep etme), ümmetin liderliği, muhasebe ve şehriye (aylık rapor) gibi hususlara saldırılarını yoğunlaştırdılar. Böylece başkaları onları deşifre etmeden önce kendilerini deşifre ettiler! Gizledikleri hedef olan Hizbin fikir ve metodunu sarsma amacı artık herkes için gün yüzüne çıkmıştır. Ancak Hizmet köklü, sağlam ve güzel bir şekilde ayakta kalmaya devam etmiştir:
كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا
“Kökü (yerde) sabit, dalları ise gökte olan güzel bir ağaç gibidir. O ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir.” (İbrahim 24-25). Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’adır.
Değerli Kardeşler,
Müstemlekeçi kâfir devletler ve onların ajanları durmayacaklar; aksine birbiri ardına habis yöntemler geliştirmeye devam edeceklerdir. Çünkü Hizbin Hilafeti kurmadaki başarısını engellemek onlar için “hayat-memat” meselesidir; tıpkı Hilafeti ikame etmenin Hizb ve tüm müminler için bir varlık davası olması gibi. İslam düşmanları, Hizbe ve Hilafete karşı tuzaklarından vazgeçmeyecekler, hilelerinden geri durmayacaklardır. Dünyevi imkanları bizim imkanlarımızın üzerinde olsa da kalplerimizin huzur bulduğu ve azmimizin güçlendiği dört hakikat vardır. Bu sayede Allah’ın izniyle ne mihnetler bizi sarsabilir ne de fitneler bizi zayıflatabilir; aksine gücümüze güç katar. O toplulukların tuzağı kendi boyunlarına dolanır ve hileleri onları helak eder:
وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ
“Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa onların tuzakları dağları yerinden oynatacak olsa da Allah katında (onları boşa çıkaracak) bir plan vardır.” (İbrahim 46). Sonrasında Hizb, Allah’ın izniyle o toplulukların burunlarını yere sürterek Hilafeti ikame edene kadar, Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmadan hakkı haykırmaya devam edecektir.
Bu dört hakikat şunlardır:
Birincisi: Şiddetin artması feracın (kurtuluşun) habercisidir. Bu, Allah’ın kitabında birden fazla yerde zikredilmiştir:
حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَنْ نَشَاءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
“Nihayet resuller ümitlerini kesecek raddeye gelip de yalanlandıklarını zannettikleri bir sırada onlara yardımımız gelmiştir. Böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirilir. Azabımız ise suçlular topluluğundan geri çevrilmez.” (Yusuf 110). Bu hakikat Rasulullah ﷺ’in siretiyle de teyit edilmiştir; krizin en şiddetli anında zafer yaklaşmıştır. İbn Hişam’ın siretinde şöyle geçer: “İbn İshak dedi ki: Sonra Hatice bint Huveylid ve Ebu Talib aynı yıl içinde vefat ettiler. Rasulullah ﷺ’in üzerine musibetler ardı ardına geldi... Bu hicretten üç yıl önceydi... İbn İshak dedi ki: Allah Azze ve Celle dinini izhar etmek, Nebisi ﷺ’i aziz kılmak ve vaadini gerçekleştirmek istediğinde... Hazreç’ten bir toplulukla karşılaştı... Onları Allah’a davet etti... Onlar da icabet edip onu kabul ettiler...” Sonraki mevsimde Birinci Akabe Beyatı, ardından İkincisi, sonra hicret ve devletin ikamesi gerçekleşti... İşte böylece çalışan müminler üzerindeki şiddetin artması, Azîz ve Hakîm olan Allah’ın izniyle kurtuluşun ve zaferin işaretidir.
İkinci Hakikat: Allah istihlaf (yeryüzünde iktidar kılma) vaadinde bulunmuştur:
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلِفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
“Allah, içinizden iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağını vaat etti.” (Nur 55). Rasulullah ﷺ de içinde bulunduğumuz bu “ceberut yönetim” döneminden sonra Hilafeti müjdelemiştir: Ahmed ve Ebu Davud’un Huzeyfe’den rivayet ettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
«...ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، ثُمَّ سَكَتَ»
“...Sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldıracaktır. Sonra da nübüvvet metodu üzere (ikinci) Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”
Üçüncü Hakikat: Allah’ın istihlaf vaadi ve Rasulü’nün Hilafetin dönüşü müjdesi, Allah’ın kaderinde, O’nun Levh-i Mahfuz’daki ilminde yazılıdır. Bu, Azîz ve Hakîm olan Allah katında belirlenmiş ve asla şaşmayacak bir vakitte gerçekleşecektir. Geçen her gün bizi o vakitten uzaklaştırmaz, aksine yaklaştırır. Bu yüzden ruhlarımız buna bağlı kalmakta ve bununla müjdelenmektedir.
Dördüncü Hakikat: Allah bizim için Hilafeti kuracak melekleri gökten indirmeyecektir. Aksine Allah’ın yarattıkları üzerindeki sünneti; yeryüzü halkından bu şerefi hak edenleri, çalışmaları, gayretleri, ihlaslı amelleri ve işlerini sağlam yapmalarıyla bu onura kavuşturmasıdır. Hilafet için çalışan Hizb-ut Tahrir, Allah’ın izniyle buna en layık olanıdır. Allah Subhânehu’dan bizi zafer ve fetihle şereflendirmesini, bizi Hilafetin askerlerinden ve şahitlerinden kılmasını niyaz ediyoruz. Öyle ki, bayramlardaki tekbirlerimiz, apaçık zafer savaşlarındaki fatih askerlerin tekbirleriyle karışsın:
وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ
“O gün müminler, Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir.” (Rum 4-5)
Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber... La ilahe illallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve lillahi’l hamd.
Wassalamu Alaykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
Kardeşiniz
Ata İbn Halil Ebu’r Raşta
Hizb-ut Tahrir Emiri
10 Zilhicce 1440 H.
11 Ağustos 2019 M.